VAAZ 2021.02.28

Markos 12:41-44 Dul Kadının Bağışı

41 İsa tapınakta bağış toplanan yerin karşısında oturmuş, kutulara para atan halkı seyrediyordu. Birçok zengin kişi kutuya bol para attı. 42 Yoksul bir dul kadın da geldi, birkaç kuruş değerinde iki bakır para attı.

43 İsa öğrencilerini yanına çağırarak, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın kutuya herkesten daha çok para attı. 44 Çünkü ötekilerin hepsi, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, varını yoğunu, geçinmek için elinde ne varsa, tümünü verdi.”

Aslında metnin anlamı açıktır değil mi? İsa biraz önce dul kadınların hakkını yiyen din bilgini ve Ferisilerden ve onların hırslarından, bencilliklerinden ve ikiyüzlülüklerinden bahsediyordu. Şimdi bağış kutusuna para atan dul bir kadından bahsetti.

Kadın, parasal değer açısından çok düşük değerli bir bağış yaptı. Diyelim ki, bugünün parasıyla kutuya 20 TL attı. Diğer taraftan zengin insanlar 200 TL, 400 TL, 500 TL atıyorlardı. Ama buna rağmen İsa bu dul kadının, diğer herkesten daha çok bağış yaptığını söyledi. Çünkü zenginler gibi artan paralarını değil, yoksul olmasına rağmen varını yoğunu, geçinmek için elinde ne varsa, hepsini attı.

Aslında birçok insan bu kadını eleştirir. Çünkü geleceğini hiç hesap etmedi. Bir insanın geçinmek için sahip olduğu parayı bağış olarak vermesi mantıklı mı, yoksa sadece matematik bilmediğini mi gösteriyor?

Birazdan detaylı bakacağız ama şimdilik şunu söyleyelim ki, bir insanın geçimini sağlayacak kadar parayı hesap etmesi ve kalanını ondalık ve sunu olarak vermesi kesinlikle İncil’e ters değildir. Öyleyse bu metin özelinde baktığımızda, kadının davranışını tek bir şekilde açıklayabiliriz: onun iman hayatıyla.

Yani tüm parasını Tanrı’ya vermeyi seçtiğine göre, kendisini Tanrı’ya adamayı seçtiğini ve geleceği için tamamen Tanrı’ya güvenmeyi seçtiğini anlayabiliriz. Bu dul kadınla hemfikir olabiliriz veya olmayabiliriz, ama Tanrı’ya güvendiği için onu suçlamak gereksiz olacaktır. Sonuçta İsa da onun bu davranışını takdir etti. Hemen İsa’nın sözleri hatırlayalım:

Matta 6:31-34 31 “Öyleyse, ‘Ne yiyeceğiz?’ ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın. 32 Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. 33 Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir. 34 O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.”

İsa söz verdiyse, sözünü yerine getirecektir.

Bu bölüme baktıktan sonra, şimdi biraz bağış vermek ve genel olarak Tanrı için vermek konularına bakalım. Öncelikle 15’er ayetten 2 tane metin okuyalım.

2. Korintliler 8:1-15 Kardeşler, sizlere Tanrı’nın Makedonya’daki kiliselerine sağladığı lütuftan söz etmek istiyoruz: Büyük sıkıntılarla denendiklerinde, coşkun sevinçleri ve aşırı yoksullukları tam bir cömertliğe dönüştü. 3 Ellerinden geldiği kadarını, hatta daha fazlasını kendi istekleriyle verdiklerine tanıklık ederim. 4 Kutsallara yapılan yardıma katkıda bulunma ayrıcalığının kendilerine verilmesi için bize yalvarıp yakardılar. 5 Umduğumuzdan da öte, kendilerini önce Rab’be, sonra Tanrı’nın isteğiyle bize adadılar. 6 Bu nedenle, aranızda daha önce başladığı bu hayırlı işi tamamlaması için Titus’u isteklendirdik. 7 İmanda, söz söylemekte, bilgide, her tür gayrette, bize beslediğiniz sevgide, her şeyde üstün olduğunuz gibi, bu hayırlı işte de üstün olmaya bakın.​

 8 Bunu buyruk olarak söylemiyorum, yalnızca sevginizin içtenliğini ötekilerin gayretiyle karşılaştırarak sınamak istiyorum. 9 Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu. 10 Bu konuda size yararlı olanı salık veriyorum. Geçen yıl bağış toplamaya ilk girişen, hatta buna ilk heveslenen siz oldunuz. 11 Şimdi bu işi tamamlayın; bunu candan arzuladığınız gibi, elinizden geldiğince tamamlamaya bakın. 12 Çünkü istek varsa, insanın elinde olmayana göre değil, elindekine göre yardımda bulunması uygundur. 13-15 Amacımız sizi sıkıntıya sokup başkalarını rahatlatmak değildir. Ama eşitlik olsun diye, şimdi elinizdeki fazlalık onların eksiğini tamamladığı gibi, başka zaman onların elindeki fazlalık sizin eksiğinizi tamamlasın. Öyle ki, “Çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu” diye yazılmış olduğu gibi, eşitlik olsun.

Çok kısa özetle, Makedonya’daki kiliseler yoksul olmalarına rağmen, Tanrı’nın lütfuyla örnek bir bağış toplama işine girişiyorlar. Korint’teki kilise ise Makedonya’dan önce böyle bir işe kalkışmasına rağmen, işini tamamlamadı. Bu yüzden Pavlus Makedonya’daki kiliseleri örnek vererek, Korint’teki kiliseyi, başladığı bağış toplama işini bitirmesi için cesaretlendiriyor.

Ayetlere bakalım (Bu ayetler ve sorular, HHT 11. dersten alındı).

1-3 ayetler: Bağış toplama işine girişen Makedonya’daki imanlıların maddi durumu nasıldı? Aşırı yoksullardı. Peki aşırı yoksullukları, vermek konusunda onlara nasıl etki etti? Aşırı yoksullukları, onlarda cömertliğe dönüştü. Bu imanlıları hangi açıdan örnek alabiliriz? Aşırı yoksullukta bile Tanrı için vermenin mümkün olduğu konusunda örnek alabiliriz.  

Sizleri teşvik etmek isterim. Paranız veya zamanınız az olabilir. Ama yine de Tanrı’nın gözünde cömert olabilirsiniz. Çünkü açıkça görüyoruz ki Tanrı rakamlara değil, yüreğe bakıyor. 1000 TL kazanıyorsanız 500 TL bağış yapmanız gerekmez. Tanrı’ya sorarsanız sizi yönlendirecektir. Günde en fazla 1 saat Kutsal Kitap okuyacak zamanınız kalıyorsa 3 saat kitap okuma hedefi koymanız gerekmez. Tanrı ne kadar imkanınız olduğunu zaten biliyor. Tanrı’nın gözünde önemli olan, imkanlarımızı nasıl kullandığımızdır. Eğer 50 TL bağış verebiliyorsak, onu verelim. Eğer 15 dakika Kutsal Kitap okuyabiliyorsak, onu okuyalım. Ama yeter ki bunu ihmal etmeyelim, sadık bir şekilde devam edelim. Rakamların küçük gibi görünmesi bizi lütfen yanıltmasın. Az önce gördük, İsa iki bakır para bağışlayan kadının en çok veren olduğunu söyledi.

Ayet 4: Makedonya’daki imanlılar, yapılan bu yardıma katılmayı ne olarak gördüler? Ayrıcalık!

Bu yardıma katılıyor olmak, onlar için yalnızca yerine getirilen bir ibadet gibi değildi, öyle görmediler. Yoksulluklarına rağmen bu yardıma katılmayı bir ayrıcalık olarak gördüler. Umuyor ve dua ediyorum ki bizler de cömertlik fırsatları geldiği zaman bunları ayrıcalık olarak görürüz.

Ayet 5: Makedonya’daki imanlılar, kendilerini önce kime adadılar? Rab’be adadılar.

Az önce okuduk, en önemli şey her şeyden önce kendimizi Rab’be adamaktır. O zaman zaten Rab’bin her şeyin sağlayanı olduğunu ilan etmiş oluyoruz. O’nun bize verdiği lütufları O’nun istediği şekilde harcamaya kararlı olmuş oluyoruz.

Diğer metne geçelim:

2. Korintliler 9:1-15 Kutsallara yapılacak bu yardımla ilgili olarak size yazmama gerek yok. 2 Çünkü yardıma hazır olduğunuzu biliyorum. Ahaya’daki sizlerin geçen yıldan beri hazırlıklı olduğunu söyleyerek Makedonyalılar karşısında sizinle övünmekteyim. Gayretiniz onların çoğunu harekete geçirdi. 3 Bu konuda sizinle övünmemiz boşa çıkmasın; dediğim gibi, hazırlıklı olasınız diye kardeşleri yanınıza gönderiyorum. 4 Öyle ki, bazı Makedonyalılar benimle birlikte gelir ve sizi hazırlıksız bulurlarsa, sizler bir yana, bizler duyduğumuz güvenden ötürü utanmayalım. 5 Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil, cömertlik örneği olarak hazır olsun.​

 6 Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer. 7 Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi versin; isteksizce ya da zorlanmış gibi değil. Çünkü Tanrı sevinçle vereni sever. 8 Her zaman, her yönden, her şeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmeniz için, Tanrı her nimeti size bol bol sağlayacak güçtedir. 9 Nitekim şöyle yazılmıştır:​

“Armağanlar dağıttı, yoksullara verdi;​

Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır.”​

 10 Ekinciye tohum ve yiyecek ekmek sağlayan Tanrı, sizin de ekeceğinizi sağlayıp çoğaltacak, doğruluğunuzun ürünlerini artıracaktır. 11 Her durumda cömert olmanız için her bakımdan zenginleştiriliyorsunuz. Cömertliğiniz bizim aracılığımızla Tanrı’ya şükran nedeni oluyor. 12 Yaptığınız bu hizmet yalnız kutsalların eksiklerini gidermekle kalmıyor, birçoklarının Tanrı’ya şükretmesiyle de zenginleşiyor. 13 Onlar, içtenliğinizi kanıtlayan bu hizmetten ötürü, açıkça benimsediğiniz Mesih Müjdesi’ne uyarak kendileriyle ve herkesle malınızı cömertçe paylaştığınız için Tanrı’yı yüceltiyorlar. 14 Tanrı’nın size bağışladığı olağanüstü lütuftan dolayı sizler için dua ediyor, sizi özlüyorlar.​

15 Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrı’ya şükürler olsun!

6-7 ayetler: Tanrı, sahip olduklarımızdan verirken nasıl bir tutumla vermemizi istiyor? Yüreğimizde niyet ettiğimiz gibi vermemizi, isteksizce veya zorlanmış gibi değil. Çünkü Tanrı’nın sevinçle vereni sevdiğini söylüyor.

Ne kadarını vermemiz gerektiğini hep düşünürüz. Bir gün Hasat’ta Justin abi ile bu konuda sohbet ediyorduk. Bana şöyle dedi: “Ne kadara kadar vermek lazım için iyi bir ölçütüm var: Acıtana kadar. Eğer bağış yaptığım miktar, bağışı yaptıktan sonra hiç acıtmıyorsa, yeterli değil demektir. Ama acıtmaya başlıyorsa, o zaman o doğru miktardır.”

Elbette Tanrı sevinçle vermemiz gerektiğini söylüyor. İsteksizce veya zorlanmış gibi değil. Ama bu açıdan Justin abiye katılıyorum, o sınırı iyi ölçmek lazım. Çünkü böyle yaptığınızda doğru miktar olduğunu anlıyorsanız, o zaman Tanrı gereken esenliği de veriyor.

Ayet 8/11: Tanrı bizlere her nimeti neden bol bol sağlıyor? Her zaman, her yönden, her şeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmeniz için sağlıyor.

Bu gerçekten çok önemlidir. Bunu hiç hayatınızda tecrübe ettiniz mi? Ben çok ettim. Ne kadar cimri olursam, finansal bereketim o kadar azalıyor. Tutumlu olmayı abartıp cimrilik boyutuna getiriyorum. Ama ne kadar cömert olursam, Tanrı ondan kat kat bereketliyor.

Kutsal Kitap ayetlerinin yanında, bunun yaşayan bir tanığı olarak sizleri cömertlik konusunda teşvik etmek istiyorum. Tanrı birçok kez bana ve aileme, çalışarak asla sahip olamayacağımız lütuflar ve bereketler verdi. Sadece bir örnek vermek gerekirse, şu anda yurt dışında okumakta olduğum üniversitenin yüksek lisans programının, Amerika Birleşik Devletlerindeki 4 yıllık maliyeti 15000 dolardır. Siz beni tanıyorsunuz, siz de iyi bilirsiniz ki, böyle bir programı Tanrı’nın lütfu olmadan almak isteseydim, içinde yaşadığımız şartlarda bunun hayalini bile kuramazdım. Ama Tanrı sağladı. Bu sadece bir örnektir, hepsini saymak isteseydim bu vaaz bitmezdi.

Tanrı bunları neden sağlıyor? Her zaman, her yönden, her şeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmemiz için. Bu aldıklarımızdan aynı zamanda vermemiz de gerekiyor. Tanrı’nın bugüne kadar size sağladığı her şeyi düşünün. Bunları işte bu amaç için sağlıyor. Rab bu konuda yüreğimize dokunsun.

