Vaaz 2020.06.21 Yakup 11 Tanrı’nın Çiftçileri

Vaaz 2020.06.21 Yakup 11 Tanrı’nın Çiftçileri (Kutsal Kitap bölüm başlığı: Sabredin)


Öyleyse kardeşler, Rab’bin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor! Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab’bin gelişi yakındır. Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor. Kardeşler, Rab’bin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın. Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp’ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir. Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim: Ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine ant için. “Evet”iniz evet, “hayır”ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız.


YAKUP 5:7‭-‬12 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/jas.5.7-12.TCL02


Başlığından ve bölüm içeriğinden net olarak anlaşıldığı gibi, bu pasajın bize verdiği mesaj: sabredin!


Beklemek konusunda örnekleme yaparken çiftçiyi kullanmış olması çok hoşuma gidiyor. Tabii ki ben çiftçilik yapmadım, ama televizyonda izledim, kitaplarda okudum ve birkaç çiftçiyle konuştum. Yani biraz hayal edebiliyorum. Özellikle bazı özel mahsullerin yetiştirilmesinin ne kadar zor olduğunu biliyorum.


Bir çiftçi ektiği ürünün hasadını hemen biçemez. Hasat için uzunca bir bekleme dönemi var. Tabii bu aktif bir bekleme, yani hiçbir şey yapmadan beklemek değil, çalışarak bekleme. Hem de çok çalışarak.


Birkaç yıl önce bununla ilgili 20 dakikalık bir video seyretmiştim. Sabah çok erkenden kalkıyorsunuz, güneşle birlikte. Tüm gün aralıklarla çalışıyorsunuz, önemli bir zaman dilimi güneşin alnına denk geliyor.

Sadece sizinle de ilgili değil, tohumun büyümesi için uygun derecede yağmurlar yağması lazım. Ziyan olmaması için dolu gibi olaylar olmaması lazım… Ektiğiniz ürüne göre de, o ürüne özel olarak dikkat edilmesi gereken bir çok nokta var. Sonuçta o izlediğim videodan neredeyse hiçbir şey anlamamıştım. Anladığım tek şey, çiftçilik çok uzun ve zorlu bir iş.


Size de öyle oluyor mu bilmiyorum, ama ben herhangi bir şeyi gerçekleştirmek için bir adım attığımda, hemen onun sonucunu almak istiyorum. Bir iş başlattığımda hemen kar elde etmek istiyorum. Bir kursa gittiğimde hemen belge almak istiyorum. Bir plan yaptığımda hemen başarılı olayım istiyorum.


Ama bir iş başlattığımızda kara geçmek için, bir kursa gittiğimizde belge almak için ve bir plan yaptığımızda başarılı olmak için bir çiftçi gibi beklemeye ihtiyacımız var. Beklerken çalışmaya ihtiyacımız var. Bizi sonuca götürebilmesi için Tanrı’nın yağmurlarına ihtiyacımız var. Sonucunu alabilmek için sıkıntıdan geçmeye ihtiyacımız var.


İsa bize müthiş bir şey vaat etti:
“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.


YUHANNA 5:24 TCL02
https://bible.com/bible/170/jhn.5.24.TCL02


Önümüzde sahip olacağımız en üst hedef var, bizi bekliyor. O hedefe ulaşacağız, ona doğru gidiyoruz. Her gün ona daha da yaklaşıyoruz. Ama daha bekleyeceğiz, çalışacağız, sıkıntı çekeceğiz. Sıkıntı çekmeden o hedefe ulaşabilen hiç kimse olmadı, olmayacak.


Hayat büyük sıkıntılar getirdi, getiriyor ve getirecek. Biz, Tanrı’nın çiftçileri olabilmemiz için, sabredeceğiz.


Bu yüzden 8. Ayet bizleri teşvik ediyor. Sabredin ve yüreklerinizi güçlendirin diyor. Sabretmemize ve yüreklerimizi güçlendirmeye teşvik etmesinin sebebi olarak da şöyle diyor: “Çünkü Rab’bin gelişi yakındır.”
Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin.


