VAAZ 2021.07.04

MEZMUR 90

Giriş

Özellikle son yıllarda kendimde ve hemen hemen bütün tanıdığım insanlarda şunu gözlemliyorum: Hayatlarımızda genel olarak en çok zorlandığımız konulardan bazıları zamanlama ve zaman yönetimidir.

  • Mesela arkadaş buluşmalarına birkaç dakika önceden gitmek bazı insanlar için çok zor olabiliyor. Bir tanıdığım hiç istisnasız her buluşmaya en az 15-20 dakika geç gelir.
  • Doktor randevusuna gittiğinizde kapıda beklerden, içerideki hasta çıktığında ve ekranda tam sizin adınız yandığında birisi sizden önce doktorun odasına atlayıp: “Benim randevum 15 dakika önceydi, benim girmem gerekiyor” deyip kapıyı yüzünüze kapatıverir.
  • Ya da kredi taksitinizi sadece üç gün geç ödersiniz ama bir bakarsınız ki sizden gecikme bedeli talep edilir. Ayrıca kredi notunuz düşer.

Belki bunların ufak meseleler olduğunu, çok da önemli olmadığını düşünüyoruzdur ama aslında buluşmaya geç kalarak bir arkadaşımızı 15-20 dakika bekletiyor, hastaneye geç giderek doktor-hasta düzenini bozuyor ve zamanında ödenmemiş kredi için ceza ödüyoruz. Zamanlama ve zaman yönetimi konusuna dikkat etmeliyiz ve bunu kendimize bir disiplin olarak kazandırmalıyız. Çünkü zamana dikkat etmek Hristiyanlar için bir erdemdir.

Genel bilgi

Bugün işte bu erdemi bize anlatan bir Mezmur’a bakacağız. 90. Mezmur. Bu Mezmur bizlere zamanın ne kadar çabuk geçtiğini, hepimizin bir gün öleceğini ve bu yüzden zamanımızı iyi bir şekilde kullanmamızın ve değerlendirmemizin ne kadar önemli olduğunu anlatacak. Zaten bu sebepten olsa gerek ki, 90. Mezmur genellikle Hristiyan cenazelerinde kullanılıyor.

Bu Mezmur Davut değil, Musa tarafından yazılmış. Esasında Musa’nın Tanrı’ya ettiği bir duadır. Mezmur’un içeriğine baktığımızda, Musa’nın bu duayı Tanrı’ya İsrail çölde dolaşırken ettiğini tahmin edebiliyoruz. Kenan ülkesini ele geçirmeden önce orayı araştırmak için giden casuslar geri döndüğünde, Yeşu ve Kalev haricindekiler Tanrı’ya güvenmemiş, Kenan ülkesinde yaşayanlardan korkmuş ve halkı da korkutmuştu. Böylelikle İsrail imansızlığa sürüklenmişti. Bunun sonucunda Tanrı, Kenan’ı araştırmak için harcanan 40 günün her bir günü için bir yıl İsrail’e ceza vermişti. O nesil Kenan diyarını göremeyecekti. Çölde dolaşıyor ve gün ve gün ölüyorlardı. İşte Musa böyle bir ortamda bu duayı etti. Böyle bir ortamda onun yüreğinden neler geçtiğine bakalım.

5 paragraf şeklinde anlatım

            (1-2) ‘Ya Rab, barınak oldun bize Kuşaklar boyunca. Dağlar var olmadan, Daha evreni ve dünyayı yaratmadan, Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin. ‘

Tanrı adamı Musa, duasına Tanrı’ya övgüyle başladı. Birçok Tanrı adamı duasına önce Tanrı’yı överek başlar. Rabbimiz kuşaklar boyunca bizlere barınak olmuştur, olmaya da devam edecektir. Birkaç hafta önce okuduğumuz 91. Mezmur’un girişinde şöyle diyordu: “Yüceler Yücesi’nin barınağında oturan, Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesinde barınır.” Amin! O sonsuzdur, daha evren bile yaratılmadan önce de Tanrı O’ydu ve sonsuzluk boyunca da öyle olacak. Yüceltilmeye layık bir Tanrı’mız vardır.

            (3-6) ‘İnsanı toprağa döndürürsün, “Ey insanoğulları, toprağa dönün!” diyerek. Çünkü senin gözünde bin yıl Geçmiş bir gün, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir. İnsanları bir düş gibi siler, süpürürsün, Sabah biten ot misali: Sabah filizlenir, büyür, Akşam solar, kurur. ‘

Musa sonsuz olan Tanrı’dan bahsedip O’nu övdükten hemen sonra, insanın sonundan, toprağa döneceğinden bahsediyor. Yani Tanrı’nın sonsuzluğuyla, insanın yaşamının ne kadar kısa olduğunu karşılaştırıyor. Sonsuz Tanrı için, insanın ömrü belki bizim anlayacağımız ifadeyle bir an parçası kadar kısadır. Bize göre bin yıllık bir süreyi Tanrı’nın gözünde bir gece nöbetine benzeterek aradaki farka dikkat çekiyor.

Bir rüyaya benzetiyor. İnsan uykuya dalar, uyur, uyanır ama ne kadar zaman geçtiğinin farkına varmaz. Ve de sabah biten bir ota benzetiyor. Sabahtan akşama kadar süren kısacık bir ömrü olan bir ota. İşte insan ömrü bu kadar kısadır ve ne olduğunu bile anlayamadan hızla akıp geçer.

            (7-10) ‘Eriyip bitiyoruz senin öfkenden, Kızgınlığından dehşete düşüyoruz. Suçlarımızı önüne, Gizli günahlarımızı yüzünün ışığına çıkardın. Gazabından kısalıyor günlerimiz, Bir soluk gibi tükeniyor yıllarımız. Ömrümüz yetmiş yıl sürüyor, Bilemedin seksen, o da sağlıklıysak; En güzel yıllar da zahmetle, kederle geçiyor, Çabucak bitiyor, uçup gidiyoruz. ‘

Genel olarak konuşacak olursak, ölüm, günahın sonucunda hayatımıza girmiş olan acı bir gerçektir. İlk yaratılışta ölüm yoktu. Ama bu Mezmur özelinde bakarsak, Musa burada bahsettiği ölümün neden başlarına geldiğinin farkında görünüyor. Girişte bahsettiğimiz gibi, Kenan ülkesinin sınırındaki imansızlık ve böylelikle Tanrı’yı öfkelendirmeleri sonucunda… O nesil tümüyle ölecek ve vaat edilmiş toprakları göremeyecekti.

Ömürlerinin çok hızlı bir şekilde geçtiğini, eğer sağlık varsa bile en fazla yetmiş veya seksen yıl yaşadıklarını söylüyor. Güzel yıllar bile zahmetle ve kederle geçiyor diyor. Aslında bugün de benzerdir. Gençlik yıllarımız çok hızlı geçiyor. Yaş ilerleyince de tam rahata ereceğiz derken bu sefer de hastalıklar kapımızı çalıyor. Genellikle, gençken hayatı yaşamak için enerjimiz oluyor ama zamanımız olmuyor. Yaşlanınca da zamanımız oluyor ama bu sefer enerjimiz olmuyor.

            (11-12) ‘Kim bilir gazabının gücünü? Çünkü öfken sana duyulan korku kadar güçlüdür. Bu yüzden günlerimizi saymayı bize öğret ki, Bilgelik kazanalım. ‘

Türkçe’de “huşu” denen bir kavram vardır. TDK’ya göre “Tanrı’ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma” anlamını karşılar. Bu ayetleri okuduğumda Musa’nın Tanrı’ya huşu içinde baktığını hissediyorum. Musa Tanrı’dan hayati öneme sahip bir istekte bulunuyor: Günlerimizi saymayı öğret ki, bilgelik kazanalım diyor. Yani “Sen yüce bir Tanrı’sın, bizimle ilgileniyorsun. Ömrümüz kısa. Hızlıca ve zorluklarla geçiyor. Bize bu kısa, hızlı ve zorlu geçen zamanımızı nasıl yaşamamız gerektiğini öğret. Bilgelik ver.” Harika bir dua!

            (13-17) ‘Vazgeç, ya RAB ! Öfken ne zamana dek sürecek? Acı kullarına! Sabah bizi sevginle doyur, Ömrümüz boyunca sevinçle haykıralım. Kaç gün bizi sıkıntıya soktunsa, Kaç yıl çile çektirdinse, O kadar sevindir bizi. Yaptıkların kullarına, Görkemin onların çocuklarına görünsün. Tanrımız Rab bizden hoşnut kalsın. Ellerimizin emeğini boşa çıkarma. Evet, ellerimizin emeğini boşa çıkarma.’

Musa bahsettiğimiz sıkıntılardan dolayı Tanrı’dan kendilerine merhamet göstermesini diliyor. Öfkesini sona erdirip yeniden sevgiyle onlara bakması için yakarıyor. Çünkü biliyor ki Tanrı’nın sevgisi dışında onlara esenlik verebilecek başka hiçbir şey yoktur.

Bana her zaman ilginç gelen bir istekte bulunuyor: Sıkıntıda oldukları gün sayısı kadar sevinç içinde olmak. Tanrı’nın yargısı altında gerçekten zor zamanlar geçiriyorlardı, bu açıdan tabii ki çok anlaşılabilir bir istek. Musa kendisinin ve tüm İsraillilerin, ömürlerinin geri kalan kısımlarında sevinç içinde olmalarını istiyor.

Duasının sonunda da son isteğini bildiriyor. Tanrı’dan, kendilerinden hoşnut kalmasını ve ellerinin emeğini boşa çıkarmamasını istiyor.  

Mesaj (Mezmur’un mesajından İsa’nın zaferine)

Şimdi iki konudan bahsedeceğim. Bunlardan birincisi, bu Mezmur’dan öğrendiğimiz gerçekler ve de Musa’nın Tanrı’dan “günlerimizi saymayı öğretmesini” istemesi ve böylece “bilgelik” dilemesi. Gerçekten de en fazla aşağı yukarı 70-80 yıl yaşayacağız. Bu ömrümüz çok çabuk ve zorluklar içerisinde geçecek. Bu 70-80 yıl, Tanrı’nın sonsuzluğuyla kıyaslanamaz bile. O sonsuzdur. Bu ömür, aynı zamanda, fiziksel olarak öldükten sonra geçireceğimiz sonsuzlukla da kıyaslanamaz. Bu ömürde aldığımız ve alacağımız kararlar, sonsuz yaşamımızı etkileyebilir. Bu yaşamımızda hangi kararları aldığımız ve elimizde olan sınırlı zamanı nasıl geçirdiğimiz, Tanrı için çok önemli. Musa gibi, bu konuda dua etmeliyiz ki Tanrı bize bilgelik versin. Tanrı’yla birlikte, Tanrı sevgisiyle, kardeşlerimize ve çevremize yardım ederek, Rabbin çocuklarına yaraşır, kutsal yaşamlar sürmemiz Tanrı için çok önemli ve zaten O’nun isteğidir.

Bahsetmek istediğim ikinci konu ise, bu Mezmur belirli bir zaman diliminde ve o zamanın şartlarına özel olarak yazıldığı için, Tanrı’nın yargısı altında, ölmekte olanların ruh haliyle ve doğal olarak biraz karamsar ve umutsuz bir açıdan yazılmış. Çünkü Musa’nın ve İsrail’in o anki durumu onu gerektiriyordu. Ama bu Mezmur’un yazıldığı tarihten bugüne kadar olan zaman dilimi içinde çok önemli bir şey gerçekleşti.

  • “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” Yuhanna 3:16
  • “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.” 1. Korintliler 15:3
  • “Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, “İmanla aklanan yaşayacaktır.”” Romalılar 1:17
  • “Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.” Yuhanna 1:12
  • “İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.” Romalılar 4:25
  • “Oysa görmediğimize umut bağlarsak, sabırla bekleyebiliriz.” Romalılar 8:25
  • “Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede?” 1. Korintliler 15:55

Tanrı, Oğlu İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi. İsa, çarmıh üzerinde insanların günahının bedeli olan ölüm cezasını ödedi ve bizi Tanrı’yla barıştırdı. Öldü ama mezar onu tutamadı, 3. gün ölümden dirilerek ölümü de yendi. Sadece buna iman ederek, Tanrı’nın gözünde aklanabiliyoruz. Sadece İsa’ya gerçekte olduğu kişi olarak iman ederek, bizler de Tanrı’nın çocukları olabiliyoruz. Ölüm yenildi, zafer kazanıldı. Karamsarlık gitti, umut geldi.

Yani o dönemde bu duayı eden Musa’dan farklı olarak, biz bugün İsa aracılığıyla karamsarlıktan umuda, yenilgiden zafere geçmiş bulunmaktayız. Zamanı bunun bilincinde kullanmalıyız, O’nun istediği şekilde.

Zamanlama ve zaman yönetimini doğru yapabilmek bir Hristiyan erdemidir. Vaazın başında buluşmalarımıza ve doktor randevularına vaktinde gitmenin ve ödemeleri son güne bırakmamanın öneminden bahsetmiştik. Bugün şunu hatırlatmak isterim ki, şimdi bilmediğimiz ama çok da uzak olmayan bir zamanda, hayatımızın en önemli randevusu gerçekleşecek. Evet, Mesih bize “Gel” diyecek ve O’nun istediği zamanda O’nun yanında olacağız.

Şimdi diyebilirsiniz ki: “Bu konuda endişelenmeye gerek yok, nasılsa O “Gel” dediğinde gideceğiz yani geç kalmamız mümkün değil.” Böyle düşünen varsa, bu konuda tekrar düşünmeye teşvik ediyorum. Çünkü Mesih’e iman ederek kurtulduysak, randevu gününde O’nun yanında olacağız elbette, ama o demişti ki: “Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz” Yuhanna 14:15. O’nu ne kadar seviyoruz?

Bu ömürde O’na sevgimizi gösterebiliyorsak geç kalmayız, ama sevgimizi gösteremiyorsak O’nun yanına gittiğimizde geç kalmış oluruz çünkü gidip de pişman olan ama geri gelebilen kimse yok. İşte bu yüzden hala zaman varken, o zamanı iyi kullanmak bir Hristiyan erdemidir ve aynı sebepten, bu ömrümüzde O’nu sevdiğimizi iman ve eylemle O’na ve tüm insanlara gösterdiğimizden, zamanı bunun için kullandığımızdan emin olmalıyız. Tanrı için yaşadığımızdan emin olmalıyız.

