Blog

Vaaz 2020.03.08 Yakup 1 Kutsal Denenme

Bugün ve bundan sonraki haftalarda -RAB dilerse- Kutsal Kitap’taki “önemsiz bir mektup üzerinde düşüneceğiz. 

Önemsiz dediğim için bana kızmayın, “önemsiz bir mektup” ifadesini, Yakup mektubu için kullanan kişi Martin Luther’dir. M. Luther, Tanrı’nın çok büyük işler yapmak için kullandığı, tarihe geçen bir adamdı. Ama neticede bir “adam”dı ve her adam gibi o da kusurluydu. Yakup mektubu hakkında böyle bir ifade kullandı, çünkü hayatını ve mücadelesini iyi biliyorsunuz, onun mücadele ettiği kişiler, kurtuluş için iman kadar iyi işlerin de gerekli olduğuna inanıyordu. Diğer taraftan Yakup mektubu ise iyi işlerle ilgili öğretilerle doluydu. Luther, ve tabi ki onunla birlikte pek çok kişi Yakup mektubunu eksik yorumladı ve “önemsiz” yakıştırmasını yaptı.  

Gerçekte Yakup mektubunun bir başyapıt olduğunu söylersek abartmış olmayız. Küçük ve eğiticidir ve çok pratik konulara değinir. Gerçekten de çok sevilmeyen bir mektuptur, çünkü şu konulara değiniyor: İnsanın dilini denetlemesi, zenginlere zengin oldukları için saygı gösterilmesi, imanımızın gerçek olduğunu yaşamlarımızda göstermemizin gerekliliği. Bu konular kimsenin kolay kolay hoşuna gitmeyecek konulardır.   

Geçen hafta biraz bahsetmiştim. Kilisede hangi konularda ve hangi bölümlerden vaaz vereceğim konusunda Tanrı’ya dua ettim ve yüreğimde Yakup mektubuna doğru çok güçlü bir yönlendirme hissettim. Yakup mektubu kişisel olarak benim de tercihim olmazdı. Ama yürekten inanıyorum ki, Tanrımız bizlerden bu dönemde, bu mektuptaki “önemli” uyarılarını hatırlamamızı ve dikkate almamızı istiyor. 

Ayetlere geçmeden önce kısa birkaç bilgi vermek istiyorum. İncil’de dört farklı Yakup var ama birçok sebepten bu mektubun yazarının İsa’nın kardeşi olan Yakup olduğuna inanılıyor. Sebeplerini vaaza eklemiyorum ama toplantıdan sonra sebebini sormak isteyen olursa sohbet zamanında konuşabiliriz. Yakup hakkında bildiklerimiz, Yahudiliğe bağlı bir adamdı. Yeruşalim’de İ.S. 48-49 yıllarında, yasa konusunda kararlar alınan bir toplantıyı yönetti. Tarihçi Josephus’a göre ise, yasaya bağlılığı sebebiyle Yahudiler arasında sevilen birisi olmasına rağmen, yasak olduğunu bile bile Mesih’e tanıklık ettiğinden dolayı İ.S. 62 yılında şehit edildi. Bu yıllar göz önüne alındığında da, İncil’in kaleme alınan ilk bölümü olduğu düşünülüyor. 

Şimdi 1. ayetten başlayarak mektuba geçelim: 

Ayet 1: Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim. 

Yakup kendisini “Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu” olarak tanımlıyor. Eğer bu Yakup, bahsettiğimiz gibi ve genel olarak inanılan gibi, İsa’nın kardeşi olan Yakup ise, ilginç bir nokta ortaya çıkıyor. 

Yu.7:5’te Yuhanna, İsa için şu cümleyi kullanıyor: “Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı.” 

Ve Markos 3:21’de benzer bir şekilde şu cümle var: “Yakınları bunu duyunca, ‘Aklını kaçırmış’ diyerek O’nu almaya geldiler.” 

Yani İsa Müjde’yi duyururken, kardeşleri ve yakınları bile O’na iman etmiyor ve aklını kaçırmış olduğunu düşünüyorlardı. Ama o zaman pek önemsenmese de, Tanrı’nın sözleri, herkesin yüreklerinde kök salıyordu. Bugün de böyledir. Tanrı’nın sözü çok sayıda kuşkucu kişiyi “Tanrı’nın kulları” haline getirdi. Bizler de Müjde’yi paylaşırken bunu hatırlayabiliriz. 

Aslında sadece “Tanrı’nın” değil de, “Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu” diyor. Yani o ayetteki gibi (Yuh.5:23) Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u da onurlandırıyor.  

Ve hemen devamında mektubun kime hitaben yazıldığını okuyoruz: “Dağılmış olan on iki oymağa.” 

Yani kime? Asıl dağılma, iki hafta öncenin vaazında bahsettiğimiz o peş peşe gelen İsrail ve Yahuda krallarının ve halklarının günahları sonucunda Tanrı’nın onları sürgüne göndermesiyle oldu. Bunlardan az bir bölümü, yine o vaazda okuduğumuz gibi, Ezra ve Nehemya’nın günlerinde ülkelerine döndü. Ama İsa’dan sonra başka bir dağılma daha oldu. Mesih’e inanan Yahudiler de dağılmak zorunda kaldılar.  

Elçilerin İşleri 8:1 İstefanos’un ölümünü Saul da onaylamıştı. O gün Yeruşalim’deki kiliseye karşı korkunç bir baskı dönemi başladı. Elçiler hariç bütün imanlılar Yahudiye ve Samiriye’nin her yerine dağıldılar.  

Ve bazı tarihçiler, dağılan imanlıların Fenike, Kıbrıs ve Antakya bölgelerine kadar sürüldüğünü yazıyor. Bu mektup onlara yazıldığı için bizi ilgilendirmez mi? Bizler de bu dünyada yabancı ve konuk değil miyiz? Belki bu mektup doğrudan değil, ama yine de bize yazıldı. 

Ayet 2: Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın. 

Denenmeyle yüz yüze geldiğinde sevinçle karşılayan kimse var mı? 

Bölümün geneline baktığımızda, Yakup iki farklı denenmeden bahsediyor: Öncelikle 2-12 ayetlerinde “Tanrı’dan gelen, imanımızın gerçekliğini sınayan ve bizi Mesih’e benzer hale getiren, kutsal denenmelerden, sonra da 13-17 ayetlerinde “Kutsal olmayan ayartılardan” bahsediyor. Biz bugün Kutsal denenmelere bakacağız. 

Hepimiz iyi biliyoruz ki bir Hristiyan’ın yaşamı problemlerle doludur. Çok çeşitlidirler: kimi zaman beklenmedik anda gelir, kimi zaman üst üste gelir, ama bir konuda ortaktırlar ki: mutlaka gelirler! Yakup, “yüz yüze gelirseniz” değil, “yüz yüze geldiğinizde” diyor. Hristiyanlar olarak denenmelerden kaçamıyoruz. Önemli olan, denenme geldiğinde ne yapacağımızdır. 

Bir denenmeyle karşılaştığımızda genel tepkilerimiz nelerdir? Hafife alırız, cesaretimizi kaybederiz, söyleniriz (neden böyle, neden şöyle), şikayet ederiz, kaderci bir insana dönüşürüz. Bazen Tanrı’yı bile sorgularız. Bunun kronikleştiği durumlarda ise, öyle bir insan haline geliriz ki, sürekli kendisine acıyan, sürekli ilginin kendi üzerinde olmasını isteyen insanlar haline geliriz. Tanrı bu tepkilerimizden hoşnut olmayacak. Bunun yerine şu ayeti hatırlayabiliriz:  

İbraniler 12:11 Terbiye edilmek  başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir.   

Bu denenmeler bizim yararımızadır. Bu tepkiler yerine şunu söyleyebiliriz kendimize: “Bu denenmeler benim yararımadır. Bunun olmasına Tanrı izin veriyor. Tanrı’nın benim için iyi bir amacı olduğunu biliyorum ama bunun ne olduğunu bilmiyorum. Benden ne istediğini öğreneceğim. Hayatımda Tanrı’nın amacı gerçekleşsin!”  

Bu yüzden Yakup diyor: Sevinin! Cesaretinizi kaybetmeyin, isyan etmeyin. Tanrı bizimledir çünkü Tanrı bizlerin Mesih’e benzemesi için hayatımızla uğraşıyor. Bu denenmeler düşmanımız değil. Ruhun meyvelerinin çıkması için bazen olumsuz koşullar da gerekiyor. “Fırtınasız denizden iyi kaptan çıkmaz.” 