ROMALILAR 12:12 TCL02
https://bible.com/bible/170/rom.12.12.TCL02


Neden sabrediyoruz? Çünkü umudumuz var. Neden umudumuz var? Çünkü Rab’bin gelişi yakındır. O gelince ne olacak? Önceki vaazda konuşmuştuk, dünyadaki bozukluklar hakkında. Biz insanlar bu dünyayı ve Tanrı’nın düzenini bozduk. Ama Rab geldiğinde, işte o bozuklukları giderecek. Yargıç buraya geldiğinde müdürün masası, patronun parası, başkanın makamı, zorbanın kas gücü artık onu güçlü yapmayacak.


Adil olan yargılamaya geldiğinde, herkese hakkını, hakkıyla verecek.


Dokuzuncu ayete geldiğimizde, “homurdanmak” ifadesiyle karşılaşıyoruz. Birbirimize karşı homurdanmak pratik olarak ne demektir?


Hepimiz iyi biliriz ki, hayatlarımızda işler nispeten yolundayken her şey daha kolaydır. Daha mutluyuzdur, toleransımız daha yüksektir. Ama sıkıntılı zamanlardan geçerken her şey bu kadar kolay olmaz. Ve bizler işler ters giderken genellikle homurdanırız.


Birbirimizi çekiştiririz. Birbirimizi yargılarız. Kendi hatalarımız olsa bile onları kabul etmekten kaçınır ve her durumda her yanlış için karşımızdaki kardeşimizi suçlarız.


Ama bu durumda Tanrı’yı hoşnut edecek olan davranış, Rab’bin adıyla bir araya gelip, hislerimizi paylaşıp, birbirimizi affetmek ve birbirimiz için dua etmektir. İçimizde vicdanımızı zorlayan saklı bir şey kalmadığından emin olana kadar konuyu Tanrı’ya ve/veya kardeşimize paylaşmamız lazım ki, problemler büyümesin. Tanrı’nın sözü, aksi halde yargılanacağımızı söylüyor.


Şu ifadeyi çok seviyorum: İşte, Yargıç kapının önünde duruyor.


Yani, aslında ne kadar yakın! 1 gün sonra o kapıdan girebilir, 1 hafta sonra, ya da 1 yıl sonra girebilir. Ama işin güzel tarafı şu: esasında her an o kapıdan girebilir.


Biz yakın gelecekte İstanbul’da büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Fay hattının çok yakınındayız ve jeologlar bunun bir gün gerçekleşeceğinden eminler. Gün veremiyorlar. Ama bir gün olacağını biliyorlar. Onlar aracılığıyla bizler de biliyoruz. Ve o gün için bir çok hazırlık yapıyoruz. Mesela düşerse problem olabilecek eşyalar duvara sabitleniyor, deprem anında yapılması gerekenler anlatılıyor, deprem çantası yapıyoruz, bazı firmalar yapıları zararlı olan binaları güçlendiriyor… Bir sürü hazırlık yapılıyor ve para harcanıyor. O gün geldiğinde en az kayıpla atlatmak ve kurtulmak için.


Yargıç kapının önünde duruyor! Ve her an içeri girebilir. An meselesi. Yaşantımızı O’nun içeri gireceği anda en az kayıpla atlatmak ve kurtulmak için, Tanrı’dan en fazla armağanı alabilmeyi düşünerek düzenliyor muyuz? O’ndan payımıza düşen övgüyü alabilmek için hayatımızı düzenliyor muyuz?


Bu nedenle, belirlenen zamandan önce hiçbir şeyi yargılamayın. Rab’bin gelişini bekleyin. O, karanlığın gizlediklerini aydınlığa çıkaracak, yüreklerdeki amaçları açığa vuracaktır. O zaman herkes Tanrı’dan payına düşen övgüyü alacaktır.


1.KORİNTLİLER 4:5 TCL02
https://bible.com/bible/170/1co.4.5.TCL02


Bu sözlere iman ederek umutla bekleyebiliriz.


