Vaaz 2020.06.28 Yakup 12 İmanla Dua

İçinizden biri sıkıntıda mı, dua etsin. Sevinçli mi, ilahi söylesin. İçinizden biri hasta mı, kilise nin ihtiyar larını çağırtsın; Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır. Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. İlyas da tıpkı bizim gibi insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti; üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı. Yeniden dua etti; gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi. Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur.

YAKUP 5:13

https://bible.com/bible/170/jas.5.13-20.TCL02

Yakup mektubundan yaptığımız vaaz serisinin 12. ve son vaazı. Mart ayında kilise binamızda başladık haziran ayında evlerimizde bitiriyoruz.

Bugün okuduğumuz bölümün kutsal kitaptaki başlığı imanla dua edin. O zaman bugün biraz farklı bir toplantı yapacağız. Bir cızırtı veya eko olmazsa, sesleri kapatmayacağım. Vaaz sırasında ayet aralarında dua edeceğiz. Sizleri de teşvik etmek istiyorum. Birbirimiz için imanla dua ederek Rab’bin beğenisini kazanalım.

İçinizden biri sıkıntıda mı, dua etsin. Sevinçli mi, ilahi söylesin.

YAKUP 5:13 TCL02

https://bible.com/bible/170/jas.5.13.TCL02

Hayatımızda sıkıntı var sevinç var yoksulluk var zenginlik var zorluklar var kolaylıklar var. Hiçbir zaman aynı şekilde gitmez. Hayatımız bir romansa bu romanın tek bir konusunu yoktur. Bu durumların hepsini ve daha fazlasını içine alan büyük ve kalın bir kitaptır. Tanrı hayatımızı anlatan bu romanın her bölümünde her sayfasında her paragrafında her satırında olmak istiyor.


Sadece sıkıntı olan sayfalarında değil, sadece sevinç olan sayfalarında değil ama hepsinde. O zaman şimdi bir iki kişi yüreğinde olan sıkıntıyı bizimle paylaşsın ve dua edelim.

—–DUA—–

Aynı şekilde sevinçli olan ilahi söylesin diyor. O zaman şunu sormak istiyorum: aklınıza ilk gelen sevinç ilahisi hangisidir? Hep beraber o ilahiyi söyleyelim.

—–İLAHİ—–


*****

14 ve 15 ayetlerinde içinizden biri hastaysa kilisenin ihtiyarları Rabbin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsin diyor ve bir vaat var. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracak diyor.

İçinizden biri hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır.

YAKUP 5:14

https://bible.com/bible/170/jas.5.14-15.TCL02


Hastalıklarımızdan kurtulmak için kilise ihtiyarlarından dua istememiz gerektiğini görüyoruz. Aslında çobanların bir görevi de dua etmek kilisedeki hasta olan kardeşler için. Tabii ki yağ sürüp diyor ama biz biliyoruz yağ ne kadar önemsiz olmasa da aslında iyileştirici güç yağda değil Tanrı’nın kendisindedir. Şu an yağ sürme imkanımız olmadığı için biz dua edelim kilisemizdeki hastalar için.

Tabii ki şunu da parantez içinde belirtelim Tanrı her hasta olana ihtiyarlar dua ettiği zaman şifa vereceğim diye bir garanti vermiyor. Örnek olarak biz Pavlus dua ettiğinde Tanrı’nın bir durumda ona şifa vermediğini biliyoruz. Kutsal Kitap’ta bunun başka örnekleri de var, başka kişiler de var dua etmiş ama şifa alamamış. Ama bize düşen, Tanrı’dan her zaman kardeşlerin şifa alması için dua etmektir. Tanrı’dan bunu istemektir. O zaman şimdi tek tek içimizde hasta olanların isimlerini bir sayalım sonra onlar için dua edelim.

—–DUA—–

*****

Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır. Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. İlyas da tıpkı bizim gibi insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti; üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı. Yeniden dua etti; gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi.

YAKUP 5:15

https://bible.com/bible/170/jas.5.15-18.TCL02


15-18 ayetlerinde birkaç nokta görüyoruz. Öncelikle bazı hastalıklarımızın sebebi günahtan kaynaklanıyor olabilir. Ama dikkat edelim ayette “eğer hasta günah işlemişse” diyor yani bazı hastalıklarımız günahtan kaynaklanıyor olabilir ama her hastalığımız günahtan kaynaklanmaz. O zaman ne yapacağız? Hasta olduğumuzda dua ederken bu konuyu Tanrı’nın önüne getirip hastalığımızın günahtan kaynaklanıp kaynaklanmadığını Tanrı’ya sorabiliriz.

Diğer bir nokta ise şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin konusudur. Buradan anlayabiliriz ki eğer bazen dua ediyorsak ve şifa alamıyorsak bunun sebebi birbirimize itiraf etmediğimiz günahlarımız ve dua etmememiz olabilir. Şöyle anlamayalım yani her günahımızı açıkça böyle topluluk içinde birbirimize itiraf etmek zorundayız gibi değil ama birbirimize karşı olan suçlarımızı ve günahlarımızı birbirimize itiraf etmeliyiz. Tanrı yüreğimize itiraf etmemiz gereken bir günah koyduysa topluluk içinde o da olabilir ve özellikle birbirimiz için dua etmeliyiz. O zaman şimdi 1-2 dakikalık kısa bir sessiz zaman yapalım ve yüreğimize ne gelirse o şekilde dua edelim. İtiraf konusu gelirse itiraf edelim, bir kardeş için dua etmek gelirse dua edelim.