Kaç kez şunu duydunuz: “Çok zordu benim için, ama Tanrı iyi ki bu tecrübeyi yaşamama izin verdi.” Ben bunu çok söylerim. Aynı tecrübeleri tekrar yaşamak istemem, ama ondan öğrendiklerimi inkar edemem. 

Ayet 3-4: Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır. Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler olmanız için tam bir etkinliğe erişsin. 

Dayanma gücüne sahip olabilmemiz için bazen imanımızın sınanması gerekiyor. Sorunlar bizleri iman hayatımızda güçlendiren şeylerdir, her şey sorunsuz olsaydı gelişmemiz de mümkün olmazdı.  

Dayanma gücünün tam bir etkinliğe erişmesi gerekiyor. Ama bazen biz kendimiz buna engel oluyoruz. Nasıl? Bir denenme geldiğinde, odak noktamız şudur: Hemen denenmeden kurtulmak. Çünkü sorunlardan bunalıyoruz ama Tanrı’nın amacının ne olduğunu sormadan önce sıkıntıdan çıkmak zordur. Tanrı bizi o denenmeyle bir sonuca ulaştırmak istiyor ama biz O’nun planını engelliyoruz. Bu sebepten de bir kısır döngü yaratıyoruz çünkü ileride Tanrı bize o konuda yine bir şey öğretmek istiyor ama bu sefer eskisinden daha fazla sorun yaşıyoruz çünkü sorun daha da kök salmış oluyor. Diş hekimine gitmek için ağzımızın mahvolmasını bekleseydik, ne kadar acı çekerdik? Ama ilk başta gidersek, ne kadar acı çekeriz? Dayanma gücümüzü geliştiren olaylardan kaçarsak, Tanrı’nın amacı hayatlarımızda gerçekleşmeyecek. 

Cesaretimiz kırılmasın. Esenlik, sadece Tanrı’ya gerçekten boyun eğdiğimizde geliyor. Tanrı’nın amacına odaklanalım, hiçbir sorun zaten Tanrı’dan büyük değildir. Bazı sorunlar hiçbir zaman geçmeyecek. Pavlus “Bu hastalığı benden al” dediğinde Tanrı “Lütfun sana yeter” karşılığını verdi.  

Ayet 5-8 İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe, azarlamadan veren Tanrı’dan istesin; kendisine verilecektir. Yalnız hiç kuşku duymadan, imanla istesin. Çünkü kuşku duyan kişi rüzgarın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer. Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rab’den bir şey alacağını ummasın. 

Tanrı’nın bizi azarlayacağından korkmaya gerek yoktur. Tanrı, amacının ne olduğunu anlamak isteyen kişilere her zaman yardım ediyor. İhtiyacımız olan bilgeliği O’ndan isteyelim. Kutsal Kitap’ta kiminle evlenmek istediğimiz ya da finansal durumumuzu nasıl yöneteceğimize dair spesifik yanıtlar yok ama O’nun içinde Tanrı’nın ilkeleri var. Tanrı’nın ilkelerini hayatlarımıza uygulamak için de bilgeliğe ihtiyacımız var. 

Ama bunu isterken kuşku duymadan istemeliyiz. Esenlik içinde olmak için O’nun Hey Şeye Gücü Yeten Tek Tanrı olduğuna iman etmeliyiz. O zaman esenlik buluruz çünkü şüphe duyduğumuzda rüzgarla savrulan deniz dalgası gibi değişken ve kararsız oluruz. Bir o tarafa bir bu tarafa gider geliriz. 

Ayet 9-11 Düşkün olan kardeş kendi yüksekliğiyle, zengin olansa kendi düşkünlüğüyle övünsün. Çünkü zengin kişi kır çiçeği gibi solup gidecek. Güneş yakıcı sıcağıyla doğar ve otu kurutur. Otun çiçeği düşer, görünüşünün güzelliği yok olur. Zengin de bunun gibi kendi uğraşları içinde kaybolup gidecektir. 

İlk bakışta bu ayetler konuyla ilgisiz gibi geliyor ama Yakup burada “denenme” konusunda örnek veriyor. Özetle söylemek istediği şey şudur: İnsan hangi durumda olursa olsun, bu durumdan ruhsal yararlar sağlayabilir. Örnek: fakir birisi, her durumda tembel demektir diyemeyiz. Tanrı onun belli bir düzeyde kazanmasını uygun görmüştür. Geçen hafta bunu işledik. Tanrı her birimize farklı bereketler veriyor. Ama biz ne yapıyoruz? 

Bir çok Hristiyan sürekli şikayet eder. Cinsiyetinden, boyundan, yaşından. Erkekler kadınları daha şanslı görür kadınlar da erkekleri. Uzun boylu insanlar kısa olmak ister kısa boylu insanlar uzun. Gençler yaşlı olmak ister yaşlılar genç olmak ister. Pavlus diyor ki: “…şimdi ne isem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim.” Bizim için doğru bakış bu olmalı. Tanrı’dan gelen ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmeliyiz. Bu örnekte zenginlik kötülenmiyor. Göksel değerlerin değil de dünyasal değerlerin peşinden gidenlerin sonu resmediliyor. Yoksa alçakgönüllüyü yücelten de lütuftur, zengini alçakgönüllü yapan da yine lütuftur. Son olarak: 

Ayet 12: Ne mutlu denemeye dayanan kişiye! Denemeden başarıyla çıktığı zaman Rab’bin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır. 

Tanrı sıkıntılara dayanan kişileri kutsuyor. Bu taç, bizim için büyük bir ödüldür değil mi? Bu taç, Mesih’in yargı gününde alacağımız ödüldür. Tabi ki sonsuz yaşam, bu denenmelerden başarıyla  geçecek olanlara verilecek olan ödül değildir. Ama şimdiki zamanda gösterdiğimiz iman ve sabrın, yargı kürsüsünde onurlandırılmasıdır.  

İsa Mesih’e iman aracılığıyla sonsuz yaşama kavuştuk. Ama yargı kürsüsünde söylenip duran da, sevgiyle katlanan da kendi ödüllerini alacak. 

Şimdi bugünden itibaren bu ilkeleri hayatlarımıza uygulayalım mı? Şu soruları soralım: Değişik denenmelerle yüz yüze geldiğimde: 

Bunu şanssızlık olarak görüp şikayet mi ediyorum? – Yoksa Tanrı’ya şükrediyor muyum? 

Sıkıntılarımı herkese  ilan mı ediyorum? – Yoksa sakince ve Tanrı’yla sıkıntılara katlanıyor muyum? 

Denenmenin biteceği günü mü iple çekiyorum? – Yoksa Tanrı’nın amacını anlamaya çalışıyor muyum? 

Kendimi acındırmaya mı çalışıyorum? – Yoksa başkalarına hizmet etmeye mi çalışıyorum? 

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.03.01 Toprak Sahibi

Matta 20:1-16 (bağcı benz.) İsteyen şimdi açabilir. (sf1035) 

 

Son zamanlarda Eyüp kitabını okuyorum. Bu bölüm birçok konuda ve Tanrı’nın adaleti hakkında düşündürüyor. Bazen çevreme baktığımda bazı “insan canlısı olmayan” kişilerin çok ciddi derecede varlık, sağlık, çoluk çocuk sahibi olduklarını ama bazı alçak gönüllü, bizim tabirimizle “gariban” insanların yokluk içinde ve her çeşit sıkıntılar içinde olduklarını görüyorum. İnsan olarak baktığımda, yaşayış olarak baktığımda hiçbir fark göremiyorum, hatta bazen kendimin bile başka insanlardan daha çok ve daha gönülden çalıştığımı ama yine de onların -daha az emeklerine karşılık- daha fazlasına sahip olduklarını görüyorum ve kendimin bundan daha fazlasını hak ettiğimi düşünüyorum ve Tanrı’nın adaletini sorguluyorum. (bu bir benzetmedir, herkesin bildiği gibi vaizler günahsızdır!! 🙂   

 

…Kötülerin hak ettiği doğruların, doğruların hak ettiğiyse kötülerin başına geliyor… 

VAİZ 8:14 TCL02 

https://bible.com/bible/170/ecc.8.14.TCL02 

 

Tanrı’nın adaletini sorguladığınız oldu mu? 

 

Bugün okuyacağımız benzetmede, Tanrı’nın adaletini sorgulayan işçilerin söylenmelerine ve Tanrı’nın o söylenmelere nasıl karşılık verdiğine, ve böylelikle Tanrı’nın egemenliğinde işlerin nasıl tahmin ettiğimizden daha farklı yürüdüğüne bakacağız. 

