Blog

Vaaz 2020.05.24 Yakup 8 Tanrı’ya Bağımlı Olun 1

1 Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? 2 Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz. 3 Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz. 4 Ey vefasızlar, dünyayla dostluğun Tanrı’ya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrı’ya düşman eder. 5 Sizce Kutsal Yazı boş yere mi şöyle diyor: “Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.” 6 Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor:
“Tanrı kibirlilere karşıdır,
Ama alçakgönüllülere lütfeder.”
7 Bunun için Tanrı’ya bağımlı olun. İblis’e karşı direnin, sizden kaçacaktır. 8 Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın. 9 Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün. 10 Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.

Geçtiğimiz hafta “bilge olan kim” ve “nasıl bilge olabilirim” sorularının yanıtı hakkında düşündük. Bulduğumuz cevaplar şunlardı: bilge olan Mesih’tir ve biz Mesih’te, Mesih’le yaşayarak bilge kişiler olabiliriz. Ayrıca, bilge olmak, barış yapıcıları olmamızı gerektiriyor.

Önceki bölümde bunların yer almasının bir sebebi vardı: bizi şimdiki bölüme hazırlamak. Bugün kiliseyi ilgilendiren çok önemli bir konuya değiniyoruz: kilise içindeki problemler, bunların kaynakları ve çözüm yolları.

Nasıl ki tövbe etmeye giden yolda ilk adım günahkar olduğunu kabul etmekse, çözümü bulmaya giden yolda ilk adım da problem olduğunu kabul etmektir. Çünkü günahkar olduğunu kabul etmeyen bir insanın tövbe etme ihtiyacı duymayacağı gibi, problem olduğunu kabul etmeyen insan da çözüm bulma ihtiyacı duymaz.

O zaman ilk başta şunu kabul edelim: kiliselerimizde çeşitli problemler vardır. 2000 yıl önceki kilisede vardı, bugünkü kilisede de var. Aksini iddia edemeyiz, zaten tecrübelerimizle de sabittir. Ama buna rağmen bu konuya Tanrı sayesinde olumlu bakabiliriz çünkü Tanrı bunların sebeplerini, bizlere çözüm yollarıyla beraber anlatıyor.

Okuduğumuz bölümün ilk ayetleri bizlere açıkça şunları söylüyor: kilisemizde kavgalar ve çekişmeler vardır. Bunların kaynağı da tutkularımız, arzularımız, kıskançlıklarımız, bunları tatmin edemediğimiz zamanki agresif (kavga ve çekişme) tavrımız (ki bu duygular gerçekte asla kalıcı olarak tatmin olmaz) ve Tanrı’dan neden ve nasıl dileyeceğimizi bilmiyor oluşumuz.

Bu konuyu biraz açabiliriz. İsa’nın tohum benzetmesinden bir örnek kullanalım. Tohum benzetmesindeki, dikenler arasında ekilen tohumları hatırlıyor musunuz?

Markos 4:18-19 Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller.

Somutlaştıralım: Sözü duyduk, iman ettik, kiliseye geldik ve bedenin bir üyesi olduk. İman hayatımızda bir yolculuk yapıyoruz. O yolculuğun hangi aşamasında olursak olalım. İster yeni imanlı olsun, ister kilise önderi olsun. Fark etmez. İmanda gelişmeye çalışıyoruz. Ama bir yandan zaman geçtikçe yeni bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor.

Ne gibi sıkıntılar? İhtiyaçlarımızın karşılanması konusu var. Hayat boyu. Temel olarak bazı ihtiyaçlarımız var. Örneğin geçinme ihtiyacı, mal mülk sahibi olma ihtiyacı, güç sahibi olma ihtiyacı, saygı görme ihtiyacı ve çeşitli zevklerimizi tatmin etme ihtiyacımız var.

Şimdi kilisedeyim, kardeşlere bakıyorum, bu ihtiyaçlarımı karşılamaya hevesli kimse yok, Tanrı’ya dua ediyorum, O da beni yanıtlamıyor. Başlıyorum kendi sözde bilgeliğimle ihtiyaçlarımı elde etmeye.

Aynı kilisedeyiz. Armağanım öğretmenlik, ama önderlik gözüme daha iyi, daha saygın görünüyor, sırf bu yüzden önderlere daha yakın oluyorum ve kendime rakip gördüğüm diğer kardeşimi yeriyorum, kötülüyorum. Veya kilise olarak başka bir şehre bir müjdeci göndereceğiz, benim armağanım önderlik olmasına rağmen, başka bir şehre gitmeyi çok istiyorum ve önderliğimi kullanarak müjdeci kardeşimi saf dışı bırakıp oraya kendim gidiyorum. Veya kilisede yıllardır hizmet eden birisiyim ama yeni imanlı ve Tanrı’nın armağanlarla bereketlediği bir kardeşimi, benim olduğumdan daha ön planda ve daha saygın olmasın diye, armağanlarını kullamasına izin vermiyorum. Kıskanıyorum. Bencillik yapıyorum. Rekabete, çekişmeye giriyorum.

Ne oluyor bu çekişmelerin sonucunda? İstediğimi alamadıkça daha da agresifleşiyorum. Ayette mecazen “adam öldürüyorsunuz” diyor. Tatmin olamadıkça kavga ve çekişme büyüyor. Kilisede kendim gibi düşünenleri bir araya topluyorum, diğer kardeşleri de bu çekişmelerin içine çekiyorum. Kilise de bölündü.

Ne olmuş oldu? İsa’nın söylediği gibi, dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girdi, sözü boğdu, ürün vermesine engel oldu. Çünkü dünyayla dost oldum. Dünyayla dost olmanın, Tanrı’ya düşman olmak anlamına geldiğini unuttum:

1. Yuhanna 2:15-17 15 Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur. 16 Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Baba’dan değil, dünyadandır. 17 Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.

Bu gerçekleri unuttum. Bunlar hiç abartı değil, kiliselerimizde yaşanan durumlardır.

Şimdi gelelim, ne yapacağımız konusuna. Hamdolsun Tanrı, “sen şöylesin”, “sen böylesin” deyip de çekilen bir Tanrı değil. Tanrı, “böyle yapıyorsun ama Ben bundan hoşnut olmuyorum, bunun yerine böyle yaparsan senden hoşnut olurum, seni seviyorum” diyen bir Tanrı’dır.

Altıncı ayet bu bölümün kırılma noktasıdır: “Yine de bize daha çok lütfeder” diyor. Tanrı’nın sevgisi “için” sevgi değil. “Bunu yaptığın için seni seviyorum. Şunu yaptığın için seni seviyorum” değil. Tanrı’nın sevgisi, “rağmen” sevgidir. “Bunu yapmana rağmen seni seviyorum. Şunu yapmana rağmen seni seviyorum. Ama kendini düzeltmelisin.” Ve Süleyman’ın Özdeyişleri’nden anahtarı bize veriyor: “Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder.”

Yani kibrini bırak, alçakgönüllü ol. Bir gerçeği aklımıza kazımamız lazım: Tanrı kibirden nefret ediyor. Kendimizi alçaltmamız yani her şeyden önce bir problem olduğunu kabul etmemiz, günahkar olduğumuzu kabul etmemiz ve tövbe etmemiz gerek.

Sonra, Tanrı’ya bağımlı olmamız gerek. Bağımlı olmak ne demek? Yani binbir türlü aldatmaca ve hevesle dolu olan, her an ayağımın kayabileceği bu dünyada, ayakta kalmak ve düşmemek için, ve her konuda, kendi aklıma güvenmiyorum, ama sadece Tanrı’ya güveniyorum.

Sadece Tanrı’ya güvenmek ve gerçek bir saygınlık elde etmek istiyorsak, şu ayetleri hayatımızda uygulayabiliriz:

1. Petrus 5:6-9 6 Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı’nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın. 7 Bütün kaygılarınızı O’na yükleyin, çünkü O sizi kayırır. 8 Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor. 9 Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin de aynı acıları çektiğini bilerek imanda sarsılmadan İblis’e karşı direnin.

İşte bu sözleri hayatlarımızda uygularsak, o zaman ne olacak? İblis sizden kaçacaktır diyor. İblis’ten uzak olmanın ve Tanrı’ya yaklaşmanın yolu işte budur.

8. ayette günahkarlara ve kararsızlara bir çağrı var: “Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın.”

Eller eylemlerimizi simgeliyor. Ellerimizi günahtan nasıl temizleriz? Tövbe edip günahlı davranışımızı tekrar yapmayarak. Yüreklerimiz de arzularımızı ve düşüncelerimizi simgeliyor. Yüreklerimizi nasıl paklarız? Yine onlardan tövbe ederek, Tanrı’ya samimi bir şekilde dua ederek.

Tabii bunu Tanrı’nın önünde samimi bir şekilde yapmalıyız. “Kederlenin, ağlayın, yas tutun” derken, “hayattan nefret edin” demek istemiyor. Gerçek bir tövbe, istek, arzu veya eylemlerimizden dolayı gerçekten pişman olursak gerçekleşir. Gerçek tövbe, meyve veren bir tövbe olur, tövbenin meyvesi, değişmektir. Yani şunu diyebilmek: “evet, kardeşimi kıskandım”, “evet, kardeşimi yerdim”, “evet, o gücü kendim için istedim.” Ve: “bundan sonra böyle yapmayacağım.”

Bütün olayın özünde, Tanrı’ya karşı içten olmak yatıyor. 3. ayette Tanrı’dan dilediğimiz şeylere kavuşmamamızın sebebinin, o şeyi kötü amaçla, tutkularımız için kullanmak olduğunu görüyoruz. Yeni tanıştığım insanların en sık sorduğu sorulardan birisi budur: “Tanrı’ya dua ediyorum ama Tanrı neden kabul etmiyor?”

“Tanrı’dan ev istiyorum ama sahip olmadan öleceğim.” “Tanrı’dan araba istiyorum ama vermiyor.” “Tanrı’dan eş istiyorum ama karşıma kimseyi çıkartmıyor.” “Tanrı’dan beni genel müdür yapmasını istiyorum ama yapmıyor.” “Tanrı da bana şöyle bir hava attırmadı yani, arabamın anahtarlarını masanın üzerine koyamadım bir türlü.”

  • Tanrı’dan ev isterken, o evi sana verdiğinde, O’na şükredip, ihtiyacı olanlara o evin kapısını açmayı ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan araba isterken, o arabayı sana verdiğinde, O’na şükredip, pazar günü kilise üyelerini toplayıp kiliseye getirmeyi ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan eş isterken, o eşi sana verdiğinde, O’na şükredip, birlikte tek beden olmayı, karı-koca olarak birlikte tapınmayı, evlenmeyi düşünen çiftlere yardımcı olmayı ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan genel müdür olmayı isterken, seni genel müdür yaptığında, sana bağlı olan personele, Mesih’in dediği gibi “hizmet edilmek” değil ama “hizmet etmek” mantığıyla hareket etmeyi, “sendeki farklılığın sebebi nedir” diye sorduklarında Mesih’ten bahsetmeyi, böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?

Tanrı hayallerimizin neresinde? Çünkü Tanrı’nın hayallerimizdeki yüzdesi neyse, o duanın gerçek olma yüzdesi odur.

“Duam neden gerçekleşmiyor” yerine “Tanrı dualarımın neresinde” diye sormak belki daha iyidir. Duamız 1) Tanrı’nın yüceliğine hizmet etmeli 2) Komşumuza hizmet etmeli.

Tabii ki her durum kendine özel değerlendirilmelidir, ama şunu cesaretle söyleyebilirim ki, Tanrı’ya ettiğimiz dualar, bunlardan daha farklı başka motivasyonlara hizmet ediyorsa, büyük ihtimalle kabul olmayacaklar.

Özetle, iman hayatımız bir yolculuktur. Bu yolculuğumuza, gerek bir birey olarak, gerekse bir beden olarak, kendimizle ve bedenin diğer üyeleriyle barış içinde ve Tanrı’nın hoşnut olacağı şekilde devam edebilmek için, şunları yapmamız gerekiyor:

  • Kibrimizi bırakıp kendimizi alçaltacağız.
  • Tanrı’dan doğru amaç için isteyeceğiz.
  • Tanrı’ya bağımlı olacağız.
  • İblis’e karşı direneceğiz.
  • Tanrı’ya yaklaşacağız.
  • Ellerimizi günahtan temizleyeceğiz.
  • Yüreklerimizi paklayacağız.
  • Tüm bunlarda samimi olacağız.
  • Ve yücelmemizin tek yolunun, Tanrı’nın önünde kendimizi alçaltmaktan geçtiğini hiçbir zaman unutmayacağız.

Saygın bir insan olmak ister misiniz? Gerçek bir yücelik ister misiniz?

10 Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.

İsa’nın sözünü de eklemek istedim: Matta 23:12 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.

Göklerin Egemenliği’nde işler dünyaya göre biraz ters şekilde yürüyor.