—–DUA—–

Şimdi tanrının sözünden sizleri biraz teşvik etmek istiyorum doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir konusunda. Okuduğumuz bölümde bu konuya örnek olarak gösterilmiş olan İlyas’ın hikayesini biliyoruz. Onu çok uzun bir şekilde anlatmayacağım, öyküsünü 1. Krallar 17-20 bölümleri arasında okuyabilirsiniz. Özetle Tanrı İsrail’e işlediği günahlardan dolayı bir kuraklık cezası vermişti. İlyas dua etti ve 3,5 yıl yağmur yağmadı. Sonra yine dua etti ve yağmur yağdı. Ve ayette okuduğumuz gibi İlyas tıpkı bizim gibi bir insandı, biz nasılsak İlyas da öyleydi ama İlyas şuna inanıyordu: Tanrı’ya ettiğimiz dualar doğanın gidişatını bile etkileyebilir. Buna iman ediyordu. Biz buna iman edebiliyor muyuz?

Bazı insanlar buna inanmak istemeyebilir. “Tanrı veya doğa, her kanunu önceden zaten belirlemiştir” derler. Bu her şeyin olacağının önceden belirlenmiş olması çok uzun süredir devam eden bir tartışma konusudur. Aslında biz buna kader diyoruz. Kader ne demektir? Yani yaptığımız ya da gerçekleşen bir olay, bundan çok daha önce belirlenmiştir inancı. Her şey önceden belirlenmiştir, iyi ve kötü belirlenmiştir ve değişmezdir. Yani biz bunu değiştiremeyeceğimiz inancını taşıyoruz bazen. Özellikle bizim gibi yani farklı inançtan gelen kişilerde kaderin bu yönlü tarafına olan inanç hala devam edebiliyor.

Peki o zaman şunu sormak gerekmez mi: eğer yaptığımız şeyler ve olacak olan bütün olaylar önceden belirlendiyse, iyi ve kötü olan her şey önceden belirlendi ise o zaman bizim dua etmemizin ne anlamı vardır değil mi? Eğer öyleyse yani her şey belliyse, bizim dualarımız, zaten belli olan şeyleri değiştiremez demektir.

Ama Kutsal Yazılar diyor ki: doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. Kutsal Kitap’ta sayısız örneklerini görüyoruz. Tanrı olayların gidişatına dualar neticesinde müdahale etmiştir ve edecektir.

Sadece bir örnek vermek gerekirse, Mısır’dan Çıkış 32 bölümde anlatılan olayı hatırlarsınız. İsrailliler Musa’yı beklerken altın buzağı yaptılar. Ondan sonra Tanrı onlara çok öfkelendi onları yok edecekti ama Musa dua ettiğinde Tanrı ne yaptı? Yine günah işleyenleri cezalandırdı ama halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti. Bütün bir halkı yok etmedi. Tanrı neden bunu yaptı? Çünkü Musa dua etti. Çünkü doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir ve Musa ile birlikte, ayette söylediği gibi İlyas da tıpkı bizim gibi bir insandı. Teşvik etmek istiyorum: aynı imanla dua edebiliriz – aynı imanla dua edebiliriz!

***** Son bölüme bakalım

Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur.

YAKUP 5:19

https://bible.com/bible/170/jas.5.19-20.TCL02


19-20 ayetleri içimizden birisinin gerçeğin yolundan sapması, başka bir deyişle Tanrı’ya sırtını dönmesi durumunda ne yapabileceğimizi bize gösteriyor. Yapmamız gereken şey, o kişiyi Tanrı’ya geri getirebilmek için yapabileceğimiz her şeyi yapmaktır. Bu aslında bir kilise için çok önemli bir önceliktir. Tanrı’ya sırtını dönmüş olan bir kardeşi kiliseye geri kazandırmak için çalışmalıyız, dua etmeliyiz. Ayet diyor ki bunu yaparsak ölümden bir can kurtarmış ve bir sürü günahı örtmüş oluruz. Şimdi şu soruyu kendimize sorabiliriz: hem bireysel olarak iman hayatlarımızda, hem de bir kilise olarak bunu ne kadar yapıyoruz? Şimdi bu kişilerden hatırladığımız isimleri sayalım ve o kişiler için dua edelim.

—–DUA—–

*****
Böylelikle Yakup mektubu vaaz serimizi bitirdik. Vaaz serimiz bitti ama Yakup mektubundan öğrendiğimiz Tanrı’nın prensiplerini hayatlarımızda uygulamak için her zaman özen gösterelim. Sıkıntıda olduğumuz zamanlarda ve her zaman bu uyarıları hatırlayalım. Kutsal bir yaşam yaşamak için her daim dua edelim, birbirimiz için de dua edelim, Tanrı’dan yardım isteyelim.

Bu vaazları tekrar okumak isterseniz, 12 vaazlık serinin 1 tanesi hariç tümünü internet sitemizde bulabilirsiniz. Eksik olanı da en yakın zamanda ekleyeceğim.

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.04.26 Yakup 5 İman ve Eylem

YAKUP 2:14-26 İMAN VE EYLEM

Yakup mektubu üzerindeki vaazlarımıza devam ediyoruz. Bugün serinin 5. vaazı, iman ve eylem ile eylemle aklanma konularını ele alıyor. Bu, tarih boyunca hassas bir konu olmuştur. O yüzden vaaz sırasında ara ara yanlış yorumlanabilecek cümleler duyabilirsiniz. Ricam şudur: Böyle bir şey olduğunda konunun sonuna kadar beklemeniz. Yani duyacağınız şeylerden bazıları teolojik olarak yanlış gibi gelebilir ama açıklamanın sonuna kadar beklerseniz metnin vermek istediği mesaj netlik kazanacaktır. Şimdi ayetler üzerinden gidelim:

14 Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi?