12-13 ayetler: Cömertçe yaptığımız bağışlar, ihtiyaçları karşılamaktan başka hangi amaca hizmet ediyor? Onlar aracılığıyla birçok kişi Tanrı’ya şükrediyor! Cömertliğimiz, Mesih’e olan imanımızın içtenliğinin bir kanıtı oluyor. Sahip olduklarımızı, ihtiyacı olanlarla paylaştığımızı görünce, Tanrı’yı yüceltiyorlar. Rab her birimize bunu nasip etsin diye dua ediyorum.

Şimdi, artık asıl önemli olan noktaya gelelim. Vermek konusunda örneğimiz kimdir?

2. Korintliler 8:9 Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.

Bizler Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış insanlar olarak, başka bir insanı sevdiğimizde o insan için cömert oluruz. Bir koca kazancını karısı ve çocukları için harcar, aynı şekilde bir anne de tüm gücünü ve zamanını kocası ve çocukları için harcar. Bir çocuk sahip olduklarını kardeşiyle paylaşır. Bir insanı sevdiğimizde ona her şeyimizi vermek isteriz, bunu zorla yapmayız, sevdiğimiz için yaparız. Bu bizim için bir yük değildir, çünkü yüreğimizden gelir.

Şimdi bir an için her şeyi bir kenara koyalım ve İsa’yı düşünelim. İsa dünyaya gelmeden öncesini düşünelim. O neredeydi? Yuhanna 1. bölüme göre O, başlangıçtaki Söz’dü. Tanrı’yla birlikteydi ve O, Tanrı’ydı. Yaratılan her şey O’nun aracılığıyla var oldu. Baba’yla beraber yücelik içindeydi. Sonra ne oldu? Yüceliğini bıraktı, yeryüzüne geldi.

Beytlehem’de bir yemlikte doğdu. Yaklaşık olarak yaşadığı 33 yıl içinde de zengin değildi. Kendisi dedi: “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok.” İşte böyle yaşadı. Ve o kısa yaşamın sonunda da, korkunç acılar içinde bir çarmıh üzerinde öldü.

Neden? Ne gerek vardı? Bu soruyu çok duyarım. Tanrı neden buna izin verdi? Başka yolu yok muydu? Tanrı neden İsa’nın bu kadar acı çekmesine izin verdi, neden O’nu kurtarmadı?

Bu sorunun tek bir cevabı vardır:

Yuhanna 3:16 “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi.

Çünkü Tanrı sevdi! Bizler bugünün vaazı üzerinde düşünürken, paramızın, yiyeceğimizin, giyeceğimizin ve diğer varlıklarımızın, sadece birazını vermek için cesaret buluyoruz. Peki Tanrı, sevgisinden dolayı ne verdi? Tanrı’nın biricik Oğlu, sevgisinden dolayı, kendisini verdi.

Bunu neden yaptı? “Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” diye Oğlu’nu verdi. İsa, “O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.”

İsa ne kadar lütufkardı? İsa ne kadar cömertti? Sonsuz! Ve bunların hepsi sadece bizim için yapıldı. O zaman sahip olduğumuz her şeyden Tanrı için harcamak, bizim için hala çok mu? Hayatımızı O’na adamak, çok mu?

Tanrı, sevgisi için Oğlu’nu verdi. Oğul, sevgisi için hayatını verdi. İsa’nın elçileri, O’nun için canlarını verdiler. Hal böyleyken bizler de, hayatlarımızı bizi seven Tanrı’mızın ellerine bırakalım. Onun bize verdiği bütün bol bereketlerden, ihtiyacı olanlara gerektiğinde vermekten sakınmayalım.

Sadece finansal varlıklarımız için değil, sahip olduğumuz her şey için bu şekilde düşünebiliriz. Çünkü vermek parasal değerlerle ilgili bir konu değil, yüreğimizle ilgili bir konudur.

Tanrı’yı tüm kalbimizle seviyor ve komşumuzu da kendimiz gibi seviyorsak, ve bunda samimiysek, hala yaşıyorken cömert olarak bunu kanıtlama fırsatımız vardır.

Tanrı bu konuda her birimize dokunsun ve kilisesini bereketlesin.

Dünyaya gelmeden önce yücelik içindeydi, dünyada o yüceliği bıraktı ve çarmıhta öldü. Ama meleklerle birlikte tekrar gelecek. O gün bizden hoşnut olsun.

VAAZ 2021.02.21

Markos 12:38-40 İsa İkiyüzlü Din Bilginlerini Kınıyor

38-39  İsa öğretirken şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. 40 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.”

Gördüğümüz gibi İsa din bilginlerinin, Tanrı’nın gözünde kötü olan bazı davranış biçimlerini gösteriyor ve onların özellikle ikiyüzlülüğüne dikkat çekiyor. Herkesi din bilginlerinin bu davranışlarından sakınmaları konusunda uyarıyor. Bu “ikiyüzlü” davranışlar nelerdir bir bakalım.

  • Uzun kaftanlar içinde dolaşmak (Özel olmak ve gösteriş yapmak)
  • Meydanlarda selamlanmak (Popüler ve egoist olmak)
  • Havralarda en seçkin yerlere kurulmak (Ünlü olmak ve fiziksel konum istemek)
  • Şölenlerde başköşelere kurulmak (Seçkinlik ve öncelik istemek)
  • Dul kadınların malını mülkünü sömürmek (Tanrı için toplanan paralarla zenginleşmek)
  • Gösteriş için uzun uzun dua etmek (Halkın önünde dindarlık taslamak)

Bu davranışları sergileyen kişiler din bilginleridir. Yani dini öğrenmiş olan ve halka öğretebilecek olan kişiler.

Aslında bu bölüm Matta’da detaylı olarak açıklanıyor. O bölüme bakalım.

Matta 23:1-36 Vay Halinize!

1-2 Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: “Din bilginleri ve Ferisiler Musa’nın kürsüsünde otururlar. 3 Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. 4 Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler.

 5 “Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, hamaillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. 6 Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. 7 Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‘Rabbî’ diye çağırmalarından zevk duyarlar.

 8 “Kimse sizi ‘Rabbî’ diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz. 9 Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Baba’dır. 10 Kimse sizi ‘Önder’ diye çağırmasın. Çünkü tek önderiniz var, O da Mesih’tir. 11 Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun. 12 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.

 13-14 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin Egemenliği’nin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyor, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz!

 15 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri, kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat cehennemlik yaparsınız.

 16 “Vay halinize kör kılavuzlar! Diyorsunuz ki, ‘Tapınak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama tapınaktaki altın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ 17 Budalalar, körler! Hangisi daha önemli, altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı? 18 Yine diyorsunuz ki, ‘Sunak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama sunaktaki adağın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ 19 Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı? 20 Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur. 21 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur. 22 Gök üzerine ant içen, Tanrı’nın tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur.

 23 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –adaleti, merhameti, sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi. 24 Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız!

 25 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur. 26 Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar.

 27 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. 28 Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.

 29 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsınız. 30 ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. 31 Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz. 32 Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin!

 33 “Sizi yılanlar, engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? 34 İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. 35 Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekeriya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. 36 Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşak sorumlu tutulacaktır.

Biraz uzun ama özellikle okumak istedim çünkü İsa’nın neyi istemediği çok net görünüyor. Bu olumsuz özelliklerden tümünü ele almaya vaktimiz yok. Ama bu okuduğumuz bölümde geçen bazı kelimeler:

  • Vay halinize (7 kez)
  • İkiyüzlüler (7 kez)
  • Kör (5 kez)

Tanrı Musa aracılığıyla İsrail halkına Yasa’yı öğretti. İncil’den Yasa’nın amacının, günahın bilincine varmak olduğunu okuyoruz. Kutsal Yasa, insanlara yüreklerinin günahlı durumunu çarpıcı şekilde fark ettirmek içindi. Tanrı’nın insandan beklediği davranış, Yasa’nın gereklerini yaparak kurtuluş olamayacağını fark etmekti. Çünkü Yasa’nın tüm gereklerini yerine getirmek bir insan için imkansızdır. Ama İsrail halkı, özellikle de din bilginleri ve Ferisiler, bunun tam tersini düşündüler. Yani insanlar ne kadar Yasa’yı harfi harfine yerine getirirse, Tanrı’nın gözünde o kadar dindar olacaklarını düşündüler. Tanrı’nın verdiği ruhsal bir buyruğu aldılar, onu ruhsal anlamından çıkarttılar ve sadece kelime anlamıyla uyguladılar. Şimdi İsa’nın da bahsettiği bir örneğe bakalım.

Matta 23:5’te “hamail” kelimesini gördük. Onun anlamını bilen var mı?

Hamail: Eski Antlaşma’dan alınan bazı ayetlerin içine konduğu, alna ya da sol kola takılan kese veya kutu. Bir çeşit muska.

İsa Ferisilerin ve din bilginlerinin büyük hamailler yaptıklarını söylüyor. Peki Ferisiler ve din bilginleri neden böyle bir şey yapma gereği duydular? Tanrı’nın onlardan istediği neydi?

Mısır’dan Çıkış 13:3-9 3 Musa halka, “Mısır’dan, köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bugünü anımsayın” dedi, “Çünkü RAB güçlü eliyle sizi oradan çıkardı. Mayalı hiçbir şey yenmeyecek. 4 Bugün Aviv ayında buradan ayrılıyorsunuz. 5 RAB sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği süt ve bal akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız: 6 Yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün RAB’be bayram yapacaksınız. 7 O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiçbir yerinde mayalı bir şey görülmeyecek. 8 O gün oğullarınıza, ‘Mısır’dan çıktığımızda RAB’bin bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz’ diye anlatacaksınız. 9 Bu elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; öyle ki, RAB’bin yasası hep ağzınızda olsun. Çünkü RAB güçlü eliyle sizi Mısır’dan çıkardı.

9. ayete bakalım. Tanrı ne istiyor? Halkın ellerinde bir belirti ve alınlarında bir anma işareti olsun. Hemen devamında amacını da açıklıyor: Öyle ki, Rab’bin yasası hep ağzınızda olsun.

Yasanın Tekrarı 6:4-9 4 “Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RAB’dir. 5 Tanrınız RAB’bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz. 6 Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. 7 Onları çocuklarınıza belletin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. 8 Bir belirti olarak onları ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. 9 Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.”

Yasanın Tekrarı 6:4-9 ayetlerine “şema” yani İbranicede “dinle” deniyor ve Yahudiler bazı başka bölümlerle birlikte bu ayetleri her gün ezberden okuyorlar. 8. ayette Tanrı, buyruklarını, bir belirti olarak ellerine bağlamalarını ve alın sargısı olarak takmalarını istiyor.

Son bir metne daha bakalım:

Yasanın Tekrarı 11:18-21  18 “Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun. Bir belirti olarak ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. 19 Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. 20 Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın. 21 Öyle ki, RAB’bin atalarınıza vermeye söz verdiği topraklar üzerinde sizin de, çocuklarınızın da ömrü uzun olsun ve yeryüzünün üstünde gökler olduğu sürece orada yaşayasınız.

18. ayette, Tanrı amacını belirtiyor: Buyruklarını insanların aklında ve yüreğinde tutmalarını istiyor.

Tüm baktığımız bu metinlerde, ayetlerin anlamı açıktır. Tanrı’nın halkından isteği açıktır. Tanrı, halkına buyruklar veriyor. Bu buyrukları her zaman akıllarında ve yüreklerinde tutmalarını, her zaman onları hatırlamalarını, her adımlarını o buyruklara göre atmalarını ve bütün hayatlarını yasasına göre düzenlemelerini buyuruyor. Peki halk, özellikle Ferisiler ve din bilginleri ne yapıyor?

Ayetlerin yazılı olduğu kağıtlardan kutular, keseler veya muskalar yapıyorlar. Yani hamail. Sonra bu hamailleri ellerinin üzerine, ya da gözlerinin arasına alın bağı ile bağlıyorlar. İsa’nın dediğine göre bir de onları gösteriş olsun diye büyük yapıyorlar. Görüntüyü düşünün. Sokakta yürüyorsunuz ve etrafınızda ellerinde, kollarında veya alınlarında sargıyla bağlanmış kocaman muskalar taşıyan insanlar, uzun kıyafetleriyle, böbürlenerek, uzun uzun dualar ederek dolaşıyorlar.

Tanrı ne istemişti? Buyruklarının hatırlanmasını. Buyrukların, insanların hayatına ve davranışlarına yön vermesini istemişti. Ama din bilginleri ve Ferisiler buyruğu aldı, ruhsal anlamını onun içinden çıkardı, geriye kalan sözcük anlamını, hayatlarında uyguladı. Ama gerçekte hayatlarında uygulanması gereken sözcük anlamı değil, ruhsal anlamıydı.

Bu, ruhsal anlamı çıkarılan ve sözcük anlamı uygulanan tek buyruk değildir. Sadece bir örnekti.   Bunun üzerinde uzunca durduk çünkü bu olumsuz bir örnek olsa da, bizler için iyi bir derstir ve İsa bunun aracılığıyla bize öğretiyor. İsa bugün bize ne öğretiyor? 