Rab her birimizi ve tüm kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.05.10 Umutsuz Sorular, Umut Verici Cevaplar

Yeremya 15:10-21 – Umutsuz Sorular, Umut Verici Cevaplar
Şu sözleri hatırlıyor musunuz?
“İnsanlarla yarışa girip yoruldunsa, Atlarla nasıl yarışacaksın?
Güvenli bir ülkede sendelersen, Şeria çalılıklarıyla nasıl başa çıkacaksın?”
O sözler Yeremya’nın 11. bölümünden. O sözlerle Tanrı Yeremya’yı azarladı. Yeremya hayal
kırıklığına uğramıştı, peygamberlik işini bırakmaya hazırdı. Tanrı ise Yeremya’nın çok hızlı bir
şekilde yorulduğunu söyledi, bu kadar kolay yorulmaması gerek diye azarladı.
Bugün Yeremya’nın 15. bölüme beraber bakalım. Yeremya gene hayal kırıklığına uğrayacak. Bu
hayal kırıklığına karşı Tanrı bu sefer nasıl bir tepki verecek? Ayetlere beraber bakalım.

  1. ayet – Yeremya’nın ilk sitemi
    10 Vay başıma!
    Herkesle çekişip davacı olayım diye
    Doğurmuşsun beni, ey annem!
    Ne ödünç aldım, ne de verdim,
    Yine de herkes lanet okuyor bana.
    Bu ayette Yeremya durumunu çok net bir şekilde Tanrı’ya anlatıyor. Yeremya sürekli kavga
    içindeydi. İşin kötüsü, Yeremya kavga başlatacak herhangi bir eylemde bulunmadı. Bazı
    davranışların doğal sonucu çekişmedir. Mesela, sürekli ödünç alan, ödünç veren bir kişi bir yerde
    sıkıntı yaşayacak, çekişme içinde olacak. Yeremya ise öyle bir davranışta hiç bulunmadı. Tek
    yaptığı şey Tanrı’dan gelen sözleri İsrail halkına aktardı. İsrail halkının kavgası varsa Yeremya’yla
    değil Tanrı’yla olmalıydı. Kısacası İsrail halkının tepkisi Yeremya’yı hayal kırıklığına uğrattı,
    Yeremya da o hayal kırıklığını Tanrı’ya açık bir şekilde ifade etti.
    11-14 ayetler – Tanrı’nın ilk cevabı
    11 RAB şöyle dedi:
    “Kuşkun olmasın, iyilik için seni özgür kılacağım,
    Yıkım ve sıkıntı zamanında
    Düşmanlarını sana yalvartacağım.
    12 “Demiri, kuzeyden gelen demiri
    Ya da tuncu kimse kırabilir mi?
    13 Ülkende işlenen günahlar yüzünden
    Servetini de hazinelerini de karşılıksız,
    Çapul malı olarak vereceğim.
    14 Bilmediğin bir ülkede
    Düşmanlarına köle edeceğim seni.
    Çünkü size karşı öfkem
    Ateş gibi tutuşup yanacak.”
    Gördüğümüz gibi bu ayetlerde Tanrı Yeremya’nın şikâyetine cevap veriyor. Tanrı teşvik verici
    sözlerle Yeremya’ya yanıtlıyor. Tanrı diyor ki tam Yeremya’nın peygamberlik ettiği gibi yıkım ve
    sıkıntı gelecek, İsrail halkı da sürgüne gidecekti. Ama Yeremya o sürgüne dâhil olmayacak, tersine
    Tanrı Yeremya’yı özgür kılacaktı. Gün gelecekti ki Yeremya’nın o anda çok güçlü gördüğü
    düşmanlar Yeremya’ya gelip yalvaracaklardı. 12. ayette iki soru soruluyor. Birincisi “Demiri,
    kuzeyden gelen demiri, kimse kırabilir mi?” O demir İsrail’in düşmanlarının savaş arabalarıdır.
    İsrail halkı da onlara karşı tamamen korunmasız kalacaktı. Kimse o demiri kıramayacaktı. Bir soru
    daha var 12. ayette – tuncu kimse kırabilir mi? Bu ayette Tanrı neden tunçtun bahsediyor? Aylar
    önce Yeremya’nın 1. bölümünde Yeremya’nın çağrısını okuduk. O çağrıda Tanrı tunçtan bahsetti:
    Yeremya 1:18 – İşte, bütün ülkeye -Yahuda krallarına, önderlerine, kâhinlerine, ülke halkına- karşı
    bugün seni surlu bir kent, demir bir direk, tunç bir duvar kıldım.
    Tanrı söz vermişti – Yeremya’ya tunç bir duvar kılmıştı. Yeremya o sözü unutabilir ama hamdolsun
    ki Tanrı verdiği sözü hiç unutmaz, çocuklarına verdiği güzel vaatleri yerine getiriyor.
    13., 14. ayetlerde Tanrı İsrail halkına konuşuyor. Tanrı onları halk olarak düşmanlarına teslim
    edecekti. Onlar hak ettikleri cezasını yiyeceklerdi.
    Bu ayetlerdeki sözler büyük ihtimalle Yeremya’yı teşvik etti, değil mi? Tanrı Yeremya’nın Onun
    elinde olduğunu zor zamanda koruyacağını hatırlattı. Aynı zamanda Yeremya’ya karşı gelen,
    ısrarla tövbe etmeyen düşmanları hak ettikleri cezasını yiyeceğini de açıkça söyledi.
    O zaman 15-18 ayetleri okuyalım, Yeremya’nın karşılığını inceleyelim.
    15-18 ayetler – Yeremya’nın ikinci sitemi
    15 Sen bilirsin, ya RAB,
    Beni anımsa, beni kolla.
    Bana eziyet edenlerden öcümü al.
    Sabrınla beni canımdan etme,
    Senin uğruna aşağılandığımı unutma.
    16 Sözlerini bulur bulmaz yuttum,
    Bana neşe, yüreğime sevinç oldu.
    Çünkü seninim ben,
    Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı!
    17 Eğlenenlerin arasında oturmadım,
    Onlarla sevinip coşmadım.
    Elin üzerimde olduğu için
    Tek başıma oturdum,
    Çünkü beni öfkeyle doldurmuştun.
    18 Neden sürekli acı çekiyorum?
    Neden yaram ağır ve umarsız?
    Benim için aldatıcı bir dere,
    Güvenilmez bir pınar mı olacaksın?
  2. ayette Tanrı’ya cevap verirken Yeremya, davasını Tanrı’nın eline bırakıyor. Yeremya’nın isteği
    açık – Tanrı Yeremya’nın öcünü alsın. Bu ayette Yeremya doğru olanı yapıyor, Tanrı’ya güvenip
    durumunu Tanrı’nın ellerine bırakıyor. 16. ve 17. ayetlerde Yeremya ilk hizmete girdiği günler
    hatırlıyor. Tanrı Yeremya’ya zor sözleri verdi, yargı sözlerini ona söyledi. Ama bu zor sözler bile
    Yeremya’ya iyi geldi, Yeremya’ya sevinç getirdi. Çünkü Yeremya için bu sert sözler söylemek
    zordu ama Yeremya bu sözleri söyleyerek Tanrı’nın isteğine yerine getiriyordu, kendisini çok özel
    bir şekilde Her Şeye Egemen Rab’be ait olduğunu hissetmişti. 17. ayette gördüğümüz gibi bu
    sözleri Yeremya İsrail halkından ayırdı. Yeremya Tanrı’nın doğru öfkesiyle dolu olduğu için İsrail
    halkıyla sevinemedi, coşamadı. Kendisi ile halk arasında bir mesafe açıldı.
    Ama 18. ayete geldiğimizde Yeremya dibe vuruyor. İçindeki acı dayanılmaz bir noktaya geldi. Hem
    de bu acı hiç sona ermeyeceğini hissetti. Yeremya’ya göre acısı hem çok ağır hem de sonsuz. O
    zaman Yeremya Tanrı’ya karşı isyan ediyor. 18. ayetteki son soru, “Benim için aldatıcı bir dere,
    Güvenilmez bir pınar mı olacaksın?” gerçekten çok sivri bir soru. Belki Yeremya’nın 2.
    bölümünden şu sözleri hatırlıyorsunuz:
    Yeremya 2:13 – “halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların pınarını bıraktı, Kendilerine sarnıçlar,
    Su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdı.
    O sözlerine göre Tanrı diri suların pınarıdır. İsrail halkı ise Tanrı’ya güvenmeyip o diri sulardan
    almak yerine kendi sarnıçları kazdılar. Ama şimdi İsrail halkı yaptığı gibi Yeremya da Tanrı’yı
    aldatıcı bir dere, güvenilmez pınar olarak suçluyor. Yeremya Tanrı’ya güvenmeyerek etrafına olan
    halka benzedi. Öyle olmaması gerek! Bu düşünceler, bu sözler Tanrı’nın peygamberine yakışmaz.
    Yeremya’yı saran bir kötülük vardı. Yeremya’ya verildiği görev ise o kötülüğe karşı peygamberlik
    etmek. Ama bu ayette Yeremya kötülüğe karşı gelmiyor, o kötülük Yeremya’yı saldırıyor. Yeremya
    da o kötülüğe yenik düşüyor.
    Olmaz, değil mi? Tanrı’nın adamı nasıl kötülüğe yenik düşsün? Tanrı Yeremya’yı tunç duvar
    kılmadı mı? Öyle güçlü bir duvar bu kadar kolay mı düşer? Yoksa dürüst bir cevap verirsek,
    Yeremya’nın yaptıkları bize çok yabancı gelmiyor, değil mi? İsa Mesih’te bize Yeremya’nın
    bilmediği armağanlar veriliyor. Yeremya da İsa’nın sevgisini sadece çok uzaktan gördü. Biz ise o
    sevgiyi çok yakından yaşıyoruz. Gene de Yeremya düştüğü gibi biz de kötülüğe yenik düşebiliriz,
    değil mi?
    Şimdi Tanrı’nın cevabına bakalım. Vaazın başlangıcında Yeremya hızlı bir şekilde yıldığında
    Tanrı’nın azarlayıcı, meydan okuyucu sözlerini okuduk. Şimdi Yeremya gene yılıyor, bu sefer de
    Tanrı’ya karşı daha sert sözler bile söylüyor. Acaba bu sözlere karşı Tanrı nasıl bir cevap verecek.
    19-21 ayetleri okuyalım.
    19-21 ayetler Tanrı’nın ikinci cevabı
    19 Bu yüzden RAB diyor ki,
    “Eğer dönersen seni yine hizmetime alırım;
    İşe yaramaz sözler değil,
    Değerli sözler söylersen,
    Benim sözcüm olursun.
    Bu halk sana dönecek,
    Ama sen onlara dönmemelisin.
    20 Bu halkın karşısında
    Sağlamlaştırılmış tunç bir duvar kılacağım seni;
    Seninle savaşacak ama yenemeyecekler,
    Çünkü yardım etmek, kurtarmak için
    Ben seninleyim” diyor RAB.
    21 “Seni kötünün elinden kurtaracak,
    Acımasızın avucundan kurtaracağım.”
    Tanrı’nın cevabı benim beklediğimden daha yumuşaktı. Tanrı Yeremya’ya merhametle yaklaşıyor.
  3. ayette tövbeye çağrı var: “Eğer dönersen seni yeni hizmete alırım.” Azarlayıcı sözler de var o
    ayette: Tanrı “İşe yaramaz sözler değil, değerli sözler söylersen, Benim sözcüm olursun” diyerek
    Yeremya’nın önceki ayetteki sözlerinin uygun olmadığını belirtiyor. Tanrı da şunu söylüyor 19.
    ayette, “Bu halk sana dönecek, ama sen onlara dönmemelisin.” Demek ki Yeremya dönen değil,
    halkı döndüren olmalı.
    Ama bu azarlayıcı sözlerden sonra, 20. ayette Tanrı Yeremya’yı teşvik edici bir şekilde tekrar
    görevine çağırıyor. Bu ayet Yeremya’nın ilk çağrısına çok benziyor. Biraz önce okuduğumuz gibi o
    çağrıda Tanrı Yeremya’yı tunç bir duvara benzetti. O ilk çağrıda Tanrı da şu sözleri söyledi:
    Yeremya 1:19 – Sana savaş açacaklar, ama seni yenemeyecekler. Çünkü seni kurtarmak için ben
    seninleyim.” Böyle diyor RAB.
    Tanrı da bu ayette o sözlere benzeyen sözler söylüyor: “Çünkü yardım etmek, kurtarmak için Ben
    seninleyim” diyor RAB. Son olarak 21. ayet de kurtuluş sözleriyle dolu. Kötülerin, acımasızın zaferi
    olmayacak diyor Rab. Tersine zafer Rab’bin olacak, O da Yeremya’yı kurtaracak.
    Acaba Tanrı’nın yaklaşımı bu bölümde ile 11. bölümde neden farklı? 11. bölümde Tanrı neden
    Yeremya’ya meydan okudu, bu bölümde ise neden yumuşak bir şekilde ona tövbeye çağırıp çok
    teşvik edici vaatlerle yaklaştı? Bu soruları doğru bir şekilde cevaplamak için Tanrı’nın karakterini
    iyi bilmemiz lazım. Tabii ki Tanrı çocuklarını azarlayabilir. İbraniler 12. bölümden şu ayetleri daha
    önce okumuş olabilirsiniz:
    İbraniler 12:5-6 «Oğlum, Rab’bin terbiye edişini hafife alma, Rab seni azarlayınca cesaretini
    yitirme. Çünkü O, sevdiğini terbiye eder, oğulluğa kabul ettiği herkesi cezalandırır.»
    Yeremya’nın 11. bölümde Tanrı nasıl Yeremya’yı azarladıysa, nasıl ona gaza getirdiyse bizi seven
    gökteki Babamız gerektiğinde bizi de uyarıp azarlayacak.
    Ama iyi bir baba gibi Tanrı çocuklarını ne zaman azarlayacak, ne zaman da teşvik edecek bilir.
    Tanrı çocuklarını hep azarlamaz. 103. Mezmur’da şu teşvik edici sözler var:
    Mezmur 103: 13-14 Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa, RAB de kendisinden
    korkanlara öyle sevecen davranır. Çünkü mayamızı bilir, Toprak olduğumuzu anımsar.
    Bu 15. bölümde Tanrı bu şekilde Yeremya’ya yaklaştı. Tanrı, Yeremya’nın mayasını biliyordu,
    Yeremya’ya karşı sevecen bir şekilde davrandı. Çok yumuşak bir şekilde ona tövbeye çağırdı.
    Rab hem Yeremya’nın ihtiyacı olan sözleri hem de bizim ihtiyacımız olan sözleri biliyor, duruma
    göre de konuşuyor.
    Düşmüş olan, Tanrı’ya karşı isyan etmiş olan Yeremya bu bölümdeki son sözleri dikkatli
    düşünmüş olmalı. Tanrı’nın 19-21 ayetlerdeki sözlerine Yeremya’dan gelen yazılı bir cevap yok.
    Ama Yeremya’nın kitabındaki ilerleyen bölümlerde Yeremya’nın hayatını göreceğiz. Hamdolsun ki
    Yeremya hizmetini devam ettirdi. Ona karşı çok güçlü insanlar gelecek, onlara karşı ayakta
    kalabilmek için Yeremya Tanrı’dan gelen büyük bir güçten yararlanacak. Açık ki Yeremya bu
    sözleri hatırlayıp bu sözlere göre hayatını şekillendirdi.
    Yeremya Tanrı’nın sözlerini dinledi. Ya biz? Bugün Tanrı sana nasıl yaklaştığını bilemiyorum. Belki
    Yeremya’nın 11. bölümünde Tanrı nasıl Yeremya’ya meydan okuduysa bugün Tanrı sana meydan
    okuyucu sözlerle yaklaşıyor. Belki de Tanrı bugünkü okuduğumuz bölümdeki benzeyen daha
    yumuşak sözlerle sana yaklaşıyor. Yeter ki açık bir yürekle Tanrı’ya yaklaşalım, O bize ne
    söylüyorsa hayatlarımıza ona göre şekillendirelim.
    Sanırım bazen biz Tanrı’ya yaklaşmaktan korkuyoruz. Tanrı’nın sesini duymadan Tanrı’nın azarını
    bekliyoruz. Tanrı Yeremya’yı 11. bölümde nasıl Yeremya’yı azarladıysa aynı şekilde bize de
    azarlayacak diye düşünüyoruz. Bazen de haklı olabiliriz. Ama Tanrı hep azarlamaz. Romalılar’dan
    şu sözleri bazen unutuyoruz:
    Romalılar 8:31-34 – Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlu’nu
    bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak
    mı? Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik
    dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.
    Hamdolsun ki Tanrı bizden yana. Mesih İsa da Tanrı’nın sağında ve bizim için aracılık ediyor. O
    zaman bizim kulaklarımız Tanrı’ya açık olsun. Tanrı duruma göre bize konuşmaya hazır. İyi bir
    baba çocuklarına nasıl yaklaşmayı bilirse Tanrı mükemmel bir Baba olarak çocuklarına doğru
    sözleri söyleyecek. Yeter ki yüreğimizin gözleri açık olsun, Onun yaklaşmasına da bize söylediği
    sözlere de hazır olalım.