Dua edelim.

VAAZ 2021.06.27

2. TARİHLER 26

Uzziya hakkında genel bilgi

            Uzziya ne demek?

  • “Yahve benim gücümdür” (Kutsal Kitap Sözlüğü), (Azarya diye de geçiyor – 2. Krallar 14:21-22, 15:1-7).

            Krallığı hakkında genel bilgiler

  • (1,3) Babası: Kral Amatsya, annesi: Yeruşalimli Yekolya.
  • (1,3) Yahuda halkı onu kral yaptığında 16 yaşında.
  • (3) 52 yıl boyunca krallık yaptı (demek ki 68 yaşında öldü).
  • (4) Hayatı 2 bölüme ayrılıyor. İlk bölümünde Rab’bin gözünde doğru olanı yaptı. Babası Amatsya da Rab’bin gözünde doğru olanı yapmıştı.
  • (5) Zekeriya isimli bir kişi (bildiğimiz peygamber Zekeriya değil) ona Tanrı korkusunu öğretiyordu ve bu günlerde Uzziya Tanrı’ya yöneldi.
  • (8,15) Hayatının ilk bölümünde giderek güçlendi, ünü Mısır’a ve uzaklara kadar yayıldı.

Yükselişi- hayatının 1. bölümü   

            Bu zamanlarda hangi başarıları elde etti?

  • (2) Eylat Kenti’ni onarıp Yahuda topraklarına kattı.
  • (6) Filistlilere savaş açtı. Gat, Yavne ve Aşdot’un surlarını yıktırdı (Filist kentleri). Ardından Aşdot yakınlarında ve Filist bölgesinde kentler kurdu.
  • (8) Ammonlular Uzziya’ya haraç vermeye başladılar.
  • (9) Yeruşalim’de Köşe Kapısı, Dere Kapısı ve surun köşesi üzerinde kuleler kurup bunları sağlamlaştırdı.
  • (10) Şefela’da ve ovada çok sayıda hayvanı vardı. Kırda gözetleme kuleleri yaptırdı ve birçok sarnıç açtırdı.
  • (10) Toprağı da severdi, verimli toprakları, ırgatları ve bağcıları vardı.
  • (14) Bütün ordusu için kalkan, mızrak, miğfer, zırh, yay, sapan taşı sağladı.
  • (15a) Yeruşalim’de becerikli adamlarca tasarlanmış gereçler yaptırdı. Okları, büyük taşları fırlatmak için bu gereçleri kulelere ve köşelere yerleştirdi.

Kimler yardım etti?

  • (5) Rab’be yöneldiği sürece Rab onu başarılı kıldı.
  • (7) Filistlilere, Gur-Baal’da yaşayan Araplara ve Meunlular’a karşı Tanrı ona yardım etti.
  • (11-13) Savaşa hazır bir ordusu vardı. Sayım sonuçlarına göre yiğit savaşçıları yöneten 2.600 tane boy başı vardı. Bu boy başlarının komutasında ise krala yardım etmek için düşmanla yiğitçe savaşmaya hazır 307.500 askerden oluşan bir ordu vardı.
  • (15b) Ünü çok uzaklara yayıldı çünkü gördüğü olağanüstü yardım sayesinde büyük güce kavuştu.

Düşüşü- hayatının 2. bölümü

            Ne yaptı ve Tanrı bunu nasıl algıladı?

  • (16) Buhur sunağı üzerinde buhur yakmak için Rab’bin tapınağına girdi.
  • (16) Çok güçlenmişti ve kendisini yıkıma sürükleyecek bir gurura kapıldı.
  • (16) Tanrı’sı Rab’be ihanet etti. Tanrı’ya göre bu bir ihanetti.
  • (17) Uzziya’nın ardından Kahin Azarya ve yanında yürekli 80 kahin de onun ardından tapınağa girdi.
  • (18) Krala karşı çıktılar. Çünkü bunu yapmaya hakkı yoktu.
  • (18) Kahinlere göre Uzziya Rab’be ihanet etti ve karşılığında Rab Tanrı’nın onu onurlandırmayacağını söyledi.

            Neden yaptı? (“Tanrı neden yaptı” için “Uzziya neden yaptı”ya bakalım)

  • (16) Kendini gerçekte olduğundan daha önemli gördü. Bu güce Tanrı’nın, kahinlerin, ordunun ve tüm yardımcılarının olağanüstü yardımları sayesinde kavuşmuştu. Tek başına değil. Ama sonra güçlenince Tanrı dahil tüm yardımcılarını yok saydı. Gururlandı. Başarıyı ve onuru kendisi üstlendi. Gerçekte buhur sunma yetkisi yoktu, o görev kutsanmış kahinlere aitti ve bu yetki alanlarını Tanrı belirlemişti. Tanrı’nın belirlediği yetki alanını aştı.
  • (16) Aynı zamanda Tanrı’nın neyden hoşnut olup olmayacağını düşünüp danışmadan, tahmin ederek davrandı. Tapınakta buhur sunabileceğini ve Tanrı’nın hoşnut olabileceğini varsaydı. Halbuki o davranışı gerçekleştirmeden önce durup düşünmeliydi. Emin olamasa bile Tanrı’ya veya kahinlere danışarak hareket edebilirdi.
  • (16,18) Bunları yapmadı, Tanrı bunu kendisine ihanet saydı ve kral Uzziya’dan onurunu geri aldı.

Tanrı ne yaptı?

  • (19) Uzziya bu sırada kahinlere öfkelendi.
  • (19) Anında deri hastalığına yakalandı.
  • (20) Onu hemen dışarı çıkardılar (ki hastalandığını fark ettiğinde kendisi de çıkmak istedi).
  • (21) Kral Uzziya ölene kadar bu hastalıktan kurtulamadı. Ölene kadar ayrı bir evde yaşadı, sarayı ve ülke halkını kralın oğlu olan Yotam yönetti.
  • (21) Bu gururlu girişi, onun Rab’bin tapınağına son girişi oldu, ömrünün geri kalan kısmında bir daha tapınağa giremedi.

Tanrı’nın karakteri

  • Rab’be kendi isteğimiz herhangi bir yolla değil, sadece O’nun istediği yolla gelebiliriz. Tanrı böyle istiyor. O yol nedir?
    • İsa ile – Daha Rab’bi tanıma aşamasındayken bile, sonsuz yaşama nasıl kavuşabileceğimiz konusunda kendi fikirlerimiz vardır. Ama bunlar ne derece doğrudur? Mesela, iyi bir insan olarak sonsuz yaşama kavuşabileceğimizi düşünürüz (“Dinler aynıdır, hepsi aynı yola çıkar, yeter ki iyi bir insan ol” derler, ama öyle midir?). “Güzel vicdan olursa iyi ahlak sahibi olunur ve iyilikler yaparak sonsuz yaşama kavuşulabilir” derler. Ama vicdan gerçekten böyle mi işler? Gerçek nedir? Yuhanna 3:36 Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Gerçek budur. Göksel Babamıza sadece O’nun istediği şekilde gelebiliriz, yani Oğlu İsa aracılığıyla. Bu bir lütuftur, bunu kazanmaya çalışmak aslında Babamıza bunu kendimizin yapabileceğini söylemek, O’nun yardımını reddetmek ve bu lütfa gerek olmadığını söylemek demektir. Uzziya örneğinde gördüğümüz gibi, Tanrı kendi istediği yolun dışında bir yolla O’na gelmemizden hiç hoşnut olmuyor. Zaten kabul de etmiyor. Benzer şekilde neden Habil’in sunusunu kabul etti ama Kain’in sunusunu etmedi?
    • Ayrıca itaat ile – İtaat alçak gönüllü olmaktır. Göksel Babamız kendisini Kutsal Kitap’ta tanıttı. O’nu tanımak için bu kitabı okuyabilir ve neyden hoşnut olup neyden olmadığını öğrenebiliriz. Sonra Kutsal Ruh’a izin verirsek hayatımızı buna göre şekillendirebiliriz. Tanrı’yı hoşnut etmenin en büyük yolu da O’nun sözüne itaat etmektir. Tanrı’nın neyden hoşlanacağını bilmeden, sadece kendi varsayımlarımızla hareket etmek felaket getirir. Tanrı’nın neyden hoşlanıp hoşlanmayacağını varsayamayız. Bunları bilmeli ve bilerek yapmalı veya yapmamalıyız. “Bu parayı şu şekilde kullanırsam Tanrı hoşnut olur mu? Bu işte çalışacak olmam Babayı onurlandırır mı? Aldığım bu araba ile kiliseye hizmet edebilir miyim? Bu hafta bu kişiyle irtibat kurmamı Tanrı istiyor mu? Tanrı kilisemizde hangi hizmetleri yapmamızı istiyor? Gelecek ay Maraş’a gidelim mi? Tanrı kilisemizin vakıf çatısı altında olmasını istiyor mu?” Kendi gerçeğimize göre değil, Tanrı’nın gerçeğine göre hareket edeceğiz. Gururlanmadan yaşamalıyız çünkü bugüne kadar başardığımız ve sahip olduğumuz her ne varsa onları bize Babamız sağladı. Kendimiz sağlamadık. Emek vermiş olabiliriz ama her şeyi sağlayan Tanrı’dır.
  • Sağlıklı yaşam örneği
    • Alanlarında uzman doktorların tavsiyelerine uymasak da bir şekilde yaşayabiliriz ama uyarsak yaşam kalitemiz yükselir. Su, şeker, palm… Bunun gibi, Babamızın buyruklarına uymak yaşam kalitemizi yükseltir. Aksi taktirde kurtuluşumuzu kaybetmeyiz belki ama sığ ve bereketsiz bir yaşamımız olur.
    • Kral Uzziya Rab korkusunu hatırladıkça Rab’be bağlı kaldı ve Rab’be bağlı kaldıkça Rab onu başarılı kıldı. Kutsama aldı, yardım aldı. Gururlanıp Rab’be ihanet edince ise ona verdiği onuru ondan geri aldı. Ruhsal çöküşe ve Rab’bin yargısına uğradı.
    • Hayatımızın geri kalanını nasıl yaşamak istiyoruz? Hangisini seçeceğiz? Tanrı’ya güvenip O’nu izlemeyi mi, yoksa kendi yolumuzdan gitmeyi mi?

VAAZ 2021.06.20

Bugün babalar günü. Bu vesileyle tüm babaların gününü kutlayalım. Bugün için en anlamlı kutlama, Göksel Babamıza şükran dolu, O’nun esenliğiyle dolu bir gün geçirerek mümkün olacaktır.

Bu özel günde birçok baba, çocuğundan çeşitli hediyeler alacak. Yeni bir not defteri, yeni bir gömlek, yeni bir ceket, ya da yeni bir bilgisayar veya cep telefonu. Yelpaze geniş, sektör harika! Alışveriş sitelerinde milyonlarca ürün var ve sipariş verdiğimizde en fazla birkaç gün içinde kapımıza kadar geliyor. Sadece babalar gününde mi? Hayır, bunun anneler günü var, sevgililer günü var, yıl dönümleri ve yaş günleri var. Bazıları için tanışma günü dönümü ve hafta dönümü bile olabiliyor. Bir sürü yeni eşya. Neden özel günlerde yeni eşyalar alıyoruz? Çünkü yeni eşyalar sadece çocukları değil, yetişkinleri de mutlu ediyor. Sevdiğimiz insanlara onlara değer verdiğimizi ve sevgimizi göstermek istiyoruz. Ölçüsünde ve bütçeye göre uygun bir hediye almak güzel bir davranıştır, sevgi göstergesidir. Hatta imanlı bir aile danışmanı olan Gary Chapman’a göre beş sevgi dilinden bir tanesidir.

Ama bu yeni eşyaların ortak bir özelliği var: eskiyorlar. Yeni not defteri sonraki babalar gününde dolmuş olacak. Yeni gömlek sonraki doğum gününde yıkanmaktan eskimiş olacak. Özellikle teknolojiyi düşünürsek, bu yılki cep telefonu bir sene sonra aynı işlevi görmeyecek. Aldığımız hediyeler nihayetinde eskiyecek ve hatta ürün çeşidine göre, bir süre sonra tamamen kullanılamaz hale gelecek. Kesinlikle “hediye almayın, bunlar kapitalist düzenin oyunlarıdır” demeye çalışmıyorum. Ama söylemek istediğim şudur: tüm bu hediyeler eskir, gelip geçicidir ve bu yüzden de bizlere sadece geçici olarak yararlıdır.

Bu hafta yeni bir şey fark ettim… Kutsal Kitap da yeni şeylerden söz ediyor! Hem de düşündüğümden çok daha fazla. Okumalarım ve araştırmalarım sonucunda yine fark ettim ki Kutsal Kitap’taki yeni şeyler asla eskimiyor, sonsuza dek ilk günkü gibi yepyeni kalıyor. Böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini merak ediyor musunuz? Kutsal Kitap aracılığıyla açıklamaya çalışalım.

(Koloseliler 3:1-4) Mesih’te Yeni Yaşam ‘Mesih’le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı’nın sağında oturuyor. Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün. Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır. Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz.’

Mesih’e iman eden bir kişi, Mesih’le birlikte ölür ve dirilir. İsa’nın Nikodim’e dediği gibi: “Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” Tanrı’nın Egemenliğini görebilmek için “yeniden” doğmak gerekiyor. Vaftiz olurken simgesel olarak bunu gerçekleştiriyoruz. Suya giriyoruz ve İsa ile birlikte ölüyoruz, sudan yeniden doğmuş olarak çıkıyoruz. Şimdi ayet bize diyor ki: Madem ki Mesih’le birlikte yeniden dirildin, artık yeryüzündeki değerlerin değil, gökteki değerlerin ardından git.