Eğer bir cümleyle özetlemeye çalışacak olursak, İsa, her birimize emanet edilen kutsal gerçeklerle neler yaptığımıza, bize öğrettiği dersleri nasıl uyguladığımıza büyük önem gösteriyor. Bunun aksini yaparsak ikiyüzlü olacağımızı söylüyor. Özellikle “Ferisilerin ve din bilginlerinin nasıl uyguladığına” değil, ama “bizlerin nasıl uyguladığımıza” diyorum.

Ferisileri ve din bilginlerini işaret edip onları kınamak çok kolaydır. Ama Tanrı bizden bunu mu istiyor?

Sizlere hayatımdan kısa bir örnek aktarayım. Bazılarınız hatırlayacaktır, bir gün Dan abinin bir arkadaşının daveti üzerine, uzunca süre beklenen çocuklarının sonunda dünyaya gelişini kutlamak için bir etkinliğe gittik. Çocuk doğmadan önce ailesi Dan abi aracılığıyla kiliseden de dua istemişti. Çocuk doğunca, onun için dua etmek istediler. Orada hem Müslüman bir din adamı vardı, hem de Dan abi ile ben vardık ve ben o gün pastör gömleği giydim. Sıra bana geldiğinde bebeği kucağıma aldım ve tüm insanların önünde, Tanrı’ya bebek için dua ettim. Gerçekten harika bir zamandı. Yüreğimde derinden Tanrı’nın varlığını hissettiğim bir zamandı.

Ayrıca o gün kendimi çok farklı hissettim. Çünkü oradaki herkes, Müslüman din görevlisi de dahil olmak üzere bana “hocam” şeklinde hitap ettiler. Aralarından “sayın rahip bey”, “sayın papaz” ve “efendim” diye hitap edenler de oldu. Bunu orada Hristiyan bir din görevlisi olduğumu bildikleri için yaptılar. Kesinlikle kötü niyetli oldukları için bu unvanlarla hitap etmediler. Çok saygı gösterdiler, bu onların yüreğindeki iyilikten kaynaklanıyordu. Onlara minnettarım.

Yine de o günden sonra bunun üzerinde çok düşündüm. Elbette biz şimdi bütün saygı ve yücelik hakkını Tanrı’ya bırakıyoruz. Ama şu soruyu kendime sormadan edemedim: Eğer 1985’de değil de 1285’de doğsaydım ve bir rahip olsaydım, o ilgiyi ve saygıyı görseydim, kendimi bir Ferisi gibi hissetmekten ve davranmaktan engelleyebilir miydim?

Ben de o ilgi ve saygıyı görmeye başladıktan sonra, sırf gösteriş için, öncelik için, popüler olmak için, dindar görünmek için, Tanrı buyruklarının ruhsal anlamlarını çıkarıp onları sadece sözcük anlamıyla uygulamaya başlar mıydım? Ve bu şekilde diğer insanlara öğretir miydim? Benim de bir Ferisi olmamı ne engelleyebilirdi?

Cevabı nettir: İsa’nın sözüne bağlı kalmak. Bugünkü metnimizde, Markos 12:39’da İsa dedi ki: bu özellikleri yapan… din bilginlerinden sakının.

TDK’ye göre sakınmak şu anlamlara geliyor:

1) Herhangi bir korku veya düşünce ile bir şeyi yapmaktan uzak durmak. ​

İkiyüzlü olmak korkusu ve düşüncesi ile Tanrı buyruklarının ruhsal anlamını unutmaktan uzak durmak.

2) Olabileceği düşünülen kötülüklere karşı önlemler almak. ​

İkiyüzlü olmak kötülüğüne karşı Tanrı buyruklarının ruhsal anlamlarını düşünerek ve uygulayarak uyanık olmak.

3) Korumak, esirgemek, gözetmek.

Tanrı buyruklarının ruhsal anlamları üzerinde düşünerek, uygulayarak ve o şekilde öğreterek kendimi ve tüm kardeşlerimi kötü olandan korumak, esirgemek ve gözetmek.

Tanrı buyrukları arasından sözcük anlamıyla uygulamaktan zevk aldığım ama Tanrı’nın asıl mesajını arka plana ittiğim bir buyruk var mı? Kendimi başkalarından üstün görüyor muyum? Elimde olan imkanları Tanrı’nın hoşuna gitmeyecek şekillerde kullanıyor muyum? Şu kişiden veya bu kişiden daha iyi olduğumu düşündüğüm bir konu var mı?

Önce kendimiz sakınmalıyız, sonra bulunduğumuz yerde bu düşünceyle Tanrı sevgisiyle mücadele etmeliyiz. Toplumdaki günahlarla Tanrı sevgisinde mücadele etmek de kutsal olmanın bir parçasıdır. Her bakımdan Mesih’e benzemenin bir gereğidir. Kardeşimizde veya komşumuzda benzer durumlar görüp de onu Tanrı sevgisiyle uyarmıyorsak bu da Tanrı’nın gözünde iyi olmaz.

Tanrı’yı hoşnut eden Hristiyanlar olarak, hem gerektiğinde Papa’ya “Sen yanılıyorsun” diyebilen Martin Luther kadar cesur, hem de Natan’dan duyduktan sonra tövbe eden Davut kadar alçak gönüllü olabilmeliyiz. Unutmayalım ki her iki durumda da çalışan Kutsal Ruh’tur.

Rab bize fark ettirsin diye dua edelim ve O’nun yardımını isteyelim.

SLAYTLAR:

1) Herhangi bir korku veya düşünce ile bir şeyi yapmaktan uzak durmak. 
İkiyüzlü olmak korkusu ve düşüncesi ile Tanrı buyruklarının ruhsal anlamını unutmaktan uzak durmak. 

2) Olabileceği düşünülen kötülüklere karşı önlemler almak. 
İkiyüzlü olmak kötülüğüne karşı Tanrı buyruklarının ruhsal anlamlarını düşünerek ve uygulayarak uyanık olmak. 

3) Korumak, esirgemek, gözetmek. 
Tanrı buyruklarının ruhsal anlamları üzerinde düşünerek, uygulayarak ve o şekilde öğreterek kendimi ve tüm kardeşlerimi kötü olandan korumak, esirgemek ve gözetmek. 

VAAZ 2021.02.14

Dünyanın sevgililer günü ilan edip kutladığı bugün, biz de sevgi hakkında konuşacağız.

Markos 12:28-34 // En Büyük Buyruk

28 Onların tartışmalarını dinleyen ve İsa’nın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp O’na, “Buyrukların en önemlisi hangisidir?” diye sordu.

29 İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir. 30 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’ 31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”

32 Din bilgini İsa’ya, “İyi söyledin, öğretmenim” dedi. “ ‘Tanrı tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin. 33 İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.”

34 İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, “Sen Tanrı’nın Egemenliği’nden uzak değilsin” dedi.

 Bundan sonra kimse O’na soru sormaya cesaret edemedi.

Birçok din bilgini İsa’ya gelip sorular sordu ama bu adam onlar arasında en sevdiklerimden birisidir. Oradaydı, tartışmaları dinliyordu ve İsa’nın verdiği cevaplardan etkileniyordu. Bu sebeple İsa’ya yaklaştı ve O’na sordu: “Buyrukların en önemlisi hangisidir?”

Yasa’da kaç temel buyruk/emir var? Birlikte sayalım:

1- Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim. Benden başka tanrın olmayacak.

2- Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın.

3- Tanrın RAB ‘bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB , adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.

4- Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB ‘be Şabat Günü olarak adanmıştır.

5- Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB ‘bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.

6- Adam öldürmeyeceksin.

7- Zina etmeyeceksin.

8- Çalmayacaksın.

9- Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.

10- Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.

En önemlisi hangisi? Din bilgini çok güzel bir soru sordu. Öyle ki, cevap, insanın varlığının amacını açıklayacaktı. İnsan neden var?

İlk 5 tanesinin mesajı Tanrı’yı sevmek, ikinci 5 tanesinin mesajı ise komşumuzu sevmek. İsa’ya göre bunlar en büyük buyruklardır. Şimdi bunlardan bahsedelim.

Tanrı’yı ve komşumuzu sevmek ne demektir? Tanrı’yı ve komşumuzu bütün varlığımızla nasıl sevebiliriz? Tanrı bizim bunu nasıl yapmamızı istiyor?

Bu öyle bir konu ki, saatlerce hatta günlerce üzerinde konuşulabilir. Ama bugün özellikle İsa’nın kullandığı 3 Eski Antlaşma referansı üzerinden düşünelim.

1- Markos 12:29-30 29 İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir. 30 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’

Yasanın tekrarı 6:4-5 4 Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RAB’dir. 5 Tanrınız RAB’bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.

Anlamı açıktır değil mi? Tanrı’yı sevmek bizim Ona karşı sorumluluğumuzdur çünkü bizler Onun sevgiyle yarattığı oğulları ve kızlarıyız! Bazen insanlar bu ifadeleri zorlama bulabilir. Tanrı bizleri yaratmış ama zorla sevdirmek istiyor gibi. Çünkü emirle sevgi olmaz diye düşünülür. Ama bizim tarafımızdan sevilmeyi istemek kendisinin en doğal hakkıdır. Çocuklarımızın anne-babaları olarak, çocuğumuz anne-baba sevgisini bize değil de sokaktaki başka birisine gösterseydi bunu nasıl karşılardık? Bizler de Tanrı’nın benzeyişinde yaratılan ve Onun özünden gelen çocukları olarak bu hakkı Ona çok göremeyiz.

Tanrı biz insanların yaşamından en üstün yeri almak ister ve bunda haklıdır. Sadece hakkı olanı istiyor, fazlasını değil. Bu konuda bizi uyarması da çok yerindedir çünkü dünyada sevgimizi verebileceğimiz çok fazla alternatif var. Ama hiçbir sevgi, içimizdeki Tanrı sevgisiyle rekabet etmemeli, çünkü en üstün sevgi Tanrı sevgisidir.

2- Markos 12:31 31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”

Levililer 19:18 Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.

Levililer 19. bölümün tamamını eğer imkanınız olursa bugünün geri kalanında 1 kez okumanızı tavsiye ederim. Burada adalet ve kutsallık yolları öğretiliyor. Kısaca aktarmak istiyorum:

  • Kutsal olun
  • Anne-babanıza saygı gösterin
  • Şabat günlerini tutun
  • Putlara tapmayın
  • Tarlanızı sınırına kadar biçmeyin ve kalan başakları toplamayın, aynı şekilde bağınızı tümüyle devşirmeyin ve yere düşen üzümleri toplamayın çünkü onlar yoksulların ve yabancılarındır
  • Çalmayın
  • Hile yapmayın
  • Yalan söylemeyin
  • Benim adımla yalan yere ant içmeyin
  • Komşunuza haksızlık etmeyin
  • İşçinin alacağını sabaha bırakmayın
  • Sağır ve körü gözetin
  • Yargılarken haksızlık yapmayın
  • Yoksulu ve güçlüyü kayırmayın
  • Komşunuzu adaletle yargılayın
  • Halkın arasında birbirinizi çekiştirmeyin
  • Komşunuzun canına zarar vermeyin
  • Kardeşinize yüreğinizde nefret beslemeyin

… ve dahası da vardır. Bunlar nasıl adil ve kutsal olabileceğimiz konusunda Tanrı’nın verdiği yönergeler. Yalnız şuna dikkat edelim: Bu buyruklarda hemen sonra Tanrı şöyle diyor:

Levililer 19:17 17 “ ‘Kardeşine yüreğinde nefret beslemeyeceksin. Komşun günah işlerse onu uyaracaksın. Yoksa sen de günah işlemiş olursun. 18 Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.

Tanrı’yı ve komşumuzu sevmek, adil ve kutsal olmak bütün bu buyruklarla mümkün oluyor ama aynı zamanda komşumuz günah işlerse onu uyarma sorumluluğumuz da var. Tanrı, aksi halde günah işlemiş olacağımızı söylüyor. Önce kiliseye, sonra tüm dünyaya karşı bir sorumluluğumuz da budur.

Şöyle diyebilirsiniz: İyi ama İsa, birbirimizi yargılamamamız gerektiğini söyledi. Bir yanağımıza tokat atana öbür yanağımızı dönmemizi istedi. Bizi zorla yürütenle daha fazla yürümemizi istedi. Zulüm gördüğünde sesini çıkarmadı. Sövüldüğünde sövgüyle karşılık vermedi. Ayrıca İsa çarmıhta öldü ve bizi yasadan özgür kıldı, artık yasadaki buyruklara uymak zorunda değiliz.

Evet, kesinlikle haklısınız. İsa bütün bunları zaten Tanrı sevgisinden dolayı yaptı. İsa’nın dünyaya geliş amacı zaten çarmıh üzerinde günahlarımızın bedelini yüklenmek ve bizi özgür kılmaktı. Denendi ve günah işlemedi. O yüzden kusursuz bir şekilde Tanrı’nın isteğini yerine getirdi. Bunu bize olan sevgisi için ve Tanrı’nın üstün sevgisiyle yaptı. Bu buyrukları yerine getirerek kurtulamayız, sadece İsa’ya iman ederek kurtulabiliriz.

Ama aynı zamanda İsa bize yeryüzünün tuzu ve ışığı olduğumuzu ve birbirimizi sevmemiz gerektiğini de söyledi. O zaman komşumuz günah işlediğinde uyarmak da Tanrı’nın sevgisinden gelmeli. O zaman kutsal olur. Birbirimizi yargılamamak demek, bir haksızlık gördüğümüzde susmak anlamına gelmiyor. Özellikle de bu haksızlık Tanrı adıyla yapılıyorsa.