Vaaz 2020.05.17 Yakup 7 Barış Yapıcıları

BARIŞ YAPICILARI

13Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin. 14Ama yüreğinizde kin, kıskançlık, bencillik varsa övünmeyin, gerçeği yadsımayın. 15Böylesi “bilgelik” gökten inen değil, dünyadan, insan doğasından, cinlerden gelen bilgeliktir. 16Çünkü nerede kıskançlık, bencillik varsa, orada karışıklık ve her tür kötülük vardır. 17Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. 18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Amin!! Şununla başlamak isterim: Bölümün başlığı -bunlar orijinal kitapta yoktur, sonradan eklenmiştir- ama güzel soru: Bilge olan kim? Ve bilgelik nedir?

Bilgelik deyince zihinlerimizde genel olarak oluşan fikir “çok bilgi sahibi olmak”tır. Aslında bu çok da doğru değil… Bir insanın çok bilgisi olup aptal olabileceği gibi, az bilgisi olup ama gerçekten bilge de olabilir. Bilgelik “çok şey bilmek” değil, ama “bildiğin şeyi doğru kullanabilmek”tir. Başka bir deyişle bilgelik, normal sıradan hayatımızı yaşama şeklimizdir, bilgelik, anımızı nasıl kullandığımız, şu anda ne yaptığımız, şu anımızı nasıl geçirdiğimizdir.

Peki ama bilge olan kimdir ve ben nasıl bilge biri olabilirim? 1. Korintliler 1:30 Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsa’dasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu.

Gerçek olan bilgelik Tanrı’dan gelen bilgeliktir, bilgelik, Tanrı’nın beden almış hali olan İsa Mesih’tir. Bilge olan İsa Mesih’tir ve ben, Mesih’te olarak bilge bir kişi olabilirim. Normal ve sıradan hayatımı, içinde bulunduğum şu anı Mesih’le beraber yaşayarak, bilgelik sahibi olabilirim. Çünkü böylece bilge olanın ruhuna sahip oluyorum.

Yakup’un sürekli altını çizdiği gibi, 13. ayette de, bilge ve anlayışlı olduğunu düşünen birisinin, bunu bilgelikten doğan alçakgönüllükle iyi eylemleriyle göstermesi gerekiyor. Çünkü Mesih’te olmak kuru bir tecrübe olmayacak, bizi değişmeye, eyleme itecek.

İsa’nın yorgunlara ve yükü ağır olanlara seslenirken, kendi karakteri hakkında ne söylediğini hatırlayalım:

Matta 11:28-30 28“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. 29 Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. 30Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.”

Gerçek bilge olan İsa Mesih yumuşak huylu ve alçakgönüllüyse, benim O’nda olduğumu gösteren işaretler aksi ve kibirli bir adam olmak olmayacaktır, değil mi?

Ama Yakup’un çizdiği resme ve 14-15 ayetlerine göre, bir tür bilgelik daha var: Dünyadan, insan doğasından ve cinlerden gelen bilgelik. İki resim görüyoruz. İsa Mesih’e değil ama dünyasal bilgeliğe sahip olan bir kişinin yüreğinde kin, kıskançlık ve bencillik vardır. Bunların kaynağı kesinlikle Mesih değil!

Dünyadan, insan doğasından veya cinlerden gelen bilgeliğe sahip, yüreğinde kin, kıskançlık ve bencillik olan birisi, elbette alçakgönüllü olamaz. Bu kişiler her zaman kendi çıkarını düşünür ve ona göre hareket eder. Bir yerlere gelebilmek için kendisinden güçsüz olanları ezmekten hiç çekinmez ve çıkarları sona erince arkadaşını silip atar. Bu tip yöntemler kullanarak dünyasal bir başarı sağladığında ise bilgeliğiyle övünür. Ama bu gerçek bilgelikten, Mesih’ten çok uzaktır değil mi?

Bunu bazen kilisede de görebiliriz. Tanrı’ya hizmet ederken bile bazen kardeşlerimizi kıskanıp kendimizi yüceltmek isteyebiliyoruz. Ön planda olmayı ve takdir almayı kim sevmez ki?

Bazen de bilgelikler birbirine karıştırılıyor. Dünyasal bilgelik bize çekici geliyor. Şimdi izlediğimiz dizilerde veya filmlerde, baş karakter bilge ve karizmatik birisidir. Amacına ulaşmak için azimle mücadele eder ve hedefine giden yolda karşısına çıkan problemlere harika ve yaratıcı çözümler bulur ve milyonların gönlünde taht kurar.

İşte bu şekilde bazen kiliselerde dünyasal bilgeliğe sahip kişiler önder olurlar. Ama sorun şu ki, kilise ruhsal bir kavram. Bu konuda çok dikkatli ve uyanık olmalıyız. Çünkü eğer ruhsal konularda dünyasal bilgeliğe göre hareket edersek, sonuçlarla insanları kısmen etkileyebiliriz ama Tanrı’yı asla!

Çünkü gerçek bilgelik ve dünyasal bilgelik gibi birden fazla bilgelik olduğu gibi, bazen birden fazla çözüm yolu vardır. Saul’un oğlu İş-Boşet’in iki tane akıncı önderi vardı, hatırlıyor musunuz? Davut’un gözüne girmek umuduyla İş-Boşet’i öldürüp Davut’a getirdiler. Bu iki adam için böyle yapmak, görünen bir probleme karşı bir çözümdü ama sonları yıkım oldu. Çünkü o çözüm gerçek bilgelikten gelmiyordu ve Tanrı’yı hoşnut etmiyordu. Amaçları neydi, bunu neden yaptılar? Kendilerine güç sağlamak için, bencillikten.

Çünkü Yakup’un 16. ayette bizlere söylediği gibi, kıskançlık ve bencillik olan bir yerde, karışıklık ve her türlü kötülük vardır. Gerçek bilgelik yerine kendi bilgeliğimizle adımlarımızı atarsak, bu bize sadece karışıklık ve kötülük getirecek. Bu, kilisede ve her yerde böyledir. Kilise bir bedendir. Bedende kıskançlık ve bencillik olursa, o beden düzgün işleyebilir mi? Bir basketbol takımında, herkes kendi istatistiklerini geliştirmek için oynarsa, o takım başarılı olabilir mi? Orada sadece karışıklık ve kötülük olur.

Bir çok olumsuz durumlardan bahsettik. Şimdi biraz da kutsal olanlardan bahsedelim. Tüm anlatılanlardan sonra son iki ayette ruhun ürünlerini görüyoruz. Yani nasıl olması gerektiğini. O iki ayeti tekrar okumak istiyorum:

17Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. 18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Gökten inan bilgeliğin özellikleri: PAK-BARIŞÇIL-YUMUŞAK-UYSAL-MERHAMETLİ-İYİ MEYVELERLE DOLU-KAYIRICILIĞI YOK-İKİYÜZLÜLÜĞÜ YOK.

Pak – her türlü kirden uzak, imanda ve eylemde tertemiz olmak // Barışçıl – her durumda barışı arayan // Yumuşak – kibar ne nazik // Uysal – gerekirse geri adım atabilen // Merhametli – İnsanlara, hayvanlara, doğaya sevgi ve saygı besleyen, yanlışı-eksiği olan insanları eleştiren ve yargılayan değil ama yardım etmeye istekli // İyi meyvelerle dolu – sadece sözde değil ama eylemde de etkin // Kayırıcılığı yok – insanları zengin yoksul, ünlü ünsüz diye ayırmayan // İkiyüzlülüğü yok – samimi, olduğundan farklı görünmeye çalışmayan. İşte Tanrı’nın hayatlarımızda olmasını istediği ruhun meyveleri!

Tanrı’nın bizde görürse hoşnut olacağı meyveler! Şimdi her şeyi bir kenara koyup gerçekten biraz düşünelim. Gerçekten bugün böyle olamaz mıyız? Yani gerçekten çok zor mu? Alçakgönüllü olmak, yanındaki insanı kendin gibi sevmek, yardıma muhtaç durumda olan insanlara yardım etmek, barışçıl olmak, sabırlı olmak, kendimize kötülük yapan birisini affetmek, herkese karşı şefkatli olmak ve iyi davranmak -hatta o kişi bunu hak etmese bile-, ayrımcılık yapmamak… Tanrı’da bir yaşam sürmek ve Tanrı’nın bilgeliğine sahip olmak. Bizleri gerçekten bundan alıkoyan, bugün bizi böyle davranmaktan alıkoyan şey nedir? Neden böyle yapmıyoruz?

Acaba kendimizden ve değerlerimizden ödün vermekten çekiniyor muyuz?

Martin Luther’a ait olan bir öykü var. Bir yerde çok derin bir ırmak var. Üzerinden yürüyerek geçmek imkansız. Bu yüzden ulaşım için üzerine bir köprü yapmışlar. Ama köprüyü yapan kişiler onu çok dar yapmışlar. Ve bir gün, zıt taraflardan gelen iki keçi köprünün ortasında birbirleriyle karşılaşır. Ama köprü o kadar dar ki, birbirlerinin yanından geçemiyorlar. Geri dönmeye de cesaretleri yok, dövüşmeye de. Sorun nasıl çözülecek? Biraz tartışmışlar, sonra bir tanesi yere uzanmayı kabul etmiş, öbürü de onun üzerinden geçmiş. Böylece yollarına devam etmişler. Kimse zarar görmemiş.

18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Kimse üzerimize basmasın diye, barış yapıcı olmaktan çekiniyor muyuz?

Matta 5:9 Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.