10-11 ayetlerinde sıkıntılara dayanan peygamberlerden ve Eyüp’ten bahsediyor. Bu vaazı hazırlarken, tam bu noktada, Eski Antlaşma peygamberlerinin hayatlarından örnekler aktarmak istedim. Ama vazgeçtim çünkü eğer bunu yaparsam, vaaz için 1 saat, hatta birkaç saat bile yetmezdi.


Tanrı adamlarının çektiği sıkıntılar bu kadar çoktur. Bunun yerine İbraniler 11. Bölümden, bu durumu mükemmel şekilde özetleyen bir kesit okuyalım:


Önce Musa hakkında şöyle diyor:


Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısır’dan ayrıldı. Görünmez Olan’ı görür gibi dayandı.


İBRANİLER 11:27 TCL02
https://bible.com/bible/170/heb.11.27.TCL02


Ve birkaç ayet sonra şöyle devam ediyor:
Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek. Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Taşlandılar, testereyle biçildiler , kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrı’nın beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı. Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı.


İBRANİLER 11:32‭-‬40 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/heb.11.32-40.TCL02


Tanrı adamlarının sıkıntıları bunlardan bile daha çoktur. En mükemmel örnek İsa’nın da ne acılar ve sıkıntılar çektiğini hatırlayabiliriz.


Eyüp’e değinmeden geçmeyelim. Eyüp kitabından, onun sıkıntılar karşısındaki tutumunu gösteren birkaç ayet okuyalım:


Dedi ki, “Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB ‘bin adına övgüler olsun!” Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.


EYÜP 1:21‭-‬22 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/job.1.21-22.TCL02


Karısı, “Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı’ya söv de öl bari!” Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı’dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı.


EYÜP 2:9‭-‬10 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/job.2.9-10.TCL02


RAB Eyüp’ün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu. Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü. Kocayıp yaşama doyarak öldü.


EYÜP 42:12‭, ‬16‭-‬17 TCL02‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/job.42.12-17.TCL02


Yakın bir geçmişte Eyüp kitabını okudum. Hatırlar mısınız? İçinde ufak bir kesit var. Haberciler ardı ardına gelip yıkım haberlerini ona veriyorlar. Biri haber veriyor ve öteki geliyor, biri haber veriyor ve öteki geliyor… Yeryüzünde yaşamış hiç kimse, üst üste bu kadar kötü haberi, bu kadar kısa bir sürede, Eyüp gibi almamıştır. Ve yukarıda okuduğumuz ayetler aynı adam hakkındadır. O, -sözlük anlamıyla- her şeyini kaybetmişti.


Tanrı’nın gerçek gücü ve mucizesi, bu adamın tüm bunları yaşadıktan sonra dört göbek torunlarını görmesi ve kocayıp yaşama doyarak ölebilmiş olmasıdır. Tanrı gerçekten çok şefkatli ve merhametlidir.


Son ayetimiz ant içmek hakkında. Sıkıntılı zamanlarımızda bu yönteme de başvururuz. Aslında içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bir nevi kurtulmak için bu yöntemi kullanırız. Mesela, “Şunun üzerine yemin olsun ki bu sıkıntıdan sonra şunu yapacağım” gibi… Bu ayette geçen kelimeler, aslında İsa’nın kelimeleridir:


‘Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır .”