Eğer her birimiz, komşumuzun günah işlediğini gördüğümüzde onu uyarsaydık, hayal edelim. Mesela Türkiye’de herkes, yanındaki kişinin günah işlediğini görüyor ve onu uyarıyor.

  • Eşim işe girip aileme bakmadığım için beni uyarıyor
  • Ben kızımı gerçek güzelliğin Mesih’e benzemek olduğu konusunda uyarıyorum
  • Kızım bir arkadaşını bir hayvana zulmederken gördüğünde onu uyarıyor
  • İş arkadaşım diğer arkadaşını rüşvet alırken gördüğünde onu uyarıyor
  • Sokakta bir adam karısını döverken bir insan onu uyarıyor
  • Bir genç, haksız kazanç için dolandırıcılık yapan arkadaşını uyarıyor
  • Bir kişi, sürekli dedikodu yapan arkadaşını uyarıyor
  • Başka bir kişi, çalıştırdığı işçisinin hakkını vermeyen arkadaşını uyarıyor

O zaman bu ülke nasıl bir yer olurdu? Bunlar sadece Tanrı’yı ve komşumuzu sevmekle mümkün olabilir.

Bu yüzden bu, Tanrı’yı ve komşumuzu sevmemizin bir parçasıdır. Hristiyanları hem kilisede hem de dünyada daha cesur olmak için teşvik etmek istiyorum. İsa’nın buyurduğu gibi Tanrı’yı ve komşularımızı tüm varlığımızla seven yaşamlar yaşayabilmemiz için teşvik etmek istiyorum.

Öyle ki hem aramızda Tanrı’nın adı yücelsin hem de bizi gören dışarıdaki insanlar Tanrı’yı yüceltsinler.

İsa’yı dinleyen din bilgini, İsa’dan en büyük buyrukların hangileri olduğunu öğrendiğinde O’na 33. ayette şöyle dedi:

3- Markos 12:33 33 İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.”

Toplumumuzda algı çoğunlukla bunun tam tersidir. Hayatımızda her ne yaparsak yapalım, yine de sunu ve kurbanlarımızı vermeliyiz çünkü önemli olan şey Tanrı için yaptığımız bu ibadet ritüelleridir diye düşünülür. İnsan günah işler, sonra kiliseye gidip günah çıkartır. Ama Tanrı Hoşea 6:6’da şöyle dedi:         

“… ben kurbandan değil, bağlılıktan hoşlanırım, Yakmalık sunulardan çok beni tanımanızı isterim.”

Tanrı’nın bizden en çok beklediği şeylerden birisi kendisini tanımak. Aksi durumda zaten kutsal olmamız mümkün olmazdı, çünkü Tanrı’yı ve O’nun karakterini tanımadan neyin kutsal olduğunu nasıl bilebilirdik?

Din bilgini bunu çok iyi anlamıştı. Bu yüzden İsa ona şöyle dedi:

34 İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, “Sen Tanrı’nın Egemenliği’nden uzak değilsin” dedi.

Bundan sonra kimse O’na soru sormaya cesaret edemedi.

En büyük buyruk, yaratıcımızı bütün varlığımızla sevmemiz ve komşumuzu kendimiz gibi sevmemizdir. Ama bunu görüntüde değil, gerçekte yapmamız gerekiyor. Çünkü bu buyruklar, sunularımız ve kurbanlarımızdan bile daha önemlidir. Zaten İsa Mesih’e iman etmekle O’na kendimizi yaşayan diri kurbanlar olarak sunmuş oluyoruz değil mi?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin. Bu üstün sevgi hayatlarımızda gerçekleşsin diye birlikte dua edelim.

VAAZ 2021.02.07

Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler İsa’ya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: ‘Eğer bir adam ölür, geride bir dul bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi onun karısını alıp soyunu sürdürsün.’ Yedi kardeş vardı. Birincisi evlendi ve çocuk bırakmadan öldü. İkincisi aynı kadını aldı, o da çocuk sahibi olmadan öldü. Üçüncüsüne de öyle oldu. Yedisi de çocuksuz öldü. Hepsinden sonra kadın da öldü. Diriliş günü, ölümden dirildiklerinde kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.” İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Ne Kutsal Yazılar’ı ne de Tanrı’nın gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi? İnsanlar ölümden dirilince ne evlenir ne evlendirilir, göklerdeki melekler gibidirler. Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Musa’nın Kitabı’nda, alevlenen çalıyla ilgili bölümde Tanrı’nın Musa’ya söylediklerini okumadınız mı? ‘Ben İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım’ diyor. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısı’dır. Siz büyük bir yanılgı içindesiniz.” ‘ 

MARKOS 12:18-27 

Dirilişle ilgili soru 

18-23 Ayetleri: 

1 – Sadukilerin dirilişe inanmaması: Sadukiler ölümden sonra diriliş olmadığını söylüyor. Sadece bu değil, başka bazı gerçekleri de kabul etmiyorlar. Elçilerin işleri 23. bölümde Pavlus kurulda yargılanırken oradakilerden bazılarının Ferisi bazılarının Saduki olduğunu anlıyor ve ona göre bir konuşma yapıyor, sebebini Luka şöyle açıklıyor: 

‘ Sadukiler, ölümden diriliş, melek ve ruh yoktur derler; Ferisiler ise bunların hepsine inanırlar. ‘ 

ELÇİLERİN İŞLERİ 23:8 

2 – Hikayenin içeriği – komikliği / hiç böyle bir şey duydunuz mu? Onlar aslında alay ediyorlar gibi görünüyor. Günümüzde de “akılcılar” veya bilime inandığını iddia edenler tanrısal gerçekleri komik örneklerle anlatırlar. Hikayedeki yasa nedir, Musa gerçekte ne buyurmuştu: 

‘ “Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak. Kadının doğuracağı ilk oğul, ölen kardeşin adını sürdürsün. Öyle ki, ölenin adı İsrail’den silinmesin. Ama adam kardeşinin dul karısıyla evlenmek istemiyorsa, dul kadın kent kapısında görev yapan ileri gelenlere gidip şöyle diyecek: ‘Kayınbiraderim İsrail’de kardeşinin adını yaşatmayı kabul etmiyor. Bana kayınbiraderlik görevini yapmak istemiyor.’ Kentin ileri gelenleri adamı çağırıp onunla konuşacaklar. Eğer adam, ‘Onunla evlenmek istemiyorum’ diye üstelerse, kardeşinin dul karısı ileri gelenlerin önünde adamın yanına gidecek, onun ayağındaki çarığı çıkaracak, yüzüne tükürecek ve, ‘Kardeşine soy yetiştirmek istemeyen adama böyle yapılır’ diyecek. Adamın soyu İsrail’de ‘Çarığı çıkarılanın soyu’ diye bilinecek. ‘ 

YASA’NIN TEKRARI 25:5-10 

Yasanın özeti 

İşte bu yasaya göre konuştuğunu düşünen Sadukiler şimdi İsa’ya soruyor: diriliş günü bu kadın 7 kardeşten hangisinin karısı olacak? 

24-27 Ayetleri: 

1- İsa’ya göre Sadukiler neden yanıldılar? Kutsal yazıları ve tanrının gücünü bilmiyorlar. Bildiklerini düşünerek geldikleri için rab onlara bilmediklerini gösterdi. Bilmediklerini düşünerek gelselerdi bildiklerini anlatırdı:  

‘Egemen RAB şöyle diyor: Sarığı çıkar, tacı kaldır. Artık eskisi gibi olmayacak. Alçakgönüllü yükseltilecek, gururlu alçaltılacak. ‘ 

HEZEKİEL 21:26 

Bugün de bu durumda birçok kişi vardır. Kutsal Yazıları ve Tanrı’nın gücünü bilmeyen insanlar için her zaman dua yüreği taşıyalım onlar için dua edelim. 

2- 25. ayette bir sır öğreniyoruz: evlilik konuları cennette devam etmiyor. Yani imanlılar birbirini tanımayacak veya kadın ya da erkek olma özelliklerini kaybedecekler demiyor ama aynı melekler gibi olacaklarını evlenmeyeceklerini evlendirilmeyeceklerini söylüyor.  

3- Ve İsa’ya Musa’dan yola çıkarak geldikleri için İsa da onlara Musa’dan örnek gösteriyor ve hem Kutsal Yazılar dersi veriyor hem de diriliş dersi veriyor.  

‘ Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım.” Musa yüzünü kapadı, çünkü Tanrı’ya bakmaya korkuyordu. ‘ 

MISIR’DAN ÇIKIŞ 3:6 

İsa ne demek istedi? Amacı: Tanrının ölülerin değil yaşayanların tanrısı olduğunu onlara göstermek istiyor. Ama mantıksal bir sorun var orada (fikri olan??). Çalıda Tanrı Musa’ya göründüğünde ve bu cümleyle kendini tanıttığında İbrahim de İshak da Yakup da ölüydü! O zaman İsa neden Tanrı’nın hem ölülerin değil dirilerin Tanrı’sı olduğunu göstermek isterken hem ölülerin isimlerini söyledi? 

Şöyle düşünelim Tanrı hem İbrahim’e hem İshak’a hem de Yakup’a vaat verdi. (Aslında İbrahim’e vaat etti). Ne vaat etti? Bu toprakları alacaksınız. Kendimizi onların yerine koyalım. Bu üçü de bu vaadin gerçekleştiğini gördü mü? Görmedi. Hatta konuştuğumuz gibi Tanrı yanan çalıda Musa’ya kendisini tanıtırken bu üçü de çoktan ölmüştü. Ama İsa yine de Tanrı’nın ölülerin değil dirilerin Tanrı’sı olduğunu söylüyor.  

Bu şundan başka hiçbir şey demek olamaz: Tanrı İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a verdiği vaadi yerine getirecektir, çoktan fiziksel olarak ölmüş olsalar bile! Yani onların fiziksel olarak ölmüş olması Tanrı için ölmüş oldukları anlamına gelmiyor. Onların fiziksel olarak ölmüş durumda olmaları yine de Tanrı’nın vaatlerini yerine getiremeyeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Tanrı için onlar diridir! İşte İsa’nın bahsettiği gibi Tanrı’nın gücünü görebiliriz ve onu yüceltebiliriz! Böyle bir Tanrımız vardır. 

Fikoş abla beni Yunanistan’a götüreceğine söz verse ama bundan önce ben ölsem bitmiştir. Artık bunun bir daha gerçekleşme şansı yok. Ama Tanrı için böyle değildir. O sözlerini yerine getirir ve dirilişi söz verdi. 

Tanrı dirilerin Tanrısı’dır ve ölümden diriliş vardır. 

4- İsa’nın son cümlesi “siz büyük bir yanılgı içindesiniz” oldu. Rab yüreklerimizin yanılgılarını düzeltsin diye dua edelim. Belki burada hepimiz dirilişe zaten inanıyor olabiliriz ama hem hala inanmayanlar için dua edebiliriz hem de farkında olmadığımız kendi başka yanılgılarımız varsa rab bize onları göstersin ve düzeltmemizi sağlasın diye dua edebiliriz.  

Rabbin sofrası için: Yuhanna 1:29-34 

VAAZ 2021.01.31

Sezar’ın Hakkı Sezar’a

MARKOS 12:13-17 ‘Daha sonra İsa’yı söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisiler’den ve Hirodes yanlılarından bazılarını O’na gönderdiler. Bunlar gelip İsa’ya, “Öğretmenimiz” dediler, “Senin dürüst biri olduğunu, kimseyi kayırmadan, insanlar arasında ayrım yapmadan Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezar ‘a vergi vermek Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi? Verelim mi, vermeyelim mi?” Onların ikiyüzlülüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Beni neden deniyorsunuz? Bana bir dinar getirin bakayım.” Parayı getirdiler. İsa, “Bu resim, bu yazı kimin?” diye sordu. “Sezar’ın” dediler. İsa da, “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” dedi. İsa’nın sözlerine şaşakaldılar. ‘

Biraz önce / önceki bölümde ne olmuştu? Bağ kiracıları benzetmesi ile İsa, Yahudi önderlere, kendi yüreklerinin durumunu onların yüzüne vurmuştu. Yahudi önderler İsa’nın kendilerinden bahsettiğini hemen anlamış ve onu tutuklamak istemişler, ama yapamamışlardı.

Şimdi Ferisiler, Hirodes yanlıları ile birlikte İsa’yı tuzağa düşürmek istiyorlar. Nasıl? İsa’ya tuzaklı sorular sorarak. Neden? Ağzından yanlış bir cümle çıksın ki onu yetkililere teslim edelim düşüncesiyle.

Buna yabancı değiliz. Örneğin iyi niyetli olmayan insanlar, sanki haberci veya araştırmacı gibi size gelip sorular sorabilir, aslında iyi bir niyetle açıklamak için söylediğiniz cümlelerden cımbızla kelimeleri çeker ve sonra sizi kötü gösterebilir. Bu gibi durumlara bazen tanık oluruz, hatta bazen kendi başımıza gelir.

Şimdi vereceğim örnek lütfen yanlış anlaşılmasın. Asla siyasi bir olay olduğu için değil, sadece bizzat tanık olduğun bir olay olduğu için bunu anlatıyorum. Zaten bir siyasi olay da sayılmaz ama yine de bunu söylemiş olayım.

