VAAZ 2021.03.14

Geçen hafta Markos 13’ün kendi içinde bir bütün olduğunu ve bu vaazın iki kısımdan oluştuğunu konuşmuştuk ve ilk kısmına bakmıştık. Bugün ikinci kısmına bakacağız. Ama önce, geçen haftaki ilk kısmın en sonunda, Markos 13 ne anlatıyor diye sormuştuk. Onu hatırlayalım.

  1. Bütün bu olaylar ve sıkıntılar yaşanacaktır, aslında her an yaşanabilir ve belki de yaşanmaktadır. Dikkatli olmalıyız.
  2. Bu olayların aslında Mesih’in gelişinin habercisi olduğunu bilelim.
  3. Ayrıca o zamanı hiçbirimiz bilemeyeceğimiz için, her an uyanık kalalım.

İlk kısımda birinci madde üzerinde durmuştuk. Şimdi beraber 2. madde olan, bu olayların aslında Mesih’in ikinci gelişinin habercisi olması konusuna bakalım. Sonrada 3. maddeye bakacağız.

Markos 13:24-31

24-25 “Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra,

‘Güneş kararacak,

Ay ışık vermez olacak,

Yıldızlar gökten düşecek,

Göksel güçler sarsılacak.’

 26 “O zaman İnsanoğlu’nun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. 27 İnsanoğlu o zaman meleklerini gönderecek, seçtiklerini yeryüzünün bir ucundan göğün öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacak.

 28 “İncir ağacından ders alın. Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. 29 Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki Tanrı’nın Egemenliği yakındır, kapıdadır. 30 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. 31 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

Öncelikle, o büyük sıkıntı zamanından sonra bazı korkutucu belirtiler olacağını söylüyor. Güneşin kararması ve ayın ışık vermemesi, sanıyorum ki yeryüzünde bir karanlık olacağını gösteriyor. Yıldızların gökten düşmesi ve göksel güçlerin sarsılması ise, öyle sanıyorum ki gökyüzünde gördüğümüz gök cisimlerini bir arada tutup işleten düzenlerin bozulması anlamına geliyor.

Ama bundan sonra çok büyük bir olay gerçekleşecek. Çok uzun süredir beklenmekte olan bir olay. Rab İsa tekrar gelecek! 26. ayette tekrar geleceğini söylerken, nasıl geleceğini söylüyor? “Büyük güç ve görkemle” gelecek!

Dünyanın ne kadar günahkar olduğunu her gün görebiliriz. Öfke, kin, cinayet, yalan, ikiyüzlülük, her türlü düzenbazlık ve haksızlık her yerdedir. Kendi hayatımız da dahil olmak üzere, sıkıntılar her taraftan bizi sarmıştır. Bunlardan bazılarını yaşamak veya tanık olmak yüreğimizi incitir. Belki Tanrı’ya sorarız: Ne zamana kadar bunlar sürecek? Bunu soruyor musunuz?

Öyle bir zaman var ki, İsa bulutlar içinde büyük güç ve görkemle gelecek. Bir farkla: Bu sefer bir yemlikte doğan İsa gibi gelmeyecek. Başını yaslayacak bir yeri olmayan İsa gibi gelmeyecek. Ama büyük güç ve görkemle gelecek.

Ne yapacak? Meleklerini gönderecek ve seçtiği kişileri yeryüzünün bir ucundan göğün öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacak. Büyük sıkıntı döneminin sonuna kadar dayananları toplayacak ve bir araya getirecek.

Bunları okurken bir hikaye gibi gelebilir. Ama bu sözlerin gerçek olduğuna iman edebiliriz. Unutmamalıyız ki, Eski Antlaşma zamanında Mesih’in ilk gelişi de bir hikaye gibiydi. Ama belirlenen gün geldiğinde Mesih yeryüzüne geldi. İlk kez nasıl geldiyse, ikinci kez de belirlenen zaman geldiğinde aynı şekilde gelecektir.

İsa incir ağacı örneği ile devam etti. Nasıl ki insan, incir ağacının dallarının filizlenip yapraklarının süründüğünü görünce yaz mevsiminin yakın olduğunu anlar, işte bütün bu olaylar gerçekleştiğinde İsa’nın ikinci gelişinin de yakın olduğunu, hatta kapıda olduğunu anlayabilir.

Burada şunu belirtmek istiyorum. Eğer farklı yazarların yorum kitaplarını incelerseniz, bu ayetlerle ilgili olarak çok çeşitli yorumlar bulabilirsiniz. Bazı yorumcular incir ağacının İsrail’i simgelediğini söylüyor. Bazı başka yorumcular gerçekten de neredeyse İsa’nın ağzından çıkan her bir heceye bir anlam yüklüyorlar.

Elbette hepsi yanlıştır demiyorum. Çok doğru yorumlar vardır. Ama kendi görüşüme göre, her bir heceye bir anlam yüklemek, İsa’nın anlatmak istediği asıl noktaları çarpıtabilir. Bu konuda dikkatli olmamız gerekiyor çünkü günlük hayattaki bazı yanlış uygulamalarımız, İsa’nın sözlerini yanlış anlamaktan kaynaklanabilir.

İsa ayrıca, bütün bunlar gerçekleşmeden bu kuşağın ortadan kalkmayacağını söyledi. Buradaki kuşak kelimesi, soy kelimesinin yerine kullanılıyor. Bu soyun da İsrail olması üzerinden, az önce bahsettiğimiz gibi çok kehanet çıkarılıyor. Ama konuştuğumuz gibi, spekülasyonlara dalıp da İsa’nın mesajını kaçırmaya hiç gerek yoktur. Biz İsa’nın ne demek istediğine odaklanalım.