Yeryüzündeki değerler nedir? Bu sorunun cevabını öğrenmek istiyorsanız, dünyadaki “başarı” ölçütlerine bakın. Çok para kazanmak yeryüzünde çok değerlidir, çok para kazanıyorsanız insanlar size saygı duyar. Geçtiğimiz yılın sonlarında kiralık ev ararken, bir ilan gördüm ve emlakçıyı aradım. Evin kira bedelini söyledikten sonra ne iş yaptığımı sordu. Biraz şaşırdım ve kütüphane görevlisi olduğumu söyledim. Emlakçının sesinin tonu değişti. Merakıma engel olamadım, ona eğer bir şirkette müdür olsaydım kira tutarının değişip değişmeyeceğini sordum. “Estağfurullah” dedi, “Öyle şey mi olur?” Ama kendisi bile farkında değildi, kazandığı aylık tahmini para miktarına göre insanları kategorize ediyordu. Bunun gibi, bundan 10 yıl kadar önce bir bankada asgari ücretle çalışıyordum ama insanlara bankada çalıştığımı söylediğim zaman, “Ooo” diyorlardı. Kuryelik yaparken tanıştığım bir arkadaşım 3. evini almak için günde 16 saat çalışıyordu ama o sırada karısı 4. çocuğuna hamileydi. Bir başka bir arkadaşımsa, tam zamanlı kuryelikle beraber aynı zamanda yarım zamanlı olarak güvenlik işinde çalışıyordu ve etrafındakilere sürekli bankada birikmiş parası olduğunu ve ev almak istediğini söylüyordu. Bunlar ölçüsünde olduğu zaman yanlış davranışlar değildir ama onlar para ve ev sahibi olmayı hayatlarının ana amacı haline getirmişti. Bunlarla her zaman ve her yerde övünüyorlardı çünkü bu, onların bu dünyada “başarılı olma” şekliydi. Kendilerine yeryüzünde hazineler biriktiriyorlardı ve bununla övünüyorlardı.

Peki İsa ne dedi? (Matta 6:19-21) ‘“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.’

Ve Pavlus özetle diyor ki: “Madem ki Mesih’le birlikte dirildiniz, artık öldünüz, yaşamınız Mesih’te saklı. Göksel değerleri düşünün. Mesih göründüğü zaman O’nunla birlikte siz de yücelmiş olarak görüneceksiniz.” Mesih’i bu umutla bekleyebiliriz.

Koloseliler 3:5-11 ‘Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini –fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü– öldürün. Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz. Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın. Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız; eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz. Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.’

Göksel Babamız, bedenin ve ruhun dünyasal eğilimlerini öldürmemizi istiyor. Fuhuş, pislik, kötü arzular, açgözlülük, öfke, kızgınlık ve kötü niyet dahil, tüm olumsuz eğilimleri öldürmemizi istiyor. Ağzınızdan hiçbir iftira çıkmasın diyor, ki maalesef en olmaması gereken yer olan kilisede bile bazen ne kadar dedikodu ve iftiraya maruz kalabiliyoruz. Bunu hemen şimdi durdurmalıyız. Bir kardeşle sorunumuz olduğunda bizzat o kardeşle konuşmalı ve eğer başka bir kardeş bize gelip öbür kardeşimizden yakınıyorsa buna izin vermemeliyiz. Tanrı ayrıca ağzınızdan edepsiz söz de çıkmasın diyor. Biz farkında bile değilken, Hristiyan olduğumuzu bilen ve bizim her sözümüzü ve hareketimizi izleyen kurtulmamışların olduğunu hatırlamak çok önemli. Empati yapın, yeni bir ortama girdiğinizi düşünün. O grubu temsilen 2 kişi diğer arkadaşları hakkında acımasızca dedikodu yapıyor ve bel altı konuşmalar yapıyorlarsa o topluluk hakkında ne düşünürsünüz? Kimi temsil ettiğimizin farkında bir yaşam… Bir söz veya davranıştan önce bir an durup, Mesih’te kim olduğumuzu hatırlayarak bir yaşam yaşamalıyız. Çünkü ayette diyor ki: Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz. Yeni yaratılışı giyindiysek eskisini çıkarmamız gerekir. Mesih her şeydir ve her şeydedir.,

(Koloseliler 3:12-17) ‘Öyleyse, Tanrı’nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabrı, yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rab’bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin. Mesih’in esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Tek bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredici olun! Mesih’in sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrı’ya nağmeler yükseltin. Söylediğiniz, yaptığınız her şeyi Rab İsa’nın adıyla, O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükrederek yapın.’

Amin. Ayetlerin anlamı son derece açık. Tanrı’nın isteği sevecen olmamız, iyilik yapmamız, alçakgönüllü olmamız, sabırlı ve yumuşak olmamız. Birbirimize hoşgörülü davranmamız. Az önce söylediğimiz gibi, şikayetimiz olan kişiyle bire bir konuşarak sorunu çözmemiz. Birbirimizi bağışlamamız ve sevmemiz. Mesih’in esenliğinin yüreklerimizde hakem olması, ki bir bedenin üyeleri olarak Tanrı bizi bu esenliğe çağırıyor. Yüreklerimizde bu esenlik var mı? Şükretmemiz. Bilgelikle öğretmemiz, öğüt vermemiz, mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söylememiz, şükranla Tanrı’yı övmemiz. Yaptıklarımızı Rab İsa’nın adıyla ve Göksel Babamıza şükrederek yapmamız. İşte Mesih’teki yeni yaşamımız. Mesih aracılığıyla Göksel Babamızda yeni daha başka nelerimiz var?

  • Yeni Antlaşma

(Luka 22:20) “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” Mesih’te, O’nun akıtılan kanıyla gerçekleşen yeni bir antlaşmamız var.

  • Yeniden Doğuş

(Yuhanna 3:3) “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” Tanrı’nın Egemenliğini görebilmek için yeniden doğmamız gerekiyor, yani Mesih’e iman ettiğimizde yeni bir doğuşumuz var.

  • Yeni Bir Yaratık

(2. Korintliler 5:17) Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. Mesih’e geldiğimizde eski şeyler geçiyor ve her şey yeni oluyor. Mesih’te artık yeni bir yaratık haline geliyoruz, Mesih’te olduğumuz yeni bir yaratık var.

  • Yeni Bir Yürek

(Hezekiel 36:26) Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Tanrı halkına yeni bir yürek ve yeni bir ruh vereceğini vaat etti. Tanrı’da yeni bir yüreğimiz ve yeni bir ruhumuz var.

  • Yeni Bir Öğreti

(Markos 1:27) Herkes şaşıp kaldı. Birbirlerine, “Bu nasıl şey?” diye sormaya başladılar. “Yepyeni bir öğreti! Kötü ruhlara bile yetkiyle buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor.” Halk, İsa’nın öğretisini böyle yorumladı. Mesih’te yepyeni bir öğretimiz var.

  • Yeni Buyruk

(Yuhanna 13:34) Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Muhteşem bir buyruk! Mesih’te yeni bir buyruğumuz var.

  • Yeni Bir İlahi

(Mezmur 40:3) Ağzıma yeni bir ezgi, Tanrımız’a bir övgü ilahisi koydu. Tanrı Davut’u kurtardığında onun ağzına yeni bir ezgi koydu. Tanrı bizi de kurtardı! Tanrı’da yeni bir ilahimiz var.

  • Yeni Yeruşalim – Yeni Yer ve Gök

(Vahiy 21:20) Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Tanrı’da yeni bir gök ve yeni bir yeryüzümüz var, yeni bir yurdumuz var.

  • Yeni Bir Yaratılış

(Vahiy 21:5) Tahtta oturan, “İşte her şeyi yeniliyorum” dedi. Tanrı’da yeni bir yaratılışımız var.

Kardeşler, yeni şeyleri hepimiz severiz. İşte bunlar Mesih aracılığıyla Göksel Babamızda sahip olduğumuz yeni şeyler! Ve bu yeni şeyler, dünyasal yeni şeyler gibi değil. Onlar zamanla eskiyor ama göksel yeni şeyler asla eskimiyor. Her sabah yeni güne uyandığımızda bu yeni şeyler hala ilk günkü gibi yeniliğini koruyor. Ve onlar her gün üzerimize bereket olarak yağıyorlar. Tanrı’nın lütfu, merhameti ve bereketi her gün, her saniye üzerimize yağıyor. Hayatımızda ne sıkıntılar olup bittiğinden bağımsız olarak, bu bereketleri göklerden her gün alıyoruz. Bunun tadını çıkarıyor muyuz? Buna göre yaşıyor muyuz?

Bu derece büyük sevgisinden dolayı, babalar gününde Göksel Babamıza birlikte şükürlerimizi yükseltelim mi?

VAAZ 2021.06.13

Vaazın Taslağı:

Yeşu 23,242. Korintliler 6:14-18 – Vaftizteki iman bildirimiz ve kilisenin tanıklığı

  1. Yeşu (Kutsal Kitap Sözlüğü)
  2. İlk veda konuşması (Yeşu 23)
  3. Yeşu halka hem cesur olmalarını hem de sözü yerine getirmeleri konusunda teşvik veriyor çünkü kendisine Tanrı teşvik vermişti 1:7 (23:1-13)
  4. Rabbin hiçbir sözü boş çıkmadı (23:14-16)
  5. Antlaşma şarta bağlı, halk sırtını dönmemeli (23:14-16) (2.Korintliler 6:14-18)
  6. İkinci veda konuşması (Yeşu 24)
  7. Terah’tan şimdiye tarihin kısa özeti (24:1-13)
  8. Rabbe kulluk etmeyi seçmek, Yeşu’nun seçimi (24:14-15)
  9. Antlaşma (Yeşu 24:16-27)
  10. Halkın söz vermesi, Yeşu’nun uyarısı ve halkın sözünü yenilemesi (24:16-21)
  11. Yeşu’nun ve halkın tanıklık vermesi (24:22)
  12. Yabancı ilahların atılması ve dikilen taş (Yapılan antlaşma) (24:23-27)
  13. İsa’ya olan iman bildirimiz ve devam eden tanıklığımız, ne durumdayız
  14. Vaftiz olduk, ama Tanrı’yla ilgili olarak her şey yolunda mı?
  15. Vaftizdeki iman bildirimiz, kilisenin tanıklığı, hepimiz birbirimize tanığız
  16. Ne durumdayız? Check up. Tüm hafta dua

1. Yeşu

Bugün Yeşu 23-24 bölümlerini okuyacağız (Bol Kutsal Kitap okumamız olacak). Ama öncesinde sizlere kısaca kendisinden bahsetmek istiyorum. Kutsal Kitap Sözlüğü’ne göre Yeşu, -Yahve kurtarıcımızdır- anlamına geliyor ve özellikle sürgünden dönen İsrailliler arasında çok yaygın olarak kullanılıyor (Şaşırmayacağımız gibi, çünkü Rab Yahve onları düşmanlarının elinden kurtarmıştı). Mısır’dan Çıkış 17’de anlatılan İsrail ve Amaleklilerin savaşında İsrail ordusunu genç yaşında yönetti. Hani Harun ve Hur, Musa’nın ellerini kaldırdıkça İsrailliler savaşı kazanmıştı, işte o sırada meydandaki savaşı o yönetiyordu. Çölde Sayım 13’te anlatılan, İsrail halkı vaadedilen toprakların kıyısına vardığında, Rabbin isteğiyle ve Musa’nın görevlendirmesiyle Kenan ülkesini araştırmaya giden 12 oymak önderinden bir tanesiydi. Hani şu 12 adamdan, korkmayan ve Rabbe güvenen 2 tanesinden birisi. Diğeri Kalev’di. Aynı bölümde kendisinin Efrayim oymağından olduğunu ve gerçek adının, Nun oğlu Hoşea olduğunu görüyoruz, ama Musa ona Yeşu adını verdi. Çölde Sayım 27’de, Tanrı’nın buyruğuyla, Musa tarafından Musa’dan sonraki önder olarak atandı. Yeşu önderliğinde İsrail vaadedilen topraklara girdi, Kenanlıları yendi ve Tanrı’nın buyurduğu gibi ülkeyi oymaklar arasında bölüştürdü. Öyle önemli bir önderdi ki, Yeşu 9’da anlatılan, Givonluların onu hileyle kandırması dışında Kutsal Kitap’ta Rabbe danışmadan yaptığı başka bir olay bulamadım. Rable birlikte yaşanmış dopdolu bir ömür geçirdi. 110 yaşında öldü. Yeşu, İsrail üzerinde o kadar etkili bir önder oldu ki, şu ayetler sanırım bunu en güzel şekilde anlatıyor: Yeşu yaşadıkça ve Yeşu’dan sonra yaşayan ve RAB’bin İsrail için yaptığı her şeyi bilen ileri gelenler durdukça İsrail halkı RAB’be kulluk etti (Yeşu 24:31). Yani sadece kendi döneminde değil ama yaptıklarını ve döneminde olanları hatırlayan nesiller yaşadıkça tüm halk Rabbe kulluk etti, yolundan şaşmadı. İşte bu adam, öleceğini anladığında halkı bir araya getirdi ve onlara 2 tane çok önemli konuşma yaptı. Öleceğini bilen bir adamın ölmeden hemen önce söylediği sözler, dikkatle incelenmeye değer. Bugün bu sözleri inceleyeceğiz ve kendimize neler çıkarabileceğimize bakacağız.

2. İlk Veda Konuşması

(Yeşu 23:1-13) 1 RAB İsrail’i çevresindeki bütün düşmanlarından kurtarıp esenliğe kavuşturdu. Aradan uzun zaman geçmişti. Yeşu kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. 2 Bu nedenle ileri gelenleri, boy başlarını, hakimleri, görevlileri, bütün İsrail halkını topladı. Onlara, “Kocadım, yaşım hayli ilerledi” dedi, 3 “Tanrınız RAB’bin sizin yararınıza bütün bu uluslara neler yaptığını gördünüz. Çünkü sizin için savaşan Tanrınız RAB’di. 4 İşte Şeria Irmağı’ndan gün batısındaki Akdeniz’e dek yok ettiğim bütün bu uluslarla birlikte, geri kalan ulusların topraklarını da kurayla oymaklarınıza mülk olarak böldüm. 5 Tanrınız RAB bu ulusları önünüzden püskürtüp sürecektir. Tanrınız RAB’bin size söz verdiği gibi, onların topraklarını mülk edineceksiniz. 6 Musa’nın Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi korumak ve yerine getirmek için çok güçlü olun. Yazılanlardan sağa sola sapmayın. 7 Aranızda kalan uluslarla hiçbir ilişkiniz olmasın; ilahlarının adını anmayın; kimseye onların adıyla ant içirmeyin; onlara kulluk edip tapmayın. 8 Bugüne dek yaptığınız gibi, Tanrınız RAB’be sımsıkı bağlı kalın. 9 Çünkü RAB büyük ve güçlü ulusları önünüzden sürdü. Bugüne dek hiçbiri önünüzde tutunamadı. 10 Biriniz bin kişiyi kovalayacak. Çünkü Tanrınız RAB, size söylediği gibi, yerinize savaşacak. 11 Bunun için Tanrınız RAB’bi sevmeye çok dikkat edin. 12 Çünkü O’na sırt çevirir, sağ kalıp aranızda yaşayan bu uluslarla birlik olur, onlara kız verip onlardan kız alır, onlarla oturup kalkarsanız, 13 iyi bilin ki, Tanrınız RAB bu ulusları artık önünüzden sürmeyecek. Ve sizler Tanrınız RAB’bin size verdiği bu güzel topraklardan yok oluncaya dek bu uluslar sizin için tuzak, kapan, sırtınızda kırbaç, gözlerinizde diken olacaklar.