Bir gün tesadüf eseri denk geldiğim bir tartışma programında, ismini hatırlamadığım bir tarihçi, Atatürk’ün gerçekte İngiltere için çalışan bir ajan olduğu iddialarını çürütmeye çalışıyordu. Bazı noktalarda belgeler göstererek Atatürk’ün öyle olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. O programın tamamını değil ama uzunca bir kısmını seyrettim. Sonra aradan saatler geçti. Sosyal medya hesabıma bakarken, bir video fark ettim. Tıkladığımda gördüğüme inanamadım. Videoda, o tarihçinin, farklı anlarda söylediği farklı cümleler, montaj yoluyla sanki art arda söylenmiş gibi birleştirilmiş ve bir dakikalık o videoyu seyrettiğinizde, tarihçi, Atatürk’ün aslında İngiltere için çalışan bir ajan olduğunu söylüyor!

İyi niyetli olmayan insanlar, bunun aynısını Kutsal Kitap için, Hristiyanlar için ve Tanrı için yapıyorlar. Bu kişilerin gerçekte iki yüzlü olduğunu söyleyebiliriz. İsa da onlara öyle dedi. Çünkü size gösterdikleri bir yüz vardır, haberci veya araştırmacı yüzü. Ya da konu her neyse. Ama bir de gerçek yüzü vardır, gerçekte size zarar vermek isteyen, kötü niyetli. Çok kolay tuzağa düşülebilir. Rab hepimize bilgelik versin. Öğretmenimiz bunu çok yaşadı ve bu olay onlardan bir tanesi.

İlginç bir nokta: Ferisiler özünde dini bir grup, İsrail halkının dini önderleri. Ama aynı zamanda onlar bir siyasi gruptu.

İsrail toprakları, İsa’nın yaşadığı bu dönemde Roma imparatorluğunun işgali altındaydı. İsrail halkına Romalılar hükmediyordu. Belli noktalarda kendi içlerinde bir özerklik olabilir, ama son sözü Roma söylüyordu. Doğal olarak Ferisiler bundan hiç hoşnut değillerdi.

Diğer tarafta da Hirodes yanlıları var. Onlar kimdir? Onlar da İsrailli, ve onlar da bir siyasi grup. Ama onların farkı şudur: o dönemin Roma yönetimine tamamen bağlılardı. Bu yüzden Hirodes’in çıkarlarını kolluyorlardı. Ve bu yüzden, Ferisilere düşmanlardı.

Ama bu bölümde ve Kutsal Kitap’ın başka yerlerinde ne görüyoruz? Ferisiler ve Hirodes yanlıları, İsa’yı yakalamak ve öldürmek için birlikte hareket ediyorlar. Düşmanlar, birlikte hareket ediyorlar.

Siyasetten konu açtılar: Sezar’a vergi ödemek yasaya uygun mu? Hangi yasaya? Kutsal Yasa’ya.

Tabii ki Ferisi olsun Hirodes yanlısı olsun, hiçbir Yahudi, Roma’nın hükmü altında olmaktan mutlu değildi. Ferisiler bundan hiç memnun değildi ama Hirodes yanlıları, yönetimi destekledikleri için biraz daha ılımlıydı.

Eğer İsa açıkça Sezar’a vergi vermenin yasaya tamamen uygun olduğunu söyleseydi, oradaki kimse bir daha İsa’yı dinlemezdi. Diğer taraftan, eğer Sezar’a vergi vermemeyi öğretseydi, zaten hemen tutuklanırdı.

Ne yapacaktı? İsa’nın hikayesinde şunu söylediğim birçok yer var: “Ben olsaydım hikayem burada bitmişti.” Bu da o noktalardan birisi. İsa bir dinar istedi ve “Bu resim, bu yazı kimin?” diye sordu. “Sezar’ın” cevabını alınca o meşhur cümleyi söyledi.

“Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin.”

Yine tuzağa düşüremediler. Plan yine tutmadı.

Sizce cümlenin hangi yarısında daha başarısız oldular? Siyasi olarak bir grup hükmettiğinde, vatandaş istese de istemese de vergisini öder. Herkes vergi öder. İsrailliler de öyle yaptı, vergisini ödedi. Ama Tanrı’nın hakkını ödediler mi?

Sezar hakkı olanı nasıl hak etti? Çünkü orayı fethetti, para kendisine aittir ve paranın üzerinde kendi resmi vardır.

Tanrı hakkı olanı nasıl hak etti? Çünkü dünyayı yarattı, insan kendisine aittir ve insanın üzerinde kendi benzeyişi vardır.

Para yönetime aittir, insan Tanrı’ya aittir, Tanrı insanı kendi benzeyişinde yaratmıştır.

Bu 2000 yıllık anlatıdan, bazı evrensel gerçekler öğreniyoruz.

Bir Hristiyan, yönetenlere itaat etmelidir. Asla yönetimi devirmeye çalışmamalıdır. Yöneticiler için her zaman dua etmelidir. Vergisini ödemeli ve örnek bir vatandaş olmalıdır.

Bu, tabii ki her durumda her koşulda yönetim her ne derse desin ardından gitmek demek değil.

Yönetim bir Hristiyanı, Tanrı’ya ve O’nun buyruklarına karşı durmaya zorlarsa, Hristiyan bunu reddetmelidir. Hatta bu yüzden ceza alacaksa, cezasını çekmelidir. Kendi rahatlığını değil, Tanrı’nın kendisinden isteği, Hristiyan için ilk sıradadır. Kutsal Kitap bunun örnekleriyle dolu.

Her konu bu kadar siyah ve beyaz netliğinde olmayabilir, bazı konular gri olabilir, buna katılıyorum ve tabii ki tartışabiliriz. Ama şu hiçbir zaman değişmez ki, birinci öncelik her zaman Tanrı’dadır. Tanrı’nın yanına hangi isim veya sıfatı koyarsak koyalım, Tanrı her zaman öncelikli olmalıdır.

Bir insanın, İncil’i bilsin veya bilmesin bu sözü kullandığını duyuyorum. Toplumumuzda da bu sözü kullananların birçoğu bu sözün İsa’ya ait olduğunu bilmeden kullanır. Çünkü cümlenin ikinci yarısını bilmez. Bu sorun değil. 

Ama şu bir sorun: Genellikle bu sözü, bir hakkı elde eden kişiye o hakkı vermek gerektiğini öğretmek için kullanıyorlar ve bu hak sahibi genellikle bir insan olarak düşünülür. Mesela rakibime maçı kaybediyorum ama “Sezar’ın hakkını Sezar’a veririm” diyerek onu tebrik ediyorum.

Bugün, cümlenin ikinci yarısının daha önemli olduğu konusunda teşvik etmek istiyorum. İlk yarısı önemsiz demiyorum, ama ikinci yarısı daha önemlidir ve asıl mesaj odur demek istiyorum.

Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya nasıl verebiliriz? Bu zaten mümkün mü? Lütfun karşılığı olur mu?

Elbette olmaz. Zaten karşılığını verebiliyor olsaydık, o en başta lütuf olmazdı. Tanrı bizi iyi işlerimizden ötürü değil, lütfuyla kurtardı.

Ama şu var ki, kendi benzeyişinde yaratıldığımız, kendisine ait olduğumuz bir Tanrımız var ve bizi çok seviyor. Ve bizi kutsal olmaya çağırıyor, bizden kendisinin olduğu gibi kutsal olmamızı istiyor.

Levililer 11:45 Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.

Lütfunun karşılığını Tanrı’ya asla veremeyiz, ama O’nun benzeyişinde yarattığı sevgili oğulları ve kızları olarak, O’na hakkı olanı verebiliriz. Kutsal Ruh’un yardımıyla, kutsal ve O’nu hoşnut eden bir yaşam sürebiliriz. En azından bunun için tüm gayretimizle dua edebilir ve emek verebiliriz.

Daha somut olalım. Nasıl kutsal olacağız, nasıl Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya vereceğiz?

  • Evimizin kirasını veya elektrik faturasını ödemeyi unutmadığımız gibi, ondalığımızı da ödeyeceğiz.
  • Televizyon izlemeyi veya gezmeyi ihmal etmediğimiz gibi, Tanrı’yla baş başa kalıp dua etmeyi de ihmal etmeyeceğiz.
  • Kendi ihtiyacımız olduğunda ihtiyaçlarımızı karşıladığımız gibi, kardeşimizin ihtiyacı olduğunda onu da hatırlayacağız. Rab diyor: Matta 10:42 Bu sıradan kişilerden birine, öğrencim olduğu için bir bardak soğuk su bile veren, size doğrusunu söyleyeyim, ödülsüz kalmayacaktır.
  • Daha başka birçok şekilde, örneğin sahip olduğumuz şeyleri Tanrı hizmetinde kullanarak (para, zaman, bedenimiz), her durumda şükrederek, sıkıntıdan geçerken söylenmeyerek, Tanrı’ya tam bir güvenle yürüyerek, birbirimizi severek, Tanrı’yı severek, kutsal olarak O’na hakkını verebiliriz.

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Tanrı’ya da kendisine ait olan hakkını vermeliyiz. Hayatlarımızda öyle olsun!

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin. Dua edelim.

VAAZ 2021.01.24

Bağ Kiracıları Benzetmesi 

MARKOS 12:1-12 ‘ İsa onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Adamın biri bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkmak için bir çukur kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. Mevsimi gelince bağın ürününden payına düşeni almak üzere bağcılara bir köle yolladı. Bağcılar köleyi yakalayıp dövdü ve eli boş gönderdi. Bağ sahibi bu kez onlara başka bir köle yolladı. Onu da başından yaralayıp aşağıladılar. Birini daha yolladı, onu öldürdüler. Daha birçok köle yolladı. Kimini dövüp kimini öldürdüler. “Bağ sahibinin yanında tek kişi kaldı, o da sevgili oğluydu. ‘Oğlumu sayarlar’ diyerek bağcılara en son onu yolladı. “Ama bağcılar birbirlerine, ‘Mirasçı budur, gelin onu öldürelim, miras bizim olur’ dediler. Böylece onu yakaladılar, öldürüp bağdan dışarı attılar. “Bu durumda bağın sahibi ne yapacak? Gelip bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek. Şu Kutsal Yazı’yı okumadınız mı? ‘Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rab’bin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!’ ” İsa’nın bu benzetmede kendilerinden söz ettiğini anlayan Yahudi önderler O’nu tutuklamak istediler; ama halkın tepkisinden korktukları için O’nu bırakıp gittiler. ‘ 

Bu benzetmede, bağ diken ve onu bağcılara kiraya veren adam Tanrı’yı simgeliyor. Tanrı ne yaptı? Gereken her şeyi hazırladı ve sonra kiraya verdi. 

Bağ, Tanrı’nın İsrail’e verdiği topraklar. Onlar Tanrı’nın halkıydı, ayrıcalıklıydılar. Yeryüzünde Tanrı’yı simgelemek için, Tanrı tarafından seçilen halktı. Tanrı onlarla çocuğuyla ilgilenir gibi ilgilendi. 

Bağcılar, işte onlardır. O topraklara sahip olan, Tanrı’nın ayrıcalıklı halkı. Ve tabii ki onların önderleri. Ferisiler ve din bilginleri. 

Mevsim geldi. Bağın sahibi, bağın ürününden payına düşeni istiyor. Ne istiyor? Ürün istiyor, meyve istiyor. Hakkı olanı istiyor. Ben size bunları verdim, şimdi bana ürününü verin diyor. Size verdiğimi nasıl kullanıyorsunuz diyor. Bağcılar ne yapıyor? 

Aşağılama, dövme, öldürme. Bağcılara gönderdiği köleler, peygamberlerdir. Tanrı tekrar ve tekrar bağcılara, yani İsrail halkına uyarıcılar gönderdi. Ne bekledi? Kutsallık bekledi, sevgi bekledi, kabul edilme bekledi. Yanlışlarından dönmelerini bekledi. Tövbe etmelerini bekledi. Ama olmadı. 

En sonunda saygı gösterirler diye kendi oğlunu gönderdi. O tabii ki İsa’dır. Ama onu da öldürdüler.  

Bağın sahibi, yani Tanrı ne yapacak bu durum karşısında? Tabii ki gelecek, bağcıları yok edecek ve bağı da başkalarına verecek. Başkaları kimdir? Diğer uluslar, ve tövbe eden İsrailliler.  

Peygamberlik: Mezmur 118:22-23 ‘ Yapıcıların reddettiği taş, Köşenin baş taşı oldu. RAB ‘bin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş! ‘ 

Böyle olacağı önceden bildirilmişti. O taş, yapıcılar tarafından değerli görünmedi. Bu yüzden yapılarında o taşa yer vermediler. Ama İsa ölüp dirildiğinde o taş, yeni yapının, yeni tapınağın, yeni düzenin, Tanrı’nın egemenliğinin baş taşı oldu.  

Yahudi önderler Mezmur 118:22-23’teki taşın Mesih’ten bahsettiğini biliyorlardı ve şimdi İsa o ayetleri kendisi için kullandı. Şaşırmayacağımız gibi, onu tutuklamak istediler. Ama halkın tepkisinden korktukları için (aslında henüz zamanı gelmediği için) bunu yapamadılar. 