Bir iman türüne ait bir resim var. -Böylesi- Nasıl bir iman? Hiçbir iyi eylemim yok, ama ağzımla imanım olduğunu söylüyorum -beyan ediyorum-iddia ediyorum… “İmana sahipse” demiyor, “İmanı olduğunu söylerse…” diyor. Sadece beyan etmek bir işe yaramaz, bizi kurtarmaz. Boştur.

Matta 7:24-27 Sağlam Temel, Çürük Temel

24“İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. 25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 26 Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. 27 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.”

“Benim evim sağlamdır” diye beyan etmek tek başına fayda etmez. En güzel örneği yine Yakup veriyor:

15-16 Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, “Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim” der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar?

Benim her şeyim var ama günlük yiyecekten yoksun bir kardeş görüyorum. Bakıyorum, üzülüyorum ve diyorum ki: “Umarım ki doyarsın.” Doydu mu? Biz kilisede bunu çok yaparız. “Senin için dua ediyorum.” Bu güzel ve doğru bir şeydir. Ama aynı zamanda Tanrı’ya da sormak lazım: “Bu kardeş için gerçekten yapabileceğim bir şey var mı?”

Şunu demek istiyor: Üzülmende samimiysen, yardım edersin. İmanında samimiysen, eylemle onu kanıtlarsın.

1. Yuhanna 3:17-18 Dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatini esirgeyen kişide Tanrı’nın sevgisi olabilir mi? 18 Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.

17 Bunun gibi, tek başına eylemsiz iman da ölüdür.

İmkanımız varken yardım etmiyorsak üzülmemiz boşunadır. Aynı şekilde imkanımız varken eylem yapmıyorsak imanımız da boşunadır. -Yanlış anlaşılmasın- bundan -eylemle kurtuluruz- anlamı çıkmıyor. Tek Kurtarıcı İsa Mesih’tir. Eylemle kurtulsaydık iki kurtarıcı olurdu: İsa ve kendimiz. Ama ne demek istiyor: Sadece sözde kalan, eylemle desteklenmeyen imanla kurtuluş olmuyor, gerçek iman, eylemle desteklenen imandır. Çünkü eylem gerçek imanın göstergesidir.

Reformcu John Calvin şöyle dedi: “Sadece imanla kurtuluruz, ama tek başına olan bir imanla değil.”

18 Ama biri şöyle diyebilir: “Senin imanın var, benimse eylemlerim.” Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim.

İman ve eylemin birbirinden ayrılamayacağını, bir diyalog kullanarak gösteriyor. Burada şunu görüyoruz: İmanı olan ama eylemi olmayan kişinin, imanını kanıtlama şansı var mı? Bir kişi imanı olduğunu iddia edebilir. Ama bunu ortaya koyacak şekilde yaşamıyorsa, bunu nasıl bilebiliriz? Eylemlerim olmadan size imanım olduğunu kanıtlayabilir miyim? Kanıtlayamam, sadece beyan edebilirim. Şuna benzer: “Ben kızım için mükemmel bir babayım.” Ama Sedef’e de bir sormak lazım. Eğer eylemlerimle ona bunu göstermiyorsam, bunu iddia etmem çok saçma olacak. Eylemlerim olmadan imanlı olduğumu iddia ettiğimde de aynısı olacak. Eylemler, imanımızı gösterebilmek için tek yoldur. Sadece sözler yetmez.

Yakup 3:13 Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin.

Yakup bugün baktığımız metinde şöyle devam ediyor:

19-20 Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! 20 Ey akılsız adam, eylem olmadan imanın yararsız olduğuna kanıt mı istiyorsun?

Tanrı’nın olduğuna ve Tek Tanrı olduğuna inanmak önemsiz mi? Hayır çok önemlidir. Ama yeterli midir diye sorarsak, yeterli değildir. Cinler de buna inanıyorlar hatta titriyorlar ama bu onları kurtarıyor mu?

Matta 8:29(Cinler) İsa’ya, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun?”

İsa’yı tanıyor ve Tanrı’nın Oğlu olarak tanıyorlar ama bu onları kurtarmıyor. İsa onları domuzlara gönderdi ve onlar kendilerini göle attılar. Çünkü inanmakla yetiniyorlar, eylem yok, adanma yok. Sadece sözde olan bir inanç var. Herkesin bildiği bir gerçeği dile getirmek sadece onu kafamızda onaylamak demektir. Ama sadece kafamızda onayladığımız ama bizi değiştirmeyen, eyleme götürmeyen iman boş bir imandır. Yine en güzel örneği Yakup veriyor:

21-23 Atamız İbrahim, oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklanmadı mı? 22 Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı. 23 Böylelikle, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. İbrahim’e de Tanrı’nın dostu dendi.

Bu ayetlerde açıkça İbrahim’in oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklandığını görüyoruz. Şöyle açıklayabiliriz:

Yaratılış 15:6 Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı.

Avram yani İbrahim Tanrı’ya iman etti ve imanı aracılığıyla aklandı. Sonra Yaratılış kitabında 7 bölüm ilerlediğimizde, İbrahim’in imanının oğluyla denendiğini görüyoruz. O zamanda da eylemle aklandı. İbrahim iman ettiğinde aklandı ve imanını denenme aracılığıyla eyleme dönüştürdü. Yani İbrahim’in oğlunu sunmasını sağlayan şey imanıydı. Bu ikisi birbirinden ayrılamaz. En sevdiği şey olan oğlunu bile Tanrı’ya verebilecek kadar imanı samimiydi. Tanrı’ya olan imanını sadece kafasından onaylamadı, ama oğlunu adama eylemiyle, imanının gerçekliğini kanıtladı.

