Vaaz 2020.06.21 Yakup 11 Tanrı’nın Çiftçileri

Vaaz 2020.06.21 Yakup 11 Tanrı’nın Çiftçileri (Kutsal Kitap bölüm başlığı: Sabredin)


Öyleyse kardeşler, Rab’bin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor! Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab’bin gelişi yakındır. Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor. Kardeşler, Rab’bin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın. Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp’ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir. Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim: Ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine ant için. “Evet”iniz evet, “hayır”ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız.


YAKUP 5:7‭-‬12 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/jas.5.7-12.TCL02


Başlığından ve bölüm içeriğinden net olarak anlaşıldığı gibi, bu pasajın bize verdiği mesaj: sabredin!


Beklemek konusunda örnekleme yaparken çiftçiyi kullanmış olması çok hoşuma gidiyor. Tabii ki ben çiftçilik yapmadım, ama televizyonda izledim, kitaplarda okudum ve birkaç çiftçiyle konuştum. Yani biraz hayal edebiliyorum. Özellikle bazı özel mahsullerin yetiştirilmesinin ne kadar zor olduğunu biliyorum.


Bir çiftçi ektiği ürünün hasadını hemen biçemez. Hasat için uzunca bir bekleme dönemi var. Tabii bu aktif bir bekleme, yani hiçbir şey yapmadan beklemek değil, çalışarak bekleme. Hem de çok çalışarak.


Birkaç yıl önce bununla ilgili 20 dakikalık bir video seyretmiştim. Sabah çok erkenden kalkıyorsunuz, güneşle birlikte. Tüm gün aralıklarla çalışıyorsunuz, önemli bir zaman dilimi güneşin alnına denk geliyor.

Sadece sizinle de ilgili değil, tohumun büyümesi için uygun derecede yağmurlar yağması lazım. Ziyan olmaması için dolu gibi olaylar olmaması lazım… Ektiğiniz ürüne göre de, o ürüne özel olarak dikkat edilmesi gereken bir çok nokta var. Sonuçta o izlediğim videodan neredeyse hiçbir şey anlamamıştım. Anladığım tek şey, çiftçilik çok uzun ve zorlu bir iş.


Size de öyle oluyor mu bilmiyorum, ama ben herhangi bir şeyi gerçekleştirmek için bir adım attığımda, hemen onun sonucunu almak istiyorum. Bir iş başlattığımda hemen kar elde etmek istiyorum. Bir kursa gittiğimde hemen belge almak istiyorum. Bir plan yaptığımda hemen başarılı olayım istiyorum.


Ama bir iş başlattığımızda kara geçmek için, bir kursa gittiğimizde belge almak için ve bir plan yaptığımızda başarılı olmak için bir çiftçi gibi beklemeye ihtiyacımız var. Beklerken çalışmaya ihtiyacımız var. Bizi sonuca götürebilmesi için Tanrı’nın yağmurlarına ihtiyacımız var. Sonucunu alabilmek için sıkıntıdan geçmeye ihtiyacımız var.


İsa bize müthiş bir şey vaat etti:
“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.


YUHANNA 5:24 TCL02
https://bible.com/bible/170/jhn.5.24.TCL02


Önümüzde sahip olacağımız en üst hedef var, bizi bekliyor. O hedefe ulaşacağız, ona doğru gidiyoruz. Her gün ona daha da yaklaşıyoruz. Ama daha bekleyeceğiz, çalışacağız, sıkıntı çekeceğiz. Sıkıntı çekmeden o hedefe ulaşabilen hiç kimse olmadı, olmayacak.


Hayat büyük sıkıntılar getirdi, getiriyor ve getirecek. Biz, Tanrı’nın çiftçileri olabilmemiz için, sabredeceğiz.


Bu yüzden 8. Ayet bizleri teşvik ediyor. Sabredin ve yüreklerinizi güçlendirin diyor. Sabretmemize ve yüreklerimizi güçlendirmeye teşvik etmesinin sebebi olarak da şöyle diyor: “Çünkü Rab’bin gelişi yakındır.”
Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin.