MATTA 5:37 TCL02
https://bible.com/bible/170/mat.5.37.TCL02


Bugün bu bölüm aracılığıyla Tanrı bize ne öğretiyor?
• Bir çiftçinin ürününü ektiğinde, toprağının değerli ürününü alabilmek için çalışarak aktif bir şekilde beklediği gibi, bizler de Tanrı’nın çiftçileri olarak, bizi sıkıntılarla yetkinleştiren Tanrı’yı hoşnut etmek için, sıkıntılara dayanalım, sabredelim ve yüreklerimizi güçlendirelim.
• Rab’in gelişi yakın olduğu için ve yargılanmamak için, birbirimize karşı homurdanmayalım. Sorunlarımızı birbirimizle konuşarak ve dua ederek, aynı ruhta birleşip çözelim.
• Geçmiş dönemlerde yaşayan peygamberlerin sıkıntılarını ve hayatlarını, Tanrı’yla olan ilişkilerini kendimize sabır örneği olarak alalım. Hepsi önemli ama sıkıntılı dönemlerden geçerken özellikle Eyüp’ün sıkıntılarını, sıkıntılar karşısındaki tutumunu ve Tanrı’ya nasıl bağlı kaldığını, ve sonunda nasıl bereketlendiğini hatırlayalım.
• Ve ant içmekten kaçınalım, ‘evet’imiz evet, ‘hayır’ımız hayır olsun.

Tanrı’nın şu sözleriyle vaazımızı sonlandıralım:


İşte çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre, biz de her yükü ve bizi kolayca kuşatan günahı üzerimizden sıyırıp atalım ve önümüze konan yarışı sabırla koşalım.


İBRANİLER 12:1 TCL02
https://bible.com/bible/170/heb.12.1.TCL02


Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin, bizleri sadık çiftçileri yapsın.

Vaaz 2020.06.14 Yakup 10 Sade Yaşam

Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın. Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir. Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek. Bu son çağda servetinize servet kattınız. İşte, ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor. Orakçıların feryadı Her Şeye Egemen Rab’bin kulağına erişti. Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz. Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz.


YAKUP 5:1‭-‬6 TCL02‬‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/jas.5.1-6.TCL02


Kutsal Kitap’ın ayetlerini okuduğumuzda o ayetlerde bahsedilen olumsuz durumların muhatabının kendimiz olduğunu pek düşünmeyiz. Örneğin bu bölümü okurken, “Servetimiz yok ki, servetimize nasıl servet katalım” diye düşünmüş olabilirsiniz. Bölümde hitap edilen kişinin biz olmadığını düşünüyor olabiliriz. Ama şundan eminim ki yüreğini samimi bir şekilde Tanrı’ya yaklaştıran herkes yüreğinde o kişi olup olmadığını bilir.


Bu yüzden, bu bölüm zenginlere hitaben yazılmış olsa bile, “beni ilgilendirmez” mantığıyla değil ama tüm Kutsal Kitap ayetlerini okurken olduğu gibi, önce kendi gözümüzdeki merteğe odaklanarak okuyalım, ve tabii ki öncelikle bu mantıkla üzerinde düşünelim.


Bölüm “başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın” ifadesiyle başlıyor. Bu çok sert ve keskin bir söz. Ama burada şunu belirtmek lazım, Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde, dünyadaki bütün zengin insanların Tanrı’yı tanımayan, Mesih karşıtı ve günahkar kişiler olduğu gibi bir öğreti yoktur.


Besbelli ki Yakup’un azarladığı kişiler, -ilerleyen ayetlerde de çok açık bir şekilde görülebileceği gibi- kendilerine aşırı servet biriktiren (bu konuda sınırı kaçırmış), Tanrısal değerleri unutup, servetini çoğaltmak amacına kilitletmiş, çalıştırdığı işçilerine ücretlerini ödemeyen ve haksızlık yapan, dünyada zevk ve bolluk içinde yaşayan ve masum kişilere zulmeden zenginlerdir.


Varlıklarını müjdeyi yaymak ve muhtaçlara yardım etmek amacıyla harcamayan ama kendini düşünen, sahip olduğu varlıkları, lüks hayatlar yaşamak için kullanan zenginlerdir. Geçen hafta değindiğimiz, toprağı bol ürün verdikten sonra ömrünün geri kalanı için onlara güvenen, ama canı o akşam istenen zengin adam gibi.


Elbette başlarına gelecek olan felaketin ne derece büyük olacağını ben kendi gözlerimle görmüş değilim, ama Tanrı’nın bu tip bir tutum içinde olan kişilerden hiç hoşnut olmayacağını bilmek için geleceği görmeye gerek yok.