Mezmur 37:37 Yetkin adamı gözle, doğru adama bak, Çünkü yarınlar barışseverindir.

Yetkin ve doğru adam, İsa Mesih, biz Tanrı’yla barışabilelim diye, insanlığın günahının kendi üzerine basmasına razı olmadı mı?

Koloseliler 1:20 20 Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.

Gerçekten bilge olmayı, gerçek bilgeliği yaşamayı, gerçekten şu anımızı ve hayatımızı Mesih ile birlikte geçirmeyi, barış yapıcıları olmayı istemez miyiz? Şu anda bu vaazı dinleyen ve bunu istemeyen hiç kimse yoktur. Şunu söylemek istiyorum: Eğer izin verirsek, bugün Kutsal Ruh bizleri değiştirebilir.

Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın daha fazla kine, kıskançlığa ve bencilliğe hiç ihtiyacı kalmadı. Dünyanın ihtiyacı olan şey, daha fazla tuzlar ve ışıklar.

Yeryüzü Tanrı’nın kiliselerinden çıkan tuzlar ve ışıklarla dolsun.

Kutsal Ruh yüreklerimize dolsun. Mesih’in sevgisi yüreklerimize aksın.

Tanrı’nın ışığı yüreklerimizde hiçbir karanlık nokta bırakmayacak parlaklıkla parlasın ki, sonra biz aynı ışığı dünyaya yansıtabilelim.

Galatyalılar 5:13-26 13 Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin. 14 Bütün Kutsal Yasa tek bir sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” 15 Ama birbirinizi ısırıp yiyorsanız, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz!
16 Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz. 17 Çünkü benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz. 18 Ruh’un yönetimindeyseniz, Yasa’ya bağımlı değilsiniz.
19-21 Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği’ni miras alamayacaklar.
22-23 Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. 24 Mesih İsa’ya ait olanlar, benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. 25 Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh’un izinde yürüyelim. 26 Boş yere övünen, birbirine meydan okuyan, birbirini kıskanan kişiler olmayalım.

Amin! İşte bu şekilde bilge olabiliriz. Dua edelim.

Vaaz 2020.04.26 Yakup 5 İman ve Eylem

YAKUP 2:14-26 İMAN VE EYLEM

Yakup mektubu üzerindeki vaazlarımıza devam ediyoruz. Bugün serinin 5. vaazı, iman ve eylem ile eylemle aklanma konularını ele alıyor. Bu, tarih boyunca hassas bir konu olmuştur. O yüzden vaaz sırasında ara ara yanlış yorumlanabilecek cümleler duyabilirsiniz. Ricam şudur: Böyle bir şey olduğunda konunun sonuna kadar beklemeniz. Yani duyacağınız şeylerden bazıları teolojik olarak yanlış gibi gelebilir ama açıklamanın sonuna kadar beklerseniz metnin vermek istediği mesaj netlik kazanacaktır. Şimdi ayetler üzerinden gidelim:

14 Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi?

Bir iman türüne ait bir resim var. -Böylesi- Nasıl bir iman? Hiçbir iyi eylemim yok, ama ağzımla imanım olduğunu söylüyorum -beyan ediyorum-iddia ediyorum… “İmana sahipse” demiyor, “İmanı olduğunu söylerse…” diyor. Sadece beyan etmek bir işe yaramaz, bizi kurtarmaz. Boştur.

Matta 7:24-27 Sağlam Temel, Çürük Temel

24“İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. 25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 26 Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. 27 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.”

“Benim evim sağlamdır” diye beyan etmek tek başına fayda etmez. En güzel örneği yine Yakup veriyor:

15-16 Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, “Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim” der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar?

Benim her şeyim var ama günlük yiyecekten yoksun bir kardeş görüyorum. Bakıyorum, üzülüyorum ve diyorum ki: “Umarım ki doyarsın.” Doydu mu? Biz kilisede bunu çok yaparız. “Senin için dua ediyorum.” Bu güzel ve doğru bir şeydir. Ama aynı zamanda Tanrı’ya da sormak lazım: “Bu kardeş için gerçekten yapabileceğim bir şey var mı?”

Şunu demek istiyor: Üzülmende samimiysen, yardım edersin. İmanında samimiysen, eylemle onu kanıtlarsın.

1. Yuhanna 3:17-18 Dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatini esirgeyen kişide Tanrı’nın sevgisi olabilir mi? 18 Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.

17 Bunun gibi, tek başına eylemsiz iman da ölüdür.

İmkanımız varken yardım etmiyorsak üzülmemiz boşunadır. Aynı şekilde imkanımız varken eylem yapmıyorsak imanımız da boşunadır. -Yanlış anlaşılmasın- bundan -eylemle kurtuluruz- anlamı çıkmıyor. Tek Kurtarıcı İsa Mesih’tir. Eylemle kurtulsaydık iki kurtarıcı olurdu: İsa ve kendimiz. Ama ne demek istiyor: Sadece sözde kalan, eylemle desteklenmeyen imanla kurtuluş olmuyor, gerçek iman, eylemle desteklenen imandır. Çünkü eylem gerçek imanın göstergesidir.

Reformcu John Calvin şöyle dedi: “Sadece imanla kurtuluruz, ama tek başına olan bir imanla değil.”

18 Ama biri şöyle diyebilir: “Senin imanın var, benimse eylemlerim.” Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim.

İman ve eylemin birbirinden ayrılamayacağını, bir diyalog kullanarak gösteriyor. Burada şunu görüyoruz: İmanı olan ama eylemi olmayan kişinin, imanını kanıtlama şansı var mı? Bir kişi imanı olduğunu iddia edebilir. Ama bunu ortaya koyacak şekilde yaşamıyorsa, bunu nasıl bilebiliriz? Eylemlerim olmadan size imanım olduğunu kanıtlayabilir miyim? Kanıtlayamam, sadece beyan edebilirim. Şuna benzer: “Ben kızım için mükemmel bir babayım.” Ama Sedef’e de bir sormak lazım. Eğer eylemlerimle ona bunu göstermiyorsam, bunu iddia etmem çok saçma olacak. Eylemlerim olmadan imanlı olduğumu iddia ettiğimde de aynısı olacak. Eylemler, imanımızı gösterebilmek için tek yoldur. Sadece sözler yetmez.

Yakup 3:13 Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin.

Yakup bugün baktığımız metinde şöyle devam ediyor:

19-20 Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! 20 Ey akılsız adam, eylem olmadan imanın yararsız olduğuna kanıt mı istiyorsun?

Tanrı’nın olduğuna ve Tek Tanrı olduğuna inanmak önemsiz mi? Hayır çok önemlidir. Ama yeterli midir diye sorarsak, yeterli değildir. Cinler de buna inanıyorlar hatta titriyorlar ama bu onları kurtarıyor mu?

Matta 8:29(Cinler) İsa’ya, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun?”

İsa’yı tanıyor ve Tanrı’nın Oğlu olarak tanıyorlar ama bu onları kurtarmıyor. İsa onları domuzlara gönderdi ve onlar kendilerini göle attılar. Çünkü inanmakla yetiniyorlar, eylem yok, adanma yok. Sadece sözde olan bir inanç var. Herkesin bildiği bir gerçeği dile getirmek sadece onu kafamızda onaylamak demektir. Ama sadece kafamızda onayladığımız ama bizi değiştirmeyen, eyleme götürmeyen iman boş bir imandır. Yine en güzel örneği Yakup veriyor:

21-23 Atamız İbrahim, oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklanmadı mı? 22 Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı. 23 Böylelikle, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. İbrahim’e de Tanrı’nın dostu dendi.

Bu ayetlerde açıkça İbrahim’in oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklandığını görüyoruz. Şöyle açıklayabiliriz:

Yaratılış 15:6 Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı.

Avram yani İbrahim Tanrı’ya iman etti ve imanı aracılığıyla aklandı. Sonra Yaratılış kitabında 7 bölüm ilerlediğimizde, İbrahim’in imanının oğluyla denendiğini görüyoruz. O zamanda da eylemle aklandı. İbrahim iman ettiğinde aklandı ve imanını denenme aracılığıyla eyleme dönüştürdü. Yani İbrahim’in oğlunu sunmasını sağlayan şey imanıydı. Bu ikisi birbirinden ayrılamaz. En sevdiği şey olan oğlunu bile Tanrı’ya verebilecek kadar imanı samimiydi. Tanrı’ya olan imanını sadece kafasından onaylamadı, ama oğlunu adama eylemiyle, imanının gerçekliğini kanıtladı.

Gerçek iman ve eylem birbirinden ayrılamaz. İbrahim’in imanı eylem ortaya çıkardı ve eylemi imanını tamamladı. Ve ne diyor: “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu.” Bu iman ve eylemle oldu.

24 Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, eylemle de aklanır.

İnsan eylemle de aklanıyor. Yalnız dikkat edelim şunu demiyor: -İnsanın kurtulması için iman ve eylem şartı vardır- demiyor. Bu ayeti tek başına alırsak, İsa’nın kendi öğretisine karşı bir inanç çıkar. Anlatmak istediği şudur: İman ettiğimizde kurtuluyoruz ve eylemlerimizle de imanımızın gerçekliğini göstermiş oluyoruz. Eylemlerimiz zaten imanımızdan geliyor. Yakup Kutsal Kitap’tan ikinci bir örnek veriyor:

25 Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı?

Kısaca: Rahav, Eriha kentinde yaşayan Kenanlı bir kadındı. O dönemde de Tanrı’nın yönlendirdiği İbranilerin ordusu bu kente doğru yaklaşıyordu. Ülkenin durumunu öğrenmek için önden casuslar gönderdiler. Rahav bir şekilde İbranilerin Tanrısının gerçek Tanrı olduğuna iman etti. Bu yüzden casuslar geldiğinde yakalanmasınlar diye onları sakladı, sonra onları farklı ve güvenli bir yoldan geri gönderdi ve evine de bir işaret bıraktı. Şimdi şunu söyleyebiliriz: Rahav tek başına bu eylemiyle aklanmadı ama bu eylemi, imanının gerçek olduğunu gösterdi. İmanının gerçek olduğunu eylemiyle kanıtladı.

İbraniler 11:31 Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi.

İmanı sayesinde diyor, eylemi sayesinde demiyor. Çünkü bu eylemi ona yaptıran imanıydı.

Ve Yakup sonuca geliyor:

26 Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür.

Aslında konunun en güzel özeti budur: Ruh olmadan beden nasıl ölüyse, eylem olmadan iman da aynı şekilde ölüdür.

Şimdi kısaca birkaç noktaya değinelim:

Bazı insanlar, kurtulmamızda eylemlerin etkin olduğunu kanıtlamaya çalışmak için bu bölümü kullanabilirler. Hatta Martin Luther’in bile bu bölümde çelişki gördüğünü belirten sözleri oldu. Şimdi ben elbette Martin Luther gibi büyük hizmetleri olan adanmış bir adamın yanında hiç kimseyim. Ama izin verirseniz, bir bakış açısını kullanarak, Pavlus’un imanla aklanma ve Yakup’un eylemle aklanma ayetleri arasında bir çelişki olmadığını size kanıtlamak istiyorum.

Eylemle ve iyi işlerle aklanma dediğimizde, iyi işlerden kasıt nedir? Muhtaçlara yardım etmek, yalan söylememek, ibadet etmek vs… Ama bu okuduğumuz metinde, Yakup’un örnek verdiği eylem ve iyi işler nelerdi? İbrahim’in oğlunu Tanrı’ya sunması ve Rahav’ın casuslara yardım etmesi. Şimdi şunu sormak istiyorum: İbrahim’in ve Rahav’ın yaptıkları bu iki eylemden, imanı çıkartın ve o eylemlere imanları olmadan bir daha bakın, ne görüyorsunuz? Ben size söyleyeyim, bir tanesi: öz oğluna cinayet girişimi ve diğeri: vatan hainliği.

Eğer bu bölümden eylemlerimizle kurtuluruz sonucuna varacaksak, kurtulmamız için yapmamız gereken eylemler: öz oğluna cinayet girişimi ve vatan hainliğidir. Ne kadar mantıksız, değil mi? Bu ayetlerden eylemle aklanırız sonucunu çıkarmak da öyle. Çünkü bunlar düz baktığınızda hem günahtır, hem de kanunda ceza gerektiren suçlardır.

Ama imanla baktığınızda, bunlar bu kişilerin Tanrı’ya olan gerçek imanlarının göstergeleridir. Yani başka bir deyişle, eylemleridir. İmanlarının meyveleridir. Tanrı sevgisini hayatlarındaki her şeyden üstün tuttuklarının göstergeleridir.

Pavlus şöyle dedi:

Galatyalılar 5:6 Mesih İsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Şu soruları soralım: İbrahim gibi, hayatımda en değerli gördüğüm şeyi bile Tanrı’ya vermeye hazır mıyım, yani gerçekte en değerli varlığım Tanrı mıdır? Ve Rahav gibi, Tanrı sevgisi uğruna, insanların gözünde hain sayılmayı bile göze alabilecek kadar hayatımda Tanrı’ya değer veriyor muyum? Tanrı benden imanımı eylemle kanıtlamamı istediğinde, buna hazır mıyım?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.04.19 Yakup 4 Ayrımcılık Yapmayın

Yakup 2:1-13

(1) İlk akla gelen düşünce: Benden uzak olsun! Ben yapmam! Ben ayrımcı değilim! Ben rahatım!