Ayet ayet bakmayacağız ama Yeşu burada genel olarak halkı 2 konuda teşvik ediyor: 1) Cesur olmaları, 2) Rabbin buyruklarını yerine getirmeleri. Yeşu bunu yapabildi çünkü bu cesareti Rabbin kendisinden almıştı: Yeter ki, güçlü ve yürekli ol. Kulum Musa’nın sana buyurduğu Kutsal Yasa’nın tümünü yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin her yerde başarılı olmak için bu yasadan ayrılma, sağa sola sapma (Yeşu 1:7). Dikkat edelim: Şimdi halka söylediği sözler aslında Rabbin kendisine söylediği sözlerdi. O, hayatında bu sözlerin gerçekliğini yaşadı ve şimdi aynı sözlerle halkını teşvik ediyor. Kafasından güzel bir konuşma yaparak halkı etkilemeye kalkışmadı, bunun yerine Rabbin sözlerini konuştu. Kendi aklımızla yapacağımız konuşmalar, vereceğimiz öğütler boştur ve çıkmaza götürür. Rabbin sözleriyse yaşama götürür. Dolayısıyla bizler de kardeşlerimizle konuşurken ve öğüt verirken kendi aklımızla değil, Rabbin sözleriyle bunu yapmaya çok dikkat etmeliyiz. O’nun sözleriyle yaşamaya dikkat etmeliyiz. Yeşu sadece 1 kez Rabbe danışmadan hareket ettiğinde Kenan ülkesinde yaşayan Givonluları sağ bıraktı ve onlar İsrailliler Kenan’da yaşadığı tüm süre boyunca kendilerine tuzak, kırbaç ve diken oldu, aynen ayetteki gibi. Rab Yeşu aracılığıyla bereket sözleri veriyordu ama bu bereketlere sahip olmak için halkın itaat etmesi gerekiyordu.

Yeşu konuşmasına duygusal bir şekilde devam etti: (Yeşu 23:14-16) 14 “İşte her insan gibi ben de bu dünyadan göçüp gitmek üzereyim. Bütün varlığınızla ve yüreğinizle biliyorsunuz ki, Tanrınız RAB’bin size verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi gerçekleşti, boş çıkan olmadı. 15 Tanrınız RAB’bin size verdiği sözlerin tümü nasıl gerçekleştiyse, Tanrınız RAB verdiği bu güzel topraklardan sizi yok edene dek sözünü ettiği bütün kötülükleri de öylece başınıza getirecektir. 16 Tanrınız RAB’bin size buyurduğu antlaşmayı bozarsanız, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, RAB’bin öfkesi size karşı alevlenecek; RAB’bin size verdiği bu güzel ülkeden çabucak yok olup gideceksiniz.”

Bu ayetlerde hem büyük bir teşvik hem de büyük bir uyarı yatıyor. Büyük teşvik şudur: Tanrımız Rabbin verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmaz, hepsi gerçekleşir. Bundan emin olabiliriz çünkü bugüne kadar hep böyle oldu. Hiç saymadım, ama Kutsal Kitap, Yaratılış bölümünden itibaren yerine gelen vaatlerle dopdolu bir kitaptır. Ama yine de insanlar şüphe duyar. Mesela bazı insanlar Mesih’in ikinci gelişine şüpheyle yaklaşırlar. Aynı peygamberler yüzyıllar öncesinden Mesih’i müjdelediği zaman birçok insanın şüphe duyduğu gibi. Ama Mesih yine de belirlenen zamanda, belirlenen yerde geldi, değil mi? Rabbin sözü ilk gelişinde nasıl yerine geldiyse, ikinci gelişinde de öyle yerine gelecektir. Bu ayetlerdeki uyarı ise, İsraillilerin Rable yaptığı antlaşmayı unutmaması konusunda. Çünkü eğer halk Rable yaptığı antlaşmayı unutursa ve putlara dönerse, Rab bu sefer yok olanların İsrail halkı olacağına söz veriyor. Ve hatırlarsak, Rabbin verdiği sözlerden hiçbiri boşa çıkmaz, hepsi gerçekleşir. 

Yeni Antlaşma’da da bu konuda bir uyarı bulabiliriz. (2. Korintliler 6:14-18) 14 İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir? 15 Mesih’le Beliyal uyum içinde olabilir mi? İman edenle iman etmeyenin ortak yanı olabilir mi? 16 Tanrı’nın tapınağıyla putlar uyuşabilir mi? Çünkü biz yaşayan Tanrı’nın tapınağıyız. Nitekim Tanrı şöyle diyor:

“Aralarında yaşayacak,

Aralarında yürüyeceğim.

Onların Tanrısı olacağım,

Onlar da benim halkım olacak.” 17 Bu nedenle, “İmansızların arasından çıkıp ayrılın” diyor Rab.

“Murdara dokunmayın,

Ben de sizi kabul edeceğim.” 18 Her Şeye Gücü Yeten Rab diyor ki,

“Size Baba olacağım,

Siz de oğullarım, kızlarım olacaksınız.”

Tabii bu bölüm bazı aşırıcılar tarafından yanlış da kullanılabiliyor, o yüzden açıklayalım. Bu ayetler, kendimizi çevremizden soyutlamamız gerektiği anlamını taşımıyor. Sadece Rabbe ait olmayan kişilerle veya durumlarla aynı boyunduruğa girmemek konusunda bizi uyarıyor. Çünkü hem Rabde hem de başka bir yerde olamayız, ya O’ndayızdır ya da değilizdir. Rab tarafından kabul edilmek ve O’nun oğulları ve kızları olabilmek için sadece O’nda olmalıyız. Günahkarlarla birlikte olmakta bir sakınca olduğunu söylemek, İsa vergi görevlileriyle ve günahlarla birlikte aynı masada yemek yerken “Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri ve günahkârlarla dost oldu!” (Matta 11:19) diye O’nu kınayan Ferisilerle aynı görüşte olmaktır. Günahkarların arasında, kolay olmasa da, Rabbin bir çocuğu olarak bulunmakta bir sakınca olmadığı gibi, aslında bu bizim görevimizdir. Ama bu metnin asıl anlatmak istediğine odaklanırsak, o da hem Rabde hem de başka bir kişide veya yerde olamayacağımız, ve sadece Rabde olmamızın ve O’nunla birlikte yaşamamızın gerekliliğidir.

3. İkinci Veda Konuşması

(Yeşu 24:1-13) 1 Yeşu İsrail oymaklarının tümünü Şekem’de topladıktan sonra, İsrail’in ileri gelenlerini, boy başlarını, hakimlerini, görevlilerini yanına çağırdı. Hepsi gelip Tanrı’nın önünde durdular. 2 Yeşu bütün halka, “İsrail’in Tanrısı RAB şöyle diyor” diye söze başladı, “ ‘İbrahim’in ve Nahor’un babası Terah ve öbür atalarınız eski çağlarda Fırat Irmağı’nın ötesinde yaşar, başka ilahlara kulluk ederlerdi. 3 Ama ben atanız İbrahim’i ırmağın öte yakasından alıp bütün Kenan topraklarında dolaştırdım; soyunu çoğalttım, ona İshak’ı verdim. 4 İshak’a da Yakup ve Esav’ı verdim. Esav’a mülk edinmesi için Seir dağlık bölgesini bağışladım. Yakup’la oğulları ise Mısır’a gittiler. 5 Ardından Musa ile Harun’u Mısır’a gönderdim. Orada yaptıklarımla Mısırlılar’ı felakete uğrattım; sonra sizi Mısır’dan çıkardım. 6 Evet, atalarınızı Mısır’dan çıkardım; gelip denize dayandılar. Mısırlılar savaş arabalarıyla, atlılarıyla atalarınızı Kamış Denizi’ne dek kovaladılar. 7 Atalarınız bana yakarınca, onlarla Mısırlılar’ın arasına karanlık çöktürdüm. Mısırlılar’ı deniz sularıyla örttüm. Mısır’da yaptıklarımı gözlerinizle gördünüz.

 “ ‘Uzun zaman çölde yaşadınız. 8 Sonra sizi Şeria Irmağı’nın ötesinde yaşayan Amorlular’ın topraklarına götürdüm. Size karşı savaştıklarında onları elinize teslim ettim. Topraklarını yurt edindiniz. Onları önünüzden yok ettim. 9 Moav Kralı Sippor oğlu Balak, İsrail’e karşı savaşmaya hazırlandığında, haber gönderip Beor oğlu Balam’ı size lanet etmeye çağırdı. 10 Ama ben Balam’ı dinlemeyi reddettim. O da sizi tekrar tekrar kutsadı; böylece sizi onun elinden kurtardım. 11 Sonra Şeria Irmağı’nı geçip Eriha’ya geldiniz. Size karşı savaşan Erihalılar’ı, Amor, Periz, Kenan, Hitit, Girgaş, Hiv ve Yevus halklarını elinize teslim ettim. 12 Önden gönderdiğim eşekarısı Amorlu iki kralı önünüzden kovdu. Bu işi kılıcınız ya da yayınız yapmadı. 13 Böylece, emek vermediğiniz toprakları, kurmadığınız kentleri size verdim. Buralarda yaşıyor, dikmediğiniz bağlardan, zeytinliklerden yiyorsunuz.’ ”

Bu ayetlerde, Rabbin İbrahim’in babası Terah’tan başlayarak o ana dek halkı için neler yaptığı anlatılıyor. Daha doğrusu Rab halka neler yaptığını hatırlatıyor. Rab, sözlerini her zaman yerine getirdi, getirmeye de devam ediyor. Halkıyla her zaman, bir babanın çocuklarıyla ilgilendiği gibi ilgileniyor. Gerçekten de övgüyü, yüceliği ve tapılmayı hak eden bir Tanrımız var.

(Yeşu 24:14-15) 14 Yeşu, “Bunun için RAB’den korkun, içtenlik ve bağlılıkla O’na kulluk edin” diye devam etti, “Atalarınızın Fırat Irmağı’nın ötesinde ve Mısır’da kulluk ettikleri ilahları atın, RAB’be kulluk edin. 15 İçinizden RAB’be kulluk etmek gelmiyorsa, atalarınızın Fırat Irmağı’nın ötesinde kulluk ettikleri ilahlara mı, yoksa topraklarında yaşadığınız Amorlular’ın ilahlarına mı kulluk edeceksiniz, bugün karar verin. Ben ve ev halkım RAB’be kulluk edeceğiz.”

Yeşu, başından beri yaptığı çağrıyı tekrar ediyor: “RAB’den korkun, içtenlik ve bağlılıkla O’na kulluk edin.” Rabbe içtenlikle ve bağlılıkla kulluk etmenin gereği olarak da, eski ilahlarınızı ya da Rabbin yerine koyduğunuz ne varsa, atın gitsin. Ve en çarpıcı uyarısını da ekliyor: “bugün karar verin.” Yeşu halkın neye karar vermesini istiyor? Kime kulluk edeceklerine. Çünkü konuştuğumuz gibi, seçim çok nettir: Ya Rabdeyizdir, ya da değilizdir. Rabbi izlerken yaptığımız hatalardan bahsetmiyoruz. Bu dünyada yaşadığımız sürece mükemmel olamayız. Ama kararlılıktan bahsediyoruz, kime kulluk edeceğiz? Bu kararı henüz vermemiş kişiler var mı? Bugün karar verin. Yeşu ve ev halkı, Rabbe kulluk etmeye karar verdiler. Şuna çok dikkat edelim: Yeşu bu cümleyi Rable dolu bir yaşam yaşadıktan sonra, hayatının sonunda, yaklaşık 110 yaşında ve ölmek üzereyken söyledi. O zaman belki de zaman zaman bu kararı gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir.

4. Antlaşma

(Yeşu 24:16-28) 16 Halk, “RAB’bi bırakıp başka ilahlara kulluk etmek bizden uzak olsun!” diye karşılık verdi, 17 “Çünkü bizi ve atalarımızı Mısır’da kölelikten kurtarıp oradan çıkaran, gözümüzün önünde o büyük mucizeleri yaratan, bütün yolculuğumuz ve uluslar arasından geçişimiz boyunca bizi koruyan Tanrımız RAB’dir. 18 RAB bu ülkede yaşayan bütün ulusları, yani Amorlular’ı önümüzden kovdu. Biz de O’na kulluk edeceğiz. Çünkü Tanrımız O’dur.”

 19 Yeşu, “Ama sizler RAB’be kulluk edemeyeceksiniz” dedi, “Çünkü O kutsal bir Tanrı’dır, kıskanç bir Tanrı’dır. Günahlarınızı, suçlarınızı bağışlamayacak. 20 RAB’bi bırakıp yabancı ilahlara kulluk ederseniz, RAB daha önce size iyilik etmişken, bu kez size karşı döner, sizi felakete uğratıp yok eder.”

 21 Halk, “Hayır! RAB’be kulluk edeceğiz” diye karşılık verdi.

 22 O zaman Yeşu halka, “Kulluk etmek üzere RAB’bi seçtiğinize siz kendiniz tanıksınız” dedi.

 “Evet, biz tanığız” dediler.