İsa ne demek istiyor? İncir ağacındaki bazı değişimleri gözlemlediğinizde, mevsimin değişmekte olduğunu anlarsınız. Çöp kovanız dolduğunda onu boşaltmanın zamanı gelmiştir. Bilgisayarınız 15 dakikada açılmaya başladıysa değiştirmenin zamanı gelmiştir. Radara yakalandıysanız, ceza gelecektir ve evlilik yıl dönümünü unuttuysanız, evde sıkıntı çıkacaktır.

İsa’nın söylediği tüm bu olaylar gerçekleştiğinde, İsa tekrar gelecektir.

Ve İsa yerin ve göğün ortadan kalkacağını, ama kendi sözlerinin asla ortadan kalkmayacağını söyledi. İsa’nın kendisi, sözlerinin asla ortadan kalmayacağını garanti ediyor. Birçok kişi, İncil’in değiştirildiğini iddia ediyor. Ama bunun gerçek olmadığını biliyoruz. Tüm tarihsel kanıtlar bir yana dursun, ama İsa’nın bu sözü bizler için en büyük güvencelerden birisidir. O’nun sözleri kesindir ve dünya yok olsa bile o sözler sapasağlam duracaktır.

Şimdi son alt başlığa bakalım.

Markos 13:32-27

32 “O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez. 33 Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz. 34 Bu, yolculuğa çıkan bir adamın durumuna benzer. Evinden ayrılırken kölelerine yetki ve görev verir, kapıdaki nöbetçiye de uyanık kalmasını buyurur. 35 Siz de uyanık kalın. Çünkü ev sahibi ne zaman gelecek, akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğünde mi, sabaha doğru mu, bilemezsiniz. 36 Ansızın gelip sizi uykuda bulmasın! 37 Size söylediklerimi herkese söylüyorum; uyanık kalın!”    

Biraz önce birçok kişinin İncil’in değiştirildiğini iddia ettiğinden bahsetmiştik. Ama İsa’nın kendisi, yerin ve göğün ortadan kalkacağını ama kendi sözlerinin asla ortadan kalkmayacağını söylemişti. Şimdi ise İsa, geleceği günü gökteki meleklerin veya Oğul’un bilemeyeceğini, sadece Baba’nın bilebileceğini söylüyor. İncil’in değiştirildiğini iddia eden aynı kişiler, bu ayeti de örnek göstererek, İsa’nın aslında Tanrısal doğaya sahip olmadığını iddia ediyorlar.

Ama öyle mi? İsa gerçekten bizler gibi sınırlı mı? Gelin birkaç ayete bakalım.

Filipililer 2:6-7 6 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. 7-8 Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı.

Ayetin anlamı açıktır. Mesih Tanrı özüne sahiptir. Diğer yandan, Tanrı’ya eşitliğe sımsıkı sarılmadı, kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu, ululuğunu bir yana bıraktı. İsa yeryüzündeyken Baba’ya dua etti, iradesini O’na teslim etti ve itaat etmeyi deneyimledi. Bu nasıl olabilir diye sorarsanız, bu tam anlamıyla bir gizemdir.

Ama şunu söyleyebilirim. İsa öldükten sonra 3. gün dirildi. Birçok kişiye göründü. Göğe alınmadan saniyeler önce, öğrenciler bu sorunun benzerini O’na tekrar sordular.

Elçilerin İşleri 1:6 6 Elçiler bir araya geldiklerinde İsa’ya şunu sordular: “Ya Rab, İsrail’e egemenliği şimdi mi geri vereceksin?”

O zaman İsa şöyle yanıt verdi:

Elçilerin İşleri 1:7 7 İsa onlara, “Baba’nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri bilmenize gerek yok” karşılığını verdi.

Yine aynı soruya geliyoruz: İsa ne demek istedi? İsa demek istedi ki, o günü ve saati bilmiyoruz. Unutmayalım ki, eğer birisi veya birileri çıkıp da, o gün ve saat şu zamandır, bu zamandır derse, inanmamalıyız. Kurtulmak için Şirince (İzmir) köyüne gitmeye gerek yoktur. Çünkü İsa’nın kendisi, kimsenin o günü ve saati bilemeyeceğini söyledi.

Yolculuğa çıkan adamın durumu gibi. Adam yola çıkmadan önce, kölelerine yetki ve görev verdi. Kapıdaki nöbetçiye de uyanık kalmasını buyurdu. Çünkü ne zaman geleceği onlar için belirsizdir. Ansızın gelebilir. Geldiğinde görevlileri uykuda bulmak istemiyor. O yüzden diyor ki: Uyanık kalın!

Bu uyarı hepimiz için büyük önem taşıyor. İsa tekrar gelecek ve geleceği o anın ne zaman olduğunu bilmiyoruz. O zaman İsa her an gelecekmiş gibi uyanık ve hazır olmalıyız.

On kız benzetmesini hatırlarız değil mi? 5 tanesi akıllı, 5 tanesi akılsızdı. Onları akıllı ve akılsız yapan fark neydi? Akıllılar, kandillerinin yanına yağ aldılar. Akılsız olanlarsa almadılar. Güveyin yaklaştığı haberi gelince, akılsızlar akıllılardan kandilleri sönmesin diye yağ istediler. Akıllılar ise onlara, gidip satın almaları gerektiğini söylediler. Ama onlar yoldayken güvey geldi. Akıllılar düğün şölenine girdiler ve kapı kapandı. Akılsızlar içeri girmek istediğinde, Güvey onlara, onları tanımadığını söyledi.

Ve İsa ekledi:

Matta 25:13

13 “Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.”

O zaman en başta değindiğimiz 3 noktayı tekrar ederek bugünkü vaazı sonlandıralım ve dua edelim.

Markos 13 bize ne anlatıyor?

  1. Bütün bu olaylar ve sıkıntılar yaşanacaktır, aslında her an yaşanabilir ve belki de yaşanmaktadır. Dikkatli olmalıyız.
  2. Bu olayların aslında Mesih’in gelişinin habercisi olduğunu bilelim.
  3. Ayrıca o zamanı hiçbirimiz bilemeyeceğimiz için, her an uyanık kalalım.