Gerçek iman ve eylem birbirinden ayrılamaz. İbrahim’in imanı eylem ortaya çıkardı ve eylemi imanını tamamladı. Ve ne diyor: “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu.” Bu iman ve eylemle oldu.

24 Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, eylemle de aklanır.

İnsan eylemle de aklanıyor. Yalnız dikkat edelim şunu demiyor: -İnsanın kurtulması için iman ve eylem şartı vardır- demiyor. Bu ayeti tek başına alırsak, İsa’nın kendi öğretisine karşı bir inanç çıkar. Anlatmak istediği şudur: İman ettiğimizde kurtuluyoruz ve eylemlerimizle de imanımızın gerçekliğini göstermiş oluyoruz. Eylemlerimiz zaten imanımızdan geliyor. Yakup Kutsal Kitap’tan ikinci bir örnek veriyor:

25 Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı?

Kısaca: Rahav, Eriha kentinde yaşayan Kenanlı bir kadındı. O dönemde de Tanrı’nın yönlendirdiği İbranilerin ordusu bu kente doğru yaklaşıyordu. Ülkenin durumunu öğrenmek için önden casuslar gönderdiler. Rahav bir şekilde İbranilerin Tanrısının gerçek Tanrı olduğuna iman etti. Bu yüzden casuslar geldiğinde yakalanmasınlar diye onları sakladı, sonra onları farklı ve güvenli bir yoldan geri gönderdi ve evine de bir işaret bıraktı. Şimdi şunu söyleyebiliriz: Rahav tek başına bu eylemiyle aklanmadı ama bu eylemi, imanının gerçek olduğunu gösterdi. İmanının gerçek olduğunu eylemiyle kanıtladı.

İbraniler 11:31 Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi.

İmanı sayesinde diyor, eylemi sayesinde demiyor. Çünkü bu eylemi ona yaptıran imanıydı.

Ve Yakup sonuca geliyor:

26 Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür.

Aslında konunun en güzel özeti budur: Ruh olmadan beden nasıl ölüyse, eylem olmadan iman da aynı şekilde ölüdür.

Şimdi kısaca birkaç noktaya değinelim:

Bazı insanlar, kurtulmamızda eylemlerin etkin olduğunu kanıtlamaya çalışmak için bu bölümü kullanabilirler. Hatta Martin Luther’in bile bu bölümde çelişki gördüğünü belirten sözleri oldu. Şimdi ben elbette Martin Luther gibi büyük hizmetleri olan adanmış bir adamın yanında hiç kimseyim. Ama izin verirseniz, bir bakış açısını kullanarak, Pavlus’un imanla aklanma ve Yakup’un eylemle aklanma ayetleri arasında bir çelişki olmadığını size kanıtlamak istiyorum.

Eylemle ve iyi işlerle aklanma dediğimizde, iyi işlerden kasıt nedir? Muhtaçlara yardım etmek, yalan söylememek, ibadet etmek vs… Ama bu okuduğumuz metinde, Yakup’un örnek verdiği eylem ve iyi işler nelerdi? İbrahim’in oğlunu Tanrı’ya sunması ve Rahav’ın casuslara yardım etmesi. Şimdi şunu sormak istiyorum: İbrahim’in ve Rahav’ın yaptıkları bu iki eylemden, imanı çıkartın ve o eylemlere imanları olmadan bir daha bakın, ne görüyorsunuz? Ben size söyleyeyim, bir tanesi: öz oğluna cinayet girişimi ve diğeri: vatan hainliği.

Eğer bu bölümden eylemlerimizle kurtuluruz sonucuna varacaksak, kurtulmamız için yapmamız gereken eylemler: öz oğluna cinayet girişimi ve vatan hainliğidir. Ne kadar mantıksız, değil mi? Bu ayetlerden eylemle aklanırız sonucunu çıkarmak da öyle. Çünkü bunlar düz baktığınızda hem günahtır, hem de kanunda ceza gerektiren suçlardır.

Ama imanla baktığınızda, bunlar bu kişilerin Tanrı’ya olan gerçek imanlarının göstergeleridir. Yani başka bir deyişle, eylemleridir. İmanlarının meyveleridir. Tanrı sevgisini hayatlarındaki her şeyden üstün tuttuklarının göstergeleridir.

Pavlus şöyle dedi:

Galatyalılar 5:6 Mesih İsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Şu soruları soralım: İbrahim gibi, hayatımda en değerli gördüğüm şeyi bile Tanrı’ya vermeye hazır mıyım, yani gerçekte en değerli varlığım Tanrı mıdır? Ve Rahav gibi, Tanrı sevgisi uğruna, insanların gözünde hain sayılmayı bile göze alabilecek kadar hayatımda Tanrı’ya değer veriyor muyum? Tanrı benden imanımı eylemle kanıtlamamı istediğinde, buna hazır mıyım?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.04.19 Yakup 4 Ayrımcılık Yapmayın

Yakup 2:1-13

(1) İlk akla gelen düşünce: Benden uzak olsun! Ben yapmam! Ben ayrımcı değilim! Ben rahatım!

“Kardeşlerim” “Rabbimiz İsa Mesih’e iman edenler olarak” –> İmanlılara hitap ediyor!

Hayatımızda vardır ya da yoktur, ama en azından olabilme ihtimali vardır, çünkü Tanrı uyarmıştır.

“Ben asla yapmam” düşüncesi beraberinde güzel kırmızı kurdeleli bir denenme getirebilir.

Kilisemizde Türk-Amerikan, kadın-erkek, zengin-fakir var. (Sohbet, ilgilenme, çıkar ilişkileri, hor görme).