 

İlk iki ayeti okuyalım: (a.1-2)  

Hangi karakterler var? Toprak sahibi ve işçiler.  

Toprak sahibi kimdir? Tanrı.  

İşçiler kimdir? Hizmet eden insanlar. Siz ve ben. Benzetmenin devamını bunları hatırlayarak okuyalım. 

Toprak sahibi ne yapıyor? Bağında çalışacak işçi tutmak amacıyla sabah erkenden kalkıyor. Amacı işlerini yapacak işçiler bulmaktır. Ve sabahın erken saatlerinde bazı işçiler bulup onlarla anlaşıyor. Ne kadarlık ücret karşılığında anlaşıyor? Günlüğü 1 dinar. Devam edelim. 

 

(a.3-7) Toprak sahibi, sabah erkenden bulduğu işçilerin haricinde, sabah dokuza doğru tekrar dışarı çıkıp bu sefer başka işçiler daha buldu. Aynı şekilde, öğlen tekrar, saat üçe doğru tekrar, saat beşe doğru tekrar başka işçiler buldu. Bu toprak sahibinin çok büyük bir bağı olmalı. 

 

Bu noktada şu  konuya dikkat çekmek istiyorum: Toprak sahibinin sabahın erken saatinde çıkıp bulduğu ilk işçiler ile, daha sonra bulduğu tüm işçiler arasında bir fark var. Bu fark nedir? İlk işçilerle bir pazarlık oldu değil mi? Onlar konuştular ve bir ücret yani 1 dinar için anlaştılar. Ama sonraki işçiler? Onlar bir pazarlık yapmadılar. Toprak sahibi şöyle dedi: “Hakkınız ne ise veririm.” Devam edelim. 

 

(a.8) Akşam oldu, gün bitti. Eski dönemlerde Eski Antlaşma’daki Yasa kuralları uyarınca işçilere ücreti sabah olmadan veriliyordu. Toprak sahibi kahyasına buyurdu, kahyası da sonunculardan başlayarak birincilere doğru, hepsine ücretlerini verdi. Neden? Toprak sahibi zekidir. Böylede daha erken tutulanların hepsi, daha geç tutulanların aldıkları ücreti gördüler. Ve isyan çıktı. 

 

(a.9-12) Haksızlar mı? Hepsi nasıl aynı ücreti alabilir? Doğal olarak, sabahın erken saatlerinden beri çalışanlar daha fazla alacaklarını sandılar. Ama onlara da 1 dinar verildi. Doğal olarak gücendiler. Bütün gün çalışmış olmanın ağır yükü, öğlen sıcağında çalışmış olmanın yorgunluğunu taşıyor olmalıydılar. Ama toprak sahibi şöyle cevap verdi: 

 

(a.13-16) Şimdi gelin birkaç dakikalığına toprak sahibinin bakışından bakalım olaya. Ne dedi isyan eden birincilere? “Size haksızlık etmiyorum ki!! Sizinle 1 dinara anlaşma yapmadık mı?” Haksız mı? Bunu ben de iş dünyasında çok gördüm. İş görüşmesinde söylenen maaşı kabul edip işe başlıyor ve 2 hafta sonra maaşım çok düşük diye şikayet ediyor. Bu gerçek. Ama iş yeri sahibi, bu benzetmedeki toprak sahibi ona en baştan ücreti söyledi ve işçiler de kabul ettiler. Ve ekliyor: “Sana verdiğimi bu sonuncuya da vermek istiyorum.” Tamam. Toprak ve para onundur. Son işçiler birincilerin aksine, (farkları neydi?) pazarlık etmediler, toprak sahibinin “hakkınız neyse veririm” sözüne güvendiler. Alacaklarını, toprak sahibinin lütfuna bıraktılar.  

 

Şimdi şunu sormak istiyorum: Bir işçi olarak, lütfu mu tercih ederdiniz yoksa adaleti mi? Eğer adaleti tercih ediyorsanız, belirtmek isterim ki, eğer adaleti yani hak ettiğimizi alsaydık, hepimiz ölüydük. Günahın bedeli ölüm değil miydi? Tanrı o bedeli kendisi ödemedi mi? Biz hak ettiğimiz için mi Tanrı o bedeli ödedi? Yoksa bizi sevdiği için bizi lütfuyla mı kurtardı? İman yoluyla, lütufla kurtuluyoruz. Bunu Tanrı sağladı. 

 

Bunu sağlayan Tanrı, birinci işçilere ve onlar gibi düşünenlere diyor ki: “Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Elim açık diye kıskanıyor musun?” Şunu sözde ve gerçekte kabul edelim: Tanrı mutlak egemendir. Bu toprağın sahibi O’dur. İstediğini yapar ve yaptığı her şey, -bazen bize öyle gibi gelmese bile- adildir. Doğrudur. Güzeldir.  

 

Sabahın en erken saatinde çalışmak isteyen işçiler tam olarak hak ettiklerini aldılar. Anlaştıklarından 1 gram daha az ya da daha fazla almadılar. Ama yine de diğer işçiler onlardan daha az çalışıp aynı ücreti aldıkları için onları kıskandılar. Kabul edelim ki, bu haksızlık gibi görünüyor. Bunu inkar edemeyiz. Ama İsa benzetmenin başında ne dedi? “Göklerin Egemenliği …. benzer.” Göklerin Egemenliğinden bahsettiğimizde yeni bir düşünce şeklinden, bu dünyada alışkın olduğumuzun dışında bir egemenlikten bahsederiz. Bu benzetmede ise şudur: Aç gözlü, yarışçı ve rekabetçi kıskanç ruhumuzu bırakmalı ve artık İsa gibi düşünmeliyiz. (Yarış ve rekabet edebiliriz ama mesela birbirimiz için iyilik yapmakta, birbirimizi sevmekte…) 

 

Toprak sahibi bağını işleyecek işçiler arıyordu, Tanrı işlerini bizler aracılığıyla yapmak istiyor. Toprak sahibi tüm işçilerine aç gözlülüklerine göre değil ama Kendi lütfuna göre ödeme yaptı. Tanrı büyük bir bedel ödeyerek bizleri ölümden çekip yaşama aldı. Ve hala bizim hayatlarımız ve gereksinimlerimizle ilgileniyor. 

 

Şunu belirtmek istiyorum: Tanrı’dan alacağımız son ödüllerle ilgili olarak pazarlık yapmayalım. Her ne olursa. Pazarlık yapmayalım çünkü bizim yapacağımız pazarlık ve isteyeceğimiz şeyler, sonunda Tanrı’nın bize vermek istediklerinden her zaman daha az olacak. Bunun yerine Tanrı’nın “Hakkın neyse sana veririm” sözüne güvenmek bizim için daha iyi olacak. 

 

Belki o zaman kardeşlerimizden daha çok çalışacağız. Belki o zaman, bizden daha az çalışan kişilerin daha zengin olduklarını, daha popüler olduklarını ve daha saygı gördüklerine tanık olacağız. Belki biz daha çok hizmet edeceğiz ve daha çok şey kaybedeceğiz (ya da bir şey kazanmayacağız) ama daha az hizmet eden hatta hizmet bile etmeyenler varlık içinde yaşayacak. Tamam. Şunun hiç değeri yok  mu? Diğer insanlara bakmayı bırakıp, kendimize bakıp, o toprak sahibinin işinde çalışmanın bile kendi kendine ne kadar paha biçilmez bir lütuf olduğunu anımsayarak zevkle ve azimle çalışmaya devam etmek? Bir darbe yediğimizde, elimizden tutup kaldıranın kim olduğunu hatırlamak. Tanrı’nın bağında çalışmaya fiyat biçilemez. Ve unutmamak lazım ki, günahın ücreti herkes için ödendi. Benim için, sizin için ve herkes için. 

 

Son ayet çok önemli. (a.16). İsa bunu başka yerlerde de söyledi. Ödül konusunda sürprizler olacaktır. Burada birinci olanlar ve öyle hayat yaşayanlar, alacakların ödeneceği günde sırada sonlarda kalacaklar ve burada sonuncu olanlar ve öyle hayat yaşayanlar, orada ilk sıralarda olacaklar. Gurur, bencillik ve hırsla yaşayanlar da, sevgi ve minnettarlıkla hizmet edenler de, karşılıkları neyse onu alacaklar. 