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

VAAZ 2021.01.03

Markos 10:46-52 Kör Bartimay’ın Gözleri Açılıyor

46 Sonra Eriha’ya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Eriha’dan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu. 47 Nasıralı İsa’nın orada olduğunu duyunca, “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” diye bağırmaya başladı. 48 Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istediyse de o, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.
49 İsa durdu, “Çağırın onu” dedi.
Kör adama seslenerek, “Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!” dediler. 
50 Adam abasını üstünden atarak ayağa fırladı ve İsa’nın yanına geldi.
51 İsa, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu.
 Kör adam, “Rabbuni, gözlerim görsün” dedi.
52 İsa, “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı” dedi. Adam o anda yeniden görmeye başladı ve yol boyunca İsa’nın ardından gitti.

Bu hikayeyi çok seviyorum çünkü Tanrı bu kısacık hikayeyle bizlere çok güzel gerçekler anlatıyor.

Adamın hayatını 3 evre olarak düşünelim.

1) İsa’yla karşılaşmadan önce: Fiziksel olarak sakat. Gözleri görmüyor. Dünyası karanlık durumda. Dilencilik yaparak hayatta kalmaya çalışıyor. Bu durumdaki bir insan bugün bile ne kadar zorluk yaşardı, 2000 yıl önceki bir devirde yaşayacağı zorlukları tahmin bile edemiyorum.

2) İsa’nın yakınında olduğunu duyduğu evre: Ne yaptı? Bağırdı! “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” ne demektir? A) Sen Davut Oğlu İsa’sın, Davut’un soyundan gelen Kralsın, Kurtarıcımızsın! B) Ve benim, senin tarafından kurtarılmaya ihtiyacım var! Beni kurtarabilecek güçtesin, kurtar beni!

Ama yetti mi? Hayır. Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istedi. İnsanlar onun İsa’yla buluşmasını engellemek istediler. Ama pes etti mi? Ne yaptı? “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.

İsa onu duydu ve durdu. Adamı çağırttı. Adam İsa kendisini çağırdığında abasını üzerinden atarak ayağa fırladı. Sevincini ve umudunu hayal edelim.

Sonra ona sordu: “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” Sanki bilmiyormuş gibi! O sevgi doludur.

Adam: “Rabbuni, (öğretmenim) gözlerim görsün” dedi, İsa, “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı” dedi. İsa Yeruşalim’e girmek üzereyken bir can daha kurtardı.

İsrail’in gözleri görüyordu ama ruhu körleşmişti. İlginç olan, Bartimay’ın gözleri kördü ama ruhu değil.

3) Kurtulan adam minnet gösterdi. Yol boyunca İsa’nın ardından gitti. Luka 18:43 Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı’yı yücelterek İsa’nın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı’ya övgüler sundu.

Son zamanlarda İsa’ya gelmek isteyen ama tereddüt eden insanlar tanıyorum. Tereddüt etmeye gerek yok, İsa Davut’un soyundan gelen Kurtarıcı’nın ta kendisidir, tek yapmak gereken, doğruluğu zaten kanıtlanmış olan bu gerçeği kabul etmek, O’nun yardımına ihtiyacımız olduğunu kabul etmektir.

İsa’ya gelmeye çalışırken engellerle karşılaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Engeller her zaman olacak. Tanrı’ya gelmekte ne kadar engelle karşılaşırsanız, o kadar ısrarcı olun. İlk başta Bartimay İsa’ya gelmek istediği zaman azarlandı, ama sonra İsa onu duyduğunda ve çağırdığında “Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!” dediler. İnsanların dedikleri değişir. İnsanlara değil, sadece İsa’ya bakın.

Bir kez O’na ihtiyacımız olduğunu kabul ettiğimiz zaman, O, aynı soruyu bize soruyor: “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” O’na gelmekten korkmayalım, zayıflıklarımızı saklamaya çalışarak değil, olduğumuz gibi, zayıf ve muhtaç halimizle O’na gelebiliriz. Mükemmel olsaydık zaten O’na ihtiyacımız olmazdı.

Neticede bize ihtiyacımız olan kurtarışı veriyor ve sonrasında O’na minnet duyan hayatlar yaşıyoruz. Nasıl yaşamayalım ki?

Markos 11:1-11 İsa’nın Yeruşalim’e Girişi

11Yeruşalim’e yaklaşıp Zeytin Dağı’nın yamacındaki Beytfaci ile Beytanya’ya geldiklerinde İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, “Karşınızdaki köye gidin” dedi, “Köye girer girmez, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. 3 Biri size, ‘Bunu niye yapıyorsunuz?’ derse, ‘Rab’bin ona ihtiyacı var, hemen geri gönderecek’ dersiniz.”
4 Gittiler ve yol üzerinde, bir evin sokak kapısının yanında bağlı buldukları sıpayı çözdüler. 5 Orada duranlardan bazıları, “Sıpayı ne diye çözüyorsunuz?” dediler.
6 Öğrenciler İsa’nın kendilerine söylediklerini tekrarlayınca, adamlar onları rahat bıraktı. 7 Sıpayı İsa’ya getirip üzerine kendi giysilerini yaydılar. İsa sıpaya bindi. 8 Birçokları giysilerini, bazıları da çevredeki ağaçlardan kestikleri dalları yola serdiler. 9 Önden gidenler ve arkadan gelenler şöyle bağırıyorlardı:
“Hozana!
Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!
10 Atamız Davut’un yaklaşan egemenliği kutlu olsun!
En yücelerde hozana!”
11 İsa Yeruşalim’e varınca tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirdi. Sonra vakit ilerlemiş olduğundan Onikiler’le birlikte Beytanya’ya döndü.