Gerçekten de bilmeliyiz ki, eğer hayatlarımızda böyle bir durum varsa, bu hayatın kısa bir süre içinde, daha ne olduğunu bile anlamadan biteceğini, Tanrı’nın bize, bize verdiği bereketleri yeryüzünde nasıl kullandığımızı sorduğunda, utanıyor olacağımızı kendimize şimdi hatırlatmamız, o gün orada utanıyor olmaktan çok daha iyidir.


Şimdi zengin kişiler hakkında bu bölümde verilen dört özelliğe bakacağız. Bunlardan ilki, ikinci ve üçüncü ayetlerde zengin kişilerin servetlerinin çürümüş ve giysilerinin güve tarafından yenmiş olduğunu, altınlarının ve gümüşlerinin pas tuttuğunu ve o pasın gelecekte varlık sahiplerinin aleyhinde tanıklık edeceğini, etlerini ateş gibi yiyeceğini ve yine zenginlerin servetlerine servet katmaya devam ettiklerini okuyoruz.


Zengin insanların neleri var? Genel olarak servetleri, giysileri, altın ve gümüşleri. Peki ne olmuş bunlara? Çürümüş, güve yemiş ve paslanmış. Ne söylemeye çalışıyor?


Mesela diyelim ki, ben çok zenginim ve paramı giysilere yatırıyorum. Komik gelmesin, on binlerce liralık ceketler-gömlekler-takımlar vardır. O kadar zenginim ki her modelinden, her renginden aldım da aldım, öyle ki evimin bir odasını sadece kıyafetlerime ayırdım. İşte kiminin kalacak evi olmadığı için sokakta yatıyor, kiminin de gerçekten kıyafet odası var.


Bir giysi sık kullanıldığında güvelenmez. Ama kullanılmadığı süre uzadıkça güvelenme olasılığı yükselir. İşte o giysiler çok sayıda olduğu için o kadar uzun süre kullanılmıyor ki, güveleniyor. Şimdi o on binlerce liralık ceketin değeri ne oldu? Halbuki sokakta yatan kişi veya ihtiyacı olan kişiler o ceketi giyebilirdi. Birisi onu giyseydi o ceket o zaman değerli olacaktı.


Yakup’un söylemek istediği budur. Yani bir takım varlıkları, sonunda bir değeri kalmayacak kadar aşırı miktarlarda biriktirmek. Yoksa söylemek istediği, “zengin olmak günahtır” demek değil elbette. Günah olan, bu varlıkları müjdeyi yaymak ve muhtaçlarla paylaşmak dururken, ihtiyacından çok daha büyük miktarlarda servetler ve hazineler biriktirmektir.


İsa’nın bu konuda söylediklerini bu sabah tekrar hatırlayalım:
“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.


MATTA 6:19‭-‬21 TCL02‬‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/mat.6.19-21.TCL02


Tanrı bize bu derece fazla bereketler verdiyse, bunları Tanrı’yı hoşnut edecek şekilde nasıl kullanabiliriz? Karnını doyurmak için yemek bulamayan veya zorlanan insanlara yiyecek verebiliriz, giysisi olmayan kişilere giysi verebiliriz, tedavi olmak için ilacını alamayan kişilere ilacını alabiliriz, Müjde’yi yaymak için kullanabilir veya bunu yapan kardeşler için harcayabiliriz.


Bunun dışında bir tutum sergileyip sürekli biriktirmeye devam edersek, elbette Tanrı bundan hoşnut olmayacak, ve unutmayalım ki bir yargı günü olacak ve Tek Yargıç her birimize sorular soracaktır.


Dördüncü ayette, zenginlerin ikinci ve başka bir yönüne değiniyor. İşçilerin ücretini ödememek, işçilere haksızlık yapmak. Aradan 2000 yıl geçmiş, ama hala ne kadar güncel bir konu, değil mi? Tek tek isim vermeyeceğim, ama son günlerde kilisemizde de bu konuda iş yerlerinden büyük sıkıntılar yaşayan kardeşler maalesef oldu.