Yapıcıların planında değerli olmayan taş, Tanrı’nın planında köşenin baş taşı oldu. İsa bizim için de köşenin baş taşı mıdır? Eğer cevabımız evetse, bu değeri O’na hayatlarımızda gösteriyor muyuz? Eğer İsa’yı hayatlarımızda köşenin baş taşı olarak kabul ediyorsak, ama öğretilerine uygun bir yaşam sürmüyorsak, Tanrı bu hafta bize hangi konularda eksik olduğumuzu göstersin. 

ROMALILAR 3:22 ‘ Tanrı insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. ‘ 

VAAZ 2021.01.17

MARKOS 11:15-19 İsa Satıcıları Tapınaktan Kovuyor

‘Oradan Yeruşalim’e geldiler. İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. Yük taşıyan hiç kimsenin tapınağın avlusundan geçmesine izin vermedi. Halka öğretirken şunları söyledi: “ ‘Evime, bütün ulusların dua evi denecek’ diye yazılmamış mı? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz.” Başkâhinler ve din bilginleri bunu duyunca İsa’yı yok etmek için bir yol aramaya başladılar. O’ndan korkuyorlardı. Çünkü bütün halk O’nun öğretisine hayrandı. Akşam olunca İsa’yla öğrencileri kentten ayrıldı. ‘

Tapınağın avlusunda ortalık karıştı! İsa avludaki alıcı ve satıcıları, para bozanları, güvercin satanları ve yük taşıyanları engelledi. Onlara çok kızdı. Öyle ki, Yuhanna 2. bölümde İsa’nın ipten bir kamçı yaparak onu kullandığından bahsediyor.

Sahneyi bir an için gözümüzde canlandırırsak, hiç de bizim tanıdığımız İsa’ya benzemediğini hemen fark ederiz. O’nu bu kadar kızdıran neydi?

Tapınağın avlusu bir ticaret alanı gibi kullanılıyordu. Bu başlı başına bir sorundu. Ama bununla beraber bu ticaret, temiz bir ticaret de değildi.

Mesela “para bozanlar”dan bahsediyor. Bunlar tapınak avlusunda tezgah kuruyorlar, mesleğin adından da anlaşılabileceği gibi, para birimlerini değiştiriyorlardı. Bugünkü döviz bürolarına benzer bir şekilde.

Neden para birimini değiştirmeleri gerekiyordu? Çünkü o dönemde yaşasaydınız, yıllık tapınak vergisi ödemeniz gerekirdi. Tapınağı ziyarete gittiğinizde bu vergiyi ödeyebilirdiniz. Ancak bu vergi, sadece yerel para birimiyle ödeniyordu. Yani Roma para birimi ile tapınak vergisi ödenmesi yasaktı. Çünkü Roma parasının üzerinde putperest simgeler yer aldığı için o para kirli sayılırdı. Yani tapınak vergisi ödenmesi için, Roma parasını yerel paraya çevirmek zorunluydu.

Şimdi “Bunda ne sorun var” diyebilirsiniz. Madem zorunluydu, İsa neden onlara kızdı? Az önce belirttiğimiz gibi, bu işlemin hem tapınakta yapılması, hem de temiz bir ticaret olmaması büyük bir problemdi. Çünkü bu işlemlerde bazen halktan çok yüksek fiyatlar talep edildiği biliniyor.

Ayrıca en önemlisi, Tanrı’nın amacına hizmet etmiyordu. Bunu daha iyi anlamak için İsa’nın Yeşaya ve Yeremya’dan yaptığı alıntılara bakalım.

MARKOS 11:17 ‘ Halka öğretirken şunları söyledi: “ ‘Evime, bütün ulusların dua evi denecek’ diye yazılmamış mı? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz.” ‘

YEŞAYA 56:6-7 ‘“ RAB ‘be hizmet etmek, O’nun adını sevmek, Kulu olmak için O’na bağlanan yabancıları, Şabat Günü’nü tutan, bayağılaştırmayan, Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan herkesi, Kutsal dağıma getirip Dua evimde sevindireceğim. Yakmalık sunularıyla kurbanları Sunağımda kabul edilecek, Çünkü evime ‘Bütün ulusların dua evi’ denecek.” ‘

Ayetlerin anlamı oldukça açıktır. Tanrı, tapınağın bir ticarethane olmasını amaçlamadı. Tapınağın dua evi olmasını amaçladı. Hem de sadece İsraillilerin de değil, bütün ulusların! Peki halk tapınağı ne hale getirdi?

YEREMYA 7:9-11 ‘“ ‘Çalmak, adam öldürmek, zina etmek, yalan yere ant içmek, Baal ‘a buhur yakmak, tanımadığınız başka ilahların ardınca gitmek, bütün bu iğrençlikleri yapmak için mi bana ait olan tapınağa gelip önümde duruyor, güvenlikteyiz diyorsunuz? Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu? Ama ben görüyorum neler yaptığınızı!’ diyor RAB . ‘

İnsanlar çalmak, adam öldürmek, zina etmek, puta tapmak gibi Tanrı’nın gözünde iğrenç sayılan günahları işlemek için Tanrı’nın tapınağına geliyordu. Yozlaşmanın boyutunu görebiliyoruz. Üstelik bunu, orada güvende olacaklarını düşündükleri için yapıyorlardı.

Hesap etmedikleri, veya görmezden geldikleri nokta: Tanrı herkesi görüyor ve yüreklerini biliyor. Diğer insanları kandırabiliriz, hatta bazen kendimizi bile kandırabiliriz. Ama Tanrı’yı kandıramayız.

Bir haydudu düşünelim. Haydut bir suç işler. Mesela birini öldürür. Bundan sonra yakalanmamak için kaçar. Çünkü yakalanırsa ceza alacağını bilir. Kimsenin olmadığı, bulunmanın zor olacağını bildiği için bir mağara bulur. Çünkü orada kendisini güvende hisseder. Haydut ini, bir kişinin işlediği günahtan nasıl çaresizce kaçtığını gösteren bir benzetmedir.

Bugün de dünyanın birçok yerindeki ibadethanelerde benzer durum yok mu? Hangi dinden olursa olsun!

İnsanlar günah işler ve ardından inandıkları dinin ibadethanesine gider. Çünkü günahın cezası olduğunu bilir ve Tanrı karşısında, eğer ibadetini yerine getirirse güvende olacağını düşünür.

Günah işlediğinizi fark ettiğinizde Tanrı’ya yaklaşmak kötüdür demek istemiyorum. Günah işlediğimizde tövbe edip Tanrı’ya yaklaşmamız zaten Tanrı’nın isteğidir. Ama bir günahı işledikten sonra yürekten pişman olup, verdiğimiz zararı onarmaya uğraşmak yerine, dört duvardan oluşan bir binada bir takım ritüelleri yerine getirerek Tanrı’nın bizi affedeceğini ve böylece güvende olacağımızı düşünmek hatadır. Bu, Tanrı’yla bir pazarlık, bir ticaret gibidir. Şuna benzer: Ben anlaşmamın bana düşen kısmını yerine getirdiğime göre, şimdi sıra Tanrı’da!

Tanrı’nın tapınağının kullanılmasını istediği amaç ne bir ticarethane, ne de sadece günah işledikten sonra gidilmesi gereken bir yerdir!

Tanrı, tapınağının bir dua evi olmasını amaçladı. Tanrı’nın tapınağı neresidir? Üzerinde haç olan bir bina mı? Veya Kadıköy’deki bir binanın mutfağı mı? İsa’ya kulak verelim:

YUHANNA 2:16-22 ‘Güvercin satanlara, “Bunları buradan kaldırın, Babam’ın evini pazar yerine çevirmeyin!” dedi. Öğrencileri, “Evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek” diye yazılmış olan sözü hatırladılar. Yahudi yetkililer İsa’ya, “Bunları yaptığına göre, bize nasıl bir belirti göstereceksin?” diye sordular. İsa şu yanıtı verdi: “Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.” Yahudi yetkililer, “Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?” dediler. Ama İsa’nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazı’ya ve İsa’nın söylediği bu söze iman ettiler. ‘

En doğru ve açık yorum Yuhanna’nın kendisinden geliyor. İsa’nın sözünü ettiği, üç günde kuracağı tapınak, O’nun kendi bedeniydi. Öyle de yaptı. Dediğini yaptı.

Öğrenciler o anda bunu anlamamış olabilir ama İsa ölümden dirildiğinde hatırladılar, ve iman ettiler. Yuhanna şu ifadeyi kullandı: “Öğrencileri … hatırladılar” dedi. Bu önemli, çünkü Yuhanna rastgele bir kişi değil, ama o öğrencilerden biriydi.

Birisi şunu sorabilir: İsa göğe alındığına ve şimdi insan bedeninde yeryüzünde olmadığına göre, tapınak şu an nerededir?

1.KORİNTLİLER 3:16-17 ‘ Tanrı’nın tapınağı olduğunuzu, Tanrı’nın Ruhu’nun sizde yaşadığını bilmiyor musunuz? Kim Tanrı’nın tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrı’nın tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizsiniz. ‘

Pavlus, Korintlilere yazdığı mektupta, topluluktaki uyum konusunda konuşurken bu ifadeyi kullandı. O tapınak şimdi biziz. İsa kurdu ve Kutsal Ruh aracılığıyla şimdi yeryüzünde bizleri kullanarak o görevi devam ettiriyor.

Bir gün Tanrı’nın müjdesini paylaştığım bir kişi bana, neden Hristiyanlığı seçtiğim konusunda beni anladığını söyledi. Ona ne demek istediğini sorduğumda bana dedi ki: “Günde şu kadar kez ibadet etmek zorunda olmuyorsun, duaları ezberlemek zorunda olmuyorsun, cennete girmek için sürekli sevap işlemek zorunda değilsin. Bu kadar kolay bir dine mensup olmayı kim istemez ki? Hristiyan olmak ne kadar kolay!”

Öyle mi? Belki bazı açılardan haklı olabilir, ama hiç de düşündüğü gibi değil!

Tanrı’nın tapınağı olmak, İsa’nın yeryüzündeki bedeninin bir parçası olmak, yeryüzünün tuzu ve ışığı olmak, dua evi olmak, Tanrı’nın karakterine benzemek ve O’nu yansıtmak. Gerçekten o kadar kolay mı?

Ve bunları Tanrı’nın ruhuyla olması gerektiği gibi yaptığınızda, bazen oradan kovulmak ya da öldürülmek isteniyorsunuz, aynı İsa’nın o gün tapınakta başkahinler ve din bilginleri tarafından yok edilmek istendiği gibi.

Çünkü Tanrı’nın tapınağı olmak, bazen bir yanağınıza tokat atana diğer yanağınızı dönmeyi, bazen de tezgahları devirmeyi gerektiriyor. Ve bu dünyada tezgahlar çok fazladır. Tezgahları devrilen kişiler, tezgahlarını deviren kişileri yok etmek isterler.

Tanrı’nın her birimize, çağrısına göre hareket edecek yüreği vermesi için dua edelim. Öyle ki, O’nu hoşnut etmekten başka bir kaygımız olmasın. Sonuç bizim için ne olursa olsun, Tanrı’nın tapınağı olabilelim.

Çok zor olduğunu ama bu yolda Tanrı’nın bizimle olacağını biliyoruz.

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin. Dua edelim.

VAAZ 2021.01.10

Markos 11:12-14 Meyvesiz İncir Ağacı

‘Ertesi gün Beytanya’dan çıktıklarında İsa acıkmıştı. Uzakta, yapraklanmış bir incir ağacı görünce belki incir bulurum diye yaklaştı. Ağacın yanına vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi. İsa ağaca, “Artık sonsuza dek senden kimse meyve yiyemesin!” dedi. Öğrencileri de bunu duydular. ‘

Öyle sanıyorum ki İncil’i ilk kez araştırırken bu bölümü okuyup da “Bu da ne böyle? Burada ne anlatıyor? İsa neden böyle bir şey yaptı” demeyen yoktur…

Çünkü bu bölüme gelene kadar İsa her zaman bereketledi, her zaman yaşam verdi. Ama şimdi, meyvesi olmadığı için bir incir ağacını lanetledi, hem de ayette açıkça, incir mevsimi olmadığı yazarken!

İsa acıkmıştı. Bazen insanların şekeri düşerse ve yemek yemezlerse çok sinirli olabilirler. Acaba O’nun şekeri mi vardı? Bir reklamda “Açken sen, sen değilsin” diyordu. İnsanlar acıkınca huyları değişebilir. Bazı günler çok acıkıyorum. Seval hazırlaması uzun süren bir yemek yapmayı planlıyorsa, içimden onu bereketlemek gelmiyor. Ta ki yemeği tadana kadar!

Ama İsa böyle mi? Bu çok garip görünüyor. Adeta İsa mantıksız davranmış gibi, hatta benim gibi huysuz biriymiş gibi. Böyle olmadığını iyi biliyoruz. Öyleyse bu olayı nasıl açıklayabiliriz?

Aslında buradaki karmaşıklığın çözümü çok basit bir botanik gerçekte yatıyor. Orta Doğu’da incir ağaçları, genel olarak bildiğimiz ağaçlardan farklı olarak, henüz yapraklanmadan öncesinde, ana hasattan önce, az miktarda meyve veriyor. Buna “ilk meyve” diyorlar. Fısıh zamanında bile o meyvelerden bulunabiliyor. Yani eğer iklim uygunsa, hasat zamanından öncesinde incir ağacında meyve bulmak mümkündür.