ROMALILAR 12:12 TCL02
https://bible.com/bible/170/rom.12.12.TCL02


Neden sabrediyoruz? Çünkü umudumuz var. Neden umudumuz var? Çünkü Rab’bin gelişi yakındır. O gelince ne olacak? Önceki vaazda konuşmuştuk, dünyadaki bozukluklar hakkında. Biz insanlar bu dünyayı ve Tanrı’nın düzenini bozduk. Ama Rab geldiğinde, işte o bozuklukları giderecek. Yargıç buraya geldiğinde müdürün masası, patronun parası, başkanın makamı, zorbanın kas gücü artık onu güçlü yapmayacak.


Adil olan yargılamaya geldiğinde, herkese hakkını, hakkıyla verecek.


Dokuzuncu ayete geldiğimizde, “homurdanmak” ifadesiyle karşılaşıyoruz. Birbirimize karşı homurdanmak pratik olarak ne demektir?


Hepimiz iyi biliriz ki, hayatlarımızda işler nispeten yolundayken her şey daha kolaydır. Daha mutluyuzdur, toleransımız daha yüksektir. Ama sıkıntılı zamanlardan geçerken her şey bu kadar kolay olmaz. Ve bizler işler ters giderken genellikle homurdanırız.


Birbirimizi çekiştiririz. Birbirimizi yargılarız. Kendi hatalarımız olsa bile onları kabul etmekten kaçınır ve her durumda her yanlış için karşımızdaki kardeşimizi suçlarız.


Ama bu durumda Tanrı’yı hoşnut edecek olan davranış, Rab’bin adıyla bir araya gelip, hislerimizi paylaşıp, birbirimizi affetmek ve birbirimiz için dua etmektir. İçimizde vicdanımızı zorlayan saklı bir şey kalmadığından emin olana kadar konuyu Tanrı’ya ve/veya kardeşimize paylaşmamız lazım ki, problemler büyümesin. Tanrı’nın sözü, aksi halde yargılanacağımızı söylüyor.


Şu ifadeyi çok seviyorum: İşte, Yargıç kapının önünde duruyor.


Yani, aslında ne kadar yakın! 1 gün sonra o kapıdan girebilir, 1 hafta sonra, ya da 1 yıl sonra girebilir. Ama işin güzel tarafı şu: esasında her an o kapıdan girebilir.


Biz yakın gelecekte İstanbul’da büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Fay hattının çok yakınındayız ve jeologlar bunun bir gün gerçekleşeceğinden eminler. Gün veremiyorlar. Ama bir gün olacağını biliyorlar. Onlar aracılığıyla bizler de biliyoruz. Ve o gün için bir çok hazırlık yapıyoruz. Mesela düşerse problem olabilecek eşyalar duvara sabitleniyor, deprem anında yapılması gerekenler anlatılıyor, deprem çantası yapıyoruz, bazı firmalar yapıları zararlı olan binaları güçlendiriyor… Bir sürü hazırlık yapılıyor ve para harcanıyor. O gün geldiğinde en az kayıpla atlatmak ve kurtulmak için.


Yargıç kapının önünde duruyor! Ve her an içeri girebilir. An meselesi. Yaşantımızı O’nun içeri gireceği anda en az kayıpla atlatmak ve kurtulmak için, Tanrı’dan en fazla armağanı alabilmeyi düşünerek düzenliyor muyuz? O’ndan payımıza düşen övgüyü alabilmek için hayatımızı düzenliyor muyuz?


Bu nedenle, belirlenen zamandan önce hiçbir şeyi yargılamayın. Rab’bin gelişini bekleyin. O, karanlığın gizlediklerini aydınlığa çıkaracak, yüreklerdeki amaçları açığa vuracaktır. O zaman herkes Tanrı’dan payına düşen övgüyü alacaktır.