Tanrı’nın gözünde, ihtiyaçtan çok fazla servetler biriktirmek kadar, o servetleri çalışanlarının üzerinden, onların hakkını yiyerek çoğaltmak da kötüdür. İşverenler ve patronlar, işçinin hakkını aramaktan aciz olduğunu düşünebilir. Ama ya Tanrı? Haksızlığa uğradığımızda, gerçekten hakkımız yendiğinde ve Tanrı’ya feryat ettiğimizde, evrenin Rabbi ve Yaratıcısı, o hakkı savunmaz mı?


Yakup burada işçilerin alıkoyulan ücretlerini örnek veriyor. Ama biz bunu genişletirsek yanlış olmaz. Yani sigorta yapmamak, giderleri düşük göstererek veya masrafları yüksek göstererek vergiden kaçırmak, ve birçok şekilde elde edilen haksız kazançları örnek verebiliriz.


Bu, Eski Antlaşma zamanında da çok önemli bir kuraldı:
“Ücretle çalışan, gereksinimi olan, yoksul bir soydaşınızı ya da kentlerinizin birinde yaşayan bir yabancıyı sömürmeyeceksiniz. Ücretini her gün, güneş batmadan ödeyeceksiniz. Yoksul olduğu için güvencesi odur. Yoksa sana karşı RAB ‘be haykırır ve sen de günah işlemiş sayılırsın.


YASA’NIN TEKRARI 24:14‭-‬15 TCL02‬‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/deu.24.14-15.TCL02


Beşinci ayete geldiğimizde, aşırı servet biriktiren zenginler hakkında verilen üçüncü özelliğe geliyoruz. Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşamak. Bunu, boğazlanacağı gün için kendini besiye çekmeye benzetiyor.


Dünyada hoş olmayan bazı gerçekler var. Sebepleri ve sorumluları elbette günlerce tartışabiliriz ama dünyada bir çok insan her gün açlıktan ölüyor. Bir çok başka insan ölmese de, gününü zor kurtarıyor. Gününü zor kurtarsa da, ay başını getiremiyor. Borçlarını ödeyemeyen babalar, haksızlığa uğrayan kadınlar, okula gidemeyen çocuklarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Daha müjdeyi duyamamış insanlar var.


Yüreğimizde iman olduğunu söylerken, önümüzde Kutsal Kitap varken, örnek olarak İsa’nın ve elçilerin hayatı varken, içimizde vicdanımız varken; nasıl onlarca ev sahibi olabilir, evden daha pahalı arabalar alabilir, restoranlarda birçok insanın aylık gelirinden daha pahalı olan bir menü sipariş edebilir, bir buçuk yıllık ev kirası değerinde telefonlar kullanabiliriz?


Müjdeyi duymamış onca insan varken, bilmem kaç yüz kişilik, bilmem kaç bin kişilik, geleneksel görünümü verilmiş, dekorasyonu için tonla para harcanmış kiliseleri nasıl açıklayabiliriz? Belki Türkiye’de böyle kilise çok yok, ama olmaya başladığını ya da öyle olma arzusunu gözlemliyorum. Dünyada da çok örneği var.


Söz diyor ki: boğazlanacağı gün için kendini besiye çekmek.
Tanrı’nın bakışını anlatmak için Hezekiel peygamberden bir alıntı yapabiliriz:


“ ‘Kızkardeşin Sodom’un günahı şuydu: Kendisi de kızları da gururluydu, ekmeğe doymuşlardı, umursamazlardı. Düşküne, yoksula yardım elini uzatmadılar. Kendilerini beğenmişlerdi. Önümde iğrenç şeyler yaptılar. Bu nedenle, gördüğün gibi onları önümden süpürüp attım.