 23 Yeşu, “Öyleyse şimdi aranızdaki yabancı ilahları atın. Yüreğinizi İsrail’in Tanrısı RAB’be verin” dedi.

 24 Halk, “Tanrımız RAB’be kulluk edip O’nun sözünü dinleyeceğiz” diye karşılık verdi.

 25 Yeşu o gün Şekem’de halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi. 26 Bunları Tanrı’nın Yasa Kitabı’na da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RAB’bin Tapınağı’nın yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti. 27 Ardından bütün halka, “İşte taş bize tanık olsun” dedi, “Çünkü RAB’bin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınız’ı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.”

Halk Rabbi izleyeceğine söz verdi. Ama Yeşu ilginç bir şekilde buna karşı çıkar gibi konuştu. Yeşu, aslında hem Rabbe kulluk edip hem de putlara tapamayacaklarını söylemek istiyordu. Çünkü 23. ayette “Öyleyse şimdi aranızdaki yabancı ilahları atın” diyor. Demek ki hala yanlarında putlar taşıyorlar. Ama halk ısrar etti: “Hayır! RAB’be kulluk edeceğiz.” “O zaman Yeşu halka, “Kulluk etmek üzere RAB’bi seçtiğinize siz kendiniz tanıksınız” dedi. “Evet, biz tanığız” dediler.” Yeşu onları putlarını atmaya ve Rabbe dönmeye tekrar davet ettiğinde, yine söz verdiler. Tanıklık ettiler. Yani birbirlerini şahit tuttular. Yeşu da bu olaylara bir tanık olarak oraya sembolik bir taş dikti. Halkı evlerine gönderdi ve kısa bir süre sonra öldü.

5. İsa’ya Olan Tanıklığımızda Ne Durumdayız?

Yeşu önderliğinde İsraillilerin yaşamış olduğu bu olaydan bizler ne öğreneceğiz? Bu olay Kutsal Kitap’ta yer bulduğuna göre ve biz bunu 2021 yılında okuduğumuza göre, Tanrı’nın bunda bir amacı vardır. Bu amaç ne olabilir? Öncelikle şuna karar vermeliyiz: Kime kulluk edeceğiz? Henüz İsa’yı kabul etmemiş olsak da, 30 yıldır Hristiyan olsak da bu soruyu kendimize sormalıyız: Kime kulluk edeceğiz? Yeşu ve ev halkı, Rabbe kulluk etmeyi seçtiler. Bizim seçimimiz nedir? Şunun farkında mıyız: Tanrı’ya kulluk etmeyi seçmek, günümüzün putlarını ve Tanrı’nın yerine koyduğumuz her şeyi bırakmamızı gerektiriyor. Yeşu ve halk ile Tanrı arasında, Şekem’de bir antlaşma yapıldı, birbirlerini tanık tuttular ve oraya tanık olarak bir taş diktiler. Ya biz? Vaftiz olduk, ama vaftiz olduğumuz andan itibaren Tanrı’yla olan ilişkimiz mükemmel mi? Olmadığını biliyoruz, hiçbirimizin değil. Ama Tanrı bizden O’nu izlemeyi seçmemizi istiyor. Vaftiz olmak bir günde oluyor ama Tanrı’da kalmayı seçmek her gün yapılan bir iştir. Vaftiz törenlerinde, vaftiz olacak kişinin okuduğu iman bildirisini hatırlıyor musunuz? O iman bildirisini Nisan’da Emir kardeşim ve Şubat’ta Kanat abim kilisede vaftizlerinden önce okudular. O bildiride, İsa Mesih’e iman ettiğimizde kim olduğumuz, ve imanlı hayatımızda neler yapacağımızı ilan ediyoruz. Ardından Pastör önce vaftiz olacak kişiye soruyor: İsa’yı Rab ve Kurtarıcı olarak hayatına çağırdığını, O’nun çalmakta olduğu kapıyı açtığını ve yemek yemek için içeri davet ettiğini anlıyoruz. Bunu kilise topluluğu önünde bir kez daha onaylıyor musun? — Çarmıhını yüklenip O’nun ardından gideceğini, imanda ve O’nu tanımakta gün ve gün gelişeceğini ve İsa’nın bedeni olan kilisenin bir üyesi olarak Tanrı’nın senin için olan çağrısını yerine getireceğini kabul ediyor musun? Sonra da Pastör topluluğa soruyor: Söylediklerini duydunuz. Sizler de bu kişinin Rab’de olduğu beyanına tanıklık ediyor musunuz? Bir tanıklık veriyoruz, birbirimizi şahit tutuyoruz. Bu tanıklığımız sabittir. Hepimiz birbirimize tanığız. Peki vaftiz olalı ne kadar oldu, ve bugün ne durumdayız? Sözlerimizi yerine getiriyorsak, Tanrı bizden hoşnut kalacaktır ama sözlerimizi dikkate almayan bir yaşam sürüyorsak, kendi sözlerimiz bize karşı tanıktır. O zaman bu hafta şunu teklif ediyorum: Bu vaazdan hemen sonra kilise grubunda vaftizde vaftiz olacak kişinin okuduğu o bildiriyi paylaşalım. Bu haftaya özel olarak, bir ayet üzerinden değil de, kendi tanıklığımız üzerinden ve kendimiz için dua edelim. Bir ruhsal “check-up” yapalım. Eksik yanlarımızı Rabbe soralım. Öyle ki kendi sözlerimiz bizim aleyhimizde değil ama lehimizde tanıklık yapsınlar. Böylelikle Rabbi hoşnut eden yaşamlar sürelim. Şimdi dua edelim.

VAAZ 2021.06.06

1. Bir Hikaye

Adamın biri babasına karşı isyan eder ve evini terk etmek zorunda kalır. Uzun süre yabancı topraklarda, yabancıların yanında çok ağır şartlarda ve karın tokluğuna çalışır. Yıllar geçtikten sonra adam artık o kadar yorulmuştur ve sıkılmıştır ki, “bir mucize olsa da bu yabancı ülkeden ve yabancıların elinden kurtulsam” diye düşünür. O anda bir mucize olur ve oralı olmayan başka bir yabancı ona gelir. Bu yabancı, aslında genç adamın babası tarafından görevlendirilmiştir. Görevi, babanın oğlunu bulmak ve ona geri getirmektir

Genç adam buna çok sevinir ve hiç zaman kaybetmeden beraber tekneyle yola koyulurlar. Ama merhametsiz yabancılar onun öyle kolayca oradan ayrılmasına izin vermeyecektir. Peşlerine düşerler, fakat yakalayamazlar. Her ne zaman birileri onlara yaklaşsa, bir mucize olur ve tekneleri savrulur. Bir şekilde peşlerine takılanları atlatırlar ama çözülmesi gereken başka sorunlar vardır. Mesela açlık gibi. Ama ne zaman karınları acıksa, başka bir mucize olur ve her gün yemek saatinde oradan geçen bir balık sürüsüne rastlarlar ve onlardan istedikleri kadar alıp karınlarını doyururlar. Buna rağmen sorunlar bitmeyecektir. Bu sefer de fırtınalarla karşılaşırlar ama yine başka mucizeler olur, bir şekilde rüzgardan ve dalgalardan her defasında sağ çıkarlar.

Bu durum bir süre daha devam eder, oğul artık iyice sıkılmıştır ve söylenmeye başlar. Adama söylenir: “Beni bu denizde vurulayım, açlıktan öleyim ya da fırtınada boğulayım diye mi yola çıkardın? Bu denizden ve içindeki balıklardan tiksiniyorum artık! Bu denizde öleceğim ve asla eve dönemeyeceğim!” Ve hastalanır. Yanındaki, genç adamın babası tarafından görevlendirilen yaşlı adam ise olup biteni izlemektedir. Genç adamın isyanlarına dayanamayan görevli, adama sakin olmasını, panik yapmamasını söyler. Genç adama şöyle der: “Ölmeyeceksin, yaşayacaksın! Bu zorluklardan geçip evine sağ salim varacaksın. Merak etme.” Cebinden bir pusula çıkarır. “Bak, bu pusulayı görüyor musun? Bunu baban verdi. Tek yapmamız gereken şey bu pusulaya bakmak ve onun gösterdiği yöne doğru ilerlemek.”

Bunun üzerine genç adam sakinleşir, morali yerine gelir, hatta iyileşir. Pusulanın gösterdiği doğru yöne doğru sabırla ilerlerler ve sonunda eve sağ salim ulaşırlar. Baba oğul birbirlerine sevgiyle sarılırlar. Genç adam bu maceradan çok önemli dersler çıkarmıştır. En başta babasına isyan ettiği için pişmandır ve babasının onu ne kadar çok sevdiğini artık biliyordur. Eve dönmesi için aslında kendisinin bir şey yapması gerekmediğini, ama babasının zaten gerekli her şeyi sağladığını öğrenmiştir. Tek yapması gereken, babasının gönderdiği o pusulaya bakmak ve o yöne doğru gitmektir. Her türlü sıkıntıda babasının aslında onun yanında olduğunu ve onu korumak istediğini artık anlamıştır.  

2. Vaazın Mesajı

Bu hikayedeki genç adam gibi, bizi seven ve eve dönmemize yardım eden bir Göksel Babamız var. Bizi çok sevdiğini biliyoruz. Eve dönmemiz için aslında bizim bir şey yapmamız gerekmiyor, ama babamız bunun için gerekli her şeyi zaten bizim için sağlamıştır. Bizlere düşen tek şey ise o pusulaya bakmak ve doğru yöne gitmektir. Babamız her türlü sıkıntıda bizim yanımızdadır ve bizi korumak ister.

3. İsrailliler ve Tunç Yılan

Bir dönem İsrailliler Mısır’da köle olarak yaşadılar. Mısırlılar onları büyük angaryalara koştu, onların elinden büyük eziyet çektiler. Ama feryatları Tanrı’ya ulaştı ve Tanrı Musa aracılığıyla ve onun önderliğinde halkını Mısır’dan çıkardı. Firavunu ikna etmek için büyük mucizeler yaptı. Mısır’dan çıktıktan sonra takip edildiler ama Tanrı onları takip eden Mısırlıları denizde boğdu. Yollarını bulamadıklarında onlara gündüz bulutlarla ve gece ateşlerle onlara yol gösterdi. Halk çölde acıktığında onlara yerden ekmek bitirdi ve susadığında onlara kayalardan su sağladı. Tanrı, halkı İsrail’i çocuğu gibi gördü ve bir babanın oğluna baktığı gibi onlara baktı.

Sonra bir gün, vaat edilen topraklara doğru ilerlerken halkın sabrı tükendi. Hem Tanrı’ya hem de Musa’ya karşı şu kelimelerle söylendiler: “Çölde ölelim diye mi bizi Mısır’dan çıkardınız? Burada ne ekmek var, ne de su. Ayrıca bu iğrenç yiyecekten de tiksiniyoruz!” (Sayım 21:5). Bunun üzerine halkın arasına zehirli yılanlar geldi. Bu yılanların ısırdığı kişiler ölüyordu. Birçok kişi öldü. Halk Musa’ya geldi ve ondan şöyle bir istekte bulundu: “RAB’den ve senden yakınmakla günah işledik. Yalvar da, RAB aramızdan yılanları kaldırsın” (Sayım 21:7). Musa halkı dinleyip Tanrı’ya yalvardı. Sonucunda ne mi oldu? “RAB Musa’ya, “Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır” dedi. Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı.” (Sayım 21:8-9).

Tanrı neden halkı iyileştirebileceği birçok yol varken böyle bir seçeneği tercih etti? Öncelikle, sorun neydi? İsrailliler kendileri için büyük mucizeler gösteren ve onlarla bir babanın çocuğuyla ilgilendiği gibi ilgilenen Tanrı’nın yaptıklarını unuttular. Unuttular derken, belki olayların oluşunu hatırlıyorlardı ya da duymuşlardı ama o olayların ardında yatan Tanrı’nın sevgisini ve büyüklüğünü hatırlamıyorlardı.

Evet bu yolculuk herhangi birimiz için çok çetin olurdu. Ama onlar o kadar uzun süre ve art arda gelen zorluklarla karşılaştılar ki, odak noktaları artık zorlukların büyüklüğü olmuştu, Tanrı’nın sevgisini ve büyüklüğünü ise hatırlayan pek kalmamıştı.

Asıl sorun, Tanrı’ya bakmayı unutmuş olmalarıydı. Tanrı da onlara bir hatırlatma yaptı. Sizi yılan mı ısırdı? Yılanlardan kaçmaya çalışmanın bir faydası yok, sadece Tanrı’ya bakın. Zorluklar etrafınızı mı sardı? Onlardan kaçmaya çalışmayın, sadece Tanrı’ya bakın. Hedefinizi hatırlayın.

İsraillerin hedefi, Tanrı’nın onları götürmek istediği yere varmaktı. Tanrı bunu yapacak güce sahip olduğunu zaten ispatlamıştı ama onlar problemlere odaklandılar. Sizin hedefiniz nedir? Nereye varmak istiyorsunuz?

4. İsa ve Nikodim

Varmak istediğiniz yer Tanrı’nın Egemenliği mi? Oraya nasıl varabileceğinizi biliyor musunuz? İsa, kendisine hayranlıkla gelen Ferisi mezhebine bağlı olan Yahudi önder Nikodim’e şöyle dediğinde Nikodim çok şaşırdı: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” (Yuh. 3:3). Şaşkın Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” diye sordu (Yuh.3:4). Fiziksel düşünüyordu, aynı bugün “İsa Tanrı’nın Oğludur” dediğimizde birçok insanın fiziksel düşündüğü gibi.

İsa şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ne giremez. Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma. Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes böyledir” (Yuh. 3:5-8).

Nikodim’in şaşkınlığı devam ediyordu. “Bunlar nasıl olabilir?” diye sordu (Yuh. 3:9). O zaman “İsa ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız? Gökten inmiş olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır. Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuh 3:10-15). Amin.

Ve İsa yukarı kaldırıldı, Pavlus diyor ki: Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi (1. Korintliler 15:3-4).