1.KORİNTLİLER 4:5 TCL02
https://bible.com/bible/170/1co.4.5.TCL02


Bu sözlere iman ederek umutla bekleyebiliriz.


10-11 ayetlerinde sıkıntılara dayanan peygamberlerden ve Eyüp’ten bahsediyor. Bu vaazı hazırlarken, tam bu noktada, Eski Antlaşma peygamberlerinin hayatlarından örnekler aktarmak istedim. Ama vazgeçtim çünkü eğer bunu yaparsam, vaaz için 1 saat, hatta birkaç saat bile yetmezdi.


Tanrı adamlarının çektiği sıkıntılar bu kadar çoktur. Bunun yerine İbraniler 11. Bölümden, bu durumu mükemmel şekilde özetleyen bir kesit okuyalım:


Önce Musa hakkında şöyle diyor:


Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısır’dan ayrıldı. Görünmez Olan’ı görür gibi dayandı.


İBRANİLER 11:27 TCL02
https://bible.com/bible/170/heb.11.27.TCL02


Ve birkaç ayet sonra şöyle devam ediyor:
Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek. Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Taşlandılar, testereyle biçildiler , kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrı’nın beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı. Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı.


İBRANİLER 11:32‭-‬40 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/heb.11.32-40.TCL02


Tanrı adamlarının sıkıntıları bunlardan bile daha çoktur. En mükemmel örnek İsa’nın da ne acılar ve sıkıntılar çektiğini hatırlayabiliriz.


Eyüp’e değinmeden geçmeyelim. Eyüp kitabından, onun sıkıntılar karşısındaki tutumunu gösteren birkaç ayet okuyalım:


Dedi ki, “Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB ‘bin adına övgüler olsun!” Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.


EYÜP 1:21‭-‬22 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/job.1.21-22.TCL02


Karısı, “Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı’ya söv de öl bari!” Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı’dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı.


EYÜP 2:9‭-‬10 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/job.2.9-10.TCL02


RAB Eyüp’ün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu. Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü. Kocayıp yaşama doyarak öldü.


EYÜP 42:12‭, ‬16‭-‬17 TCL02‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/job.42.12-17.TCL02


Yakın bir geçmişte Eyüp kitabını okudum. Hatırlar mısınız? İçinde ufak bir kesit var. Haberciler ardı ardına gelip yıkım haberlerini ona veriyorlar. Biri haber veriyor ve öteki geliyor, biri haber veriyor ve öteki geliyor… Yeryüzünde yaşamış hiç kimse, üst üste bu kadar kötü haberi, bu kadar kısa bir sürede, Eyüp gibi almamıştır. Ve yukarıda okuduğumuz ayetler aynı adam hakkındadır. O, -sözlük anlamıyla- her şeyini kaybetmişti.


Tanrı’nın gerçek gücü ve mucizesi, bu adamın tüm bunları yaşadıktan sonra dört göbek torunlarını görmesi ve kocayıp yaşama doyarak ölebilmiş olmasıdır. Tanrı gerçekten çok şefkatli ve merhametlidir.


Son ayetimiz ant içmek hakkında. Sıkıntılı zamanlarımızda bu yönteme de başvururuz. Aslında içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bir nevi kurtulmak için bu yöntemi kullanırız. Mesela, “Şunun üzerine yemin olsun ki bu sıkıntıdan sonra şunu yapacağım” gibi… Bu ayette geçen kelimeler, aslında İsa’nın kelimeleridir:


‘Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır .”