HEZEKİEL 16:49‭-‬50 TCL02‬‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/ezk.16.49-50.TCL02


Son ayet ise, aşırı servet biriktiren zenginlerin dördüncü özelliğini açıklıyor: “Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz” diyor.
Doğru kişi kimdir? Bu bölüm için, alnının teriyle çalışıp ekmek parasını kazanmaya çalışan, temiz ve dürüst yaşamaya çalışan insanlardır. Bu insanlar, iş yerlerinde çoğu zaman kaba davranışlara, tehdit ve tacizlere maruz kalırlar. Çok çalışırlar ama az ücret alırlar. Karşı koyacak güç de olmadığından, öylece çalışmaya devam ederler ve zenginler tarafından zulüm görmeye devam ederler. Bir çoğumuz bunların ne demek olduğu iyi anlayacaktır çünkü hayat tecrübelerimizle sabittir.


Yakup, bu durumda ne yapılması gerektiği konusunda gelecek bölümde bize buyruk ve tavsiyeler veriyor. Ama onlara Rab dilerse bir sonraki vaazımızda bakacağız.


Çok kısa bir şekilde bir konuya da değinip vaazı sonlandıralım.
Zenginlik bu dünyada çok süslenerek gösteriliyor. Hepimiz için geçerlidir ama özellikle genç kardeşlerimiz için, süslenen bu zenginliğe özenmek konusunda Tanrı’nın sözünden bir uyarı paylaşmak istiyorum. Timoteos’a birinci mektubunda Pavlus, bir kazanç yolu olarak Tanrı’nın yolunu kullanan kişilere karşı uyarısını yaparken şu kelimeleri kullanıyor:


Oysa eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır. Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa bunlarla yetiniriz. Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren birçok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar. Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Kimileri zengin olma hevesiyle imandan saptılar, kendi kendilerine çok acı çektirdiler.


1.TİMOTEOS 6:6‭-‬10 TCL02‬‬‬‬‬
https://bible.com/bible/170/1ti.6.6-10.TCL02


Zengin olmayı istemek, önemli bir ayartılma konusudur. Bu istek bizleri tuzağa düşürmesin. Zengin olmayı istemek beraberinde insanı çöküşe ve yıkıma götüren bir çok saçma ve zararlı arzu getiriyor. Neden? Çünkü bu hedefe ulaşmak için para gerekiyor ve paraya karşı sevgi oluşuyor. Ve ayette görüyoruz, bu durum bizleri imandan sapmaya ve acı çekmeye kadar götürebilir. Bu konuda dikkatli olalım.


Biz çok şey isteriz ama aslında ihtiyacımız olan şeyler çok daha azıdır. Birkaç kazak ve pantolonla birkaç kış geçirmek mümkündür, bir çorba, biraz yemek ve suyla doymak ve dengeli beslenmek de mümkündür. On binlerce dolarlık ceketlere ve dört katlı hamburgerlere gerçekten ihtiyacımız var mı? Yararı olmadığı gibi zararı bile var.


Pavlus’un söylediği “Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa bunlarla yetiniriz” cümlesi çok anahtar bir cümledir. Tanrı’yı hoşnut eden bir yaşam sürmek için aslında Tanrı’dan ve bundan daha fazlasına hiç ihtiyacımız yoktur.
Ne istediğimiz ve ne ihtiyacımız olduğunun ayrımını yapmak için Tanrı bize bilgelik versin.


İsa’nın sözleriyle bitirelim:
“Öyleyse, ‘Ne yiyeceğiz?’ ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın. Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir.


MATTA 6:31‭-‬33 TCL02‬‬
https://bible.com/bible/170/mat.6.31-33.TCL02


Bugünden itibaren, Tanrı’yı hoşnut eden sade ve işlevli bir yaşam sürmek için herkesi teşvik etmek istiyorum.


Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.05.31 Yakup 9 Tanrı’ya Bağımlı Olun 2

YAKUP 4:11-17 TANRI’YA BAĞIMLI OLUN 2

Bu bölüm, önceki vaazda incelemeye başladığımız bölümün devamıdır. Yani o bölümle bağlantılı. Bu yüzden de, üzerinden de biraz süre geçtiği için çok kısa bir şekilde o vaazın konusu neydi, onu hatırlamak iyi olur.