Bir Hristiyan kimseye bu tip bir ayrımcılıkla yaklaşmamalı. O zaman kimseye ayrıcalıklı davranmayacak mıyız?

Karıştırılmasın: Rom 13:7 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.

Devletimize hakkını, ticarette herkese hakkını, anne babaya ve hak edene saygıyı ve onuru vereceğiz.

Söylemek istediği: Kibir yapmadan, sınıf ayrımı yapmadan, bir kesime dalkavukluk yapmamak ve diğer kesimi hor görmemek. Çünkü Tanrı insan gibi görmüyor, kimin ne olduğunu bilemeyiz.

Örnek: İşay’ın evine giden Samuel. 1. Sa.16:7 Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.

(2-4) Canlı bir örnek. Resim-toplandığımız yer-kilise-zengin ve fakir kişi geldiğindeki davranış farklılığı. Hoşgeldinci. Kiriş.

Zengin kişi, bana faydası olur diye ilgilenmek-fakir kişi, bundan bana fayda gelmez diye ilgilenmemek.

Kulağa abartı gibi gelebilir, ama inanın bu örnek abartı değildir. Kilisede ve toplumda bu düşünce vardır.

Buna karşın Tanrı şöyle diyor: (5-6-7) Tanrı’nın gözünde yoksul olanlar ne kadar değerlidir! Birkaç ayet:

Yeşaya 61:1 Egemen RAB’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti. (İsa kendisi havrada bu ayeti açıp okudu) Luka 4:18

Luka 6:20 İsa, gözlerini öğrencilerine çevirerek şöyle dedi: “Ne mutlu size, ey yoksullar! Çünkü Tanrı’nın Egemenliği sizindir.

1 Ko. 1:26-29 Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. 27 Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. 28 Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. 29 Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin.

Zenginlerin çoğu Tanrı’ya değil, varlıklarına güvenirler. -Varlıkları ambarlara sığmayan adam-

Luka 19:20 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’ 20 “Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız!’ dedi. ‘Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?’

Bölümdeki ilk örnekte kiliseye gelen zengin, bir imanlı gibi. Ama buradakiler sanki değil gibi. Sömüren, mahkemelere sürükleyen, ait olduğumuz Kişi’nin yüce adına küfreden… 2000 yılda çok şey değişmedi, günümüz dünyası da aynıdır. Hepsi için konuşamayız ama varlıklı insanların hayatlarına bir bakın, artık sosyal medya var hepsi gözler önündedir. Zulüm yaparlar. Ambarları olan adam gibi, hep daha fazlasını isterler. Tanrı’yı ve dünyanın geçiciliğini düşünmezler.

Tanrı’ya gelmek onlar için çok fedakarlık ister çünkü yükleri ağırdır.

Ama yoksulluk hafifliktir. Yoksul kişi zenginliğe umut bağlayamayacağını zaten öğrenmiştir. Bu yüzden İsa “Gel” dediğinde gidiverir. Ama İsa zengin adama varlığını sat ve gel dediğinde adam ne yaptı?

Matta 19:22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.

Üzüldü ve gitti. Yapamadı. Bırakmak için çok fazla yükü vardı. Bu yüzden İsa’nın hafif olan yükünü alamadı.

Amacımız zenginleri hor görerek başka bir ayrımcılık yapmak değil. Ama şudur: Tanrı yoksullara ve zayıflara ne kadar daha fazla önem veriyor! O zaman biz nasıl hor görelim?

(8) Neden komşumuzu kendimiz gibi sevmemiz örneğini veriyor çünkü bunu yaparsak ayrım da yapmayız.

“Tanrı’nın yasası” – en büyük buyruktur, bir devrimdir. En büyük buyruk nedir?

Markos 12:30-31 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’ 31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”

Örneğe bağlı kalırsak: kiliseye gelen zengine çıkar umarak yaklaşıyorsam ve fakirden bir çıkarım olmaz diyerek ondan yüzümü çeviriyorsam, komşumu kendim gibi sevmiyorum. “Ama zengine iyi davranıyorum” “Ama sevdiğime iyi davranıyorum” İsa demedi mi:

Matta 5:46 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur?

Eğer komşunu kendin gibi seviyorsan fakire de iyi davran, sevmediğine de iyi davran. Komşu kimdir? İyi Samiriyeli’de görüyoruz, komşum, yardım edebileceğim herkestir.

Kendine öyle davranılsa hoşuna gider mi? Hor görülmek hoşuna gider mi? İsa şunu da dedi:

Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

9-11 İşin içine yasa giriyor. Ayrımcılık günahtır ve günah yasaya karşı gelmektir ve yasanın bir maddesine karşı gelmek, yasanın tümüne karşı gelmek demektir. Zina etmez ama adam öldürürsen yasaya karşı gelmiş olursun. Adam öldürmez ama hırsızlık yaparsan, yine aynı. Tek ihlal=tümden ihlal demektir.

Peki biz yasadan özgür değil miyiz? Rom 6:14 Kutsal Yasa’nın yönetimi altında değil, Tanrı’nın lütfu altındasınız. O zaman yasaya karşı gelsek ne zararı var?

Gerçek: Bizler yasanın değil, Mesih’in yönetimi altındayız. Yasayı değil, Mesih’i izliyoruz. Yasayı ihlal etmenin cezası var, o ceza ölümdür ve Mesih tarafından ödenmiştir. Yasadan özgürüz.

Ama yasanın bazı kuralları bizim için hala bağlayıcıdır. On emirden dokuzu mektuplarda var, sadece Şabat yok.