MATTA 5:37 TCL02
https://bible.com/bible/170/mat.5.37.TCL02


Bugün bu bölüm aracılığıyla Tanrı bize ne öğretiyor?
• Bir çiftçinin ürününü ektiğinde, toprağının değerli ürününü alabilmek için çalışarak aktif bir şekilde beklediği gibi, bizler de Tanrı’nın çiftçileri olarak, bizi sıkıntılarla yetkinleştiren Tanrı’yı hoşnut etmek için, sıkıntılara dayanalım, sabredelim ve yüreklerimizi güçlendirelim.
• Rab’in gelişi yakın olduğu için ve yargılanmamak için, birbirimize karşı homurdanmayalım. Sorunlarımızı birbirimizle konuşarak ve dua ederek, aynı ruhta birleşip çözelim.
• Geçmiş dönemlerde yaşayan peygamberlerin sıkıntılarını ve hayatlarını, Tanrı’yla olan ilişkilerini kendimize sabır örneği olarak alalım. Hepsi önemli ama sıkıntılı dönemlerden geçerken özellikle Eyüp’ün sıkıntılarını, sıkıntılar karşısındaki tutumunu ve Tanrı’ya nasıl bağlı kaldığını, ve sonunda nasıl bereketlendiğini hatırlayalım.
• Ve ant içmekten kaçınalım, ‘evet’imiz evet, ‘hayır’ımız hayır olsun.

Tanrı’nın şu sözleriyle vaazımızı sonlandıralım:


İşte çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre, biz de her yükü ve bizi kolayca kuşatan günahı üzerimizden sıyırıp atalım ve önümüze konan yarışı sabırla koşalım.


İBRANİLER 12:1 TCL02
https://bible.com/bible/170/heb.12.1.TCL02


Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin, bizleri sadık çiftçileri yapsın.

Vaaz 2020.03.22 Tanrı’nın Yaklaşımı

Aralık ayının sonlarında, Çin’de bir hastalık belirdi. Kısa sürede tüm ülkede bir salgına dönüştü ve beraberinde ölümler getirdi. “Acaba başka ülkelere yayılır mı” diye düşünürken, korktuğumuz oldu ve özellikle son birkaç hafta içinde, Avrupa kıtası merkezli olarak dünyanın geneline yayıldı. Son günlerde ise tüm dünyanın gündemi neredeyse değişti, artık yeni tip koronavirüsü hepimiz tanıyoruz.

Artık ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Durum böyle olunca da tüm ülkeler kendi çaplarında bir mücadeleye giriştiler. Yöntemler değişse de hedef aynı: Bu salgınla mücadele etmek ve bunun için tavsiye vermek. Birçok insan büyük mücadele ve tavsiye veriyor:

• İlk önceliği sağlık çalışanlarına vermek lazım. Onlar için Tanrı’ya şükrediyorum. Hastalarla direkt temas mecburiyetindeler ve bu yüzden en yüksek risk grubundalar, keza toplam ölümlerin önemli bir yüzdesini onlar oluşturuyor. Hayatları pahasına, dinlenmeden insanlara hizmet ediyorlar, büyük mücadele veriyorlar. Bilimsel bilgiler ışığında da tavsiyeler veriyorlar. RAB hepsini korusun. Onlar için çok dua edelim.
• Hastalığa yakalananlar için de dua edelim. Onların mücadelesi hayatta kalabilmek için. Henüz bir aşısı veya kesin tedavisi bulunmayan bu hastalıktan RAB onları kurtarsın ve adını yüceltsin, şifa versin.
• Hastalanan ve hayatını kaybeden kişilerin aileleri/yakınları için dua edelim. Onlar da sevdikleri için acı çekiyor ve mücadele veriyorlar. Yaşadıkları olumlu/olumsuz tecrübelerden yola çıkarak onlar da tavsiyeler veriyorlar. RAB onlara dokunsun ve biz de hatırlayalım ki, temasla bulaşan bir hastalık olduğu için sevdiklerimizi korumak için onlara dokunmamamız gereken bir dönemdeyiz.
• Elbette devlet büyüklerimiz için de dua edelim. Bu kriz daha başlamadan önce hazırlanmaya başladılar, başladığından beri de tüm mücadeleyi veriyorlar. Bunun için çok önemli tavsiyeleri var. Yorgunlukları yüzlerinden okunuyor ama bir yandan mücadelelerine devam ederken bir yandan da tüm topluma birlik ve beraberlik mesajı vermeye devam ediyorlar.