 

Özetlemek gerekirse, Tanrı, bize verdiği lütuf uyarınca bizi bu dünyada bir yerlere getirmiş, bize varlık vermiş olabilir. Bundan dolayı diğerlerini küçük görüp, gurur yapıp övünmemeliyiz. Ya da çok çalışmamıza rağmen bize fazla bir varlık vermemiş olabilir ve çevremizde varlık sahibi başka kişiler görüyoruzdur. Bundan dolayı da onları kıskanmamamız gerekir. Tanrı’nın farklı ölçülerde lütuflar verdiği kimseyi kıskanmamalıyız. Çünkü bize bazen adaletsiz gelse bile, Tanrı egemendir ve O’nun lütfu herkes içindir. Ve unutmayalım ki sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacaklar. Tanrı’nın egemenliği böyledir. Bunu İsa diyor.  

 

Ayrıca işlerimiz de zengin olmak, kendimizi üstün görmek ve göstermek için, saygı görmek için, insanların gözünde doğru kişiler olmaya çalışmak için olmasın. İşlerimiz, bizim değil, ama biz Tanrı’da olduğumuz için, O’nun doğruluğundan gelen işler olsun. 

 

Tanrı her birimizi ve kilisesini bereketlesin.       

Vaaz 2020.02.23 Pusudaki Tanrı

Bugün sizlere İsrail krallarının tarihinin küçük bir kesitinden, ve o krallardan birisinden kısaca bahsedeceğim. Aslında onlardan değil, ama Tanrı’nın onlar aracılığıyla nasıl çalıştığına bakacağız. Eğer kitaplarınızı şimdi açmak isterseniz, bu kesit 2. Tarihler 20.bölümde geçiyor. Kutsal Kitapta sayfa: 476. 

Biliyorsunuz Tanrı Davut aracılığıyla İsraillileri epey bir rahata kavuşturmuştu. Davut İsrail’in tüm düşmanlarına karşı savaştı ve hepsini kazandı. Sonra Tanrısı Rab için bir tapınak yapmak istedi ama Tanrı O’na izin vermedi. Çünkü çok savaştığı için çok kan dökmüştü. Ama Tanrı, bu iş için Davut oğlu Süleyman’ı uygun gördü. Süleyman, Tanrısı Rab için tapınağı inşa etti ve ülke uzun bir süre huzur içinde yaşadı. Daha önceden Tanrı’dan bilgelik isteyen ve yükselen Süleyman, giderek daha fazla hata yaptı ve sonunda Tanrısından epey bir uzaklaştı. Ama Tanrı, Davut soyuna verdiği söz uyarınca soyundan krallar çıkarmaya devam etti. Süleyman oğlu Rehavam’ın hatalarıyla krallık Yahuda ve İsrail olarak ikiye bölündü. Ve her iki parçaya da dönem dönem farklı krallar hükmetti. Bu krallardan bazıları Tanrı’nın yoluna kısmen de olsa bağlı kaldı, bazıları ise tamamen bağlı kalmadılar, diğer ulusların putlarına tapıp törenlerini uyguladılar ve Tanrı’ya tamamen sırtlarını döndüler. Ve sonunda tüm halk sürgüne  gitti. 

Gidişat kötüydü ama her şey kötü değildi. Arada, Tanrı’yı hatırlayan ve O’ndan korkan bazı krallar da çıktı. Bugün bakacağımız Asa oğlu Yehoşafat, onlardan birisidir.  

Bölüme geçmeden önce, Yehoşafat, babası Asa gibi Tanrı’ya yakındı. Atası Davut’un yollarını izlemeye çalışıyordu. İsrail halkına uymadı, Tanrı’nın buyruklarına uydu. Ünlendi, herkes ona armağanlar getirdi ve zengin oldu. Yehoşafat’ın yaptığı önemli işlerden bazıları, putperestlik yapılan yerleri ve putları kaldırttı. Bazı görevliler atadı, bu kişiler kentleri dolaşarak Yasa Kitabında yazılanları halka öğretiyorlardı. Kentleri sağlamlaştırdı ve yiğit savaşçılar yetiştirdi. Zaman geçtikçe saygınlık ve zenginlik üst seviyelere ulaştı ve çevredeki diğer uluslar Yehoşafat’a karşı savaşamaz duruma geldiler. Sonra İsrail tarafının yüreği Tanrı’da olmayan kralı Ahav’a uyarak Tanrı’nın gözünde hoş olmayan şeyler de yaptı. Hatta bir defa Tanrı’nın bir kahininden azar yedi. 25 yıl krallık yaptı ve sonunda atalarına kavuştu. 

Yehoşafat, mükemmel değildi, ama Tanrı’ya yüreğini vermek isteyen bir adamdı. Bu dolaşarak halka Yasayı öğretme görevi verdiği kişilerin haricinde bizzat kendisi de, halk arasında dolaşarak insanları Tanrı’ya döndürüyordu. Şimdi karakterini anlatabilmek için, krallık için atadığı yargıçlara ve kahinlere verdiği birer öğütten size bahsetmek istiyorum: 

Yargıçlara: “Yaptıklarınıza dikkat edin, çünkü Tanrımız Rab kimsenin haksızlık yapmasına, kimseyi kayırmasına, rüşvet almasına göz yummaz.” 19:6 

Kahinlere: “Görevinizi Rab korkusuyla, bağlılıkla, bütün yüreğinizle yapmalısınız.” 19:9 

Ayrıca genel olarak bütün görevlilerine şu öğüdü verdi: “Yürekli olun, bu buyrukları uygulayın. Rab doğru kişiyle olsun!” 19:11 

Öğütlerinden de anlayabileceğimiz gibi, Tanrı’yı düşünen bir adamdı. Adanmıştı. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Çevredeki 3 ulus, birleşerek çok büyük bir ordu oluşturdu ve onlara karşı savaşmak için yola çıktı. Bazen hayatınızı adarsınız ama tam bir adanmışlık bile, hayatınızdaki her şeyin harika ve sorunsuz olacağı anlamına gelmez. Şimdi parça parça ama hızlıca bölümü okuyalım: 

(a.1-2) Bahsettiğimiz gibi, ilk iki ayette, 3 ulusun ordularının birleşerek Yehoşafat’a karşı savaşmak için onun üzerine doğru yola çıktığını görüyoruz. Şimdi 3-4 ayetleri okuyarak kralın tepkisine bakalım: 

(a.3-4) Korktu. Kim korkmazdı ki? Ama bir karar verdi. Bu karar neydi? Rab’be danışmak. Bunun yanı sıra oruç tuttu ve tüm halk için oruç ilan etti. Tanrı’nın isteğini ararken ve O’nun yardımına sığınırken bunu oruçla güçlendirebiliriz. Ve onlar bütün bir halk olarak bir araya toplanıp Rab’den yardım dilediler. Kral sonra bir dua ile Tanrı’ya yaklaştı. Şimdi bu duayı okuyalım: 

(a.5-13) A.9: Süleyman’ın bu duasını hatırlıyor musunuz? 1. Krallar 8:22-61 ayetlerinde o duanın tamamını okuyabilirsiniz. A.10: Bu bölümleri de okumak isterseniz Yasanın Tekrarı 2:4-19 ayetlerinden okuyabilirsiniz.  

Ne harika bir dua, değil mi? 6-7 ayetlerinde, Tanrı’nın egemen olduğunu ilan ediyor, böyle başlıyor duasına. Sonra 7-9 ayetlerinde vaatleri veren kişinin Tanrı’nın kendisi olduğunu ilan ediyor, yani “Sen egemensin ve bu vaatleri bize Sen verdin” diyor. Ve 12.ayette ne diyor? Kendini alçaltıyor. “Bizim gücümüz yok. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Gözümüz sende. Bize yardım et.” Bütün halk çocuklarıyla birlikte orada. Tanrı’nın cevabını okuyalım: 

(a.14-17) Tanrı iyidir. Tanrı’nın bu cevabına karşılık, halkın tepkisini okuyalım: 

(a.18-19) Tanrı’ya tapındılar, O’nun önünde kendilerini alçalttılar, ve yüksek sesle O’nu övdüler. Şimdi hikayenin geri kalanını okuyalım: 

(a.20-30) Tanrı adını yüceltti. Uluslar arasında yüceldi. O’na iman edenler aracılığıyla. 