“Kardeşlerim” “Rabbimiz İsa Mesih’e iman edenler olarak” –> İmanlılara hitap ediyor!

Hayatımızda vardır ya da yoktur, ama en azından olabilme ihtimali vardır, çünkü Tanrı uyarmıştır.

“Ben asla yapmam” düşüncesi beraberinde güzel kırmızı kurdeleli bir denenme getirebilir.

Kilisemizde Türk-Amerikan, kadın-erkek, zengin-fakir var. (Sohbet, ilgilenme, çıkar ilişkileri, hor görme).

Bir Hristiyan kimseye bu tip bir ayrımcılıkla yaklaşmamalı. O zaman kimseye ayrıcalıklı davranmayacak mıyız?

Karıştırılmasın: Rom 13:7 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.

Devletimize hakkını, ticarette herkese hakkını, anne babaya ve hak edene saygıyı ve onuru vereceğiz.

Söylemek istediği: Kibir yapmadan, sınıf ayrımı yapmadan, bir kesime dalkavukluk yapmamak ve diğer kesimi hor görmemek. Çünkü Tanrı insan gibi görmüyor, kimin ne olduğunu bilemeyiz.

Örnek: İşay’ın evine giden Samuel. 1. Sa.16:7 Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.

(2-4) Canlı bir örnek. Resim-toplandığımız yer-kilise-zengin ve fakir kişi geldiğindeki davranış farklılığı. Hoşgeldinci. Kiriş.

Zengin kişi, bana faydası olur diye ilgilenmek-fakir kişi, bundan bana fayda gelmez diye ilgilenmemek.

Kulağa abartı gibi gelebilir, ama inanın bu örnek abartı değildir. Kilisede ve toplumda bu düşünce vardır.

Buna karşın Tanrı şöyle diyor: (5-6-7) Tanrı’nın gözünde yoksul olanlar ne kadar değerlidir! Birkaç ayet:

Yeşaya 61:1 Egemen RAB’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti. (İsa kendisi havrada bu ayeti açıp okudu) Luka 4:18

Luka 6:20 İsa, gözlerini öğrencilerine çevirerek şöyle dedi: “Ne mutlu size, ey yoksullar! Çünkü Tanrı’nın Egemenliği sizindir.

1 Ko. 1:26-29 Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. 27 Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. 28 Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. 29 Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin.

Zenginlerin çoğu Tanrı’ya değil, varlıklarına güvenirler. -Varlıkları ambarlara sığmayan adam-

Luka 19:20 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’ 20 “Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız!’ dedi. ‘Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?’

Bölümdeki ilk örnekte kiliseye gelen zengin, bir imanlı gibi. Ama buradakiler sanki değil gibi. Sömüren, mahkemelere sürükleyen, ait olduğumuz Kişi’nin yüce adına küfreden… 2000 yılda çok şey değişmedi, günümüz dünyası da aynıdır. Hepsi için konuşamayız ama varlıklı insanların hayatlarına bir bakın, artık sosyal medya var hepsi gözler önündedir. Zulüm yaparlar. Ambarları olan adam gibi, hep daha fazlasını isterler. Tanrı’yı ve dünyanın geçiciliğini düşünmezler.

Tanrı’ya gelmek onlar için çok fedakarlık ister çünkü yükleri ağırdır.

Ama yoksulluk hafifliktir. Yoksul kişi zenginliğe umut bağlayamayacağını zaten öğrenmiştir. Bu yüzden İsa “Gel” dediğinde gidiverir. Ama İsa zengin adama varlığını sat ve gel dediğinde adam ne yaptı?

Matta 19:22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.

Üzüldü ve gitti. Yapamadı. Bırakmak için çok fazla yükü vardı. Bu yüzden İsa’nın hafif olan yükünü alamadı.

Amacımız zenginleri hor görerek başka bir ayrımcılık yapmak değil. Ama şudur: Tanrı yoksullara ve zayıflara ne kadar daha fazla önem veriyor! O zaman biz nasıl hor görelim?

(8) Neden komşumuzu kendimiz gibi sevmemiz örneğini veriyor çünkü bunu yaparsak ayrım da yapmayız.

“Tanrı’nın yasası” – en büyük buyruktur, bir devrimdir. En büyük buyruk nedir?

Markos 12:30-31 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’ 31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”

Örneğe bağlı kalırsak: kiliseye gelen zengine çıkar umarak yaklaşıyorsam ve fakirden bir çıkarım olmaz diyerek ondan yüzümü çeviriyorsam, komşumu kendim gibi sevmiyorum. “Ama zengine iyi davranıyorum” “Ama sevdiğime iyi davranıyorum” İsa demedi mi:

Matta 5:46 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur?

Eğer komşunu kendin gibi seviyorsan fakire de iyi davran, sevmediğine de iyi davran. Komşu kimdir? İyi Samiriyeli’de görüyoruz, komşum, yardım edebileceğim herkestir.

Kendine öyle davranılsa hoşuna gider mi? Hor görülmek hoşuna gider mi? İsa şunu da dedi:

Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

9-11 İşin içine yasa giriyor. Ayrımcılık günahtır ve günah yasaya karşı gelmektir ve yasanın bir maddesine karşı gelmek, yasanın tümüne karşı gelmek demektir. Zina etmez ama adam öldürürsen yasaya karşı gelmiş olursun. Adam öldürmez ama hırsızlık yaparsan, yine aynı. Tek ihlal=tümden ihlal demektir.

Peki biz yasadan özgür değil miyiz? Rom 6:14 Kutsal Yasa’nın yönetimi altında değil, Tanrı’nın lütfu altındasınız. O zaman yasaya karşı gelsek ne zararı var?

Gerçek: Bizler yasanın değil, Mesih’in yönetimi altındayız. Yasayı değil, Mesih’i izliyoruz. Yasayı ihlal etmenin cezası var, o ceza ölümdür ve Mesih tarafından ödenmiştir. Yasadan özgürüz.

Ama yasanın bazı kuralları bizim için hala bağlayıcıdır. On emirden dokuzu mektuplarda var, sadece Şabat yok.

Yasanın bu emirleri “bunlara uymazsan öleceksin” olarak değil, ama “Bak, ben seni kurtardım, özgür kıldım. Ağır bedel ödendi-filmini bile izleyemiyoruz. Sen de artık Mesih’e benzemen için verdiğim bu buyruklara uy. Kutsal ol.”

Zaten Yakup da diyor. (12) İmanlılar yasanın altında değil, özgürlük yasasının altında. Ama özgürlük nedir? İstediğimiz her şeyi yapmak değil, doğru olanı yapmak.

Rom. 6:1 Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? 2 Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız?

Musa’nın yasası insanları suçlu çıkardı, özgürlük yasası ise bize lütuf ve güç verdi. Kurtulmak için değil, ama kurtulduğumuz için iyi işler yapıyoruz.

Unutmamalıyız: Yargılanacağız. (Ama ben kurtuldum!)=Belki kurtuluşumuz değişmeyecek, ama belki ödüllerimiz değişebilir.

“Konuşup davranın” diyor. Dikkat: Sadece “konuşun” demiyor. Yani sözlerimizin ve davranışlarımızın uyum içinde olması lazım.

(13) Tanrı’yla ilişkisi iyi olan birisinin bol merhamet göstermesi gerekir. Yargılanacağız dedik. Yargı gününde Tanrı’dan merhamet bulmak istiyor muyuz? O zaman merhamet göstereceğiz. Ne zaman? Şimdi. Kime? Komşumuza. Komşumuz kim? Herkes. Başkalarına merhamet edersek, biz de merhamet bulacağız.

Hiç kimseye ayrımcılık yapmayacağız, ama herkese merhametle yaklaşacağız. İsa dedi:

Matta 5:7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.

Sorular:

Kendi ırkıma, başka ırklardan daha fazla,

Gençlere, yaşlılardan daha fazla,

Kadınlara erkeklerden daha fazla,

Ünlü kişilere ünsüzlerden daha fazla,

Zenginlere yoksullardan daha fazla, ya da tam tersinde değer gösteriyor muyum?

İsa’nın sözünü tekrar ederek bitirelim: Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

Vaaz 2020.04.12 İsa Dirildi Ölüm Yenildi

MATTA 28 ve 1. KORİNTLİLER 15

1. Korintliler 15:3-4 Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.

İsa daha çarmıha gerilmeden önce, bunların gerçekleşeceğini söylemişti. Matta 16:21 Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

İsa’nın günahlarımız için ölmesi ve dirilmesi gerekliydi. Günahlı doğamızdan ve Tanrı’nın kutsallığından dolayı ölüm cezasını haketmiştik. Ama İsa ölümün planlarını bozdu. Romalılar 6:23 Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.

Böylece İsa bir Cuma sabahında Golgota denen yerde çarmıha gerildi. Aynı gün öldü. O’nun ölümüyle, günahlarımızın gerektirdiği ölüm cezası ödendi. Matta 27:51 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Perde, tapınakta kutsal yer ile en kutsal yeri birbirinden ayırırdı, normal insan o perdenin ötesine, Tanrı’nın yanına giremezdi. Ama İsa’nın ölümü o perdeyi ikiye böldü, insan artık oraya girebilsin diye. Günah yüzünden asılan perde artık gitti.

Mesih, çarmıhtaki ölümü sayesinde bizi Tanrı’yla barıştırdı. Kolosesiler 1:20 Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.

İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce yaşamış olan Yeşaya peygamberin hakkında bildirmiş olduğu gibi:

Yeşaya 53:5 bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi,
Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.
Esenliğimiz için gerekli olan ceza
Ona verildi.
Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.

Mesih’in sevenleri, O’nun ölümüne üzüldüler. Ertesi gün Yahudilerin şabat günüydü. Daha önceden İsa’ya iman etmiş olan Aramatyalı Yusuf zengindi. Pilatus’a gidip ondan İsa’nın cesedini istedi. Cesedi aldı, temiz keten beze sardı ve kayaya oydurduğu kedine ait mağara mezarına yatırdı.

Başkahinlerle Ferisiler ise hala uyanıklık peşindeydi. İsa’nın üç gün sonra dirileceğini söylediğini hatırladılar. Pilatus’a giderek onu uyardılar, eğer öğrenciler gelip cesedi çalarlar ve halkı İsa’nın dirildiğine inandırırlarsa yanarız diye düşündüler. Pilatus onlara askerler verdi, askerler taşı mühürlediler ve mezarı güvenlik altına aldılar, yani mezar mühürlü ve asker koruması altında oldu.

Sonra olanları Kutsal Yazılardan okuyalım. Matta 28:1-10

İsa DİRİLDİ! Söyledi, ve söylediğini yaptı.

Bu sırada nöbetçiler kente gittiler ve başkahinlere olup biteni anlattılar. Sonra başkahinler ileri gelenlerle toplantı yaptılar. Askerlere yalan konuşmaları için rüşvet verdiler. Öğrencilerin gece geldiği ve nöbetçiler uyurken cesedi çalıp götürdükleri yalanını uydurdular ve halk arasında bu yalan yayıldı. Ne enteresan bir yalan, değil mi? Bir sürü yeni soru çıkıyor. Nöbette neden uyudular? Hepsi birden nasıl aynı anda uykuya daldı? Hepsi o anda uykudaysa, cesedi öğrencilerin çaldığını nereden bildiler? Tabii bu yalan, nöbet tutan askerler için de bir risk taşıyordu ama başkahinler onlara bu konuda da güvence verdi. Güçlerini birçok şekilde kötüye kullandılar.

Ve Celile’deki dağda gerçekleşen buluşmayı Kutsal Yazılardan okuyalım. Matta 28:16-20

İşte İsa orada önlerindeydi. Biraz tapındılar, biraz kuşku duydular. İnsanlardı. Karışık duygular hissettiler. 2 gün önce çarmıha gerildiğini öldüğünü gördükleri adam önlerinde duruyordu. İsa kilisemize de adını veren son buyruklarını verdi. Bu buyruklar neydi? -Gidin -bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin -onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin -size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. Gidin ve herkesi vaftiz edin, dünyayı Hristiyan yapın demedi değil mi? Vaftiz olup Hristiyan olmaktan öte, O’nu takip eden herkesin, O’nun öğrencisi olmasını istedi. Bütün yetkinin kendisine verildiğini ve dünyanın sonuna dek her an öğrencileriyle birlikte olacağını söyledi. Bunlar ölümden dirilen bir adamın ağzından çıkan sözlerdir. Yani dikkate alınması iyi olur.

Şimdi bunun bizim için öneminin ne olduğu konusunda, Kutsal Yazılardan, Pavlus’un kaleminden konunun özeti bir bölümü okumak istiyorum. 1. Korintliler 15:1-8.

Korint’teki bazı kimseler, ölülerin dirilip dirilmeyeceği konusunda tartışıyorlardı. Pavlus, sözlerine şöyle devam etti. 1. Korintliler 15:14-25.

1. Petrus 1:3-4 Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun. Çünkü O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.