Tüm bu mücadele edenler ve tavsiyeler verenler için Tanrı’ya şükrediyorum. Seküler dünya tavsiye konusunda hiç fakir değil. Bununla birlikte, biz Hristiyanlara da büyük bir sorumluluk düşüyor: Bu hastalık ve çeşitli sıkıntılar konusunda, birbirimizi Tanrı’nın mücadelesi ve tavsiyesi hakkında bilgilendirmek ve birbirimizi bu konuda teşvik/teselli etmek. Yeni tip koronavirüs konusuna Kutsal Kitap’ın bakış açısından yaklaşmalıyız.

Bu yüzden lütfen 91. Mezmur’u okuyunuz.

Tanrı, yavrularının üzerine, onlara zarar gelmesin diye onları korumak için üzerine kanatlarını geren bir kuş gibidir. Tanrı’nın sadakati O’na sığınanlar ve güvenenler için kalkan ve siperdir. Tanrı’nın kanatları bizim için kalkan ve siperdir, bizleri gelen tehlikelerden korur. Böylece ne gece ne gündüz, korkacak hiçbir şey yoktur. Çünkü Tanrı sığınağımızdır, kalemizdir. O’na övgüler olsun.

Yeni tip koronavirüse ve aslında tüm diğer sorunlarımıza bu bakış açısıyla yaklaşabiliriz. Tanrı’nın bu mezmurda vermiş olduğu vaatlere sımsıkı tutunabiliriz. O’nun vaatleri her zaman yerine gelmemiş midir? Şu gerçekleri her zaman hatırlayalım:

• Etrafımızda her ne kadar işler kontrolden çıkmış gibi görünse de, kontrol hala ve her zaman Tanrı’dadır.
• Tüm bu yaşanan olaylar içinde de Tanrı’nın bir amacı vardır.
• Günlük hayatlarımız için bazı şeyler bulunamaz hale bile gelse, Tanrı hala ve her zaman sağlayıcıdır.
• Tanrı’nın vaatleri her zaman gerçekleşmiştir. Tanrı’ya kurtarışı ve sonsuz yaşam armağanı için şükredelim!
• Tanrı’nın Müjdesi değişmedi, o zaman anlatmaya devam edelim!

Dünya genelinde koronavirüsün etkili olduğu ve birçok mücadele şeklinin, tavsiyelerin ve yaklaşımların giderek arttığı bugünlerde, bizler konuya biraz da Tanrı’nın gözüyle bakmaya çalışalım. Kendimize basit olarak gördüğümüz bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda var: Tanrı kimdir? Bizden ne istiyor? Nasıl çalışır ve bizim için neler yaptı?

Tanrımız, Her Şeye Gücü Yeten Tek Tanrı’dır. Bizlerden kendisiyle yakın ve içten bir ilişki içinde olmamızı istiyor. Tanrı aklımızın yetmeyeceği şekillerde çalışır çünkü düşünceleri bizimkilerden üstündür, ve insan bedeninde yeryüzüne gelip çarmıhta günahlarımızın bedelini ödeyerek ve üçüncü gün dirilerek bizlere sonsuz yaşamı vermiştir. Sonra da Kutsal Ruh’unu göndermiştir ve her birimizi her gün bereketlemektedir. Her gün kendisine sığınanlar için bir kaledir.

Tanrı zor zamanda bizler için mücadele veriyor. Bizi her zaman koruyor. Bizim için tavsiyeler veriyor. Bu zor zamanlarda bu gerçekleri kendimize hatırlatmanın ve dua ve şükür ile Tanrı’ya daha çok yaklaşmanın zamanıdır.