Bu bölümden itibaren olayın seyri gerçekten değişiyor. Bu bölüme kadar, yani Markos 1. bölümden 11. bölüme kadar olan 10 bölümde, Vaftizci Yahya’dan, İsa’nın Yeruşalim’e girişine dek olan bütün hizmeti anlatılıyor. Ama 11. bölümden 16. bölümün sonuna yani Markos kitabının sonuna kadar, sadece son 1 haftayı anlatıyor. Yani bundan sonraki 6 bölüm, İsa’nın bedendeki son 1 haftasıdır.

Çok detaya girmeyeceğim ama İsa’nın öğrencilerden iki tanesini önceden gönderdiğini ve her olacak şeyi nasıl bildiğini görebiliyoruz. İsa’nın öğrencileri daha göndermeden önce onlara söylediği şeyler, öğrenciler yoldayken tam olarak gerçekleşti.

Ve İsa, daha önce üzerine hiç kimsenin binmediği bir sıpanın üzerinde, Yeruşalim girişinde halk tarafından Kral ve Mesih olarak karşılandı!

Zekeriya 9:9 Ey Siyon kızı, sevinçle coş!
Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı!
İşte kralın!
O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.
Eşeğe, evet, sıpaya,
Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!

Bu bölümde sadece, halkın bağırışına birlikte kulak verelim istiyorum: (slayt)

“Hozana!
Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!
Atamız Davut’un yaklaşan egemenliği kutlu olsun!
En yücelerde hozana!”

Buradan geliyor: (İlk bakışta benzemese de):

Mezmur 118:25-26 Ne olur, ya RAB, kurtar bizi,
Ne olur, başarılı kıl bizi!
Kutsansın RAB’bin adıyla gelen!
Kutsuyoruz sizi RAB’bin evinden.

İbranice: hosa’ na Grekçe: hosanna Türkçe: hozana
Anlamı: Haydi kurtar! — Şimdi kurtar!

İbranicede 2 kelime ama Grekçeye ve Türkçeye tek kelime olarak geçmiş. Bizler “hamdolsun” anlamında da kullanıyoruz ama orijinal anlamı yukarıdaki şekildedir.

Yahudiler Musa’nın zamanından itibaren Çardak bayramı kutladılar. Çardak Bayramı Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu hatırlatan bir bayramdır. Çardak bayramında ilk 6 gün, günde bir kez Mezmur 118:25 okudular. Bayramın 7. günü ise yedi kez okudular. Yani “Hozana” dediler. Ve bu mezmuru her okuduklarında, yapraklar ve dallar salladılar.

Her bayram bunu yaptılar ve bir süre sonra bu mezmur, artık onlar için, Mesih’in geleceğini ifade etmeye başladı.

Bu yüzden İsa sıpa üzerinde Yeruşalim’e girerken halk, Mezmur 118:25-26’yı söyleyerek ve çevredeki ağaçlardan kestikleri dallarla onu karşıladı. Bunun temsilini her Çardak Bayramında yapıyorlardı ve yüzyıllarca yaptıkları o temsil şimdi, önlerinde etten kemikten vücut almıştı. Tanrı’nın yüzyıllar öncesinden söylediği söz, işte önlerinde duruyordu.

Bu bize ne anlatıyor? Orada bulunan herkes, İsa’yı beklenen Kral ve beklenen Mesih olarak karşıladı.

Bu imanla ne yaptıkları konusu, başka bir konudur. Rab dilerse gelecek haftalarda hepsine bakacağız.

Bugünlük şu kadarını söyleyebiliriz ki, İsa’yı o gün Yeruşalim’de karşılayan halkın söylediği sözler, hayatımızda gerçekleşti ve gerçekleşiyor.

İsa gerçekten de beklenen Mesih ve beklenen Kral’dır, görkemli tahtında Egemenliğini sürecek. O’na övgüler olsun!

(Melek Meryem’e diyor) Luka 1:32-33 O büyük olacak, kendisine ‘Yüceler Yücesi’nin Oğlu’ denecek. Rab Tanrı O’na, atası Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenliğinin sonu gelmeyecektir.

Vahiy 11:15 Yedinci melek borazanını çaldı. Gökte yüksek sesler duyuldu:
“Dünyanın egemenliği
Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu.
O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.”

Mesih’e ve Kral’a sonsuza dek övgüler olsun!

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

VAAZ 2020.11.08

MARKOS 8:27-30 PETRUS’UN MESİH’İ TANIMASI

‘İsa, öğrencileriyle birlikte Filipus Sezariyesi’ne bağlı köylere gitti. Yolda öğrencilerine, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu. Öğrencileri O’na şu karşılığı verdiler: “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.” O da onlara, “Siz ne dersiniz, sizce ben kimim?” diye sordu. Petrus, “Sen Mesih ‘sin” yanıtını verdi. Bunun üzerine İsa bu konuda kimseye bir şey söylememeleri için onları uyardı. ‘ MARKOS 8:27-30 https://my.bible.com/bible/170/MRK.8.27-30

‘ Kral Hirodes de olup bitenleri duydu. Çünkü İsa’nın ünü her tarafa yayılmıştı. Bazıları, “Bu adam, ölümden dirilen Vaftizci Yahya’dır. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur” diyordu. Başkaları, “O İlyas’tır” diyor, yine başkaları, “Eski peygamberlerden biri gibi bir peygamberdir” diyordu. ‘ MARKOS 6:14-15 https://my.bible.com/bible/170/MRK.6.14-15

‘İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda. Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Baba’nın aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak. İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yedikleri man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar.” İsa bu sözleri Kefarnahum’da havrada öğretirken söyledi. Öğrencilerinin birçoğu bunu işitince, “Bu söz çok çetin, kim kabul edebilir?” dediler. Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndüler, artık O’nunla dolaşmaz oldular. İsa o zaman Onikiler ‘e, “Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?” diye sordu. Simun Petrus şu yanıtı verdi: “Rab, biz kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir. İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrı’nın Kutsalı’sın.” ‘ YUHANNA 6:53-60,66-69 https://my.bible.com/bible/170/JHN.6.53-60,66-69

İSA’NIN KİM OLDUĞUNA DAİR HERKESİN BİR FİKRİ VARDI VE HERKES O’NA SAYGIDEĞER BİR UNVAN VERİYORDU. KİMSE KÖTÜ BİR ŞEY SÖYLEMİYORDU, BUGÜN DE BÖYLEDİR.