Yehoşafat’ın üzerine onu yok etmek için gelen 3 ulus büyüklüğünde bir ordu vardı. Zafer imkansız görünüyordu. Korktu, ama Tanrı’ya yaklaştı. Çünkü savaş aslında Tanrı’nındır. O, halkına kurtuluş sağladı. Yahuda’nın düşmanları için Tanrı “pusu” kurdu. Toplam 3 topluluktan, önce iki tanesi birleşip bir tanesini yok etti ve sonra kalan ikisi birbirini yok etti. Gözetleme kulesinden bir baktılar ki, her yer onların cesetleriyle dolmuş. Biraz önce ne kadar büyük bir korku, heyecan ve çaresizlik vardı değil mi? Ama şimdi, sadece zafer! Çünkü Tanrı pusu kurmuştu. Ve adını yüceltmişti. 29.ayette dediği gibi, diğer uluslar duydular ki Rab İsrail’in düşmanlarına karşı savaşıyor, onları bir korku aldı. Tanrı korkusu. Ve bundan sonra Yehoşafat ve ülkesi her yandan kuşatılmıştı. Ama düşmanlarla değil, (a.30) – esenlikle. 

Aden bahçesinden beri peşimizde olan bir düşman, bugün hala bize zor anlar yaşatıyor değil mi? O gün yılan kılığında hayatlarımıza giren bu düşman, bu hikayede okuduğumuz 3 ulusun birleşiminden oluşan bu büyük ordudan bile daha büyük ve güçlüdür. Ve bugün hala bizi yok etmek için üzerimize geliyor. Bizler bugün günümüzde de savaş veriyoruz, tek farkı, bu savaş kılıç, kalkan veya tabancalarla değil, ama ruhsal olarak veriliyor.  

Ama sakin olabiliriz, çünkü Tanrı aynı o gün düşmanlarına karşı pusuda olduğu gibi, bugün de pusuda. İmkansız durumlarda bile O’na güvenenler için Tanrı pusudadır. Cesur olabiliriz, cesaret korkmamak demek değildir. Cesaret, korkuyor olmamıza rağmen, Yehoşafat gibi, Tanrı’ya bakmaya karar vermektir. O’nda kalmaya karar vermektir.  

Tanrı her zorluktan bizi çekip alacak demiyorum. Hiçbir zaman hiçbir acı çekmemize izin vermeyecek demiyorum. Biz oturacağız ve o her şeyi yoluna koyacak demiyorum. Bazen uzun süre deneneceğiz bazen acı çekeceğiz ve bazen işler yoluna girmeyecek. Ama Tanrı ruhlarımızı esenliğe kavuşturacak çünkü işin gerçeği, zafer çoktan kazanıldı. 

Düşman Yehoşafat’ın üzerine doğru gelirken, onu paramparça edeceğini düşünmüştür. Pusuda olan Tanrı eminim ki onların denklemlerinde yer almadı. Eminim ki çarmıhta da bu böyleydi. Düşmanları çarmıha çivilenmiş olan İsa’yı gördüklerinde zafer kazandıklarını düşünüyorlardı. Kafasında dikenli taç ile birlikte akan kanı gördüklerinde… Ama bilmiyorlardı ki, Tanrı pusu kurmuştu. Bilmiyorlardı ki, İsa’yı o çarmıhta tutan şey çiviler değildi. O’nun sevgisiydi. 3.gün dirilerek sonsuza dek geçerli olan zaferi kazandı.  

Tanrı’nın sağladığı bu zafer, bizim için de hiçbir şey yapmadan kurtulmak anlamına geldi. O gün Yahuda ülkesine yaptığı gibi. Onlar kurtulmak için hiçbir şey yapmadı. Ama Tanrı’yı hoşnut etmek için bir şeyler yaptılar. Sıkıntıya düşmeden önce Tanrı’ya baktılar. Sıkıntıya düştüklerinde de aynısını yaptılar. Tanrı’nın egemen olduğunu ilan ettiler, O olmadan güçsüz ve çaresiz olduklarını kabul ettiler, O’u her fırsatta övdüler ve yücelttiler, ve O’ndan duyduklarında tereddüt etmeden itaat ettiler. Sonuna ne oldu? Tanrı orada ve tüm uluslar içinde kendisini yüceltti ve ülkelerine esenlik geldi. 

Biz de kurtulmak için hiçbir şey yapmadık. Ama Tanrı’yı hoşnut etmek istiyorsak bir şeyler yapmamız  gerekiyor. Umarım bugün incelediğimiz bu hikaye yüreklerimize dokunur ve Tanrı’yı daha çok hoşnut edip O’ndan daha çok bereket almamız konusunda bize rehber olur.  

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.  

Vaaz 2018.07.22 Somut İman

Açılış

Günümüz dünyasında insanlar artık hayata daha maddesel bakıyorlar. Ateist bir arkadaşım vardı, bir gün bu arkadaşımla sohbet ederken bana bir Tanrı’ya inanmamasının sebebi olarak, gözüyle göremediğini bu yüzden de Tanrı’nın gerçek olmadığını söyledi. O’na yeryüzünü örnek gösterdim ve ağaçların, hayvanların, gökyüzünün kimin eseri olduğunu düşünüyorsun dedim. Büyük patlama ve evrim dedi. O’na rüzgarı da göremediğini ama gerçekten rüzgarın olduğunu söyledim. “Bu çocukları ikna etmek için” dedi. Şunu anlattım: Bilgisayarda bir yazı belgesi aç. İlk açtığında kaydet tuşu pasiftir, yani tıklayamazsın. Çünkü belgede yeni açılmıştır ve henüz kaydedecek bir değişiklik olmamıştır. Sonra belgedeki herhangi bir kelimenin sonuna gel ve boşluk tuşuna bir defa bas. Belgede herhangi bir değişiklik oldu mu? “Olmadı” dedi. O zaman kaydet tuşunun neden az önce pasifken şimdi aktif olduğunu sordum. Cevap veremedi. Çünkü dedim, bilgisayar boşluk tuşunu bir karakter olarak algılar. Eğer belgeyi kaydetmeden kapatmak istersen program seni uyaracaktır çünkü belgede değişiklik algılamıştır, çünkü sen hiçbir şey göremesende onun karakteri oradadır. O zaman biraz sinirlendi ve Tanrı’yı suçlamaya başladı. Açlıktan ölen çocuklardan, katillerden tecavüzcülerden, savaşlardan ve terörden, yeryüzündeki kötülüklerden dolayı Tanrı’yı suçlayıp durdu. Suçlamalara cevap vermek yerine, ona inanmadığı Tanrı’yı neden suçladığını sordum. Bir cevap veremedi, ama bu sohbet onu Tanrı’nın varlığına ikna etmeye de yetmedi. Yüreklerinde Tanrı sevgisi olmayan kişilerin yaptığı eylemlerden dolayı Tanrı’yı suçluyordu ama sorunun Tanrı’da değil, insanlarda olduğunun farkında değildi. Veya farkındaydı, ama sadece kabul etmiyordu. Günümüzde çoğu insan gözle görülemeyen yani soyut olan Tanrı ve iman hakkında alaycı konuşuyor ve başka bazıları yeryüzündeki kötülüklerden dolayı Tanrı’yı suçluyor. Tanrı artık problemlere bir çözüm olarak hiç düşünülmüyor. Hatta sanki problemin kaynağıymış gibi gösteriliyor.
Şimdi kısa bir video izleyeceğiz. Bu video Makedonya milli eğitim bakanlığı tarafından kullanılmış, kullanılış amacı ise Makedonya’ya okullarda yasaklanan din eğitimini geri getirebilmek.