Son olarak şu ayetler üzerinde düşünelim ve dua edelim:

Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrı’ya dua edip yalvararak şükranla bildirin. O zaman Tanrı’nın her kavrayışı aşan esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.
FİLİPİLİLER 4:6‭-‬7‬

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.02.23 Pusudaki Tanrı

Bugün sizlere İsrail krallarının tarihinin küçük bir kesitinden, ve o krallardan birisinden kısaca bahsedeceğim. Aslında onlardan değil, ama Tanrı’nın onlar aracılığıyla nasıl çalıştığına bakacağız. Eğer kitaplarınızı şimdi açmak isterseniz, bu kesit 2. Tarihler 20.bölümde geçiyor. Kutsal Kitapta sayfa: 476. 

Biliyorsunuz Tanrı Davut aracılığıyla İsraillileri epey bir rahata kavuşturmuştu. Davut İsrail’in tüm düşmanlarına karşı savaştı ve hepsini kazandı. Sonra Tanrısı Rab için bir tapınak yapmak istedi ama Tanrı O’na izin vermedi. Çünkü çok savaştığı için çok kan dökmüştü. Ama Tanrı, bu iş için Davut oğlu Süleyman’ı uygun gördü. Süleyman, Tanrısı Rab için tapınağı inşa etti ve ülke uzun bir süre huzur içinde yaşadı. Daha önceden Tanrı’dan bilgelik isteyen ve yükselen Süleyman, giderek daha fazla hata yaptı ve sonunda Tanrısından epey bir uzaklaştı. Ama Tanrı, Davut soyuna verdiği söz uyarınca soyundan krallar çıkarmaya devam etti. Süleyman oğlu Rehavam’ın hatalarıyla krallık Yahuda ve İsrail olarak ikiye bölündü. Ve her iki parçaya da dönem dönem farklı krallar hükmetti. Bu krallardan bazıları Tanrı’nın yoluna kısmen de olsa bağlı kaldı, bazıları ise tamamen bağlı kalmadılar, diğer ulusların putlarına tapıp törenlerini uyguladılar ve Tanrı’ya tamamen sırtlarını döndüler. Ve sonunda tüm halk sürgüne  gitti. 

Gidişat kötüydü ama her şey kötü değildi. Arada, Tanrı’yı hatırlayan ve O’ndan korkan bazı krallar da çıktı. Bugün bakacağımız Asa oğlu Yehoşafat, onlardan birisidir.  

Bölüme geçmeden önce, Yehoşafat, babası Asa gibi Tanrı’ya yakındı. Atası Davut’un yollarını izlemeye çalışıyordu. İsrail halkına uymadı, Tanrı’nın buyruklarına uydu. Ünlendi, herkes ona armağanlar getirdi ve zengin oldu. Yehoşafat’ın yaptığı önemli işlerden bazıları, putperestlik yapılan yerleri ve putları kaldırttı. Bazı görevliler atadı, bu kişiler kentleri dolaşarak Yasa Kitabında yazılanları halka öğretiyorlardı. Kentleri sağlamlaştırdı ve yiğit savaşçılar yetiştirdi. Zaman geçtikçe saygınlık ve zenginlik üst seviyelere ulaştı ve çevredeki diğer uluslar Yehoşafat’a karşı savaşamaz duruma geldiler. Sonra İsrail tarafının yüreği Tanrı’da olmayan kralı Ahav’a uyarak Tanrı’nın gözünde hoş olmayan şeyler de yaptı. Hatta bir defa Tanrı’nın bir kahininden azar yedi. 25 yıl krallık yaptı ve sonunda atalarına kavuştu. 

Yehoşafat, mükemmel değildi, ama Tanrı’ya yüreğini vermek isteyen bir adamdı. Bu dolaşarak halka Yasayı öğretme görevi verdiği kişilerin haricinde bizzat kendisi de, halk arasında dolaşarak insanları Tanrı’ya döndürüyordu. Şimdi karakterini anlatabilmek için, krallık için atadığı yargıçlara ve kahinlere verdiği birer öğütten size bahsetmek istiyorum: 

Yargıçlara: “Yaptıklarınıza dikkat edin, çünkü Tanrımız Rab kimsenin haksızlık yapmasına, kimseyi kayırmasına, rüşvet almasına göz yummaz.” 19:6 