MARKOS 4:14-15 // YUHANNA 6:53-60,66-69

O GERÇEKTE KİMDİR? – MESİH’TİR! İSA YAŞAM EKMEĞİDİR – ACI ÇEKTİ, REDDEDİLDİ, ÇARMIH ÜZERİNDE KIRILAN BEDENİ VE AKITILAN KANI ARACILIĞIYLA GÜNAHLARIMIZI BAĞIŞLADI, ÖLÜMÜ YENİP DİRİLDİ VE İMAN EDEN HERKESE SONSUZ YAŞAMI VERDİ

İSA’NIN ÖĞRENCİLERİ OLARAK BİRÇOK ÖĞRETİ VE TEOLOJİ ÜZERİNDE TARTIŞABİLİRİZ – KİTAPLAR YAZABİLİRİZ – VAAZLAR VEREBİLİRİZ… AMA EN ÖNEMLİ İHTİYACIMIZ O’NU GERÇEK KİMLİĞİYLE TANIMAKTIR – DİĞER HER ŞEY BUNDAN SONRA GELİYOR – BU OLMADAN DİĞER HER ŞEY ANLAMSIZ OLUYOR – BİZİ BİRLEŞTİREN MESİH OLAN İSA’DIR – O’NUN SEVGİSİDİR

İSA’YI MESİH OLARAK TANIMAK O’NA BAĞLI KALMAYI GEREKTİRİR – KİMSE BAĞLI KALMIYORKEN BİLE!

RAB’BİN SOFRASINDAN PAYLAŞARAK SEVGİYLE O’NA OLAN BAĞLILIĞIMIZI İLAN EDELİM! – TANRI’NIN KUTSALINDAN BAŞKA GİDECEK BİR YERİMİZ YOK – O’NUN SOFRASINA OTURALIM – BEDENİ VE KANI ARACILIĞIYLA, GÖKTEN İNMİŞ EKMEKLE GELEN ZAFERİ VE SONSUZ YAŞAMI İLAN EDELİM VE KUTLAYALIM

MARKOS 8:31-38 İSA ÖLÜP DİRİLECEĞİNİ ÖNCEDEN BİLDİRİYOR

‘İsa, İnsanoğlu ‘nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginleri nce reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı. Bunları açıkça söylüyordu. Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. İsa dönüp öteki öğrencilerine baktı; Petrus’u azarlayarak, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi. “Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.” Öğrencileriyle birlikte halkı da yanına çağırıp şöyle konuştu: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjde’nin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır. İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? Bu vefasız ve günahkâr kuşağın ortasında, kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da, Babası’nın görkemi içinde kutsal meleklerle birlikte geldiğinde o kişiden utanacaktır.”’ MARKOS 8:31-38 https://my.bible.com/bible/170/MRK.8.31-38

‘ Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir. ‘ MATTA 10:38 https://my.bible.com/bible/170/MAT.10.38

‘ Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz. ‘ LUKA 14:27 https://my.bible.com/bible/170/LUK.14.27

İSA, RAB’BİN SOFRASINDA DA BAHSETTİĞİMİZ 4 UNSURUN GERÇEKLEŞMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİ: 1) ACI ÇEKMESİ 2) REDDEDİLMESİ 3) ÖLDÜRÜLMESİ 4) DİRİLMESİ. – MÜJDE BUDUR – KURTULUŞUMUZ İÇİN GEREKLİ OLANLAR BUNLARDI VE İSA HER BİRİNİ YERİNE GETİREREK BİZİ SONSUZ ÖLÜMDEN KURTARDI

İSA’NIN DÜŞMANLARI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLMESİ DÜŞÜNCESİ PETRUS’UN HOŞUNA GİTMEDİ – İSA’YI AZARLADI! ELBETTE İSA’YI SEVDİ VE KAYBETMEK İSTEMEDİĞİ İÇİN ÖYLE SÖYLEDİ – İSA DA ONUN DÜŞÜNCELERİN TANRI’DAN DEĞİL ŞEYTAN’DAN OLDUĞUNU SÖYLEDİ

İSA’YI BU KADAR KIZDIRAN NEYDİ? ÇARMIH YOLU ZOR BİR YOLDU, İSA İNSAN DOĞASIYLA TANRI’YA O KASEDEN İÇMEMEK İÇİN YALVARDI, KEDERLENDİ… ACI, REDDEDİLME, ÖLÜM VE DİRİLİŞ GEREKİYORDU VE BUNLAR ÇOK ZORDU…

PETRUS İSE ÇARMIH YOLUNUN YERİNE DAHA KOLAY YOLU İSTEDİ. ÖLÜM OLMASIN, ACI ÇEKME OLMASIN, REDDEDİLME OLMASIN, DİRİLİŞ OLMASIN… AMA O ZAMAN KURTULUŞ NASIL OLACAKTI?

BİZ ELBETTE ÖLEREK GÜNAHLARI BAĞIŞLATMIYORUZ AMA İSA’NIN DEDİĞİ GİBİ “ÇARMIHIMIZI YÜKLENİP O’NU İZLEMEMİZ” GEREKİYOR. BU NE DEMEKTİR? ACI ÇEKMEK, REDDEDİLMEK, BAZEN DE ÖLDÜRÜLMEKTİR. DİRİLTİLMEKTİR. KENDİNİ İNKAR ETMEKTİR.