5. Sonuç

Sevgili kardeşlerim ve büyüklerim, biz Babasıyla tartışan ve evini terk etmek zorunda kalanlarız. Biz Babamızın bütün korumasına rağmen zaman zaman bunun değerini unutan ve isyan eden, dik başlı evlatlarız. Başlangıçta Babamızla yola çıkan ama sonra zorluk seviyesi yükseldikçe O’nun geçmişte bizim için yaptıklarını unutan kişileriz. Zaman zaman bize sağladığı her şeye rağmen, gözleri kör olanlarız.

“Ne yaptı ki” deriz, “Neyimiz var ki” deriz. Biz, O’na bakmayı unutanlarız. Bu yüzden hep kafamız karışıyor. Biz, hikayedeki, sıkıntıda söylenen genç adamız. Biz, Tanrı’nın sağladığı yiyeceklerden tiksinen İsraillileriz. Biz, hayranlıkla İsa’nın yanına gelen, ama söylediklerini anlamayan Nikodim’iz.

Çoğu zaman “Benim ne yapmam gerekiyor” diye soruyoruz. Tek yapmamız gereken, cebimizdeki pusulayı çıkarıp onun gösterdiği yöne doğru gayretle kürek çekmek. Tek yapmamız gereken, hayatın yılanları bizi ısırdığında tunç yılana bakmak. Tek yapmamız gereken, İsa’ya gelmek ve O’nda yeniden doğmak. Tek yapmamız gereken bu adama bakmak. Çünkü o bizim pusulamız, tunç yılanımız ve kurtarıcımız, O Babamızın bizim için sağladığı kurtuluş yolu, O Babamızın biz eve geri dönebilelim diye bizi bulması için gönderdiği kurtarıcı, O, Yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’tir.

Varış noktamız her şeyin başlangıcındaki gerçek evimiz. Varmak istediğimiz yer Tanrı’nın Egemenliği. Bizi oraya götürebilecek tek kişi de İsa. O’nu izlememiz yeterlidir. Bunun için İsa’ya bakmayı her zaman hatırlayalım. Bakalım ki görebilelim.

(Bunu yapmak istiyorsanız ama nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, bu toplantıdan sonra beni arayın ve bu konuda konuşalım. Instagram’dan bizi izleyenler de profildeki telefon numarasından bize ulaşabilirler).

Şimdi dua edelim.

VAAZ 2021.05.30

Mezmur 91.

Bu mezmuru okuyup Rab’bi her zaman yüceltebiliriz. Ama “Acaba bu mezmur aynı zamanda benim hakkımda olamaz mı” diye sorabilirsiniz.

Saygıdeğer bir Kutsal Kitap öğretmeni olan William MacDonald, bu mezmur için” benim mezmurum” diyor. Kısaca ondan bahsedeyim. 1922’de, 5 yaşında bir çocukken difteriden ölmek üzereymiş. Difteri hastalığında boğazınız enfeksiyon kapar ve içini bir zar kaplar. Böylece nefes alınamaz. William o kadar kötü durumdaymış ki, imanlı olan annesi odada ona sırtını dönüyormuş. Son nefesini görmemek için. O anda kapı çalmış ve yan köyden kayınbiraderi gelmiş. Anneye artık endişelenmemesini, çocuğun iyileşeceğini ve Tanrı’nın bir gün onun canını kurtaracağını söylemiş. Anne kuşkuyla bunu nereden bildiğini sorunca, adam 91. mezmuru okuduğunu ve son üç ayetteki koruma sözleriyle Tanrı’nın onu teselli ettiğini söylemiş. Çocuk gerçekten de o hastalığı atlatmış ve 13 yıl sonra, 18’indeyken de iman etmiş ve böylelikle Tanrı canını da kurtarmış. İşte bu yüzden 91. mezmura “benim mezmurum” diyor.

Bu mezmur İsa’nın mezmurudur, ama aynı zamanda bizim de mezmurumuzdur. Bazı korkularımızdan bahseder. Aslında gerçekten de bu dünyada yaşayıp da korkmamak zor. Kötülük her yerde, savaşlar oluyor, küresel salgınlar yayılıyor ve insanların büyük bir bölümü giderek fakirleşiyor. Sıkıntı, dört bir yanımızı sarmış durumda ve uzmanlar sağlıklı yaşam için “stressiz bir yaşam” tavsiye ediyorlar. Belki bu dünyada yaşayıp tamamen stressiz olmamız mümkün değildir, ama Tanrı’nın esenliğiyle yaşamamız mümkündür. Şimdi ayetlere göz atalım.

(1) Yüceler Yücesi’nin barınağında oturan,
Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesinde barınır.

Yüceler Yücesi’nin barınağı, yüreklerimizde O’na verdiğimiz yerdir. Yüreklerimizde Tanrı’nın yaşamasına izin verirsek Tanrı bizde yaşar. Duayla, şükranla, teslimiyetle O’nun bizde yaşamasına izin veririz. İşte o zaman Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesinde barınırız. Yani hayatın bütün tehlikelerine karşın artık O’nun koruması altındayız demektir. Bunu mükemmel şekilde yapabilen tek kişi de İsa’dır. İsa, Baba’nın özünden gelmişti ve her zaman O’nun iradesine göre yaşadı, her zaman O’nun koruması altındaydı.

Hayat tehlikelidir ama yüreği Tanrı’da olan, Tanrı’nın koruması altındadır.

(2) “O benim sığınağım, kalemdir” derim RAB için,
“Tanrım’dır, O’na güvenirim.”

Bu cümleyi söyleyerek aslında kendimizi Rab’be teslim ediyoruz. Bizim koruyucumuz olduğuna ve hayatımız boyunca bizi koruyacağına güvendiğimizi ilan ediyoruz.

Tanrı benim koruyucumdur ve hayatım boyunca beni koruyacaktır.

(3-4) Çünkü O seni avcı tuzağından,
Ölümcül hastalıktan kurtarır.
Seni kanatlarının altına alır,
Onların altına sığınırsın.
O’nun sadakati senin kalkanın, siperin olur.

Tanrı, çocuklarını kötü insanların tasarılarından, ölümcül hastalıklardan kurtarır, bir anne kuşun yaptığı gibi çocuklarını kanatlarının altına alır. Sadıktır, tehlikelere karşı kalkan ve siper olur.

(5-6) Ne gecenin dehşetinden korkarsın,
Ne gündüz uçan oktan,
Ne karanlıkta dolaşan hastalıktan,
Ne de öğleyin yok eden kırgından.

Gece huzurla uyumak çok önemli. Dua ile, Tanrı’nın gerçeklerini düşünerek uyursak, sabah esenlik     ile kalkabiliriz. Gece boyunca Tanrı bizi korur. Gündüz uçan ok, gün boyunca bizi vurabilecek sıkıntılar olabilir. Tanrı bizi tüm gün uğraştığımız olumsuz düşünceler, kıskançlıklar ve tüm stresli durumlardan koruyacak. Hastalıklardan koruyacak. Uyanık olduğumuz gün içindeki benliğimizden gelen tüm sıkıntılardan da koruyacak.

Tanrı gece ve gündüz, her çeşit sıkıntılardan bizi koruyacaktır.

(7-8) Yanında bin kişi,
Sağında on bin kişi kırılsa bile,
Sana dokunmaz.
Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek,
Kötülerin cezasını göreceksin.

Tanrı’nın koruması altında olduğumuz sürece, çevremizde olup bitenlerden bağımsız olarak, O bizi koruyacak. Salgın hastalık veya savaşta bile güvende olacağız.

Etrafımızda ne olursa olsun, biz güvende olacağız.

(9-10) Sen RAB’bi kendine sığınak,
Yüceler Yücesi’ni konut edindiğin için,
Başına kötülük gelmeyecek,
Çadırına felaket yaklaşmayacak.

Tanrı bizim sığınağımız ve konutumuz olduğunda, kötülüklerden ve felaketlerden uzakta ve güvende olacağız.

Tanrı’ya sığındığımızda, kötülük ve felaketler bize dokunamayacak.

(11-12) Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek,
Gideceğin her yerde seni korusunlar diye.
Elleri üzerinde taşıyacaklar seni,
Ayağın bir taşa çarpmasın diye.

Tanıdık ayetler, Şeytan bu ayetleri İsa’yı denemek için kullanmıştı. İsa elbette sebep yokken Tanrı’yı denemeye çalışmadı. Tanrı’dan öyle bir istek gelmemişti ve İsa atlasaydı, Tanrı’nın isteğinin dışında bir hareket yapmış olurdu. Tanrı ayrıca bizi de benzer şekilde koruyor.

Denenme ayetleri. Tanrı’nın istediği şekilde hareket etmeliyiz. Tanrı bizi de benzer şekilde koruyor.

(13) Aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin,
Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin.

Şeytan, yılan görünümünde İsa’yı denerken bu ayeti atladı. İsa ona karşı zaferi kazandı. O’nun adına iman edenler de zaferin sonuçlarına ortak oluyor. Tanrı sığınağımız olduğunda, bilgelik kazanacağız, kötüyü bileceğiz ve göreceğiz, engelleri aşacağız.

Bütün engelleri aşacağız.

(14-16) “Beni sevdiği için
Onu kurtaracağım” diyor RAB,
“Beni iyi tanıdığı için
Ona kale olacağım.
Bana seslenince onu yanıtlayacağım,
Sıkıntıda onun yanında olacağım,
Kurtarıp yücelteceğim onu.
Onu uzun ömürle doyuracak,
Ona kurtarışımı göstereceğim.”

Tanrı, kendisini tanıdığımızda ve O’na sığındığımızda bizi koruyacağına dair garanti veriyor.

Amin. Ama bu mezmurda söylenmeyen şeyler de var gibi. Siz de bir tezat hissetmediniz mi? Bir tezat yok mu?

Bu mezmur İsa hakkında dedik, ama İsa bu güçlü korunmaya rağmen çarmıh üzerinde acı içinde öldü.

Luka 10:19 Ben size, yılanları ve akrepleri ayak altında ezmek ve düşmanın bütün gücünü alt etmek için yetki verdim. Hiçbir şey size zarar vermeyecektir.

Ama bu güçlü söze rağmen öğrencilerin neredeyse hepsi öldürüldü.

Tanrı, çocuklarını böylesine koruyorsa insanlar neden bin bir çeşit acılar çekiyor, hastalanıyor ve ölüyorlar?

Belki şöyle bir cevap verebiliriz:

Yuhanna 7:30 Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti.

Başka bir zamanda, Yeruşalim’e dönmek istediğinde öğrenciler O’na karşı çıktılar çünkü kısa bir süre önce orada canına kast edilmişti. Ama İsa, hizmeti bitene kadar kimsenin O’na zarar veremeyeceğini biliyordu.

Elçilerin İşleri bölümünde, Petrus melek aracılığıyla hapisten özgür kılındı, Pavlus Şam’da öldürülmek istendi, küfeyle kurtarıldı.

Bu durum her imanlı için geçerlidir. Tanrı her birimizin hayatında farklı bir şekilde işliyor ve her birimizden isteği farklıdır. Ama değişmeyen bir şey var ki, O da Tanrı’nın bizden istedikleri bitmeden önce, her birimiz Tanrı’da kaldığımız ölçüde, O’nun isteklerini yerine getirirken güvendeyiz. Bunun aksi olduğu zamansa, demek ki buradaki hizmetimiz sona ermekte demektir.

Ne olursa olsun şu bir gerçektir ki, O’nda güvence vardır! O’na sığınabiliriz.

Dua edelim.

VAAZ 2021.05.23

Giriş

Bütün hafta boyunca çalıştınız. Öğretmenlik yaptığınız okulda dersleriniz oldu. Öğrencilerle ilgilendiniz ve çalışma arkadaşınızla toplantılar yaptınız. Müdürlük yaptığınız şirkette işleri yoluna koymak için bir sürü evrak işleri ve toplantılar yaptınız. Personeli olduğunuz şirkette müdürlerinizin taleplerini yerine getirmeye çalışırken çıkan bir sürü aksilikle uğraştınız. Öğrenci olduğunuz okulda dönem ödevlerini ve proje ödevlerini bitirmeye çalışırken sabahladınız. Belki de en zoru, bir adam ve iki çocuğun her gün yemeklerini yaptınız ve yaşam alanlarını temiz tutmak için çalıştınız. Yoruldunuz mu?

Bedenlerimiz ve zihinlerimiz huzur ister, huzuru arzular. Zorluklarla geçen bir haftanın ardından tüm hafta sonu olmasa bile en azından bir gün bedenlerimizi ve zihinlerimizi dinlendirmek ve o huzuru yaşamak isteriz. Tabii ki bu toplantıda bulunanlardan ve dünyadaki insanların tümünden bazıları haftada bir gün bile olsa bu huzuru yaşama şansına sahipken, bazıları değil. Tanrı’nın her birimizden isteği farklı olabilir. Ama bu şansa sahip olsanız da olmasanız da bugün sizlere sonsuz huzuru yaşayabileceğiniz bir yerden, Tanrı’nın huzur diyarından bahsetmek istiyorum. Sadece bedenlerimizin ve zihinlerimizin değil ama ruhlarımızın da sonsuz huzuru yaşayabileceği bir yer var ve size o yerden bahsetmek istiyorum.

1) Bir Huzur Diyarı Vardır

İbraniler 4:1-13 – Tanrı’nın Huzur Diyarı

1 Bu nedenle Tanrı’nın huzur diyarına girme vaadi hâlâ geçerliyken, herhangi birinizin buna erişmemiş sayılmasından korkalım. 2 Çünkü onlar gibi biz de iyi haberi aldık. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı. 3 Biz inanmış olanlar huzur diyarına gireriz. Nitekim Tanrı şöyle demiştir:

“Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi,

Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.”

Oysa Tanrı dünyanın kuruluşundan beri işlerini tamamlamıştır. 4 Çünkü bir yerde yedinci günle ilgili şunu demiştir:

“Tanrı bütün işlerinden yedinci gün dinlendi.”

5 Bu konuda yine diyor ki,

“Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.”

6 Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler. 7 Bu yüzden Tanrı, uzun zaman sonra Davut’un aracılığıyla, “bugün” diyerek yine bir gün belirliyor. Daha önce denildiği gibi,

“Bugün O’nun sesini duyarsanız,

Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.”

8 Eğer Yeşu onları huzura kavuştursaydı, Tanrı daha sonra bir başka günden söz etmezdi. 9 Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor. 10 Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, O’nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir. 11 Bu nedenle o huzur diyarına girmeye gayret edelim; öyle ki, hiçbirimiz aynı tür sözdinlemezlikten ötürü düşmesin.