Şimdi Kutsal Kitap’tan bir hikaye okuyacağız. Bu hikayede önce konuştuğumuz gibi, soyut olduğu için bağışlanmaya inanmayan ve Tanrı’yı suçlayan insanlar göreceğiz.
Markos 2:1-12 Bir Felçlinin İyileştirilmesi
AYET 1-2 Bölüm, “birkaç gün sonra…” diye başlıyor. Peki birkaç gün önce, yani Markos’un 2. bölüme geçmeden önce kaleme aldığı son bölümde neler olmuş? Markos 1:40-45 oku. Cüzamlı adam, İsa’dan şifa aldıktan sonra durdurulamaz bir şekilde paylaşmaya başladı. O kadar paylaştı ve haberler o kadar yayıldı ki, İsa artık ünlü oldu! Gideceği yerlere açık bir şekilde gidemeyeceği noktaya geldi. Ayette “Halk her yerden O’na akın ediyordu” diyor. Bu yüzden 2. bölümün başında yani birkaç gün sonra Kefarnahum’a geldiğinde ve evde olduğu duyulduğunda, o kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. Burada mucizeler yapan bir adam vardı ve insanlar mucize yapan adamı görmek istiyorlardı. Tanrı’nın gücünü gösterdiği zamanlarda insanlar bunu çekici bulur. İnsanlar yığın halinde geldiğinde, İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu.
AYET 3-4 Bu arada kalabalığın en gerisinde, felçli bir adam vardı. Bir şiltenin üzerinde yatıyordu ve onu 4 kişi taşıyordu. Kalabalık yüzünden İsa’ya yaklaşamadılar. Dışarıdaki kalabalık onun İsa’ya yaklaşmasına engel oldu. Tanıdık geldi mi? Ne zaman birisi İsa’ya gelmek istese, bir veya birkaç engel çıkar. İlk defa kiliseye gelen kişi yolda durur ve içinden bir ses gerçekten mantıklı bir şey yapıp yapmadığını sorar. Vaftiz olmasına 1 hafta kalan kişi grip olur ateşi çıkar. Tüm duaları yanıtlanan kişi kiliseye gelmeye başladığında Tanrı’dan duyamamaya başlar. Tanrı’ya kendini adayan ve hizmeye başlayan kişi iş yerinden kovulur. Her zaman böyledir. Tanrı hayatlarımızda çalışıyor, hamdolsun, ama aynı zamanda günah da kapıda pusuya yatmış bir şekilde her zaman bekliyor ve İsa’ya doğru bir adım attığımızda hemen arkamızdan tutup bizi geri çekmeye çalışıyor. Eğer İsa’yı kabul etmeye hazırlanıyorsak kötü olan bizi bundan vazgeçirmeye çalışır. Eğer İsa’yı daha önceden kabul etmişsek bu sefer de O’na yaklaşmamızı engellemeye çalışır ve bizi İsa’dan mümkün olduğunca uzaklaşmaya zorlar. Şüphesiz ki Tanrı daha güçlüdür. Ama ne yapacağız?
Gerçekten İsa’yı bulmak isteyen ve O’ndan kurtuluş almak isteyen insanlar bir çözüm buldular. Engellere karşı bir yol aradılar ve bunun için mücadele ettiler. Bazen arkadaşları engel olduğunda, Nikodim gibi arkadaşlarından gizlice O’na geldiler. Bazen boyları engel olduğunda, Zakkay gibi bir ağaca tırmandılar. Bu felçliyi taşıyan kişiler ne yaptılar? Ayet 4 oku.
Damı delip açtılar ve adamı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. Ya da, bir çözüm buldular. Belki de bu 4 kişinin isimleri şefkat, merhamet işbirliği ve kararlılıktı. İsa’ya yaklaşırken ya da birisini İsa’ya getirirken bu özelliklerle davranabiliriz. Bu eylemin sonucunda ne oldu?
AYET 5 – Oku İsa’nın onların imanından etkilendiğini söyleyebiliriz. Ama neden “Günahların bağışlandı?” Bu aslında biraz tuhaf. Neden? Çünkü konu felçti. Günah değildi. Adamın bedenini iyileştirip canını ihmal etmeyecekti değil mi? Bir kişinin başı ağrıdığında ve doktora gittiğinde, doktor ona ağrı kesici verip evine gönderebilir. Aldığı ağrı kesicinin etkisiyle bu kişi kendisini bir süre iyi hissedecektir. Ama birkaç saat sonra ağrı kesicinin etkisi geçmeye başlayınca yine başı ağrıyacaktır. Neden? Çünkü problem aslında çözülmedi, probleme sebep olan durum devam ediyor. Bir süreliğine iyileşen şey, sadece problemin sebep olduğunu bir belirtiydi. Problem devam ediyordu. Ama doktor bu kişiyi iyice muayene edip testler yapsaydı ve belirtisi baş ağrısı olan rahatsızlığı teşhis ve tedavi etseydi, o zaman baş ağrısı kalıcı olarak ortadan kalkacaktı. İşte İsa’nın yaptığı şey budur. O’na getirilen bu adamın geçici durumuna çare bulup, sonsuz durumunu düzeltmeden onu bırakmayacaktı. Bunun için “Günahların bağışlandı” dedi. Adam bağışlanma aldı ve bu durum bugün de geçerlidir. İsa çarmıha herkes için gitti herkesin kendisine gelmesini istiyor. 2 Korintliler 5:14-15’te şunu okuyoruz: “Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü. Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.”
AYET 6-7
Din bilginleri hemen “Günahların bağışlandı” ifadenin önemini yakaladılar. Bunu kaçırmaları mümkün değildi. Haklıydılar. Okudukları Kutsal Kitap onlara sadece Tanrı’nın günahları bağışlayabileceğini öğretiyordu. Bu nedenle, eğer başka bir kişi günahları bağışladığını söylüyorsa, ya bir terapiste görünmesi gerekiyordu, -ki o çağda bu konudaki terapi yöntemi onu öldürmekti-, ya da bu kişi Tanrı olmalıydı. O’nun Tanrılığını kabul etmek yerine, içlerinden O’nu küfretmekle suçladılar. İsa’yı suçladılar.
AYET 8-9 İçlerinden suçladılar, ama İsa’nın duyması için, dışlarından sesli bir şekilde konuşmalarına gerek yoktu. Ki bu da, başlı başına İsa’nın Tanrılığının bir kanıtıdır. Onlara şu soruyu sordu: “Hangisi daha kolay…?” İsa bu soruyu bize sorsaydı, cevabımız ne olurdu? Hangisi daha kolay? Aslında eğer mesele söylemekse, ikisi de kolay. Ama insani açıdan bakılırsa, ikisini de yapmak zor.
AYET 10-12 – Oku Buraya kadar İsa zaten felçlinin günahlarının bağışlandığını bildirmişti. Evet, ama bu gerçekten olmuş muydu? Din bilginleri felçli adamın günahlarının bağışlandığını görmediler. Çünkü bu soyut bir şeydi, gözle görülemezdi. Bu yüzden de inanmadılar. Bunun için de İsa onlara, felçlinin günahlarının gerçekten de bağışlanmış olduğunu göstermek için, onlara gözleriyle görebilecekleri bir şey verdi. Felçliye kalmasını, döşeğini toplamasını ve yürümesini söyledi. Adam bunlara anında karşılık verince, herkes şaşırdı. Çünkü böylesini daha önce hiç görmemişlerdi. Ama Musa’nın Kızıldeniz’i yarmasını Tevrat’ta belki yüzlerce kez okuyan bu insanlar, şimdi gözleri önünde gerçekleşen Tanrı belirtisine, karşı konulamaz bu kanıta rağmen, yine de inanmadılar. İnanç biraz da istek gerektirir, benim arkadaşım gibi, onlar inanmak istemiyorlardı.
ÖZET Evet, İsa’nın bir kez daha, yardıma muhtaç durumda olan bir insana yardım ettiğini görüyoruz. Felçli adamı taşıyan kişilerin, İsa’nın o kişiyi iyiliştirebileceğine dair inançları, güvenleri, imanları İsa’yı hoşnut etti. Buna karşılık İsa adamın sadece felcini iyileştirmedi, o anki problemi için şifa verdi ve aynı zamanda kalıcı çözüm olarak onun canını da kurtardı.
Ve hem de bunları yaparken herkese yetkisini de ilan etti ve bunu ispatladı. İsa’nın gerçekten de günahları bağışlama yetkisi vardır.
Çünkü o insan bedeninde aramızda yaşamış olan, Tanrı Söz’ünün vücut bulmuş hali, kendi ayaklarıyla çarmıha gitmiş, çarmıhta biz insanların günah bedelini ödemek için acılar içinde canını vermiş olan, ölümünün 3. gününde dirilerek yetkisinin ölümün de üzerinde olduğunu kanıtlamış olan, bize bağışlanma, bize kurtuluş ve bize Tanrı’yla sonsuz bir yaşam fırsatı sunan, günahsız kurban İsa Mesih’tir.
Bunun için O’na ne kadar şükretsek azdır, hamdolsun, bugün şu anda da hayatlarımızla da ilgilenmektedir. Ama aslında İsa bizi sadece hayatın geçici sıkıntılarından kurtarmıyor, sadece geçici olanları değil ama kalıcı ve sonsuz olan ruhumuzu da kurtarıyor.
Din bilginleri O’nun günahları bağışlayabileceğine inanmadılar çünkü soyut olan bağışlanmayı gözleriyle göremediler. Ama bağışlanma gerçekten her zaman soyut mudur? Bağışlanma her zaman gözle görünmez midir? Zakkay’ın İsa’yla konuştuktan sonra mal varlığını dağıtması soyut mudur? Oldukça gözle görülebilir bir değişimdir. İsa bu felçli kişiyi iyileştirdikten sonra hemen şiltesini toplaması, herkesin gözünün önünde çıkıp gitmesi, gözle görülebilir bir değişimdir. Bunu gören insanların Tanrı’yı övmesi, gözle görülebilir. Biz İsa’ya geldikten sonra hayatlarımızdaki değişim somut oldu mu? İnsanlar hayatlarımızdaki değişimi gözleriyle görebildiler mi? Görebiliyorlar mı?
İman bazen somuttur. Hem de en az İsa’nın ellerine dokunan Tomas’ın hissettiği kadar.
İmanımızı somut bir hale getirebilir ve insanların bunu açıkça görmesini sağlayabiliriz. Yüreğimizde Tanrı sevgisiyle yaptığımız Tanrı’nın isteğine uygun her eylem, Tanrı’nın varlığına somut bir kanıttır ve gözle açıkça görülebilir. Bu aynı zamanda insanlara gerçek Tanrı’yı gösterebilmemiz için en güzel fırsattır. Ama buna rağmen yine de inanmak istemeyen insanlar, bu hikayedeki din bilginleri nasıl ki mucizeyi açıkça görmelerine rağmen inanmadılarsa, inanmak istemezlerse yine de inanmayacaktır. Ama hatırlamalıyız: Tanrı somut iman gösterilmesinden hoşnut oluyor. Bizim amacımız insanları değil ama Tanrı’yı hoşnut etmektir.
O zaman bu konudaki eksiklerimizi Tanrı’nın bize göstermesi için ve bizi bu konuda yetkinliğe eriştirmesi için hep birlikte dua edebiliriz.
Elbette dua ederken hem bireysel olarak kendimiz için, hem de kilisemiz için bu konuda dua edebiliriz. Çünkü aynı eylemi kilise olarak da yapabilmemiz gerekiyor. Bir dua zamanı yapalım ve ilk olarak hep birlikte bu konuda da edelim.
Tanrı hepimizi bereketlesin. Amin.