İSA’NIN ÖĞRENCİSİ KENDİNİ DÜNYADAN SOYUTLAR DEMEK DEĞİL AMA DÜNYASAL DEĞERLERE TUTUNMAMAK DEMEKTİR. BİZE SORU SORAN BİRİNE İSA’YA TANIKLIK ETMEMİZDEN DOLAYI PATRONUMUZ BİZİ İŞTEN ÇIKARTABİLİR. AİLEMİZ BİZİ REDDEDEBİLİR. HİZMET ETME FIRSATI YERİNE UYUMAK VEYA KUTSAL KİTAP OKUYUP DUA ETMEK YERİNE MISIR VE KOLA İLE FİLM SEYRETMEK DAHA ÇEKİCİ GELEBİLİR. UYKUSUZ KALIP KARDEŞLERİMİZİN SORUNLARINI DİNLEMEK RAHATIMIZI BOZABİLİR. DOĞRU OLANI YAPIP KARDEŞİMİZDEN ÖZÜR DİLEMEK ÇOK ZORLAYICI OLABİLİR. HAKSIZLIĞA DUR DEMEK PAHALI SONUÇLAR DOĞURABİLİR VE HUZURUMUZU KAÇIRABİLİR. ÇARMIH YOLUNDAN GİTMEK BÜYÜK KAYIPLAR VERDİREBİLİR VE BİZE DÜNYASAL OLARAK ÇOK PAHALIYA MAL OLABİLİR – OLACAKTIR DA.

FAKAT BİZ HAYATLARIMIZDA BUNLAR OLSUN İSTEMEYİZ. SADECE PETRUS’UN DEĞİL, HEPİMİZİN KANDIĞI TUZAKTIR. HAYATIMIZDA RAHATLIK, BOLLUK, ZENGİNLİK, HER TÜRLÜ İMKANLAR OLSUN İSTİYORUZ. HİÇBİRİMİZ ACI ÇEKMEK, REDDEDİLMEK VE ÖLMEK İSTEMİYORUZ. – AMA HEPİMİZ DİRİLMEK İSTİYORUZ.

MATTA 10:38 // LUKA 14:27

ÇARMIHIMIZI YÜKLENMEDEN NASIL O’NA LAYIK OLACAĞIZ? ÇARMIHIMIZI YÜKLENMEDEN NASIL O’NUN ÖĞRENCİSİ OLACAĞIZ? İSA’NIN YANINDA KALMAK KENDİNİ İNKAR ETMEYİ, DÜNYASAL ZEVKLERİ BIRAKMAYI, ZENGİNLİKTEN VAZGEÇMEYİ GEREKTİRİR – BAZEN HAYATIMIZI BİLE BIRAKMAYI GEREKTİREBİLİR.

İSA BİZİM UĞRUMUZA CANINI VERDİ, BİZ O’NUN ÖĞRENCİSİ OLMAK İÇİN NELERİMİZİ BIRAKMAYA HAZIRIZ?

“KEFENİN CEBİ YOK” DERLER. KAZANDIĞIMIZ MADDESEL HİÇBİR ŞEYİ BİZİMLE BERABER GÖTÜREMEYECEĞİZ. AMA SAHİP OLDUĞUMUZ CANLARIMIZI BİLE VERECEK KADAR İSA’YA TUTUNURSAK İSA MESİH ARACILIĞIYLA CANLARIMIZI KURTARACAĞIZ.

BAZEN EVET, AMA CANLARIMIZI VERECEK KADAR İSA’YA TUTUNMAK DEMEK HER ZAMAN GİDİP O’NUN İÇİN ÖLMEK DEMEK DEĞİLDİR. O’NDAN UTANMAMAK, KENDİ İSTEĞİMİZİ DEĞİL O’NUN İSTEĞİNİ YAPMAK, HAYATLARIMIZI İSA MERKEZLİ OLARAK, O’NUN SEVGİSİNDE VE BİRBİRİMİZİ SEVEREK YAŞAMAK VE GEREKTİĞİNDE HER ŞEYİ BIRAKACAK KADAR İSA’YI VE BİRBİRİMİZİ SEVMEK DEMEKTİR. GENEL OLARAK, DÜNYAYA ÖLMEK DEMEKTİR.

ŞİMDİLERDE BU DÜŞÜNCELERE ÜTOPYA DİYORLAR. YANİ GERÇEKLEŞMESİ OLANAKSIZ OLAN DÜŞÜNCE. İSA MESİH GERÇEKTEN BİZDEN GERÇEKLEŞMESİ OLANAKSIZ ŞEYLER Mİ İSTEDİ? EVET, KENDİ GÜCÜMÜZE DAYANIRSAK BU ÜTOPYADIR. AMA TANRI İÇİN ÖYLE DEĞİLDİR.

O’NUN SEVGİSİNDE KALALIM. BİRBİRİMİZİ TEŞVİK EDELİM. BİRBİRİMİZ İÇİN DUA EDELİM. KENDİMİZİ ÇARMIH YOLUNA ADAYALIM. KUTSAL OLALIM.

HAFTA İÇERİSİNDE KARDEŞLERİMİZİ ARAYALIM MESAJ ATALIM HAL HATIR SORALIM. KARDEŞLERİMİZİN NE SORUNU NE DERDİ VAR ÖĞRENELİM. ONLAR İÇİN DUA EDELİM. BİRBİRİMİZE TEŞVİK EDİCİ AYETLER PAYLAŞALIM. BİRBİRİMİZE SAHİP OLDUĞUMUZ ŞEYLERDEN VERELİM, CÖMERT OLALIM. ZAMAN VERELİM, GEREKİYORSA KİLİSE YOLUYLA PARA VERELİM, ÇARMIH YOLUNDA EMEK VERELİM. TÜM İNSANLARA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ DÜŞÜNELİM, TANRI’YA SORALIM. MÜJDEYİ PAYLAŞMAYA HER ZAMAN HAZIR OLALIM. ADANMIŞ BİR HAYAT YAŞAMAK ÜTOPYA DEĞİLDİR – İSA’DA MÜMKÜNDÜR

BUGÜNDEN İTİBAREN İSA’YA LAYIK OLMAK VE ÖĞRENCİSİ OLMAK İSTEDİĞİMİZİ O’NA VE BİRBİRİMİZE DAHA FAZLA GÖSTERELİM.