Malum dünya olarak bir salgından etkileniyoruz. Ölenler var, yakınlarını kaybedenler var, hastalananlar var… İnsanların genelinde korku var, haklı olarak… Hayatlarımızda birçok şey değişti, birçok şey de değişecek gibi görünüyor. Ama bu değişken ve olumsuz tablo içinde bile Tanrı’nın lütfu var… Bir umudumuz var. Tanrı’nın sözleri, vaatleri, sonsuz yaşam armağanı hala geçerli.İsa dedi ki:

Yuhanna 11:25-26 “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek…’

İSA DİRİLDİ, ÖLÜM YENİLDİ! TANRI’YA ŞÜKÜRLER OLSUN, DİRİLİŞ BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Vaaz 2020.04.05 Yakup 3 Kutsal Ayna

BÖLÜM: YAKUP 1:18-27 (SERİNİN 3. VAAZI)

Kilise toplantılarımız ertelenmeden önceki son iki vaazımız Yakup mektubundandı. Yakup mektubunun ilk vaazının en başında, Tanrı’nın kilisemize Yakup mektubu aracılığıyla konuşmak istediğine inandığımı size iletmiştim. İki hafta sonra koronavirüs salgını başladı ve toplantılarımız iptal edilince, Tanrı bize, daha çok o duruma uygun ve teşvik ile dolu güçlü sözlerini aktaran iki vaaz aracılığıyla konuştu. Son iki hafta böyleydi, çünkü salgından dolayı birçok şey değişti. Ancak Tanrımız asla değişmez! O yüzden Rab dilerse, Yakup mektubuna devam edeceğiz. Rab bereketlesin.

AYET 18: O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.

Tanrı bizi yaşama kavuşturdu. Tanrı, dirilenlerin arasında ilk olan İsa Mesih’e iman aracılığıyla bizleri sonsuz yaşama kavuşturdu. (Elçilerin İşleri 26:23)

Tanrı, bizleri gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu. Gerçek bildiri: Tanrı’nın sözleri, ve Tanrı’nın sözleri: Kutsal Kitap’tır. Kutsal Kitap okuduğumuzda, gerçeğin bildirisini okumuş oluyoruz. Mesih’in gelişinin yüzyıllar önceden bildirilmesini, geldiğinde neler olduğunu, neden geldiğini Kutsal Kitap sayesinde bilebiliyoruz. İşte bu yüzden, Kutsal Kitap okumamız ne kadar önemlidir!

Tanrı bizleri kendi isteği uyarınca yaşama kavuşturdu. Yani Tanrı bizi, bizim yaptığımız ya da yapacağımız iyi işlerimizden ya da hak edişimizden dolayı yaşama kavuşturmadı. Tanrı mecbur değildi, ama bize yaşam vermek için gönüllü oldu, bizi sevdi, bizi o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. (Yuhanna 3:16)

Tanrı, bizleri yarattıklarının ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu. İlk meyveler önemlidir. Onlar, olgunlaşmış olan hasatın ilk ürünleridir. Ayrıca ilk ürünler, bir şükran göstergesi olarak Tanrı’ya sunulur, aynı biz imanlıların, kendimizi Tanrı’ya diri birer kurban olarak sunmamız gerektiği gibi (Romalılar 12:1). Elbette Yakup, ilk imanlılara sesleniyordu. Onlar Mesih’in yeryüzündeki hasadının ilk ürünleriydiler. Ama sadece onlar mı? Bizler de tam olarak aynı olmasa da benzer durumdayız, Tanrı bizleri de aynı amaç için, yarattıklarının ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu.

AYET 19-20: 19 Sevgili kardeşlerim, şunu aklınızda tutun: Herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş, öfkelenmekte de yavaş olsun. 20 Çünkü insanın öfkesi Tanrı’nın istediği doğruluğu sağlamaz.

18. ayette ilk meyveler olmaktan bahseden Yakup, bundan sonra okuyacağımız ayetlerde, bunu nasıl yapabileceğimiz konusunda çok pratik tavsiyeler veriyor. Yani Tanrı bizleri yaşama boş yaşayalım diye değil, ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu ve bunu layıkıyla yapmak bizim sorumluluğumuzdur.

Biz insanlar bu tavsiyelerin genellikle tam tersini yaparız, Tanrı bunu biliyor. Bizler dinlemekte yavaş, konuşmakta hızlı ve öfkelenmekte de hızlıyızdır. Konuşmak ve öfkelenmekteki hızımız, dinlemekteki hızımızı çoğu zaman geçer. Konuşmak ve öfkelenmekte yarış arabası gibi, dinlemekte kaplumbağa gibiyiz.

Dinlemekte çabuk olunabilir mi? Nasıl çabucak dinleyebiliriz? Söylemek istediği şey bellidir. Daha çok dinlemeliyiz. Elbette kardeşlerimizi dinlerken bu tavsiyeyi hatırlayabiliriz, aynı zamanda Tanrı’yı dinlerken de bu tavsiyeyi hatırlayabiliriz. Her zaman Kutsal Ruh’un öğretmesine, azarlamasına ve yola getirmesine hazır, Tanrı tarafından eğitilmeye hazır olmalıyız.

Bizler konuşmayı da çok severiz ve bu konuda çok hızlıyızdır. Ama insan konuşurken çok dikkatli olmalıdır. Tanrı bize neden bir tane ağız ama iki tane kulak verdi? Konuştuğumuzun iki katı kadar dinlemek için.

Ayrıca öfkelenmekte de hızlıyızdır. Bu nettir. Hayat tecrübelerimizle de sabittir. Çabuk öfkelendiğimizde Mesih takipçisi imajına çok büyük bir zarar veriyoruz. (İsa hariç) yeryüzünde yaşamış olan tüm krallardan daha bilge olan bir kral (1. Krallar 10:23) aracılığıyla Tanrı bu konularda bizlere şu öğütleri verdi:

Dilini tutan canını korur, ama boş boğazın sonu yıkımdır. Özd. 13:3

Çok konuşanın günahı eksik olmaz. Özd. 10:19

Sabırlı kişi yiğitten üstündür, kendini denetleyen de kentler fethedenden üstündür. Özd. 16:32

AYET 21: Bunun için, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin.

Yeryüzünde her çeşit pislik vardır ve bu pislikler her tarafa yayılmış durumdadır. Yalnız bir konuyu atlamayalım. Pislik, ruhsal ve bedensel olabilir ve kötülük her çeşit olabilir ama bunlar doğasında günah olan eski benliğimizden geliyor. Yani zannettiğimiz kadar dışarıdan bir etken olmayabilirler. Ya kendimizden kaynaklanıyorsa? Kendimizi sınamak bu yüzden önemli. Ayetteki ifadeyle, bunları üzerimizden sıyırıp atmalı, daha az iyi bir ifadeyle, eski bir elbise misali onları üzerimizden çıkarıp atmalıyız.

İçimize ekilmiş, canlarımızı kurtaracak güçte olan bu söz için hamdolsun! Onu bize veren Tanrı’ya şükürler olsun! Kutsal Kitap, canlarımızı kurtaracak olan Tanrı’nın sözleriyle doludur. Kutsal Kitap aracılığıyla Tanrı bizleri sadece günahın cezasından değil, aynı zamanda günahın gücünden de kurtarıyor. Sadece sonsuz hayattaki esenliğimizi garanti altına almıyor, aynı zamanda daha burada hayattayken de bizlere esenlik kaynağı oluyor. Tanrı’nın kurtarışı iman aracılığıyla yeniden doğumla başlıyor ve sonsuza kadar devam ediyor.

Tabii bir de, içimize ekilmiş, canlarımızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul etmemiz gerekiyor. Eğer alçakgönüllü olmadan, itaatkar bir yüreğimiz olmadan, Tanrı’ya yaklaşma arzumuz olmadan Kutsal Kitap okursak ne olur? Belki bilgimiz artar, ama sadece bilgimiz artar. Değişmeyiz. İmanda gelişmeyiz, Tanrı’yı tanımakta ilerlemeyiz. Ama Tanrı’nın sözlerini alçakgönüllülükle kabul edersek, en basit görünen buyrukları uygulamak bile bizlere en büyük mutluluk duygusunu verecektir, hayatlarınızda bunu çok tecrübe ettiğinize eminim.

AYET 22: Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz.

Yakup mektubu neden çok sevilmiyor? İşte sebeplerinden birisi: değişmeye zorluyor. Diyor ki: sözü kabul ettiniz, tamam, ama yetmez, itaat de etmelisiniz. Yoksa az önce bahsettiğimiz gibi, Kutsal Kitap sadece bir romandır, bir edebi eserdir.

Kutsal Kitap’ın içindeki sözler, hayatlarımız aracılığıyla eyleme dönüşmeli. Kutsal Kitap’taki her söz, yaşamımızı etkilemeli ve değiştirmeli. Neden? Çünkü ancak bu şekilde öğrenebiliriz. Tanrı’nın sözlerinin amacı bizleri değiştirmektir ve bu sadece, biz onları hayatlarımızda uyguluyorsak mümkün olabilir, aksi takdirde, yani itaat yoksa, Tanrı’yı daha yakından tanıma ve isteğinin ne olduğunu bilme arzusu yoksa, Kutsal Kitap bizim için sadece bir edebi eser olarak kalır. O zaman sadece kendimizi aldatmış oluruz. Tanrı’nın isteği bu değildir. Tanrı’nın isteği bizleri sonsuz yaşama kavuşturmak ve imanda sürekli geliştirmektir.

AYET 23-24 23 Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. 24 Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur.

Aynalar günlük hayatlarımızda birçok pratik yönden bizler için faydalıdır. Mesela sabah kalkarız ve aynaya bakarız. Gözler şişmiş, saçlarımız kabarmış, dağılmış, saç sakal birbirine girmiş… (Kesinlikle instagram için uygun değil). Ayna bize şöyle der: Saçını taramalı ve düzeltmelisin, traş olmalısın… Aynanın görevi bizlere yanlışımızı veya yapmamız gerekeni göstermektir. Dağınık saç ve kirli sakal ile işe gider ve toplantıya katılırsak ve işler yolunda gitmezse sorun aynada değildir. Öyle yaparsak aynanın bize bir faydası da olmaz.

Kutsal Kitap’ı da sadece okumak için okursak, ayna gibi, bizden yapmamızı istediği şeyi içinde görür ama yapmazsak, bize nasıl bir faydası olabilir? Sabah işe gitmeden önce bir bölümü öylesine okursak, dışarı çıktığımızda onu hemen unuturuz (aynadaki görüntümüzü hemen unuttuğumuz gibi) ve o zaman ruhsal olarak da ilerleyemeyiz.

AYET 25: Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır.

Bu ayetlerde, önceki ayetlerde anlatılan kişinin tam tersini görüyoruz. Yani: Tanrı’nın sözlerine yakından bakan ve onu uygulayan kişi. Ne diyor? Mükemmel yasa, özgürlük yasası. Bir kez gerçek bizi özgür kıldığında, artık eski benliği üzerimizden atıyoruz, yeni bir yaratık oluyoruz (2. Korintliler 5:17). Dünyanın yükünü bırakıp, Mesih’in hafif olan buyruklarını yükleniyor (Matta 11:30) ve o buyrukları uyguladığımızda, mutlu oluyoruz. Çoğu insan Tanrı’ya inanmayı kölelik sayar ve mutluluğu farklı faklı yerlerde ararlar. Ama gerçek özgürlüğün ve mutluluğun sırrı Mesih’tedir. Yeter ki O’na bağlı olalım ve öyle kalalım.

AYET 26-27: 26 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur. 27 Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır.

Burada iki resim görüyoruz. Boş dindarlık ve gerçek dindarlık. Şimdi biz dilimizi dizginleyemiyorsak (ki dilimiz, bizler için dizginlemesi en zor şeylerden biridir) o zaman dindarlığımız da boştur. Aslında, sadece dilimizi dizginlememek değil, ölçü bu kadar yukarıda olduğu için, Mesih’e yaraşmayacak herhangi bir konu hayatımızda varsa, dindarlığımız boştur. Bu konularda daha önce konuşuyorduk, eylemlerimiz inancımızı yansıtmıyorsa, ikna ediciliğimiz de yoktur.

Gerçek dindarlık ise, Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz olan dindarlıktır. Tanrı’nın ilgilendiği dindarlık, O’nun gözünde uygun ve temiz bir yaşam sürmek ve diğer insanlarla içtenlikle ilgilenmemizdir. Dünyanın lekelemesinden kendimizi korumak çok zor olabilir, ama bunun için gösterdiğimiz gayreti Tanrı destekleyecek ve zayıflıklarımızda bizi güçlendirecek olan da O’dur. O bizimle böylesine ilgilendiğine göre, bizler de öksüz ve dullarla, fakir ve garibanlarla, muhtaç olanlarla ilgilenmeliyiz. Çünkü biz de muhtaçtık ama sevgi ve merhamet Tanrısı Rab bizimle ilgilendi. İşte Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık budur. Yeniden doğmuş olan kişi, diğer insanların da yeniden doğması için gayret gösteren kişidir. Hem onların yaşamında, hem de kendi yaşamında.