12 Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar. 13 Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.

Amin! Bir huzur diyarı var! Bunu biliyoruz çünkü bunu bize Tanrı müjdeledi, vaat etti ve bu huzur diyarı vaadi hala geçerlidir.

2) Geçmişteki Örneklerden Ders Alalım

Bir huzur diyarı var dedik, ama Tanrı’nın sözü bize korkmamız gereken bir şeyden bahsediyor. Böyle bir vaat varken ve hala geçerliyken, aramızdan birinin buna erişmemiş sayılmasından korkalım. Bundan korkuyor muyuz? Aramızda Müjde’yi duymuş ama henüz Mesih’e iman etmeyerek bu vaade kavuşmamış olanların yüreklerine Rab dokunsun.

Gerçekten de geçmişteki örneklerden ders çıkartmalıyız. İbraniler’in yazarı, “Onlar gibi biz de iyi haberi aldık” diyor. Buradaki “onlar”, Eski Antlaşma’da hikayeleri anlatılan atalara bir göndermedir (İbraniler 3. bölüm). Peki onların aldığı iyi haber neydi? İsrailliler Musa önderliğinde Mısır’dan çıkarıldılar. Tanrı onları korudu. Kenan ülkesine yaklaştıklarında Musa, Tanrı’nın emriyle Kenan ülkesine casuslar gönderdi. Bu casusların her biri, atalarının oymaklarının önderleriydi. Böylelikle 12 adam Kenan ülkesini araştırmaya gittiler. Musa onlardan ülkeyi araştırmalarını, toprak alanlarını, ağaçlık alanlarını kontrol etmelerini ve yetişen meyvelerden onlara getirmelerini istedi. Adamlar bu görev için 40 gün çalıştılar. Ülkeyi iyice araştırdılar ve ürünlerinden getirdiler. “Gerçekten süt ve bal akıyor orada” dediler. Harika bir haber aldılar! Yalnız surlu ve büyük kentlerden ve halkın gücünden korktular. Korkularını halkın geri kalanıyla paylaştıkları zaman halk da korktu ve cesaretleri kırıldı. Bu 12 adamdan sadece Yeşu ve Kalev Tanrı’ya güvendiler. (Çölde Sayım 13).

Sonuç: Tanrı, kendisine güvenmedikleri için onlara çok kızdı, onları terk edecekti. Musa aracılığıyla onları bağışladı, ama kendisine güvenmeyen ve korkularını paylaşıp halkın da cesaretini kıran 10 adam ölümcül hastalıklardan öldüler. Sonra halk Tanrı’nın yargısını Musa’nın ağzından işitti ve günah işlediğini fark etti. Ama bu sefer de işledikleri günaha ve Tanrı’nın yargısına aldırış etmeden, Musa’nın gitmemeleri yönündeki uyarılarına rağmen savaşa girdi ve bozguna uğradı. Tanrı 40 günün her biri için bir yıl, yani 40 yıl onları Kenan ülkesine sokmadı ve böylelikle o jenerasyon, vaat edilen diyarı göremeden öldüler. (Çölde Sayım 14). Tanrı affetmiş olduğu için yıllar sonra yine de o diyara girebildiler, ama oranın da nimetlerinden ve güzelliklerinden Tanrı’nın istediği şekilde faydalanamadılar, oranın halkıyla evlendiler ve putlarına ve ilahlarına taparak Tanrı’ya isyan ettiler. Kenan ülkesinde günahlar, hastalıklar, çekişmeler, kavgalar ve ölümler oldu. Öyle ki yüzyıllar sonra Tanrı, Davut aracılığıyla halkına yine aynı çağrıyı yaptı: “Bugün O’nun sesini duyarsanız, yüreklerinizi nasırlaştırmayın.” Sonra maalesef, yürekler yine nasırlaştı.

Asıl problem neydi? İbraniler’in yazarı, “duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı” diyor. Bu çok önemlidir. Onlar bir söz duydular. Aynı bizim bir söz duyduğumuz gibi. Ama asıl soru şudur: Bu sözü, imanla birleştirebilecek miyiz? “Biz inanmış olanlar huzur diyarına gireriz” diyor. Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’le ilgili müjdeyi duydunuz mu? Bu müjdeyi imanla birleştirdiniz mi? Eğer birleştirdiyseniz, huzur diyarına gireceksiniz. Tanrı’nın sözlerini sadece duymakla kalmayalım, çünkü eğer izin verirsek ve iman edersek o sözler hayatlarımızı kökünden değiştirecektir çünkü Tanrı’nın sözü bu derecede güçlüdür, ayette de dediği gibi: Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar. Amin.

3) Sonsuz Şabat Günü Rahatı

Devam eden ayetlerde bu diyarı Şabat Günü’ne benzetiyor. 9 Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor. 10 Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, O’nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir. Eğer yorgunsanız, bu vaatle huzur bulabilirsiniz. Çünkü burada Tanrı halkı için kalan “Şabat Günü rahatı” ifadesindeki “sabbatismos” kelimesi bizlere haftanın belli bir günü olan rahatlığı değil, göksel olan, sonsuz olan rahatlığı ifade ediyor. Yani Tanrı’nın kendi halkı için hazırladığı Şabat günü, sonu olmayan bir şabat günüdür. Aynı Tanrı’nın dünyayı yarattıktan sonra dinlenmesi gibi, ruhlarımız o diyarda dinlenecek.

Bu büyük vaat İsa’ya iman eden herkes için geçerlidir. Ama dikkatli olalım. Çünkü vaat herkes için geçerli olsa da, o diyara herkes giremeyecek. Bu da acı bir gerçektir. “11 Bu nedenle o huzur diyarına girmeye gayret edelim; öyle ki, hiçbirimiz aynı tür sözdinlemezlikten ötürü düşmesin.” Gayret edelim o diyara girmeye, ama gayret derken, ayetin bütününe baktığımızda o gayretin “iyi işlerimizi” kastetmediği çok açıktır. Bu gayret imanda gayrettir, bu yüzden imanda kalan ve söz dinleyen takipçiler olmakta gayret edelim. Geçmişe bakıp ders alalım. Vaadi imanla birleştirmekte gayretsiz olan İsraillilerin o jenerasyonu, süt ve bal akan ülkeye giremediler.

4) Gayret Etmek

Bu durumda iki seçeneğimiz vardır. Ya aynı şekilde gayret göstermeyip aldığımız vaadi imanla birleştirmeyeceğiz ve o sonsuz huzur diyarını göremeyerek İsrail’in o jenerasyonu ile aynı kaderi paylaşacağız, ya da onların yaşadıklarından öğrenmemizi isteyen Tanrı’nın sözüne güveneceğiz ve ruhlarımızı sonsuz huzur diyarında dinlendireceğiz.

Bazen öyle bir an geliyor ki tükendiğimi hissediyorum. Devam edecek gücüm olmadığını hissediyorum. Günlük aktivitelerin çoğundan zevk alamadığım zamanlar oluyor. Bir çoğunuzun hayatında da neler olup bittiğini özet olarak bile olsa biliyorum. Bir çoğunuzun çok yorgun olduğunu biliyorum. Hayat mücadelenizi, ayakta kalma çabanızı görüyorum. Hepimiz için duam odur ki, bu zor şartlarda Rab hepimize sözleriyle cesaret ve teşvik versin. Hayatlarımızda işlesin. İmanımızı paylaştığımızda, denenmeler geldiğinde, hayat şartları zorlaştığında ve dünya adeta çekilemez hale geldiğinde, tek gerçek umut kaynağı olan Mesih’e bağlı kalmakta gayret edelim. Tanrı’nın huzur diyarı vaadini aldık ve o vaat hala geçerlidir. Gayretle bu vaade sımsıkı sarılalım. Orada, gözyaşı ve acı olmayan, hastalık ve ölüm olmayan o diyarda birlikte sonsuz huzurun tadını çıkaracağımız günlere kadar, bugünlere birlikte dayanalım ve Tanrı’nın sözünde kalalım. Buradaki eksik, kusurlu, tatminsiz, boş ve günahlı işlerimiz orada olmayacak. İncil’de gördüğümüz kadarıyla Tanrı orada olacak, biz O’na birlikte tapınıp hizmet edeceğiz ve inanıyorum ki işlerimiz de olacak ama yorgunluk ve sıkıntı olmayacak. Eve döndüğümüzde her şey kusursuz olacak. Mesela Emir geçen hafta o diyarda asfaltçı olmak istediğini söyledi. Hamdolsun ki ne istediğini biliyor. Ben henüz karar veremedim.

Sonuç

Tanrı’nın bir huzur diyarı var, gayretle İsa’da kalarak bu diyara gireceğiz ve yorgunluklarımızdan sonsuza dek dinleneceğiz. Bugünlerde bu gayreti göstermekte zorlanan ve yorgunluğu artık taşıyamayacağını düşünen kardeşler varsa lütfen hafta içinde benimle veya Dan abiyle irtibata geçsinler. Birlikte konuşalım ve dua edelim. Şimdi bir duayla vaaz zamanını kapatalım.

VAAZ 2021.05.16

Giriş

Hayatlarımızda bir şeyler yapmak istediğimizde genellikle ödememiz gereken bir bedelle karşılaşırız. Mesela yeni bir telefon almak istediğimiz zaman hemen onun fiyatına bakarız. Mağazalarda veya internet sitelerinde farklı fiyatları karşılaştırırız. Fiyatına ve başka özelliklerine de bakarak onu alıp almamaya karar veririz. Burada sahip olmak istediğimiz şey bir telefondur ve karşılığında ödememiz gereken bedel birkaç bin Türk Lirasıdır. / Veya birçok normal evli çift gibi çocuk sahibi olmak isteriz. Bir çocuk, hiç tartışmasız Tanrı’nın evliliklerimize verdiği en büyük bereketlerden birisidir ama bedeli de vardır. Uykusuz geceler, altını temizlemek, ergenlik döneminde onu korumak, iyi bir öğrenim görmesine yardımcı olmak, arkadaşları kalbini kırdığında ve hayat onu çeşitli şekillerde hırpaladığında teselli etmek, iyi bir iş bulabilmesi ve güzel evlilik yapabilmesi için ebeveyn olarak onu desteklemek. Ebeveyn olmak güzeldir ama bedel olarak ciddi bir emek gerektirir. Bir kez çocuğumuz olduktan sonra hayatımız eskisi gibi olmaz. / Hayatta sahip olmak veya yapmak istediğimiz şeylerin bir bedeli vardır ve bir elektronik ürün satın almak gibi basit bir şey için de çocuk sahibi olmak gibi çok önemli bir şey için de aynısı geçerlidir.

Tanrı’nın yasakladığı ağacın meyvesinden yemenin bir bedeli vardı. İbrahim Tanrı’nın sözüne iman ettiğinde yurdundan ayrılarak bir bedel ödedi. Tanrı’nın yönetiminden şikâyet edip diğer uluslar gibi bir kralları olsun isteyen İsrailliler için bunun bedeli büyük oldu. Davut, Tanrı’nın kutsamasından sonra O’nun sözlerine itaat ederken Saul tarafından birkaç kez öldürülmek istendi. Kadınlara zaafı olan Süleyman İsrail’i yıkıma sürükledi. Eyüp, Zekeriya, Yahya Tanrı’nın yolunda kalmak için bedeller ödediler. İsa, Baba’nın isteğini yerine getirmek için çarmıh üzerinde canını verdi. Elçilerin çoğu da öyle. Şehit Justinius ve birçok inanç savunucusu da İsa’ya olan bağlılıklarından dolayı bedeller ödediler. Martin Luther davasını savunurken büyük bedeller ödemek zorunda kaldı. 2007’de Malatya’da üç adam İsa’yı izlemenin bedelini hayatlarıyla ödedi. / İsa’yı izlemenin bizler için de bir bedeli vardır, bugün İsa’nın öğrencileri olmamıza engel olan üç bedelin ne olduğuna bakacağız.

Bu üç bedele bakmadan hemen önce, İsa’nın öğrencisi olmanın ne demek olduğuna bakalım. İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi. Yuhanna 8:31-32. Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz. Yuhanna 15:8. Demek ki İsa’nın gerçek öğrencisi olmak, O’na iman etmek, sözüne bağlı kalmak, gerçeği bilmek ve özgür kılınmak, çok meyve vermemizle Tanrı’yı yüceltmek demektir. Şimdi buna engel olan o üç bedelin ne olduğuna bakalım.

İsa’nın Öğrencileri Olmamıza Engel Olan Üç Bedel

1) Çağrı Almadan ve Ne Anlama Geldiğini Anlamadan Hareket Etmek İstemek

Bir gün, Yolda giderlerken bir adam İsa’ya, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim” dedi. Luka 9:57. Adını bilmediğimiz bu adamın bu sözünde sizce abes bir şey var mı? İlk bakışta yok gibi görünüyor. Hatta güzel bir istekte bulunmuş sanki. Niyet belki iyi olabilir, ama bu adam önce İsa tarafından çağrılmayı beklemedi. İsa’dan bir çağrı almadan kendi kendini ön plana attı. Şöyle düşünelim, her nereye giderse gitsin İsa’nın ardından gideceğini beyan etti, ama gerçekten de İsa’nın nereye gittiğinden haberi var mıydı? Söylediği şeyin gerçekten ne anlama geldiğini, nasıl bir bedel ödemesi gerektiğini bilerek mi bu cümleyi söyledi? Hayır. İsa’nın cevabından bunu anlayabiliriz. İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi. Luka 9:58. Yani İsa ne demek istiyor? “Bak, nereye gidersem ardımdan gelmek istediğini söylüyorsun ama haberin olsun, benim başımı yaslayacak bir yerim bile yoktur, benimle gelirsen rahatça uyuyamayabilirsin, rahat yatağını bırakmak zorunda kalabilirsin, tilkiler güvenlik için inlerine gider, kuşlar rahat etmek için yuvalarına gider ama benimle gelirsen inin ve yuvan olmayabilir, güvende olmayabilirsin, rahat olmayabilirsin. Tüm bunlara rağmen yine de benim ardımdan gelecek misin?” Adamın İsa’ya verdiği cevaba ilişkin bir kayıt yoktur. O’na biz ne cevap vereceğiz? Biz İsa’nın bu uyarılarına rağmen, O’nun gerçek bir öğrencisi olacak mıyız? İsa’nın öğrencisi olmak için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır olmalıyız. İsa için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır mıyız?