UNUTMAYALIM Kİ İSA MESİH GÖRKEMLİ BİR ŞEKİLDE GELECEK. KENDİMİZİ O’NUN GELİŞİNE HAZIRLAYALIM. DUA EDELİM.

Vaaz 2020.03.01 Toprak Sahibi

Matta 20:1-16 (bağcı benz.) İsteyen şimdi açabilir. (sf1035) 

 

Son zamanlarda Eyüp kitabını okuyorum. Bu bölüm birçok konuda ve Tanrı’nın adaleti hakkında düşündürüyor. Bazen çevreme baktığımda bazı “insan canlısı olmayan” kişilerin çok ciddi derecede varlık, sağlık, çoluk çocuk sahibi olduklarını ama bazı alçak gönüllü, bizim tabirimizle “gariban” insanların yokluk içinde ve her çeşit sıkıntılar içinde olduklarını görüyorum. İnsan olarak baktığımda, yaşayış olarak baktığımda hiçbir fark göremiyorum, hatta bazen kendimin bile başka insanlardan daha çok ve daha gönülden çalıştığımı ama yine de onların -daha az emeklerine karşılık- daha fazlasına sahip olduklarını görüyorum ve kendimin bundan daha fazlasını hak ettiğimi düşünüyorum ve Tanrı’nın adaletini sorguluyorum. (bu bir benzetmedir, herkesin bildiği gibi vaizler günahsızdır!! 🙂   

 

…Kötülerin hak ettiği doğruların, doğruların hak ettiğiyse kötülerin başına geliyor… 

VAİZ 8:14 TCL02 

https://bible.com/bible/170/ecc.8.14.TCL02 

 

Tanrı’nın adaletini sorguladığınız oldu mu? 

 

Bugün okuyacağımız benzetmede, Tanrı’nın adaletini sorgulayan işçilerin söylenmelerine ve Tanrı’nın o söylenmelere nasıl karşılık verdiğine, ve böylelikle Tanrı’nın egemenliğinde işlerin nasıl tahmin ettiğimizden daha farklı yürüdüğüne bakacağız. 

 

İlk iki ayeti okuyalım: (a.1-2)  

Hangi karakterler var? Toprak sahibi ve işçiler.  

Toprak sahibi kimdir? Tanrı.  

İşçiler kimdir? Hizmet eden insanlar. Siz ve ben. Benzetmenin devamını bunları hatırlayarak okuyalım. 

Toprak sahibi ne yapıyor? Bağında çalışacak işçi tutmak amacıyla sabah erkenden kalkıyor. Amacı işlerini yapacak işçiler bulmaktır. Ve sabahın erken saatlerinde bazı işçiler bulup onlarla anlaşıyor. Ne kadarlık ücret karşılığında anlaşıyor? Günlüğü 1 dinar. Devam edelim. 

 

(a.3-7) Toprak sahibi, sabah erkenden bulduğu işçilerin haricinde, sabah dokuza doğru tekrar dışarı çıkıp bu sefer başka işçiler daha buldu. Aynı şekilde, öğlen tekrar, saat üçe doğru tekrar, saat beşe doğru tekrar başka işçiler buldu. Bu toprak sahibinin çok büyük bir bağı olmalı. 

 

Bu noktada şu  konuya dikkat çekmek istiyorum: Toprak sahibinin sabahın erken saatinde çıkıp bulduğu ilk işçiler ile, daha sonra bulduğu tüm işçiler arasında bir fark var. Bu fark nedir? İlk işçilerle bir pazarlık oldu değil mi? Onlar konuştular ve bir ücret yani 1 dinar için anlaştılar. Ama sonraki işçiler? Onlar bir pazarlık yapmadılar. Toprak sahibi şöyle dedi: “Hakkınız ne ise veririm.” Devam edelim. 

 

(a.8) Akşam oldu, gün bitti. Eski dönemlerde Eski Antlaşma’daki Yasa kuralları uyarınca işçilere ücreti sabah olmadan veriliyordu. Toprak sahibi kahyasına buyurdu, kahyası da sonunculardan başlayarak birincilere doğru, hepsine ücretlerini verdi. Neden? Toprak sahibi zekidir. Böylede daha erken tutulanların hepsi, daha geç tutulanların aldıkları ücreti gördüler. Ve isyan çıktı. 

 

(a.9-12) Haksızlar mı? Hepsi nasıl aynı ücreti alabilir? Doğal olarak, sabahın erken saatlerinden beri çalışanlar daha fazla alacaklarını sandılar. Ama onlara da 1 dinar verildi. Doğal olarak gücendiler. Bütün gün çalışmış olmanın ağır yükü, öğlen sıcağında çalışmış olmanın yorgunluğunu taşıyor olmalıydılar. Ama toprak sahibi şöyle cevap verdi: 

 

(a.13-16) Şimdi gelin birkaç dakikalığına toprak sahibinin bakışından bakalım olaya. Ne dedi isyan eden birincilere? “Size haksızlık etmiyorum ki!! Sizinle 1 dinara anlaşma yapmadık mı?” Haksız mı? Bunu ben de iş dünyasında çok gördüm. İş görüşmesinde söylenen maaşı kabul edip işe başlıyor ve 2 hafta sonra maaşım çok düşük diye şikayet ediyor. Bu gerçek. Ama iş yeri sahibi, bu benzetmedeki toprak sahibi ona en baştan ücreti söyledi ve işçiler de kabul ettiler. Ve ekliyor: “Sana verdiğimi bu sonuncuya da vermek istiyorum.” Tamam. Toprak ve para onundur. Son işçiler birincilerin aksine, (farkları neydi?) pazarlık etmediler, toprak sahibinin “hakkınız neyse veririm” sözüne güvendiler. Alacaklarını, toprak sahibinin lütfuna bıraktılar.  