Denenme ve ayartılma için kendimizi test edebileceğimiz sorularımız vardı. Şimdi bu konuda da kendimizi test edebilmek için kendimize şu soruları sorabilir ve samimiyetle Tanrı’nın huzurunda cavaplayabiliriz:

Kutsal Yazıları’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 2. Timoteos 3:16

  • Bu ayeti de hatırlayarak, Tanrı’nın, Kutsal Kitap’ı hayatımda bu amaçla kullanmasına izin veriyor muyum, yoksa O’na karşı bu konuda direniyor muyum?
  • Tanrı’nın sözleri bir ayna gibi (Kutsal Ayna) bana ne yapmam ya da neyi değiştirmem gerektiğini söylediğinde onu yapıyor muyum, yoksa önemsemeyip ve hayatıma devam edip onu unutuyor muyum?
  • Dilimi dizginlemek için dua ediyor ve çaba gösteriyor muyum?
  • Muhtaçlara nasıl yardım edebileceğimi Tanrı’ya soruyor muyum?
  • Dünyanın binbir türlü lekelerine karşı Tanrı’nın sözleriyle temiz kalabiliyor muyum? Bunu ne kadar yapabiliyorum ve aslında ne kadar yapabilirim?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.03.29 Cesaret ve Dayanma

Herkese merhabalar. Bugün Yuhanna 6:30-40 ayetleri üzerinde düşüneceğiz. Vaaza geçmeden önce bu bölümü bir kez okumak iyi olacaktır.

(Ayet 30) Bunun üzerine, “Görüp sana iman etmemiz için nasıl bir belirti gerçekleştireceksin? Ne yapacaksın?” dediler.
Okuduğumuz bölüm, halkın İsa’dan bir <<belirti>> istemesiyle başlıyor. Yalnız halkın belirti istediği zamana dikkat edelim. 22. ayette <<ertesi gün>> ifadesi var. Önceki gün ne oldu diye bakarsak da, (16-21 ayetleri arasında anlatılan bölümde) İsa’nın su üstünde yürüdüğünü görüyoruz! Yani halk, İsa’nın su üstünde yürümesinden bir sonraki günde, O’ndan ayetteki ifadeyle <<iman etmek için bir belirti>> istedi. Biz insanların mantığı önce görmek, sonra iman etmektir. Ama İsa Tomas’a ne dedi?
Yuhanna 20:29 İsa, “Beni gördüğün için mi iman ettin?” dedi. “Görmeden iman edenlere ne mutlu!”
Tanrı’nın gözünde daha iyi olan ise önce iman etmek ve sonra görmek. Tanrı önce imanımızı görmek ister.

(Ayet 31) “Atalarımız çölde man yediler. Yazılmış olduğu gibi, ‘Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi.’ ”
Halk İsa’ya hatırlatma yapıyor. “Bak Musa halka gökten ekmek verdi. Sen ne vereceksin?” Bu aslında bir kıyaslama olabilir. Yani demek istiyorlar ki, <<Musa İsa’dan büyüktür. Evet İsa beş ekmekle beş bin kişiyi doyurdu. Ama sonuçta o ekmekler vardı, İsa onları yoktan var etmedi. Ama Musa, gökten indirdi yani olmayan ekmeği indirdi>> diye düşünüyorlardı.

(Ayet 32) İsa onlara dedi ki, “Size doğrusunu söyleyeyim, gökten ekmeği size Musa vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verir.
İsa iki düşünceye vurgu yapıyor. 1) Ekmeği veren Musa değil, Baba’ydı. 2) Man, fiziksel bedenler için hazırlanmış olan, fiziksel açlıktan ölmemek için verilmiş olan ekmekti. Ama gerçek ekmek, fiziksel ekmek değildir.

(Ayet 33) Çünkü Tanrı’nın ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.”
Gerçek ekmek kendisidir! Yani Tanrı’nın ekmeği mandan büyüktür.

(Ayet 34) Onlar da, “Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!” dediler.
Sizce hangi ekmeği düşünüyorlar? Fiziksel olanı mı yoksa ruhsal olanı mı? Öyle sanıyorum ki, İsa’nın ne demek istediğini hiç anlamadılar.

(Ayet 35) İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi.
Amin! Fiziksel açlık ve susuzluk şu açıdan bir sorundur: kalıcı tatmin sağlamaz. Dünyanın en güzel yemeğini yersiniz. Yedikten hemen sonra, bir daha günlerce yemek yemenize gerek yokmuş gibi hissedersiniz. Ama sadece 2-3 saat sonra kendinizi eşinizden gizli olarak buzdolabında yiyecek bir şeyler ararken bulursunuz.

Ama ya Yaşam ekmeğini yiyen? O bir daha asla acıkmaz, hiçbir zaman susamaz. Aç ve susuz olanlar, bu ihtiyacını asla kalıcı bir şekilde tatmin edememiş olanlar, Yaşam ekmeğinden yiyebilirler ve sonsuza dek kalıcı olarak tatmin olabilirler.

(Ayet 36) “Ama ben size dedim ki, ‘Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.’
Önce görmek ve sonra iman etmek istediler. İsa diyor ki: “Bakın, Beni görüyorsunuz ya!” Tanrı’nın Oğlu, Baba’nın yanından yüceliğini bırakıp gelmiş, -önceki bölümlere bakınız- suyu şaraba çevirmiş, memurun oğlunu iyileştirmiş, havuzdaki kötürümü iyileştirmiş, beş bin kişiyi beş ekmekle doyurmuş, su üstünde yürümüş… Bunlar üzerine de hala iman etmek için belirti istiyorlar.

Güneş kaç bin yıldır doğup batıyor? Kaç kez gündüz ve gece birbirini takip etti? Kaç kez yörüngelerinden şaştılar? Hiç cennet kuşunun dansını seyrettiniz mi? Dağlara, tepelere, şelalelere baktınız mı? Yıldızlara? Belirtileri uzakta ararız, ama belirtiler gözlerimizin önünde, ellerimizin altındadır, bizleri çepeçevre sarmıştır ama onları görmeyiz. Çünkü tek başına göz ve beyin ile görülmezler, onları görmek için ruhlarımızla da bakmalıyız.

(Ayet 37) Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam.
İsa diyor ki: “Bana gelecekler ve Ben asla kovmam.” Baba, Mesih’e canlar verecek ve onların hepsi kurtulacak. Ama tabii ki aynı zamanda bizim de O’na gelme sorumluluğumuz var.

İsa Mesih’e iman eden kurtulacak. Ama bu irademize aykırı bir şekilde olmayacak. Öyle bir kurtarış yok, yani zorla değil. Ama tövbe ve imanla O’na gelirsek, “Git” demeyecek, kovmayacak.

(Ayet 38) Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim.
Gökten indiğini söylemesinden anlıyoruz ki, daha önce oradaydı. Yani evet bu dünyada bir yemlikte doğdu, ama yaşamı orada başlamadı. Ve yaşadığı sürece iradesi ile Baba’nın iradesi bir oldu.

(Ayet 39) Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir.
Baba hiçbirinin yani sizin, benim ve de başka bir koyunun kaybolmamasını ve son gün hepsinin dirilmesini istiyor. Bu, koyunlar için büyük bir güvencedir.

(Ayet 40) Çünkü Babam’ın isteği, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”

Amin! Oğul’u gördük mü? Aslında O’nu gördük, hamdolsun. Sadece, gözlerimizle değil. <<İsa, Tanrı’nın Oğlu Mesih ve dünyanın kurtarıcısıdır>> diyen ve yüreğinde buna iman eden herkes Oğul’u görmüştür. Sonsuz yaşama kavuşmuştur. Mesih imanlıları günahlı olabilir ama imansız değildir. Ve Mesih böylelerini son gün diriltecektir. Tanrı bunu garanti ediyor, bu gerçek, okuduğumuz bu ayetlerle sabittir.

Biz daha günahkarken, günahlarımızın bedelini ödemek için yüceliğinden soyunup yeryüzüne gelen, bir yemlikte doğan, çarmıh üzerinde ölerek bizi Tanrı’yla barıştıran ve üçüncü gün dirilerek bize sonsuz yaşamı müjdeleyen, bizi diriltecek olan Rab’be hamdolsun!

Bundan iki hafta kadar önce Dan abi ile, dünyanın içinde bulunduğu durumlardan dolayı plan yapmanın ne kadar zor hale geldiği, her şeyin her an değişebileceği ve yarınımızın ne kadar da belli olmadığı hakkında konuşuyorduk. İlginç bir şey söyledi. “Aslında her zaman böyleydi ama bu günlerde bunu daha iyi anlıyoruz” dedi. Gerçekten de öyle değil mi? Bir ay öncesine göre ne değişti? Kilisede toplanıyorduk, evlerimizde kardeşlerle buluşuyorduk, iş yerlerimize ofislerimize gidiyor çalışıyorduk. Bir virüs geldi ve salgın oldu, hiçbirini yapamaz olduk.

Ama hastalanmak ve ölüm ihtimalinin daha artması dışında, gerçekten de ne değişti? Bir ay önce de, aynı şekilde, yarın ne olacağı belli değildi. Bir yıl önce de, aynı şekilde, yarın ne olacağı belli değildi. Bugün de değil.

Bugün okuduğumuz ayetler hayatlarımızda ışık olsun! Bu dünyada hiçbir zaman yarınımız belli değildir ama biz Mesih imanlıları her durumda yarını cesaretle karşılayabiliriz!

Yetersizliğimize, bilgisizliğimize, tüm engellere, fakirliğe, zorluklara, gurbette olmaya, dünyasal varlıklarımızı kaybetmemize, hastalığa, salgına ve ölüme rağmen yarını cesaretle karşılayabiliriz. Neden? Çünkü Mesih kendisine iman eden herkese sonsuz yaşamı verdi ve son gün hepsini diriltecek. Ölsek de yaşayacağız.

Buradaki hayatlarımız bir buğudur. Ama sonsuzlukta Rab’le birlikte olacağız. Çünkü o yeri bizim için O hazırladı. Çünkü günahlarımızı bağışladı. Çünkü tüm göz yaşlarımızı gözlerimizden silecek. Yarını cesaretle karşılayabiliriz.

İbraniler 11:27 Musa için diyor ki: Görünmez Olan’ı görür gibi dayandı.

Görünmez Olan’ı görür gibi dayanabiliriz!

Rab her birimizi ve kilisemizi bereketlesin. Tüm dünyaya şifa versin.

Vaaz 2020.03.22 Tanrı’nın Yaklaşımı

Aralık ayının sonlarında, Çin’de bir hastalık belirdi. Kısa sürede tüm ülkede bir salgına dönüştü ve beraberinde ölümler getirdi. “Acaba başka ülkelere yayılır mı” diye düşünürken, korktuğumuz oldu ve özellikle son birkaç hafta içinde, Avrupa kıtası merkezli olarak dünyanın geneline yayıldı. Son günlerde ise tüm dünyanın gündemi neredeyse değişti, artık yeni tip koronavirüsü hepimiz tanıyoruz.

Artık ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Durum böyle olunca da tüm ülkeler kendi çaplarında bir mücadeleye giriştiler. Yöntemler değişse de hedef aynı: Bu salgınla mücadele etmek ve bunun için tavsiye vermek. Birçok insan büyük mücadele ve tavsiye veriyor:

• İlk önceliği sağlık çalışanlarına vermek lazım. Onlar için Tanrı’ya şükrediyorum. Hastalarla direkt temas mecburiyetindeler ve bu yüzden en yüksek risk grubundalar, keza toplam ölümlerin önemli bir yüzdesini onlar oluşturuyor. Hayatları pahasına, dinlenmeden insanlara hizmet ediyorlar, büyük mücadele veriyorlar. Bilimsel bilgiler ışığında da tavsiyeler veriyorlar. RAB hepsini korusun. Onlar için çok dua edelim.
• Hastalığa yakalananlar için de dua edelim. Onların mücadelesi hayatta kalabilmek için. Henüz bir aşısı veya kesin tedavisi bulunmayan bu hastalıktan RAB onları kurtarsın ve adını yüceltsin, şifa versin.
• Hastalanan ve hayatını kaybeden kişilerin aileleri/yakınları için dua edelim. Onlar da sevdikleri için acı çekiyor ve mücadele veriyorlar. Yaşadıkları olumlu/olumsuz tecrübelerden yola çıkarak onlar da tavsiyeler veriyorlar. RAB onlara dokunsun ve biz de hatırlayalım ki, temasla bulaşan bir hastalık olduğu için sevdiklerimizi korumak için onlara dokunmamamız gereken bir dönemdeyiz.
• Elbette devlet büyüklerimiz için de dua edelim. Bu kriz daha başlamadan önce hazırlanmaya başladılar, başladığından beri de tüm mücadeleyi veriyorlar. Bunun için çok önemli tavsiyeleri var. Yorgunlukları yüzlerinden okunuyor ama bir yandan mücadelelerine devam ederken bir yandan da tüm topluma birlik ve beraberlik mesajı vermeye devam ediyorlar.

Tüm bu mücadele edenler ve tavsiyeler verenler için Tanrı’ya şükrediyorum. Seküler dünya tavsiye konusunda hiç fakir değil. Bununla birlikte, biz Hristiyanlara da büyük bir sorumluluk düşüyor: Bu hastalık ve çeşitli sıkıntılar konusunda, birbirimizi Tanrı’nın mücadelesi ve tavsiyesi hakkında bilgilendirmek ve birbirimizi bu konuda teşvik/teselli etmek. Yeni tip koronavirüs konusuna Kutsal Kitap’ın bakış açısından yaklaşmalıyız.