Kahinlere: “Görevinizi Rab korkusuyla, bağlılıkla, bütün yüreğinizle yapmalısınız.” 19:9 

Ayrıca genel olarak bütün görevlilerine şu öğüdü verdi: “Yürekli olun, bu buyrukları uygulayın. Rab doğru kişiyle olsun!” 19:11 

Öğütlerinden de anlayabileceğimiz gibi, Tanrı’yı düşünen bir adamdı. Adanmıştı. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Çevredeki 3 ulus, birleşerek çok büyük bir ordu oluşturdu ve onlara karşı savaşmak için yola çıktı. Bazen hayatınızı adarsınız ama tam bir adanmışlık bile, hayatınızdaki her şeyin harika ve sorunsuz olacağı anlamına gelmez. Şimdi parça parça ama hızlıca bölümü okuyalım: 

(a.1-2) Bahsettiğimiz gibi, ilk iki ayette, 3 ulusun ordularının birleşerek Yehoşafat’a karşı savaşmak için onun üzerine doğru yola çıktığını görüyoruz. Şimdi 3-4 ayetleri okuyarak kralın tepkisine bakalım: 

(a.3-4) Korktu. Kim korkmazdı ki? Ama bir karar verdi. Bu karar neydi? Rab’be danışmak. Bunun yanı sıra oruç tuttu ve tüm halk için oruç ilan etti. Tanrı’nın isteğini ararken ve O’nun yardımına sığınırken bunu oruçla güçlendirebiliriz. Ve onlar bütün bir halk olarak bir araya toplanıp Rab’den yardım dilediler. Kral sonra bir dua ile Tanrı’ya yaklaştı. Şimdi bu duayı okuyalım: 

(a.5-13) A.9: Süleyman’ın bu duasını hatırlıyor musunuz? 1. Krallar 8:22-61 ayetlerinde o duanın tamamını okuyabilirsiniz. A.10: Bu bölümleri de okumak isterseniz Yasanın Tekrarı 2:4-19 ayetlerinden okuyabilirsiniz.  

Ne harika bir dua, değil mi? 6-7 ayetlerinde, Tanrı’nın egemen olduğunu ilan ediyor, böyle başlıyor duasına. Sonra 7-9 ayetlerinde vaatleri veren kişinin Tanrı’nın kendisi olduğunu ilan ediyor, yani “Sen egemensin ve bu vaatleri bize Sen verdin” diyor. Ve 12.ayette ne diyor? Kendini alçaltıyor. “Bizim gücümüz yok. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Gözümüz sende. Bize yardım et.” Bütün halk çocuklarıyla birlikte orada. Tanrı’nın cevabını okuyalım: 

(a.14-17) Tanrı iyidir. Tanrı’nın bu cevabına karşılık, halkın tepkisini okuyalım: 

(a.18-19) Tanrı’ya tapındılar, O’nun önünde kendilerini alçalttılar, ve yüksek sesle O’nu övdüler. Şimdi hikayenin geri kalanını okuyalım: 

(a.20-30) Tanrı adını yüceltti. Uluslar arasında yüceldi. O’na iman edenler aracılığıyla. 

Yehoşafat’ın üzerine onu yok etmek için gelen 3 ulus büyüklüğünde bir ordu vardı. Zafer imkansız görünüyordu. Korktu, ama Tanrı’ya yaklaştı. Çünkü savaş aslında Tanrı’nındır. O, halkına kurtuluş sağladı. Yahuda’nın düşmanları için Tanrı “pusu” kurdu. Toplam 3 topluluktan, önce iki tanesi birleşip bir tanesini yok etti ve sonra kalan ikisi birbirini yok etti. Gözetleme kulesinden bir baktılar ki, her yer onların cesetleriyle dolmuş. Biraz önce ne kadar büyük bir korku, heyecan ve çaresizlik vardı değil mi? Ama şimdi, sadece zafer! Çünkü Tanrı pusu kurmuştu. Ve adını yüceltmişti. 29.ayette dediği gibi, diğer uluslar duydular ki Rab İsrail’in düşmanlarına karşı savaşıyor, onları bir korku aldı. Tanrı korkusu. Ve bundan sonra Yehoşafat ve ülkesi her yandan kuşatılmıştı. Ama düşmanlarla değil, (a.30) – esenlikle. 