Nikodim

Nikodim

Yuhanna 3:1-21, 7:45-52, 19:38-42. Sadece Yuhanna kitabında yer alıyor.

Nikodim ismin anlamı ‘halkın zaferi’.

Kökeni: Yahudiler’in önderi, Ferisiler’den

Rolu Neydi?

Din liderlerinden biri, iman eden bir Ferisi olarak tek uyumlu dindar İsa’ya imanlısı.

Pozitif:

Cesaretliydi. Gece olsa bile İsa’ya gelmesi riskliydi.

Negatif:

İnsanın Tanrı’nın önünde ölü olduğunu yeni bir yüreğe ihtiyacı olduğunu bilmedi.  Kutsal Kitap’ta net bir şekilde insanın sonsuza dek Tanrı’dan ayrıldığını söylüyor.  Adem ile Havva günahı dünyaya getirdi ve her insan günah işler.  İnsan Tanrı’nın önünde ölüdür. Ama aynı zamanda kurtuluş var olduğunu bilebiliriz.  Eski Ahit’teki peygamberler Yahve’nin kurtuluşunu beklerdi. Bir ölü nasıl kurtulabilir?  Yeni bir doğuş lazım. Tanrı bize yeni bir yürek vermesi lazımdır.

Tanrı’yla ilişkisi nasıldı?

Nikodim İsa’nın Tanrı’dan geldiğini ınandı, ama geceleyin İsa’ya gelmesi bir soru işareti koyar.  İsa’ya imanlısı olarak tanılmak istemedi mi, yoksa din liderliğinden kovulmak istemedi mi, yoksa?  Sonra Nikodim İsa’yı gömmüş (bir Yusuf adamla beraber) o zaman en son bildiğimiz Nikodim İsa’ya imanlısıydı.

Örnek oldu mu? Nasıl?

Bir Ferisi olarak cesedi dokuması kötüydü çünkü ceset onu kirletirdi. Yasaya göre (Say 19:11) “Herhangi bir insan ölüsüne dokunan kişi yedi gün kirli sayılacaktır.”  Üstelik İsa’nın öldüğü gün Fısh Bayramdı ve cesedi dokunan herkes bayramın ve yılın ilk Şabat gününü kaçırırdı.  Nikodim muhtemelen Yasanın Tekrarı 21:22-23 ayetleri biliyordu: “Eğer bir adam bir günahtan ötürü ölüm cezasına çarptırılıp öldürülür ve ölüsü ağaca asılırsa, ölüyü gece ağaçta asılı bırakmamalısınız. O gün kesinlikle gömmelisiniz.”  Çarmıhaya gerilmek için en kötü gündü çünkü hiç kimse cesedi dokumak istemezdi.

Gördüğümüz gerçekleri kendi hayatımızda?

Gerçek uygulamak

Resim: Volmarijn (circa 1601–1645) – Christies, Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=4097326

Boaz

Boaz

Rut 2-4

Boaz ismin anlamı ‘onun gücünle’.

Kökeni: Boaz’ın annesi Rahav’dı Matta 1:5

Rolu Neydi?

Kral Davut’un büyük büyük babsı.

Bir şekilde İsa’yı yansıtıyor, yakından akraba kurtaran.

Pozitif:

Her şeyi n yerine getiren bir adam. Yasa’yı uyuyor, Tanrı’ya güveniyor.

Rut’la selamlaşırken Rab sizinle olsun dediğine göre Tanrı’ya yakın olmalıydı.

Düşünceli.

Halkın arasında ün ve iyi ismi olan adam. Aydın.

Boaz Rut’la ilişkisini daha ileri sürme

Negatif:

Bir negatif özelliği görmüyoruz.

Tanrı’yla ilişkisi nasıldı?

Onun hareketlerine göre yakınmış. Yasayı biliyormuş.

Örnek oldu mu? Nasıl?

Bir şey istediği halde olması gereken şeyleri yerine getiriyor.

Gördüğümüz gerçekleri kendi hayatımızda?

Söz tutmak lazım. Boaz sözünü yerine getiriyor, biz de öyle olmalı.

Olması gereken şeyleri yapan adam.

Rabbe isteklerimizle güvenmek.

Gerçek uygulamak

Daha az konuşalım.

Biriyle paylaştıktan sonra o kişi bir şekilde sorumluluk paylaşıyor.

Tanrı’yı yakın tutmak, onun sözünü iyi bilmek.

 

Resim: Julius Schnorr von Carolsfeld – 1. Unknown 2. National Gallery, London, Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=536505

By Distant Shores Media/Sweet Publishing, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=18898459

Yitro

İsim
Yıtro (ya da Reuel, tek bir ayette Çık 2:18: Hovav tek bir ayette Hakim 4:11)
İsimin anlamı
Çık 2:16 ayete göre “Midyanlı bir kahin” – anlam değil de bir tanıtım
Reuel “Tanrının arkadaşı”
Köken(Soy)
Midyan – Akabe Körfezi’nin doğu tarafındamış, tam bilmiyoruz
Midyanlılar İbrahim’in soyundan geldi:
Yar 25:1-2 “İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Ketura’ydı. 2 Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları oldu.
Kutsal Kitapta rolu neydi?
Musanın kayınpederiydi. Musa 40 yaşındayken Yitro’nun evine giriyor, 40 sene sonra Mısır’a geri dönüyor.
İsrailliler çöldeyken Yitro onların yanına geliyor, Musa’ya halk için toplumsal fikirler sunuyor.
Ek bilgi olarak, 1016 İ.S. İslamiyet’ten oluşan Dürzî dini Yitro’yu baş peygamber olarak görür.
Kaynak Ayet Pozitif Tanımları, Özellikleri
Çık 2:20 Musa’ya iyi davranıyor. Saygalı.
Çık 3:1 Musa’ya çoban işini veriyor
Çık 4:18 Musa’nın Mısır’a döneceğini öğrenince “esenlikle git” diyor
Çık 18:10-11  Rabbi övüyor
Çık 18 Akıllı fikirler veriyor, bilgelik adam
Kaynak Ayet Negatif Tanımları, Özellikleri
negatif bir taraf bulamadık
Tanrı’yla ilişkisi nasıldı?
Sonunda iyimiş: Çık 18:10-11
Belki Çık 18’den önce İbrahim’in soyu olarak Yaratıcı’yı bir şekilde biliyormuş, ama İsrailliler’in Mısır’dan çıktıktan sonra (yani Çık 18’de) Yahve’yi tanıyormuş geliyor.
Bir örnek oldu mu? Nasıl bir örnek?
Çok iyi bir örnekti.  Yardım sever, akıllı, anlayışlı (Musa’nın Mısır’a dönmesini engelmiyor)
Bir günah işledi mi? Nasıl bir günah?
görmüyoruz
****************************************************************************
O kişinin hayatında senin de ihtiyacın olan bir GERÇEK var mı?
Yitro başkalarını iyi bakıyor, yani onların ihtiyaçlarını merak edip karşılamaya çalışır.
Niçin o gerçeğe ihtiyacın var?
Bazen ben insanların durumunu merak etmiyorum, bazen iyi bir yardımcı olmuyorum.
Yakın zamanlarda o gerçeğin hayatında nasıl eksik olduğunu anlat.
Tanrı belirli bir şeklinde sana kendi hayatında o gerçeği nasıl uygulayabileceğini söylüyor mu?
Kim sana o uygulama hakkında dua edebilir?  Onunla paylaşıp, dua edin.