2) Aldığımız Çağrıya Rağmen Kendi İstediğimiz İşe Öncelik Vermek İstemek

Sonra İsa Bir başkasına, “Ardımdan gel” dedi. Luka 9:59. Ama bu sefer Adam ise, “İzin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi. Luka 9:59. İkinci adam, birinci adamdan farklı olarak İsa’dan çağrısını aldı. Aslında İsa’ya gelmeyeceğini söylemedi ama öncesinde yapmak istediği başka bir iş vardı. Tanrı esirgesin, ama bir insanın ölen babasını uygun bir şekilde gömmesinde yanlış bir şey yoktur. Ama engel şudur ki, adam İsa tarafından çağrıldığında, bu çağrıya olumlu cevap verip İsa’nın ardından gidebilmesi için ödemesi gereken bedel buydu. Bazen eylemlerimizin özünde hiçbir yanlış yoktur. Ama o eylem kendi özelinde Tanrı’nın isteğini yerine getirmemiz için bir engel oluşturduğunda, Tanrı’nın isteği her zaman öncelikli olmalıdır. İşte İsa’nın gerçek öğrencisi olabilmek için ödenmesi gereken bir bedel de budur. İsa’nın adama cevabında bunu daha net görebiliriz. İsa ona şöyle dedi: “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün. Sen gidip Tanrı’nın Egemenliği’ni duyur. Luka 9:60. İsa adama, babasını gömmesinin yanlış bir istek olduğunu söylemedi. Dediği şuydu, “Bak, onlar zaten şimdi ruhsal olarak ölü durumdalar, bırak kendi ölülerini kendileri gömsün. Bu işi onlar sensiz de gayet güzel halledebilir. Sen bana burada lazımsın. Sen bana şimdi lazımsın. Benim senden istediğim, gidip Tanrı’nın Egemenliği’ni duyurman.” Yine adamın cevabına dair bir kayıt yoktur. Biz İsa’dan çağrı aldığımızda ne cevap vereceğiz? İsa bizden kendi haklı isteğimiz yerine, kendisi için daha önemli bir iş yapmamızı istediğinde, kendi haklı isteğimizden vazgeçip, O’nun bizden istediğini yapacak mıyız? İsa’nın öğrencisi olmak için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır olmalıyız. İsa için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır mıyız?

3) Tanrı’yı Her Şeyden, Gerektiğinde Aile ve Arkadaşlardan Bile Üstün Tutmamak

Bu sefer Bir başkası, “Ya Rab” dedi, “Senin ardından geleceğim ama, izin ver, önce evimdekilerle vedalaşayım.” Luka 9:61. Bu adam birinciye benziyor, İsa’nın ardından gitmeye istekli. Aynı zamanda ikinciye de benziyor, öncesinde başka bir şey yapmak istiyor. Her ne kadar aynı ikinci adamın babasını gömme isteğinde olduğu gibi bu adamın isteğinde de abes bir durum olmasa da İsa’nın ardından gitmek yerine başka bir şeye öncelik verdiği için İsa’nın ardından gidemiyor. Evindekilerle vedalaşmak istemesi, İsa’yı takip etmesinin önünde bir engel oluşturuyor. Bu adamın İsa’nın ardından gitmesi için ödemesi gereken bedel, evindekilerle vedalaşmamak ya da daha sonra vedalaşmak. İsa’nın cevabında bunu daha net görebiliriz. İsa ona, “Sabanı tutup da geriye bakan, Tanrı’nın Egemenliği’ne layık değildir” dedi. Luka 9:62. İsa ne demek istedi? “Artık sabanı eline aldın, iş başladı, sen artık benim öğrencimsin. Geriye bakmana gerek yok. Artık benimle birliktesin ve benden öğreneceksin. Şimdi bizim için artık birlikte çalışma zamanıdır. Eğer geriye bakarsan, Tanrı’nın Egemenliği’ne layık değilsin.” Belirtmeliyiz ki İsa Tanrı’nın Egemenliği’ne layık olmaktan bahsederken, bunları yapmazsak oraya giremeyeceğimizi kastetmiyor. Oraya girmek için sadece İsa’ya iman etmemiz yeterlidir. Egemenliğe kendi yaptıklarımızla değil, sadece İsa’nın yaptıklarıyla girebiliriz. İsa’nın kendisi bize bunu öğretti. Burada Tanrı’nın Egemenliği’ne layık olmak demek Egemenliğe hizmete layık olmak demektir. Ruhsal hizmetimizle ilgili bir durumdur. Yine adamın cevabına dair bir kayıt yoktur. Biz İsa’ya bu konuda ne cevap vereceğiz? Yeri gelse ve yapmak istediğimiz şey ailemizle vedalaşmak gibi özünde hiç kötü olmayan bir istek olsa bile, İsa’nın gerçek öğrencisi olabilmek için en önemli önceliği O’nun isteğine verecek miyiz? İsa’nın öğrencisi olmak için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır olmalıyız. İsa için gerektiğinde bu bedeli ödemeye hazır mıyız?

Sonuç

Hayatımızda yapmak istediğimiz veya sahip olmak istediğimiz şeylerin bir bedeli olduğundan bahsettik. Kutsal Kitap’tan Tanrı’yı hoşnut edebilmek için bedel ödeyen insanlardan kısaca bahsettik. Sonra İsa’nın öğrencisi olmanın üç bedelini inceledik. Birinci adam, çağrı almadan ve ne anlama geldiğini anlamadan hareket etmek istedi. İkinci adam, aldığı çağrıya rağmen kendi istediği işe öncelik vermek istedi. Üçüncü adam ise Tanrı’yı her şeyden, gerektiğinde aile ve arkadaşlardan bile üstün tutmadı. / İsa’nın bize söylemek istediği şey şudur: Tanrı, hayatımızda en öncelikli yeri almak istiyor. Tanrı, O’nun bizden istediği şeylere, hayatımızda kendi önem verdiğimiz şeylerden daha fazla önem vermemizi istiyor. Hayatımızdaki hiçbir şey, O’nun isteğini yapmamızdan daha önemli olmasın istiyor. Tanrı, hayatımızın her alanında, yüreklerimizde ve tüm varlığımızda, rakipsiz olmak istiyor. / Hayatlarınızdaki en büyük denenmelerinizi aklınıza getirin. Onlar genellikle bu hayattan en çok istediğimiz ve beklediğimiz şeylerle alakalıdır. Genellikle en çok istediğimiz şeylerden deneniriz. Ben bunun tesadüf olmadığına inanıyorum. Bugün sizleri hayatlarınızdaki en önemli şeyin Tanrı’nın kendisi olması için teşvik etmek istiyorum. Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin, dua edelim.

VAAZ 2021.05.09

Hayatta bizleri arada bırakan durumlar olur. Tanrının gözünde doğru olanı yapmak ile yanlış (günah) olanı yapmak arasında kalırız. Her ne kadar her zaman doğru olanı yapmak istesek de, yapamayız.

Markos 10:17-22, zenginlik ve sonsuz yaşam bölümündeki çok malı olan adam.

17 İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp O’na, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu.

 18 İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı’dır. 19 O’nun buyruklarını biliyorsun: ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.’ ”

 20 Adam, “Öğretmenim, bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum” dedi.

 21 Ona sevgiyle bakan İsa, “Bir eksiğin var” dedi. “Git neyin varsa sat, parasını yoksullara ver; böylece gökte hazinen olur. Sonra gel, beni izle.”

 22 Bu sözler üzerine adamın yüzü asıldı, üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.

Mesele zengin olmak değildi. Doğru olanı artık biliyordu. Arada kaldı. Ama yapamadı.

Tütün dükkanı. Arada kaldım. Yapamadım. Sizin hayatınızda da böyle arada kalmalar oluyor mu?

Sadece sohbet ediyor olsak, Tanrı’ya inanan herkes istisnasız bir şekilde Tanrı’yı hoşnut eden seçeneği seçmek istediğini söyler. Ama yine de bazen seçmez.

Arada kalmamız normaldir, çünkü -bir anlamda- gerçekten aradayız. Çünkü İsa Mesih’e iman ettiğimizde ruhta yeniden doğuyoruz (yeni bir yaratık oluyoruz), Kutsal Ruh’u alıyoruz ama aynı zamanda bu dünyada olmaya devam ettiğimiz için doğal benliğimizle de yaşamaya devam ediyoruz.

Rom.7:18-20 18 İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok. 19 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. 20 İstemediğimi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır.

Benliğimiz günah işlememize sebep oluyor. Bu durumdan nasıl kurtulacağız? Sadece Hristiyanların değil, neredeyse herkesin buna çabaladığını fark ediyor musunuz?

Uzak doğu dinleri, panteizm, yoga ve meditasyon, NLP, EFT… Uzakdoğu’da benlikten kurtulma çabaları. Amaç nirvanaya ulaşmak, hiçbir arzunuzun olmaması, ve böylelikle bir daha doğmuyorsunuz.

Müjde: Aslında çoktan kurtulduk. Sadece bunu fark etmemiz lazım.

Rom.8:3 İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa’nın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlu’nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı.

Kutsal Yasa, buyrukları aracılığıyla günahımızı fark etmemizi sağlıyordu. Ona bakınca benliğimizi görüyorduk. Oradaki buyruklara uymak isteyen bir insan, nihayetinde şunu fark ediyordu: Kutsal Yasa’ya uymak imkansızdır. Günaha götürür. Çünkü biri bile çiğnense, Yasa çiğnenmiş demektir.

Tanrı bunu İsa Mesih aracılılığıyla sonsuza dek çözdü. İsa, Kutsal Yasa’nın yapamadığını yaparak günahın kendisini yargıladı. Böylece İsa Mesih’e ait olanlara artık hiçbir mahkumiyet yoktur.

Bedenlerimiz şu an için ölüdür, ama ruhumuz Mesih aracılıyla diridir. Henüz ruhtan doğduk ama bedenden de doğacağız, o zaman tam özgür olacağız. Bedenlerimiz de dirilecek çünkü İsa dirildi.

Rom.8:5-11 5 Benliğe uyanlar benlikle ilgili, Ruh’a uyanlarsa Ruh’la ilgili işleri düşünürler. 6 Benliğe dayanan düşünce ölüm, Ruh’a dayanan düşünceyse yaşam ve esenliktir. 7 Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmandır; Tanrı’nın Yasası’na boyun eğmez, eğemez de… 8 Benliğin denetiminde olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler. 9 Ne var ki, Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, benliğin değil, Ruh’un denetimindesiniz. Ama içinde Mesih’in Ruhu olmayan kişi Mesih’in değildir. 10 Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü olmakla birlikte, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir. 11 Mesih İsa’yı ölümden dirilten Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih’i ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhu’yla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.

Bu sayede Ruhtayız ve benliğe uymak zorunda değiliz. Dünyasal yollara değil sadece Mesih’e güvenebiliriz.

Benlik ölüm demektir (daha fazla sahip olmak, daha rahat olmak, yanlıştan ve sahip olduklarından vazgeçmemek ister), ama Ruh ise yaşam ve esenlik demektir. Tanrı’ya götürür, O’na hizmet eder.

Hangi düşünceye sahip olacağız? Arada kaldığımızı hissettiğimizde hangisini seçeceğiz?

Elbette şimdi Ruh’u seçtiğimizi düşüneceğiz.

Ama gerçek cevap: Tanrı’nın ruhunun içimizde yaşayıp yaşamadığına bağlı.

İçimizde olan Kutsal Ruh (Mesih’in Ruhu) bizi yönlendirecek ve kutsal olarak yaşatacak.

Rom.8:13-14 13 Çünkü benliğe göre yaşarsanız öleceksiniz; ama bedenin kötü işlerini Ruh’la öldürürseniz yaşayacaksınız. 14 Tanrı’nın Ruhu’yla yönetilenlerin hepsi Tanrı’nın oğullarıdır.

Çünkü gerçekte arada değiliz, Mesih bizdeyse artık arada değiliz demektir. Çünkü yasadan özgürüz.

Dünyasal yöntemlerin hiçbiri değil, sadece biz izin verirsek, Mesih bunu sağlayabilir.

Benliğin düşüncelerinden kurtulmak ve yaşam ve esenlik bulmak istiyor musunuz? İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcınız olarak kabul edin ve O’nun ruhunun içinizde yaşamasına izin verin.

Sonunda beden olarak da dirileceğiz. Çünkü İsa dirildi!

Aklımıza gelen düşünceleri tartalım: Bu düşünce benliğe mi dayanıyor, yoksa Ruh’a mı?

Bunu nasıl anlarız? Düşüncem Tanrı’yı yüceltiyor veya kardeşlere bir fayda sağlıyor mu?

Düşüncem Tanrı’yı yüceltmiyor ve kendi arzularıma mı hizmet ediyor?

Zengin adam, dükkanım. Aslında hayatlarımızda Tanrı’nın sağlayışına güvenmiyorduk. Sağlayış için kendimize güveniyorduk. Net: Kendimize güvenmemiz, Tanrı’ya güvenmediğimiz anlamına geliyor. Herhangi bir alanda!

Yuh.15:1,4,5 “Ben gerçek asmayım ve Babam bağcıdır. … 4 Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. 5 Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız.

Herhangi bir şekilde, kendimizi kendi benliğimizle kurtaracağımızı düşündüğümüzde o yol bizi ölüme götürür. Ama Tanrı’ya güvenmek bizi yaşama ve esenliğe götürür.

Rom.8:6 Benliğe dayanan düşünce ölüm, Ruh’a dayanan düşünceyse yaşam ve esenliktir.

Düşüncelerimiz benliğe değil Ruh’a dayansın.

Arada kaldığımızda, aslında arada olmadığımızı, çoktan Mesih’a ait olduğumuzu hatırlayalım ve her konuda O’na güvenelim. O zaman O’nun sevgisinden bizi hiçbir şey ayıramaz!

Rab bu konuda her birimizi ve kilisemizi yetkin kılsın diye dua edelim!