Yasanın bu emirleri “bunlara uymazsan öleceksin” olarak değil, ama “Bak, ben seni kurtardım, özgür kıldım. Ağır bedel ödendi-filmini bile izleyemiyoruz. Sen de artık Mesih’e benzemen için verdiğim bu buyruklara uy. Kutsal ol.”

Zaten Yakup da diyor. (12) İmanlılar yasanın altında değil, özgürlük yasasının altında. Ama özgürlük nedir? İstediğimiz her şeyi yapmak değil, doğru olanı yapmak.

Rom. 6:1 Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? 2 Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız?

Musa’nın yasası insanları suçlu çıkardı, özgürlük yasası ise bize lütuf ve güç verdi. Kurtulmak için değil, ama kurtulduğumuz için iyi işler yapıyoruz.

Unutmamalıyız: Yargılanacağız. (Ama ben kurtuldum!)=Belki kurtuluşumuz değişmeyecek, ama belki ödüllerimiz değişebilir.

“Konuşup davranın” diyor. Dikkat: Sadece “konuşun” demiyor. Yani sözlerimizin ve davranışlarımızın uyum içinde olması lazım.

(13) Tanrı’yla ilişkisi iyi olan birisinin bol merhamet göstermesi gerekir. Yargılanacağız dedik. Yargı gününde Tanrı’dan merhamet bulmak istiyor muyuz? O zaman merhamet göstereceğiz. Ne zaman? Şimdi. Kime? Komşumuza. Komşumuz kim? Herkes. Başkalarına merhamet edersek, biz de merhamet bulacağız.

Hiç kimseye ayrımcılık yapmayacağız, ama herkese merhametle yaklaşacağız. İsa dedi:

Matta 5:7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.

Sorular:

Kendi ırkıma, başka ırklardan daha fazla,

Gençlere, yaşlılardan daha fazla,

Kadınlara erkeklerden daha fazla,

Ünlü kişilere ünsüzlerden daha fazla,

Zenginlere yoksullardan daha fazla, ya da tam tersinde değer gösteriyor muyum?

İsa’nın sözünü tekrar ederek bitirelim: Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

Vaaz 2018.07.22 Somut İman

Açılış

Günümüz dünyasında insanlar artık hayata daha maddesel bakıyorlar. Ateist bir arkadaşım vardı, bir gün bu arkadaşımla sohbet ederken bana bir Tanrı’ya inanmamasının sebebi olarak, gözüyle göremediğini bu yüzden de Tanrı’nın gerçek olmadığını söyledi. O’na yeryüzünü örnek gösterdim ve ağaçların, hayvanların, gökyüzünün kimin eseri olduğunu düşünüyorsun dedim. Büyük patlama ve evrim dedi. O’na rüzgarı da göremediğini ama gerçekten rüzgarın olduğunu söyledim. “Bu çocukları ikna etmek için” dedi. Şunu anlattım: Bilgisayarda bir yazı belgesi aç. İlk açtığında kaydet tuşu pasiftir, yani tıklayamazsın. Çünkü belgede yeni açılmıştır ve henüz kaydedecek bir değişiklik olmamıştır. Sonra belgedeki herhangi bir kelimenin sonuna gel ve boşluk tuşuna bir defa bas. Belgede herhangi bir değişiklik oldu mu? “Olmadı” dedi. O zaman kaydet tuşunun neden az önce pasifken şimdi aktif olduğunu sordum. Cevap veremedi. Çünkü dedim, bilgisayar boşluk tuşunu bir karakter olarak algılar. Eğer belgeyi kaydetmeden kapatmak istersen program seni uyaracaktır çünkü belgede değişiklik algılamıştır, çünkü sen hiçbir şey göremesende onun karakteri oradadır. O zaman biraz sinirlendi ve Tanrı’yı suçlamaya başladı. Açlıktan ölen çocuklardan, katillerden tecavüzcülerden, savaşlardan ve terörden, yeryüzündeki kötülüklerden dolayı Tanrı’yı suçlayıp durdu. Suçlamalara cevap vermek yerine, ona inanmadığı Tanrı’yı neden suçladığını sordum. Bir cevap veremedi, ama bu sohbet onu Tanrı’nın varlığına ikna etmeye de yetmedi. Yüreklerinde Tanrı sevgisi olmayan kişilerin yaptığı eylemlerden dolayı Tanrı’yı suçluyordu ama sorunun Tanrı’da değil, insanlarda olduğunun farkında değildi. Veya farkındaydı, ama sadece kabul etmiyordu. Günümüzde çoğu insan gözle görülemeyen yani soyut olan Tanrı ve iman hakkında alaycı konuşuyor ve başka bazıları yeryüzündeki kötülüklerden dolayı Tanrı’yı suçluyor. Tanrı artık problemlere bir çözüm olarak hiç düşünülmüyor. Hatta sanki problemin kaynağıymış gibi gösteriliyor.
Şimdi kısa bir video izleyeceğiz. Bu video Makedonya milli eğitim bakanlığı tarafından kullanılmış, kullanılış amacı ise Makedonya’ya okullarda yasaklanan din eğitimini geri getirebilmek.