Peki, eğer incir ağacı yapraklanmadan önce ilk meyvesini vermemişse bu ne anlama geliyor? Bu, o ağacın çorak olduğu anlamına geliyordu. İyi bir bağcı, çorak bir ağacı ne yapar? Onu kesip atar. Bu bilgi için çok uzağa değil, Luka 13:6-7’ye gidelim:

‘İsa şu benzetmeyi anlattı: “Adamın birinin bağında dikili bir incir ağacı vardı. Adam gelip ağaçta meyve aradı, ama bulamadı. Bağcıya, ‘Bak’ dedi, ‘Ben üç yıldır gelip bu incir ağacında meyve arıyorum, bulamıyorum. Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?’ ‘

Şimdi daha iyi anlayabiliriz değil mi?

Bu meyve vermeyen incir ağacı ve İsrail arasındaki bağlantı hakkında düşünelim. İsa Yeruşalim’e girdiğinde O’nu bir Kral ve Mesih olarak karşıladılar. Ama bir hafta sonra O’nu çarmıha gereceklerini İsa biliyordu.

İnsanlar, çevredeki ağaçlardan kestikleri dalları İsa’nın yoluna seriyorlardı. Beklenen Kral ve Mesih olduğunu görüntüde ilan ediyorlardı. Ama meyveleri var mıydı, yani yürekten buna iman ediyorlar mıydı? Sadece yaprakları olduğunu, ama meyveleri olmadığını, yani sadece görüntüde iman ettiklerini ama yürekte iman etmediklerini gösteren bir kanıt, bir hafta sonra “Çarmıha ger” diye bağırmaları olacaktı.

Nitekim İsa’nın ölümünden yaklaşık 40 yıl kadar sonra, İsrail yargılandı. İsrail, İsa için, uzaktan bakıldığında incir ağacı görüntüsü veren, ama yanına geldiğinizde meyvesini bulamadığınız bir incir ağacı gibiydi.

Bu yargılanma İsrail’in sonsuza dek lanetlendiği anlamına gelmiyor, ama imansızlığından dolayı yargılandığı anlamına geliyor. Tanrı o günden beri, bugün ve her gün kendi halkını oluşturmaya devam ediyor.

İsrail üzerinden konuştuk ama bu olayda bizim için de bir şeyler olabilir mi? Kesinlikle!

Yuhanna 15:8,16 ‘Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz. Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz size versin. ‘

Meyve vermenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz! Hem Tanrı yüceltiliyor, hem biz öğrencileri olabiliyoruz, hem de dualarımız kabul ediliyor!

Meyvelerimiz neler olabilir? Galatyalılar 5:22-23 ‘Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur.

İsa’nın tekrar geleceğini biliyoruz. O zaman ana hasadı o toplayacak. Şimdi bizler için meyve vereceğimizi göstermenin zamanıdır. Şimdi ilk meyveleri vermezsek, bu çorak olduğumuz anlamına gelir, ve ana hasatta meyvemiz olmayacağı anlamına gelir.

Hafta boyunca hayatlarımızda sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetim görülsün diye dua edelim. Bu konudaki eksikliklerimizi Tanrı bize göstersin diye dua edelim. Hangileri bizde daha az? Neden? Onları nasıl geliştirebileceğimiz üzerinde düşünelim.

Markos 11:20-26 İncir Ağacından Alınacak Ders

‘Sabah erkenden incir ağacının yanından geçerlerken, ağacın kökten kurumuş olduğunu gördüler. Olayı hatırlayan Petrus, “ Rabbî , bak! Lanetlediğin incir ağacı kurumuş!” dedi. İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Tanrı’ya iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, ‘Kalk, denize atıl!’ der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa, dileği yerine gelecektir. Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir. Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikâyetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.”

Ağacın kurumuş olduğunu gördüler ve İsa iki şeyden bahsediyor: İmanla dua etmek ve bağışlamak. Bunlar da ilk bakışta ağaçla ilgisiz gibi görünüyor ama düşündüğümüz zaman ilgisiz olmadıklarını anlıyoruz.

İsa “Tanrı’ya iman edin” diyor çünkü eğer Tanrı’ya yürekten iman varsa, meyvesizlikle ve diğer çözülemez görünen sorunlarla uğraşılabilir. Bir dağ kadar büyük engeller ortadan kaldırılabilir çünkü güç, iman aracılığıyla Tanrı’dan geliyor.

Dua ederken doğal olarak hep bir sonuç bekleriz. Ama bunun kendi rahatlığımız için olmadığından emin olmalıyız. Ya da Tanrı’yla pazarlık olmadığından. Dualarımız kendi rahatımıza veya çıkarımıza odaklanıyorsa gerçekleşmeyecek, gerçekleşse bile kalıcı bir bereket ve esenlik vermeyecek.

Dualarımız Tanrı’nın isteğine dayanmalı. Sonucun bizim isteğimizin olacağına değil. O zaman imanla dua edebiliriz. Adeta gerçekleşmiş gibi dua edebiliriz.

Gerçek bir mucizeye tanık olmak ister misiniz? Şimdi? Bir dağı yerinden oynatamam, bir değneği yılana da çeviremem. Ama Tanrı bugün bize bunlardan daha büyük bir mucize yapabileceğimizi söylüyor. Sadece iki şey yaparak:

1) Dua konularınızı hatırlayın ve hangilerini gerçekten Tanrı’nın iradesine bıraktığınızı ve hangilerini kendi rahatlığınız için istediğinizi ayırt edin. 2) Gerçekten Tanrı’nın iradesine bıraktığınız konuda, dileğinizi şimdiden almış gibi dua edin. Ve mucizeyi görün.   

Eğer gerçekten Rab’le beraber yaşıyorsak ve hayatlarımızda O’nu hoşnut etmek birinci önceliğimizse, daha yanıtı bile gelmeden duanın karşılığını aldığımızı biliriz, çünkü zaten irademizi O’na bırakmışız demektir. Duamızda İsa’nın öğrettiği gibi “Benim değil, Senin isteğin olsun” diyorsak, dua ettiğimiz olayın sonucunda her ne olursa olsun, sonunda olacak olan şeyin zaten Tanrı’nın isteği olduğuna iman etmişiz demektir. Yani daha en başında dileğimiz gerçekleşmiş demektir.

Hastalığım iyileşmese de, finansal durumum düzelmese de, ev sahibi olamasam da, emekli olmaya hak kazanamasam da,  

Tomurcuklanmasa incir ağaçları,
Asmalar üzüm vermese,
Boşa gitse de zeytine verilen emek,
Tarlalar ürün vermese de,
Boşalsa da davar ağılları,
Sığır kalmasa da ahırlarda,
Ben yine RAB sayesinde sevineceğim,
Kurtuluşumun Tanrısı sayesinde sevinçten coşacağım.
(Habakkuk 3:17-18)

Zaten Tanrı’yı hoşnut eden meyve dolu bir hayat yaşamıyorsam, uzaktan yaprakları görünen ama yanına gittiğinizde meyvesi olmayan incir ağacı olacaksam, zaten diğer şeylerin ne anlamı var ki?

Hazinemiz göklerdedir. En büyük duamız, bu karanlık dünyada Tanrı’nın ışığının her gün daha fazla parlamasıdır. Rab’bi yüz yüze göreceğimiz o zaman geldiğinde, karşılıklı tebessüm edebilmektir.

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Son bir nokta da bağışlamadan bahsetmeliyiz. Kendi suçlarımızın bağışlanmasını istiyorsak, biz de şikayetimiz olan insanların suçlarını bağışlamalıyız. Zaten öğrettiği duada da öyle diyor değil mi?

Birçok Grekçe el yazmasında şu ifadeler de yer alıyor:

“Ama siz bağışlamazsanız, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.”

Belki bugün kapanış ilahisinde Rab’bin duasını okumak için iyi bir gündür. Ama şimdi dua edelim.

VAAZ 2021.01.03

Markos 10:46-52 Kör Bartimay’ın Gözleri Açılıyor

46 Sonra Eriha’ya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Eriha’dan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu. 47 Nasıralı İsa’nın orada olduğunu duyunca, “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” diye bağırmaya başladı. 48 Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istediyse de o, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.
49 İsa durdu, “Çağırın onu” dedi.
Kör adama seslenerek, “Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!” dediler. 
50 Adam abasını üstünden atarak ayağa fırladı ve İsa’nın yanına geldi.
51 İsa, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu.
 Kör adam, “Rabbuni, gözlerim görsün” dedi.
52 İsa, “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı” dedi. Adam o anda yeniden görmeye başladı ve yol boyunca İsa’nın ardından gitti.

Bu hikayeyi çok seviyorum çünkü Tanrı bu kısacık hikayeyle bizlere çok güzel gerçekler anlatıyor.

Adamın hayatını 3 evre olarak düşünelim.

1) İsa’yla karşılaşmadan önce: Fiziksel olarak sakat. Gözleri görmüyor. Dünyası karanlık durumda. Dilencilik yaparak hayatta kalmaya çalışıyor. Bu durumdaki bir insan bugün bile ne kadar zorluk yaşardı, 2000 yıl önceki bir devirde yaşayacağı zorlukları tahmin bile edemiyorum.

2) İsa’nın yakınında olduğunu duyduğu evre: Ne yaptı? Bağırdı! “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” ne demektir? A) Sen Davut Oğlu İsa’sın, Davut’un soyundan gelen Kralsın, Kurtarıcımızsın! B) Ve benim, senin tarafından kurtarılmaya ihtiyacım var! Beni kurtarabilecek güçtesin, kurtar beni!

Ama yetti mi? Hayır. Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istedi. İnsanlar onun İsa’yla buluşmasını engellemek istediler. Ama pes etti mi? Ne yaptı? “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.

İsa onu duydu ve durdu. Adamı çağırttı. Adam İsa kendisini çağırdığında abasını üzerinden atarak ayağa fırladı. Sevincini ve umudunu hayal edelim.

Sonra ona sordu: “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” Sanki bilmiyormuş gibi! O sevgi doludur.

Adam: “Rabbuni, (öğretmenim) gözlerim görsün” dedi, İsa, “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı” dedi. İsa Yeruşalim’e girmek üzereyken bir can daha kurtardı.

İsrail’in gözleri görüyordu ama ruhu körleşmişti. İlginç olan, Bartimay’ın gözleri kördü ama ruhu değil.

3) Kurtulan adam minnet gösterdi. Yol boyunca İsa’nın ardından gitti. Luka 18:43 Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı’yı yücelterek İsa’nın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı’ya övgüler sundu.

Son zamanlarda İsa’ya gelmek isteyen ama tereddüt eden insanlar tanıyorum. Tereddüt etmeye gerek yok, İsa Davut’un soyundan gelen Kurtarıcı’nın ta kendisidir, tek yapmak gereken, doğruluğu zaten kanıtlanmış olan bu gerçeği kabul etmek, O’nun yardımına ihtiyacımız olduğunu kabul etmektir.

İsa’ya gelmeye çalışırken engellerle karşılaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Engeller her zaman olacak. Tanrı’ya gelmekte ne kadar engelle karşılaşırsanız, o kadar ısrarcı olun. İlk başta Bartimay İsa’ya gelmek istediği zaman azarlandı, ama sonra İsa onu duyduğunda ve çağırdığında “Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!” dediler. İnsanların dedikleri değişir. İnsanlara değil, sadece İsa’ya bakın.

Bir kez O’na ihtiyacımız olduğunu kabul ettiğimiz zaman, O, aynı soruyu bize soruyor: “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” O’na gelmekten korkmayalım, zayıflıklarımızı saklamaya çalışarak değil, olduğumuz gibi, zayıf ve muhtaç halimizle O’na gelebiliriz. Mükemmel olsaydık zaten O’na ihtiyacımız olmazdı.

Neticede bize ihtiyacımız olan kurtarışı veriyor ve sonrasında O’na minnet duyan hayatlar yaşıyoruz. Nasıl yaşamayalım ki?

Markos 11:1-11 İsa’nın Yeruşalim’e Girişi

11Yeruşalim’e yaklaşıp Zeytin Dağı’nın yamacındaki Beytfaci ile Beytanya’ya geldiklerinde İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, “Karşınızdaki köye gidin” dedi, “Köye girer girmez, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. 3 Biri size, ‘Bunu niye yapıyorsunuz?’ derse, ‘Rab’bin ona ihtiyacı var, hemen geri gönderecek’ dersiniz.”
4 Gittiler ve yol üzerinde, bir evin sokak kapısının yanında bağlı buldukları sıpayı çözdüler. 5 Orada duranlardan bazıları, “Sıpayı ne diye çözüyorsunuz?” dediler.
6 Öğrenciler İsa’nın kendilerine söylediklerini tekrarlayınca, adamlar onları rahat bıraktı. 7 Sıpayı İsa’ya getirip üzerine kendi giysilerini yaydılar. İsa sıpaya bindi. 8 Birçokları giysilerini, bazıları da çevredeki ağaçlardan kestikleri dalları yola serdiler. 9 Önden gidenler ve arkadan gelenler şöyle bağırıyorlardı:
“Hozana!
Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!
10 Atamız Davut’un yaklaşan egemenliği kutlu olsun!
En yücelerde hozana!”
11 İsa Yeruşalim’e varınca tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirdi. Sonra vakit ilerlemiş olduğundan Onikiler’le birlikte Beytanya’ya döndü.