Bu yüzden lütfen 91. Mezmur’u okuyunuz.

Tanrı, yavrularının üzerine, onlara zarar gelmesin diye onları korumak için üzerine kanatlarını geren bir kuş gibidir. Tanrı’nın sadakati O’na sığınanlar ve güvenenler için kalkan ve siperdir. Tanrı’nın kanatları bizim için kalkan ve siperdir, bizleri gelen tehlikelerden korur. Böylece ne gece ne gündüz, korkacak hiçbir şey yoktur. Çünkü Tanrı sığınağımızdır, kalemizdir. O’na övgüler olsun.

Yeni tip koronavirüse ve aslında tüm diğer sorunlarımıza bu bakış açısıyla yaklaşabiliriz. Tanrı’nın bu mezmurda vermiş olduğu vaatlere sımsıkı tutunabiliriz. O’nun vaatleri her zaman yerine gelmemiş midir? Şu gerçekleri her zaman hatırlayalım:

• Etrafımızda her ne kadar işler kontrolden çıkmış gibi görünse de, kontrol hala ve her zaman Tanrı’dadır.
• Tüm bu yaşanan olaylar içinde de Tanrı’nın bir amacı vardır.
• Günlük hayatlarımız için bazı şeyler bulunamaz hale bile gelse, Tanrı hala ve her zaman sağlayıcıdır.
• Tanrı’nın vaatleri her zaman gerçekleşmiştir. Tanrı’ya kurtarışı ve sonsuz yaşam armağanı için şükredelim!
• Tanrı’nın Müjdesi değişmedi, o zaman anlatmaya devam edelim!

Dünya genelinde koronavirüsün etkili olduğu ve birçok mücadele şeklinin, tavsiyelerin ve yaklaşımların giderek arttığı bugünlerde, bizler konuya biraz da Tanrı’nın gözüyle bakmaya çalışalım. Kendimize basit olarak gördüğümüz bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda var: Tanrı kimdir? Bizden ne istiyor? Nasıl çalışır ve bizim için neler yaptı?

Tanrımız, Her Şeye Gücü Yeten Tek Tanrı’dır. Bizlerden kendisiyle yakın ve içten bir ilişki içinde olmamızı istiyor. Tanrı aklımızın yetmeyeceği şekillerde çalışır çünkü düşünceleri bizimkilerden üstündür, ve insan bedeninde yeryüzüne gelip çarmıhta günahlarımızın bedelini ödeyerek ve üçüncü gün dirilerek bizlere sonsuz yaşamı vermiştir. Sonra da Kutsal Ruh’unu göndermiştir ve her birimizi her gün bereketlemektedir. Her gün kendisine sığınanlar için bir kaledir.

Tanrı zor zamanda bizler için mücadele veriyor. Bizi her zaman koruyor. Bizim için tavsiyeler veriyor. Bu zor zamanlarda bu gerçekleri kendimize hatırlatmanın ve dua ve şükür ile Tanrı’ya daha çok yaklaşmanın zamanıdır.

Son olarak şu ayetler üzerinde düşünelim ve dua edelim:

Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrı’ya dua edip yalvararak şükranla bildirin. O zaman Tanrı’nın her kavrayışı aşan esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.
FİLİPİLİLER 4:6‭-‬7‬

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.03.15 Yakup 2 Ayartılma

Giriş, başlangıç: Geçtiğimiz haftanın vaazında kısaca Yakup mektubundan, Tanrı’dan gelen denenmelerden, ve bunun amaçlarından, moralimizi bozmak yerine Tanrı bizleri Mesih’e benzetmeye çalıştığı için sevinmemiz gerektiğinden bahsetmiştik ve birkaç soru ile imanımızı sınayabiliriz demiştik:
Çeşitli denenmelerle yüz yüze geldiğimizde;
• Bunu şanssızlık olarak görüp şikayet mi ediyorum? – Yoksa Tanrı’ya şükrediyor muyum?
• Sıkıntılarımı herkese ilan mı ediyorum? – Yoksa sakince ve Tanrı’yla (elbette gerektiğinde kardeşlerle konuşarak ve önderlerden yardım alarak) sıkıntılara katlanıyor muyum?
• Denenmenin biteceği günü mü iple çekiyorum? – Yoksa Tanrı’nın amacını anlamaya çalışıyor muyum?
• Kendimi acındırmaya mı çalışıyorum? – Yoksa başkalarına hizmet etmeye devam mı ediyorum?
Şimdi ayetlere kaldığımız yerden bakmaya devam edelim:
13. Biz denenmelerden ve ayartmalardan ve bunların farklı şeyler olduğundan bahsetmiştik.
Denenmeler Tanrı’dan gelen, imanımızın gerçekliğini sınayan, bizi Mesih’e benzer hale getiren KUTSAL denenmelerdir.
Bir de bizleri günaha sürükleyen, KUTSAL OLMAYAN ayartılar var. En temel farkları nedir?
• Denenme Tanrı’dan geliyor (a.12) ama ayartılma Tanrı’dan gelmiyor (a.13) Yani Tanrı insanları dener ama ayartmaz
• Denenme bizi geliştirmeye yönelik (a.3-4) ama ayartılma tökezletmeye yönelik (14-15)
14. Bunun üzerinde durmak lazım çünkü bu ayet bize sorumluluk yüklüyor. Biz insanlar bir günah işlediğimizde onun sorumluluğunu almak istemeyiz. Bu yüzden şu konuda bir sanatçı derecesinde ustayızdır: bahaneler üretmek. Kendimiz dışında herkesi ve her şeyi suçlarız:
• Sabah uykumuz açılmadığında kahve almadığı için eşimiz suçludur
• Çocuğumuz sorumsuz bir davranış yaptığında onu eşimizden öğrenmiştir
• Trafikte yol vermediği için her zaman karşı araç suçludur
• Bir kadın taciz edildiğinde giyim tarzı onu suçlu yapmıştır
• Adem meyveyi yediğinde Havva suçludur ve Havva meyveyi yediğinde Tanrı suçludur, öyle demediler mi?
Ama Yakup ne diyor: “Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır.”
İsa ne dedi: “Kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep kötü yürekten kaynaklanır.” Matta 15:19
Günah, bahane olarak arkasına sığınabileceğimiz bir hastalık gibi bir şey değildir. Midesini üşüten bir hastanın midesi bulanır ve kusar. Bu hastalıktan kaynaklanır ve insanın elinde değildir. Ama iş yerinde sevmediği bir iş arkadaşına zarar vermek isteyen bir kişi, o arkadaşı hakkında dedikodu yaparsa bu “hastalıktandır”, “elinde değildi” diyebilir miyiz? Bunun sorumluluğu o kişiye aittir.
Günaha sürükleyen bu arzular hepimizin içinde mevcuttur çünkü benliğimizin günahlı olan yüreğinden geliyor. Ama bunun içinde biz hapis miyiz? Hayır! Biz iman ettik ve Tanrı bizim yanımızda bize yardım ediyor.
“Sonuç olarak, kardeşlerim, gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer ne varsa, onu düşünün.” Filipililer 4:8
Biz Mesih imanlıları için, aklımızı yüreğimizden gelen ve bizi zorlayan düşüncelerden uzaklaştırıp, kutsal değerlere yoğunlaştırmak mümkündür.
15. Günah ve ölüm, şaka yapılacak bir konu değildir. Eğer bu yüreğimizden gelen kötü düşünceleri, kutsal olanlarla değiştirmezsek, onları sürekli beslersek bir süre sonra kendimizi o kötü düşüncenin iyi olduğuna inandırabiliriz. Ve etkisi zincirleme olarak başlar.
Davut ve Bat-Şeva olayını buna örnek olarak verebiliriz. Her şey, orada olmaması gereken bir zamanda orada olmakla başladı, bir kadını gözetlemekle devam etti, sonra onu arzuladı, sonra o arzuyu beslemeye devam etti, sonra onu elde etti, sonra onu gönderdi, önce kocasına düzen kurdu, işe yaramayınca da canını aldırttı… Tövbe edince Tanrı Davut’u affetti ama buna rağmen günahlarının doğal sonuçlarını yaşamak zorunda kaldı değil mi? Günah neredeyse Davut’u alaşağı edecekti.
Ölümü genellikle fiziksel olarak düşünürüz ama bunun yanında ruhsal ölüm ve sonsuz ölüm de var. Ölüm bir Mesih imanlısını bile ele geçirebilir mi? Doktrinsel tartışmalara girmeye gerek yok ama bütün imanlılar şunda hemfikirdir: Bu konuda çok dikkatli olmalıyız, çünkü, sonsuz ölüme yenik düşer miyiz bu ayrı bir konu ama gerçekten de Tanrı’nın bizi kurtarmasındaki amacı unutursak ve Mesih’e iman etmiş olmamıza rağmen O’nsuz bir hayat yaşıyorsak, aslında yaşayan bir ölüyüz demektir.
Doktrinsel olarak tartışmaktansa şunu sorabiliriz: Yargı kürsüsüne gittiğimizde Yargıç’ı hangi davranış hoşnut edecek, hangisi etmeyecek? Kutsal olmaya çalışmak bizim sorumluluğumuzdur.
16-17. Yakup “Aldanmayın” diyor. Çok kolaydır, hepimiz hayatlarımızdan bunu biliyoruz. Tanrı’yı suçlarız: “Neden bunu böyle yaptın, bunun olmasına neden izin verdin, neden beni böyle yarattın, neden beni bu kadar sınıyorsun?…” Bu, kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildir. Tanrı, her mükemmel armağanın kaynağıdır.
“Işık Babası” ve “Değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan” diyor. Ne demek istiyor? Işık yani güneş ve yıldızlar. Ama aynı zamanda ruhsal ışığın da kaynağı, evrendeki her türlü ışığın kaynağı Tanrı’dır.
Mesela güneş bir yıldızdır ve evrende yıldızlar doğar, gelişir ve yakıtı bitip ömrünün sonuna geldiğinde büyür, içe doğru patlar ve ölür. Değişkendir.
Ya da güneş tutulması olur, ay güneş ile dünyanın arasına girer ve ayın gölgesi dünyanın üzerine düşer. Dünyanın üzerinde gökcisimlerinin dönmesinden kaynaklanan döneklik gölgesi olur.
Veya da dönek, Türkçede “sözüne güvenilmeyen” anlamına gelir.
Ama Tanrı bunların hiçbirisi değildir. Tanrı nedir? O mükemmeldir. Kendisi mükemmel olduğu için, armağanları da mükemmeldir. Kendisi ve armağanları mükemmel olan bir Tanrı, o kadar büyük bir sevgiyle sevdiği, kendi yaratıkları olan biz insanları ölelim diye günah kuyusuna atmaz. Ayartılmalarımızın sorumluluğu bize aittir ve ancak bunu kabul edersek ruhsal olarak gelişebiliriz.
Denenmelerde kendimizi test etmek için sorduğumuz sorular vardı ya? Şimdi ayartılmalar için de bazı basit sorularla imanımızı test edebiliriz:
• Kötü düşünceler geldiğinde, onları içimizde besliyor muyuz, yoksa kötü arzulara ve günahlara dönüşmeden önce, kutsal olan düşüncelerle ve duayla onları değiştirmeye çalışıyor muyuz? Örnek: Mesela 10 emirden bir tanesi “Çalmayacaksın.” Bunun üzerinden düşünelim. Bir sebepten bu düşünce yüreğimize girdi diyelim. O zaman çalmak istediğimiz o şeyi çaldığımızı ve onunla yapabileceğimiz şeyleri mi hayal edeceğiz, yoksa bu düşünceyi hemen kutsal olanlarla ve duayla değiştirecek miyiz? Filipililerde okuduğumuz gibi “Bunu yaparsam övülmeye değer mi?” diye sorup bu düşünceyi uzaklaştıracak mıyız?
• Yüreğimizde günah işlemeye doğru giderken, Tanrı’yı mı suçluyoruz, yoksa bunun sorumluluğunu alıyor muyuz? Yine “çalmayacaksın” ile devam edelim. Çalma günahını yaparken, “Tanrı beni fakir yarattığı için ben de çaldım” mı diyeceğiz? Yoksa sorumluluğun bizde olduğunu kabul mu edeceğiz?
• Günah işlediğimizde, geçekten de, “Buna engel olmak için yapabilecek bir şeyim yoktu” diyebiliyor muyuz? Gerçekten çalmayabilir miydim? Mesela “Çalmamak için, çok hoşlanmasam bile, geçici olarak bile olsa yapabileceğim bazı işler yok muydu? Çalmak yerine gerçekten çalışıp doğru yollardan para kazanamaz mıydım?”
Buna evet diyebiliyorsak, tövbe yüreğiyle ve değişerek Tanrı’ya yaklaşabiliriz. Ama diyemiyorsak, belki de içinde bulunduğumuz durum bir denenme değil ama ayartılma olabilir. Bunun hangisi olduğunu ayırt etmek, bizim için yaşam ve ölüm kadar önemlidir. Bugünden itibaren bu konuda uyanık olmak için dua edelim.
Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin. Dua edelim.