Şimdi Kutsal Kitap’tan bir hikaye okuyacağız. Bu hikayede önce konuştuğumuz gibi, soyut olduğu için bağışlanmaya inanmayan ve Tanrı’yı suçlayan insanlar göreceğiz.
Markos 2:1-12 Bir Felçlinin İyileştirilmesi
AYET 1-2 Bölüm, “birkaç gün sonra…” diye başlıyor. Peki birkaç gün önce, yani Markos’un 2. bölüme geçmeden önce kaleme aldığı son bölümde neler olmuş? Markos 1:40-45 oku. Cüzamlı adam, İsa’dan şifa aldıktan sonra durdurulamaz bir şekilde paylaşmaya başladı. O kadar paylaştı ve haberler o kadar yayıldı ki, İsa artık ünlü oldu! Gideceği yerlere açık bir şekilde gidemeyeceği noktaya geldi. Ayette “Halk her yerden O’na akın ediyordu” diyor. Bu yüzden 2. bölümün başında yani birkaç gün sonra Kefarnahum’a geldiğinde ve evde olduğu duyulduğunda, o kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. Burada mucizeler yapan bir adam vardı ve insanlar mucize yapan adamı görmek istiyorlardı. Tanrı’nın gücünü gösterdiği zamanlarda insanlar bunu çekici bulur. İnsanlar yığın halinde geldiğinde, İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu.
AYET 3-4 Bu arada kalabalığın en gerisinde, felçli bir adam vardı. Bir şiltenin üzerinde yatıyordu ve onu 4 kişi taşıyordu. Kalabalık yüzünden İsa’ya yaklaşamadılar. Dışarıdaki kalabalık onun İsa’ya yaklaşmasına engel oldu. Tanıdık geldi mi? Ne zaman birisi İsa’ya gelmek istese, bir veya birkaç engel çıkar. İlk defa kiliseye gelen kişi yolda durur ve içinden bir ses gerçekten mantıklı bir şey yapıp yapmadığını sorar. Vaftiz olmasına 1 hafta kalan kişi grip olur ateşi çıkar. Tüm duaları yanıtlanan kişi kiliseye gelmeye başladığında Tanrı’dan duyamamaya başlar. Tanrı’ya kendini adayan ve hizmeye başlayan kişi iş yerinden kovulur. Her zaman böyledir. Tanrı hayatlarımızda çalışıyor, hamdolsun, ama aynı zamanda günah da kapıda pusuya yatmış bir şekilde her zaman bekliyor ve İsa’ya doğru bir adım attığımızda hemen arkamızdan tutup bizi geri çekmeye çalışıyor. Eğer İsa’yı kabul etmeye hazırlanıyorsak kötü olan bizi bundan vazgeçirmeye çalışır. Eğer İsa’yı daha önceden kabul etmişsek bu sefer de O’na yaklaşmamızı engellemeye çalışır ve bizi İsa’dan mümkün olduğunca uzaklaşmaya zorlar. Şüphesiz ki Tanrı daha güçlüdür. Ama ne yapacağız?
Gerçekten İsa’yı bulmak isteyen ve O’ndan kurtuluş almak isteyen insanlar bir çözüm buldular. Engellere karşı bir yol aradılar ve bunun için mücadele ettiler. Bazen arkadaşları engel olduğunda, Nikodim gibi arkadaşlarından gizlice O’na geldiler. Bazen boyları engel olduğunda, Zakkay gibi bir ağaca tırmandılar. Bu felçliyi taşıyan kişiler ne yaptılar? Ayet 4 oku.
Damı delip açtılar ve adamı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. Ya da, bir çözüm buldular. Belki de bu 4 kişinin isimleri şefkat, merhamet işbirliği ve kararlılıktı. İsa’ya yaklaşırken ya da birisini İsa’ya getirirken bu özelliklerle davranabiliriz. Bu eylemin sonucunda ne oldu?
AYET 5 – Oku İsa’nın onların imanından etkilendiğini söyleyebiliriz. Ama neden “Günahların bağışlandı?” Bu aslında biraz tuhaf. Neden? Çünkü konu felçti. Günah değildi. Adamın bedenini iyileştirip canını ihmal etmeyecekti değil mi? Bir kişinin başı ağrıdığında ve doktora gittiğinde, doktor ona ağrı kesici verip evine gönderebilir. Aldığı ağrı kesicinin etkisiyle bu kişi kendisini bir süre iyi hissedecektir. Ama birkaç saat sonra ağrı kesicinin etkisi geçmeye başlayınca yine başı ağrıyacaktır. Neden? Çünkü problem aslında çözülmedi, probleme sebep olan durum devam ediyor. Bir süreliğine iyileşen şey, sadece problemin sebep olduğunu bir belirtiydi. Problem devam ediyordu. Ama doktor bu kişiyi iyice muayene edip testler yapsaydı ve belirtisi baş ağrısı olan rahatsızlığı teşhis ve tedavi etseydi, o zaman baş ağrısı kalıcı olarak ortadan kalkacaktı. İşte İsa’nın yaptığı şey budur. O’na getirilen bu adamın geçici durumuna çare bulup, sonsuz durumunu düzeltmeden onu bırakmayacaktı. Bunun için “Günahların bağışlandı” dedi. Adam bağışlanma aldı ve bu durum bugün de geçerlidir. İsa çarmıha herkes için gitti herkesin kendisine gelmesini istiyor. 2 Korintliler 5:14-15’te şunu okuyoruz: “Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü. Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.”
AYET 6-7
Din bilginleri hemen “Günahların bağışlandı” ifadenin önemini yakaladılar. Bunu kaçırmaları mümkün değildi. Haklıydılar. Okudukları Kutsal Kitap onlara sadece Tanrı’nın günahları bağışlayabileceğini öğretiyordu. Bu nedenle, eğer başka bir kişi günahları bağışladığını söylüyorsa, ya bir terapiste görünmesi gerekiyordu, -ki o çağda bu konudaki terapi yöntemi onu öldürmekti-, ya da bu kişi Tanrı olmalıydı. O’nun Tanrılığını kabul etmek yerine, içlerinden O’nu küfretmekle suçladılar. İsa’yı suçladılar.