Aden bahçesinden beri peşimizde olan bir düşman, bugün hala bize zor anlar yaşatıyor değil mi? O gün yılan kılığında hayatlarımıza giren bu düşman, bu hikayede okuduğumuz 3 ulusun birleşiminden oluşan bu büyük ordudan bile daha büyük ve güçlüdür. Ve bugün hala bizi yok etmek için üzerimize geliyor. Bizler bugün günümüzde de savaş veriyoruz, tek farkı, bu savaş kılıç, kalkan veya tabancalarla değil, ama ruhsal olarak veriliyor.  

Ama sakin olabiliriz, çünkü Tanrı aynı o gün düşmanlarına karşı pusuda olduğu gibi, bugün de pusuda. İmkansız durumlarda bile O’na güvenenler için Tanrı pusudadır. Cesur olabiliriz, cesaret korkmamak demek değildir. Cesaret, korkuyor olmamıza rağmen, Yehoşafat gibi, Tanrı’ya bakmaya karar vermektir. O’nda kalmaya karar vermektir.  

Tanrı her zorluktan bizi çekip alacak demiyorum. Hiçbir zaman hiçbir acı çekmemize izin vermeyecek demiyorum. Biz oturacağız ve o her şeyi yoluna koyacak demiyorum. Bazen uzun süre deneneceğiz bazen acı çekeceğiz ve bazen işler yoluna girmeyecek. Ama Tanrı ruhlarımızı esenliğe kavuşturacak çünkü işin gerçeği, zafer çoktan kazanıldı. 

Düşman Yehoşafat’ın üzerine doğru gelirken, onu paramparça edeceğini düşünmüştür. Pusuda olan Tanrı eminim ki onların denklemlerinde yer almadı. Eminim ki çarmıhta da bu böyleydi. Düşmanları çarmıha çivilenmiş olan İsa’yı gördüklerinde zafer kazandıklarını düşünüyorlardı. Kafasında dikenli taç ile birlikte akan kanı gördüklerinde… Ama bilmiyorlardı ki, Tanrı pusu kurmuştu. Bilmiyorlardı ki, İsa’yı o çarmıhta tutan şey çiviler değildi. O’nun sevgisiydi. 3.gün dirilerek sonsuza dek geçerli olan zaferi kazandı.  

Tanrı’nın sağladığı bu zafer, bizim için de hiçbir şey yapmadan kurtulmak anlamına geldi. O gün Yahuda ülkesine yaptığı gibi. Onlar kurtulmak için hiçbir şey yapmadı. Ama Tanrı’yı hoşnut etmek için bir şeyler yaptılar. Sıkıntıya düşmeden önce Tanrı’ya baktılar. Sıkıntıya düştüklerinde de aynısını yaptılar. Tanrı’nın egemen olduğunu ilan ettiler, O olmadan güçsüz ve çaresiz olduklarını kabul ettiler, O’u her fırsatta övdüler ve yücelttiler, ve O’ndan duyduklarında tereddüt etmeden itaat ettiler. Sonuna ne oldu? Tanrı orada ve tüm uluslar içinde kendisini yüceltti ve ülkelerine esenlik geldi. 

Biz de kurtulmak için hiçbir şey yapmadık. Ama Tanrı’yı hoşnut etmek istiyorsak bir şeyler yapmamız  gerekiyor. Umarım bugün incelediğimiz bu hikaye yüreklerimize dokunur ve Tanrı’yı daha çok hoşnut edip O’ndan daha çok bereket almamız konusunda bize rehber olur.  

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.