Bu bölümden itibaren olayın seyri gerçekten değişiyor. Bu bölüme kadar, yani Markos 1. bölümden 11. bölüme kadar olan 10 bölümde, Vaftizci Yahya’dan, İsa’nın Yeruşalim’e girişine dek olan bütün hizmeti anlatılıyor. Ama 11. bölümden 16. bölümün sonuna yani Markos kitabının sonuna kadar, sadece son 1 haftayı anlatıyor. Yani bundan sonraki 6 bölüm, İsa’nın bedendeki son 1 haftasıdır.

Çok detaya girmeyeceğim ama İsa’nın öğrencilerden iki tanesini önceden gönderdiğini ve her olacak şeyi nasıl bildiğini görebiliyoruz. İsa’nın öğrencileri daha göndermeden önce onlara söylediği şeyler, öğrenciler yoldayken tam olarak gerçekleşti.

Ve İsa, daha önce üzerine hiç kimsenin binmediği bir sıpanın üzerinde, Yeruşalim girişinde halk tarafından Kral ve Mesih olarak karşılandı!

Zekeriya 9:9 Ey Siyon kızı, sevinçle coş!
Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı!
İşte kralın!
O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.
Eşeğe, evet, sıpaya,
Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!

Bu bölümde sadece, halkın bağırışına birlikte kulak verelim istiyorum: (slayt)

“Hozana!
Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!
Atamız Davut’un yaklaşan egemenliği kutlu olsun!
En yücelerde hozana!”

Buradan geliyor: (İlk bakışta benzemese de):

Mezmur 118:25-26 Ne olur, ya RAB, kurtar bizi,
Ne olur, başarılı kıl bizi!
Kutsansın RAB’bin adıyla gelen!
Kutsuyoruz sizi RAB’bin evinden.

İbranice: hosa’ na Grekçe: hosanna Türkçe: hozana
Anlamı: Haydi kurtar! — Şimdi kurtar!

İbranicede 2 kelime ama Grekçeye ve Türkçeye tek kelime olarak geçmiş. Bizler “hamdolsun” anlamında da kullanıyoruz ama orijinal anlamı yukarıdaki şekildedir.

Yahudiler Musa’nın zamanından itibaren Çardak bayramı kutladılar. Çardak Bayramı Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu hatırlatan bir bayramdır. Çardak bayramında ilk 6 gün, günde bir kez Mezmur 118:25 okudular. Bayramın 7. günü ise yedi kez okudular. Yani “Hozana” dediler. Ve bu mezmuru her okuduklarında, yapraklar ve dallar salladılar.

Her bayram bunu yaptılar ve bir süre sonra bu mezmur, artık onlar için, Mesih’in geleceğini ifade etmeye başladı.

Bu yüzden İsa sıpa üzerinde Yeruşalim’e girerken halk, Mezmur 118:25-26’yı söyleyerek ve çevredeki ağaçlardan kestikleri dallarla onu karşıladı. Bunun temsilini her Çardak Bayramında yapıyorlardı ve yüzyıllarca yaptıkları o temsil şimdi, önlerinde etten kemikten vücut almıştı. Tanrı’nın yüzyıllar öncesinden söylediği söz, işte önlerinde duruyordu.

Bu bize ne anlatıyor? Orada bulunan herkes, İsa’yı beklenen Kral ve beklenen Mesih olarak karşıladı.

Bu imanla ne yaptıkları konusu, başka bir konudur. Rab dilerse gelecek haftalarda hepsine bakacağız.

Bugünlük şu kadarını söyleyebiliriz ki, İsa’yı o gün Yeruşalim’de karşılayan halkın söylediği sözler, hayatımızda gerçekleşti ve gerçekleşiyor.

İsa gerçekten de beklenen Mesih ve beklenen Kral’dır, görkemli tahtında Egemenliğini sürecek. O’na övgüler olsun!

(Melek Meryem’e diyor) Luka 1:32-33 O büyük olacak, kendisine ‘Yüceler Yücesi’nin Oğlu’ denecek. Rab Tanrı O’na, atası Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenliğinin sonu gelmeyecektir.

Vahiy 11:15 Yedinci melek borazanını çaldı. Gökte yüksek sesler duyuldu:
“Dünyanın egemenliği
Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu.
O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.”

Mesih’e ve Kral’a sonsuza dek övgüler olsun!

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

VAAZ 2020.12.27

Markos 10:32-34 İsa Ölüp Dirileceğini Üçüncü Kez Bildiriyor

Yola çıkmış Yeruşalim’e gidiyorlardı. İsa önlerinde yürüyordu. Öğrencileri şaşkınlık içindeydi, ardından gelenler ise korkuyorlardı. İsa Onikiler’i yine bir yana çekip kendi başına gelecekleri anlatmaya başladı: “Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz” dedi. “İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da O’nu ölüm cezasına çarptıracak ve öteki uluslara teslim edecekler. O’nunla alay edecek, üzerine tükürecek ve O’nu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üç gün sonra dirilecek.”

İsa’nın öğrencileri şaşkınlık içinde ve ardından gelenler korkuyorlar. Bu şaşkınlık ve korku nereden kaynaklanıyor? Çünkü Yeruşalim’e gidiyorlar. Onlar belki de neler olacağını tam olarak bilemiyorlar ama çok zor şeyler olabileceğini tahmin edebiliyorlar, çünkü Yeruşalim’de başkahinlerin ve din bilginlerinin İsa’yı öldürmek istediğini biliyorlar.

Ve İsa yine Onikiler’i kenara çekip onlara özel olarak, başına gelecekleri anlatıyor. Bunu üçüncü kez yapıyor. Onlara, çok yakında gerçekleşecek şu olayları bildiriyor:

  • Başkahinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek.
  • Ölüm cezasına çarptıracaklar.
  • Öteki uluslara teslim edecekler.
  • Alay edecekler.
  • Üzerine tükürecekler.
  • Kamçılayacaklar.
  • Öldürecekler.
  • Ne var ki, 3. gün dirilecek.

İsa’nın henüz gerçekleşmemiş olaylar hakkında ne kadar detaylı bilgiler verdiğini görebilir ve O’nun bir insandan çok daha üstün olduğunu hemen anlayabiliriz.

Aynı olayı kaydeden Luka, olayın en sonuna şu notu da ekliyor: Luka 18:34 Öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar. Bu sözlerin anlamı onlardan gizlenmişti, anlatılanları kavrayamıyorlardı.

Bu sözlerin anlamı o anda öğrencilerden gizlenmişti, anlamadılar ve kavrayamadılar. Onlar sonradan anladılar. Peki İsa’nın bu sözlerini bugün bizler anlıyor muyuz, kavrayabiliyor muyuz?

Bu sözlerin anlamına şu ayetlerde bakalım: 1 Korintliler 15:3-4 Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.

Tanrı bunu neden yaptı? Yuhanna 3:16 Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

İsa’nın yukarıda önceden bildirdiği ve hemen sonra başına gelen o acı olayların hepsi, temelde tek bir sebeple gerçekleşti: Tanrı bizi seviyor!

İsa Mesih, o saydığı acıların başına geleceğini bile bile, öğrencilerinin ve takipçilerinin önünden emin adımlarla, temelde tek bir sebeple yürüyordu: Çünkü bizi seviyor!

Bu sözlerin anlamını bizlere açan, anlamamızı sağlayan ve kavramamızı sağlayan Tanrı’ya şükürler olsun. Şimdi hep birlikte, bu sözlerin ne anlama geldiğini hatırlayarak, Rab’bin Sofrası’na oturalım. Ölümünü ilan edelim, sevgisini ilan edelim ve o sevgiyi kabul ettiğimizi ilan edelim. Kısa bir sessiz zaman yapalım.

1 Korintliler 11:23-30 Size ilettiğimi ben Rab’den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.” Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer ya da Rab’bin kâsesinden içerse, Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur. Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmekten yiyip kâseden içsin. Çünkü bedeni farketmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder. İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.

Şükran duası ve paylaşım.

Rab’be hamdolsun!

Markos 10:35-45 Yakup’la Yuhanna’nın Dileği

Zebedi’nin oğulları Yakup ile Yuhanna İsa’ya yaklaşıp, “Öğretmenimiz, bir dileğimiz var, bunu yapmanı istiyoruz” dediler.
İsa onlara, “Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu.
“Sen yüceliğine kavuşunca birimize sağında, ötekimize de solunda oturma ayrıcalığını ver” dediler.
“Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz” dedi İsa. “Benim içeceğim kâseden siz içebilir misiniz? Benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olabilir misiniz?”
“Evet, olabiliriz” dediler.
 İsa onlara, “Benim içeceğim kâseden siz de içeceksiniz, benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olacaksınız” dedi. “Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Bu yerler belirli kişiler için hazırlanmıştır.”
Bunu işiten on öğrenci Yakup’la Yuhanna’ya kızmaya başladılar. İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”

Yakup ve Yuhanna kardeşler, İsa’dan ayrıcalık istiyorlar. Bir yandan güzel: İsa’nın Egemenliğine iman ediyorlar ve O’nun yakınında olmak istiyorlar. Diğer yandan talihsiz bir zamanlama: İsa Yeruşalim’e, yukarıda saydığımız acıları çekmeye doğru gittiği bir sırada bunu istiyorlar.

Elbette yüksek ihtimalle, İsa’nın dünyasal bir kral gibi olacağını düşünüyorlardı. O’nun yanında oturmak büyük bir ayrıcalık olacaktı. Öyle ki, orada oturmak için İsa’nın içeceği kaseden içebileceklerini ve O’nun vaftiz olacağı gibi vaftiz olabileceklerini bile söylediler.

Kase ve vaftiz nedir? İsa’nın çekeceği acılar ve çarmıhtaki ölümüdür. O andaki anlayışları bir yana, gerçekten de İsa’nın dediği gibi aynı kaseden içtiler ve aynı vaftizi oldular mı? Evet, Yuhanna sürgüne gönderildi ve Yakup, Kral Kirodes tarafından öldürüldü.

Diğer öğrencilerin Yakup ve Yuhanna’ya kızmalarından, onların da aynı yüreğe sahip olduğunu anlıyoruz. Ve böylece İsa’ya büyük bir öğretiş verme fırsatı oldu.

İsa’nın dediği gibi, gerek tarih boyunca, gerekse bugün yaşadığımız zamanda olsun, tüm ulusların önderleri halklarına egemen kesilirler ve ileri gelenleri de ağırlıklarını mümkün olan her şekilde hissettirirler. Ülkemizde yaşayan herkes bu ayetlerde İsa’nın ne anlatmak istediğini kolayca anlayacak kadar şanslıdır. Ama bu sadece ülkemiz için değil, tüm dünya için geçerlidir.

Ama İsa öğrencilerin arasında durumun böyle olmayacağını, aralarında büyük olmak isteyenin, öbürlerinin hizmetkarı olması gerektiğini öğretti. Öğrencilerin arasında birinci olmak isteyenin, hepsinin kulu olması gerektiğini öğretti. Tanrı’nın Egemenliği’nde kurallar dünyaya göre ters bir şekilde işliyor.

Tanrı’nın Egemenliği’nde oturarak büyük olunmuyor. Orada büyük olmak için, ayakta olmak, işlemek, kısaca hizmet etmek gerekiyor. Orada büyüklük, hizmet etmektir. Nereden biliyoruz? Tek mükemmel örnekten biliyoruz: İsa’dan. Hem O’nun sözlerinden, ama hem de O’nun kendisinden, kendi yaşamından. 45. ayeti tekrar okumak istiyorum:

Markos 10:45 Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.

Bu ayet, sadece bu paragrafın değil, sadece 10. bölümün ya da Markos’un da değil, ama tüm Müjde’nin anahtar ayetidir, tüm Müjde’nin mesajıdır.

  • Doğmak için seçtiği yer bir hastane değil, bir ahırdı.
  • Ulaşım aracı olarak seçtiği araç bir araba değil, bir eşekti.
  • Ölmek için seçtiği yer evindeki yatağı değil, bir çarmıhtı.
  • Savaşmak için seçtiği şey bir kılıç değil, ama sevgiydi.

İsa bile temelde bir sebepten yeryüzünde insan bedeni aldı: Hizmet etmek. Bunu bizi sevdiği için yaptı. Bize bu şekilde örnek oldu: Hizmet ederek, canını vererek.

Tanrı’nın Egemenliği’nde yer almak ister misiniz? O zaman İsa’nın bizleri kurtarmak için yeryüzüne geldiğine, günahlarımızın bedeli olan ölüm cezasını çarmıhta ödediğine ve 3. gün dirilerek bizlere sonsuz yaşamı verdiğine iman etmeniz yeterlidir.

Tanrı’nın Egemenliği’nde büyük olmak ister misiniz? O zaman sizleri bu hafta boyunca Tanrı için, kardeşler için, kiliseniz için, komşularınız için, Müjde’yi duymayanlar veya anlamak isteyenler için, finansal ve ruhsal ihtiyaç sahipleri için neler yapabileceğinizi, onlara nasıl hizmet edebileceğinizi Tanrı’ya sormak için teşvik etmek istiyorum.

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.