AYET 8-9 İçlerinden suçladılar, ama İsa’nın duyması için, dışlarından sesli bir şekilde konuşmalarına gerek yoktu. Ki bu da, başlı başına İsa’nın Tanrılığının bir kanıtıdır. Onlara şu soruyu sordu: “Hangisi daha kolay…?” İsa bu soruyu bize sorsaydı, cevabımız ne olurdu? Hangisi daha kolay? Aslında eğer mesele söylemekse, ikisi de kolay. Ama insani açıdan bakılırsa, ikisini de yapmak zor.
AYET 10-12 – Oku Buraya kadar İsa zaten felçlinin günahlarının bağışlandığını bildirmişti. Evet, ama bu gerçekten olmuş muydu? Din bilginleri felçli adamın günahlarının bağışlandığını görmediler. Çünkü bu soyut bir şeydi, gözle görülemezdi. Bu yüzden de inanmadılar. Bunun için de İsa onlara, felçlinin günahlarının gerçekten de bağışlanmış olduğunu göstermek için, onlara gözleriyle görebilecekleri bir şey verdi. Felçliye kalmasını, döşeğini toplamasını ve yürümesini söyledi. Adam bunlara anında karşılık verince, herkes şaşırdı. Çünkü böylesini daha önce hiç görmemişlerdi. Ama Musa’nın Kızıldeniz’i yarmasını Tevrat’ta belki yüzlerce kez okuyan bu insanlar, şimdi gözleri önünde gerçekleşen Tanrı belirtisine, karşı konulamaz bu kanıta rağmen, yine de inanmadılar. İnanç biraz da istek gerektirir, benim arkadaşım gibi, onlar inanmak istemiyorlardı.
ÖZET Evet, İsa’nın bir kez daha, yardıma muhtaç durumda olan bir insana yardım ettiğini görüyoruz. Felçli adamı taşıyan kişilerin, İsa’nın o kişiyi iyiliştirebileceğine dair inançları, güvenleri, imanları İsa’yı hoşnut etti. Buna karşılık İsa adamın sadece felcini iyileştirmedi, o anki problemi için şifa verdi ve aynı zamanda kalıcı çözüm olarak onun canını da kurtardı.
Ve hem de bunları yaparken herkese yetkisini de ilan etti ve bunu ispatladı. İsa’nın gerçekten de günahları bağışlama yetkisi vardır.
Çünkü o insan bedeninde aramızda yaşamış olan, Tanrı Söz’ünün vücut bulmuş hali, kendi ayaklarıyla çarmıha gitmiş, çarmıhta biz insanların günah bedelini ödemek için acılar içinde canını vermiş olan, ölümünün 3. gününde dirilerek yetkisinin ölümün de üzerinde olduğunu kanıtlamış olan, bize bağışlanma, bize kurtuluş ve bize Tanrı’yla sonsuz bir yaşam fırsatı sunan, günahsız kurban İsa Mesih’tir.
Bunun için O’na ne kadar şükretsek azdır, hamdolsun, bugün şu anda da hayatlarımızla da ilgilenmektedir. Ama aslında İsa bizi sadece hayatın geçici sıkıntılarından kurtarmıyor, sadece geçici olanları değil ama kalıcı ve sonsuz olan ruhumuzu da kurtarıyor.
Din bilginleri O’nun günahları bağışlayabileceğine inanmadılar çünkü soyut olan bağışlanmayı gözleriyle göremediler. Ama bağışlanma gerçekten her zaman soyut mudur? Bağışlanma her zaman gözle görünmez midir? Zakkay’ın İsa’yla konuştuktan sonra mal varlığını dağıtması soyut mudur? Oldukça gözle görülebilir bir değişimdir. İsa bu felçli kişiyi iyileştirdikten sonra hemen şiltesini toplaması, herkesin gözünün önünde çıkıp gitmesi, gözle görülebilir bir değişimdir. Bunu gören insanların Tanrı’yı övmesi, gözle görülebilir. Biz İsa’ya geldikten sonra hayatlarımızdaki değişim somut oldu mu? İnsanlar hayatlarımızdaki değişimi gözleriyle görebildiler mi? Görebiliyorlar mı?
İman bazen somuttur. Hem de en az İsa’nın ellerine dokunan Tomas’ın hissettiği kadar.
İmanımızı somut bir hale getirebilir ve insanların bunu açıkça görmesini sağlayabiliriz. Yüreğimizde Tanrı sevgisiyle yaptığımız Tanrı’nın isteğine uygun her eylem, Tanrı’nın varlığına somut bir kanıttır ve gözle açıkça görülebilir. Bu aynı zamanda insanlara gerçek Tanrı’yı gösterebilmemiz için en güzel fırsattır. Ama buna rağmen yine de inanmak istemeyen insanlar, bu hikayedeki din bilginleri nasıl ki mucizeyi açıkça görmelerine rağmen inanmadılarsa, inanmak istemezlerse yine de inanmayacaktır. Ama hatırlamalıyız: Tanrı somut iman gösterilmesinden hoşnut oluyor. Bizim amacımız insanları değil ama Tanrı’yı hoşnut etmektir.
O zaman bu konudaki eksiklerimizi Tanrı’nın bize göstermesi için ve bizi bu konuda yetkinliğe eriştirmesi için hep birlikte dua edebiliriz.
Elbette dua ederken hem bireysel olarak kendimiz için, hem de kilisemiz için bu konuda dua edebiliriz. Çünkü aynı eylemi kilise olarak da yapabilmemiz gerekiyor. Bir dua zamanı yapalım ve ilk olarak hep birlikte bu konuda da edelim.
Tanrı hepimizi bereketlesin. Amin.