 

Şimdi şunu sormak istiyorum: Bir işçi olarak, lütfu mu tercih ederdiniz yoksa adaleti mi? Eğer adaleti tercih ediyorsanız, belirtmek isterim ki, eğer adaleti yani hak ettiğimizi alsaydık, hepimiz ölüydük. Günahın bedeli ölüm değil miydi? Tanrı o bedeli kendisi ödemedi mi? Biz hak ettiğimiz için mi Tanrı o bedeli ödedi? Yoksa bizi sevdiği için bizi lütfuyla mı kurtardı? İman yoluyla, lütufla kurtuluyoruz. Bunu Tanrı sağladı. 

 

Bunu sağlayan Tanrı, birinci işçilere ve onlar gibi düşünenlere diyor ki: “Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Elim açık diye kıskanıyor musun?” Şunu sözde ve gerçekte kabul edelim: Tanrı mutlak egemendir. Bu toprağın sahibi O’dur. İstediğini yapar ve yaptığı her şey, -bazen bize öyle gibi gelmese bile- adildir. Doğrudur. Güzeldir.  

 

Sabahın en erken saatinde çalışmak isteyen işçiler tam olarak hak ettiklerini aldılar. Anlaştıklarından 1 gram daha az ya da daha fazla almadılar. Ama yine de diğer işçiler onlardan daha az çalışıp aynı ücreti aldıkları için onları kıskandılar. Kabul edelim ki, bu haksızlık gibi görünüyor. Bunu inkar edemeyiz. Ama İsa benzetmenin başında ne dedi? “Göklerin Egemenliği …. benzer.” Göklerin Egemenliğinden bahsettiğimizde yeni bir düşünce şeklinden, bu dünyada alışkın olduğumuzun dışında bir egemenlikten bahsederiz. Bu benzetmede ise şudur: Aç gözlü, yarışçı ve rekabetçi kıskanç ruhumuzu bırakmalı ve artık İsa gibi düşünmeliyiz. (Yarış ve rekabet edebiliriz ama mesela birbirimiz için iyilik yapmakta, birbirimizi sevmekte…) 

 

Toprak sahibi bağını işleyecek işçiler arıyordu, Tanrı işlerini bizler aracılığıyla yapmak istiyor. Toprak sahibi tüm işçilerine aç gözlülüklerine göre değil ama Kendi lütfuna göre ödeme yaptı. Tanrı büyük bir bedel ödeyerek bizleri ölümden çekip yaşama aldı. Ve hala bizim hayatlarımız ve gereksinimlerimizle ilgileniyor. 

 

Şunu belirtmek istiyorum: Tanrı’dan alacağımız son ödüllerle ilgili olarak pazarlık yapmayalım. Her ne olursa. Pazarlık yapmayalım çünkü bizim yapacağımız pazarlık ve isteyeceğimiz şeyler, sonunda Tanrı’nın bize vermek istediklerinden her zaman daha az olacak. Bunun yerine Tanrı’nın “Hakkın neyse sana veririm” sözüne güvenmek bizim için daha iyi olacak. 

 

Belki o zaman kardeşlerimizden daha çok çalışacağız. Belki o zaman, bizden daha az çalışan kişilerin daha zengin olduklarını, daha popüler olduklarını ve daha saygı gördüklerine tanık olacağız. Belki biz daha çok hizmet edeceğiz ve daha çok şey kaybedeceğiz (ya da bir şey kazanmayacağız) ama daha az hizmet eden hatta hizmet bile etmeyenler varlık içinde yaşayacak. Tamam. Şunun hiç değeri yok  mu? Diğer insanlara bakmayı bırakıp, kendimize bakıp, o toprak sahibinin işinde çalışmanın bile kendi kendine ne kadar paha biçilmez bir lütuf olduğunu anımsayarak zevkle ve azimle çalışmaya devam etmek? Bir darbe yediğimizde, elimizden tutup kaldıranın kim olduğunu hatırlamak. Tanrı’nın bağında çalışmaya fiyat biçilemez. Ve unutmamak lazım ki, günahın ücreti herkes için ödendi. Benim için, sizin için ve herkes için. 

 

Son ayet çok önemli. (a.16). İsa bunu başka yerlerde de söyledi. Ödül konusunda sürprizler olacaktır. Burada birinci olanlar ve öyle hayat yaşayanlar, alacakların ödeneceği günde sırada sonlarda kalacaklar ve burada sonuncu olanlar ve öyle hayat yaşayanlar, orada ilk sıralarda olacaklar. Gurur, bencillik ve hırsla yaşayanlar da, sevgi ve minnettarlıkla hizmet edenler de, karşılıkları neyse onu alacaklar. 

 

Özetlemek gerekirse, Tanrı, bize verdiği lütuf uyarınca bizi bu dünyada bir yerlere getirmiş, bize varlık vermiş olabilir. Bundan dolayı diğerlerini küçük görüp, gurur yapıp övünmemeliyiz. Ya da çok çalışmamıza rağmen bize fazla bir varlık vermemiş olabilir ve çevremizde varlık sahibi başka kişiler görüyoruzdur. Bundan dolayı da onları kıskanmamamız gerekir. Tanrı’nın farklı ölçülerde lütuflar verdiği kimseyi kıskanmamalıyız. Çünkü bize bazen adaletsiz gelse bile, Tanrı egemendir ve O’nun lütfu herkes içindir. Ve unutmayalım ki sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacaklar. Tanrı’nın egemenliği böyledir. Bunu İsa diyor.  

 

Ayrıca işlerimiz de zengin olmak, kendimizi üstün görmek ve göstermek için, saygı görmek için, insanların gözünde doğru kişiler olmaya çalışmak için olmasın. İşlerimiz, bizim değil, ama biz Tanrı’da olduğumuz için, O’nun doğruluğundan gelen işler olsun. 

 

Tanrı her birimizi ve kilisesini bereketlesin.