Kutsal Kitap Okuma Planı

Tanrı’yı daha iyi tanımak ister misin?  Güzel, o zaman Tanrı’nın sözünü okuyalım. Bu takvim kullanarak bir senenin içinde bütün Kutsal Kitap okumuş olacaksın. Haydi beraber okuyalım!

Ocak Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Yaratılış 1,2 Mezmur 1,2 Matta 1,2
2 3,4 3-5 3,4
3 5,6 6-8 5
4 7,8 9,10 6
5 9,10 11-13 7
6 11,12 14-16 8
7 13,14 17 9
8 15,16 18 10
9 17,18 19-21 11
10 19 22 12
11 20,21 23-25 13
12 22,23 26-28 14
13 24 29,30 15
14 25,26 31 16
15 27 32 17
16 28,29 33 18
17 30 34 19
18 31 35 20
19 32,33 36 21
20 34,35 37 22
21 36 38 23
22 37 39,40 24
23 38 41-43 25
24 39,40 44 26
25 41 45 27
26 42,43 46-48 28
27 44,45 49 Romalılar 1,2
28 46,47 50 3,4
29 48,50 51,52 5,6
30 Çıkış 1,2 53-55 7,8
31 3,4 56,57 9

Şubat Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Çıkış 5, 6 Mezmur 58,59 Romalılar
2 7, 8 60,61 12
3 9 62,63 12,14
4 10 64,65 15,16
5 11,12 66,67 Markos 1
6 13,14 68 2
7 15 69 3
8 16 70,71 4
9 17,18 72 5
10 19,20 73 6
11 21 74 7
12 22 75,76 8
13 23 77 9
14 24,25 78 10
15 26 79,80 11
16 27 81,82 12
17 28 83,84 13
18 29 85,86 14
19 30 87,88 15,16
20 31,32 89 Korintliler 1, 2
21 33,34 90,91 3
22 35 92,93 4, 5
23 36 94,95 6
24 37 96-99 7
25 38 100,101 8, 9
26 39,40 102 10
27 Levililer 1,2 103 11
28 3, 4 104 12,13

Mart Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Levililer 5,6 Mezmur 105 1.Korintliler 14
2 7 106 15
3 8 107 16
4 9,10 108,109 2.Kor 1,2
5 11 110-112 3,4
6 12,13 113,114 5,6,7
7 14 115,116 8,9
8 15 117,118 10,11
9 16 119:1-40 12,13
10 17,18 119:41-80 Luka 1
11 19 119:81-128 2
12 20 119:129-176 3
13 21 120-124 4
14 22 125-127 5
15 23 128-130 6
16 24 131-134 7
17 25 135,136 8
18 26 137-139 9
19 27 140-142 10
20 Sayılar 1 143,144 11
21 2 145-147 12
22 3 148-150 13,14
23 4 Sü. Özd. 1 15
24 5 2 16
25 6 3 17
26 7 4 18
27 8,9 5 19
28 10 6 20
29 11 7 21
30 12,13 8,9 22
31 14 10 23

Nisan Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Sayılar 15 Sü. Özd. 11 Luka 24
2 16 12 Galatyalılar 1,2
3 17,18 13 3,4
4 19 14 5,6
5 20,21 15 Efesliler 1,2
6 22,23 16 3,4
7 24,25 17 5,6
8 26 18 Filipililer 1,2
9 27 19 3,4
10 28 20 Yuhanna 1
11 29,30 21 2,3
12 31 22 4
13 32 23 5
14 33 24 6
15 34 25 7
16 35 26 8
17 36 27 9,10
18 Yasa. Tek. 1 28 11
19 2 29 12
20 3 30 13,14
21 4 31 15,16
22 5 Vaiz 1 17,18
23 6,7 2 19
24 8,9 3 20,21
25 10,11 4 Elç. İşl. 1
26 12 5 2
27 13,14 6 3,4
28 15 7 5,6
29 16 8 7
30 17 9 8

Mayıs Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Yasa Tek. 18 Vaiz 10 Elç. İşl. 9
2 19 11 10
3 20 12 11,12
4 21 Song 1 13
5 22 2 14,15
6 23 3 16,17
7 24 4 18,19
8 25 5 20
9 26 6 21,22
10 27 7 23,24
11 28 8 25,26
12 29 Yeşaya 1 27
13 30 2 28
14 31 3,4 Koloseliler 1
15 32 5 2
16 33,34 6 3,4
17 Yeşu 1 7 1.Selanikliler 1,2
18 2 8 3,4
19 3,4 9 5
20 5,6 10 2.Selanikliler 1,2
21 7 11 3
22 8 12 1.Timoteos 1,2,3
23 9 13 4,5
24 10 14 6
25 11 15 2.Timoteos 1
26 12 16 2
27 13 17,18 3,4
28 14 19 Titus 1,2,3
29 15 20,21 Filimon
30 16 22 İbraniler 1,2
31 17 23 3,4,5

Haziran Okuma 1 Okuma 2 Okuma 3
1 Yeşu 18 Yeşaya 24 İbraniler 6,7
2 19 25 8,9
3 20,21 26,27 10
4 22 28 11
5 23,24 29 12
6 Hakimler 1 30 13
7 2,3 31 Yakup 1
8 4,5 32 2
9 6 33 3,4
10 7,8 34 5
11 9 35 1.Petrus 1
12 10,11 36 2
13 12,13 37 3,4,5
14 14,15 38 2.Petrus 1,2
15 16 39 3
16 17,18 40 1.Yuhanna 1,2
17 19 41 3,4
18 20 42 5
19 21 43 2&3.Yuhanna
20 Rut 1, 2 44 Yahuda
21 3,4 45 Vahiy 1,2
22 1.Samuel 1 46,47 3,4
23 2 48 5,6
24 3 49 7,8,9
25 4 50 10,11
26 5,6 51 12,13
27 7,8 52 14
28 9 53 15,16
29 10 54 17,18
30 11,12 55 19,20

 

Tanrı’nın İsimleri / Sıfatları

Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i TANIMALARIDIR.

Yuhanna 17:3


Tanrı’yı düşündüğümüzde aklımıza ne geliyorsa, bizimle ilgili en önemli olan şey odur.

― A.W. Tozer: Kutsal Olan’ı Tanımak, sayfa 11 (kaynak)


İsim dediğin nedir ki?

Tanrı’nın isimlerini bilmek işe yarar mı?  Ona ‘Tanrı’ demeye yetmiyor mu?  Zaten Tanrı’yı daha iyi tanımak için onun isimleri ve sıfatlarını öğrenmek lazım.  Örneğin, ben Justin, ama aynı zamanda Elizabeth’in babasıyım,  Johanna’nın eşiyim ve Wayne’nin oğluyum.  Belki bana !kanka! söylemek istersin.  Hepsi doğru olabilir, ama her isim/sıfat benimle ilgili farklı bir özelliği gösterir.

Ve bir vaiz söylediği gibi:  Çoğu duygusal sorunlarımız – belki de hepsi – bizim Tanrı’ya görüşümüzle ilgilidir. Örneğin:

  • Eğer Tanrı’yı gelgeç ya da güvenilmez olarak görürsen hayattan endişe duyursun.
  • Eğer Tanrı’yı yargılayıcı bir zalim olarak görürsen kaygılı ve güvensiz bir insan olursun.
  • Eğer Tanrı’yı soğuk ya da ilgisiz olarak görürsen kendini önemsiz görürsün.
  • Eğer Tanrı’yı kızgın bir diktatör olarak görürsen müsamahasız bir bağnaz olursun.

Tanrı’yı doğru bir şekilde anlamak için onun isimlerini hep birlikte öğrenelim.


“İsa, ‘Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan, ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş’ tır. Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” — Elçilerin İşleri 4:11-12 Devamını Oku