Şu sorunlar üzerinde durmuştuk: kilise içindeki problemler, bunların kaynakları ve çözüm yolları. Kavgalarımızın ve çekişmelerimizin kaynağının: tutkularımız, arzularımız, bunları elde edemediğimizde yaptığımız hırslar, kıskançlığımız, dünyayla dost olmamız, kibrimiz ve Tanrı’dan doğru amaç için istemememiz olduğunu okumuştuk. Okuduğumuz bölüm üzerinden de vardığımız sonuçlar şunlardı:

  • Kibrimizi bırakıp kendimizi alçaltacağız.
  • Tanrı’dan doğru amaç için isteyeceğiz.
  • Tanrı’ya bağımlı olacağız.
  • İblis’e karşı direneceğiz.
  • Tanrı’ya yaklaşacağız.
  • Ellerimizi günahtan temizleyeceğiz.
  • Yüreklerimizi paklayacağız.
  • Tüm bunlarda samimi olacağız.
  • Ve yücelmemizin tek yolunun, Tanrı’nın önünde kendimizi alçaltmaktan geçtiğini hiçbir zaman unutmayacağız.

Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir” ayetiyle vaazımızı sonlandırmıştık.

Şimdi bugün okuyacağımız 11-17 ayetleri iki paragraftan oluşuyor. Önce ilk paragrafı okuyarak başlayalım. (11-12 ayetleri)

11 Kardeşlerim, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da yargılayan kişi, Yasa’yı yermiş ve yargılamış olur. Yasa’yı yargılarsan, Yasa’nın uygulayıcısı değil, yargılayıcısı olursun. 12 Oysa tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O’dur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?

Bölüm, Tanrı’ya bağımlı olabilmemiz için bizlere iki kritik buyrukla devam ediyor: birbirinizi yermeyin ve yargılamayın. Bunu ne kadar sık yaparız, değil mi? Kilisedeki en sık görülen sorunlardan bir tanesi gerçekten budur.

Kardeşler arasında bazen fikir ayrılıkları ve anlaşmazlıklar olabilir. Bizim kilisemizde de olmuştur ve olacaktır. Bunun çözüm yolu için Matta 18:15-20 ayetlerini okuyabilirsiniz. Daha önce kilisede bu konuyu çok işlediğimiz için şimdi detaya girmeyelim ama özetle, önce sorun yaşadığımız kardeşle konuşuyoruz, ve konu aramızda kalıyor. İşe yaramazsa birkaç kardeşle birlikte gidip tekrar konuşuyoruz. Bu da işe yaramazsa durumu topluluğa bildiriyoruz. Ancak bu bile işe yaramazsa o zaman o kişiyi putperest ya da vergi görevlisi sayıyoruz.

Mesela diyelim ki ben Fikoş ablayla bir problem yaşıyorum. Ama kendisiyle bu sorunu konuşmak yerine Cathy ablaya gidiyorum: “Bu Fikoş abla da hep böyle yapıyor, yine aynı şeyi yaptı. Yani o kadar İncil okuyor, İncil’de ‘alçakgönüllü olun’ diyor ama nedense kendisi hiç öyle değil!” Eyvah! Bir de diğer kardeş derse ki: “evet geçen bana da öyle yaptı…” Eyvah eyvah!

Ama 11-12 ayeterine göre, kardeşimizi yermekten ve yargılamaktan kaçınmalıyız. Neden? Tabii ki kardeşimiz kırılmasın diye, komşumuza olan sevgimizden ama asıl sebep bu mu? Asıl sebep şudur: kardeşimizi yargıladığımız zaman, bu aynı zamanda esasında direkt olarak Tanrı’ya karşı işlenmiş bir günahtır. Çünkü tek yargıç var! Kardeşimizi yargılamak demek, aynı zamanda yargıca: “senin yargıçlığını kabul etmiyorum, senin yargına güvenmiyorum, yargıç benim” demektir.

Kardeşini yeren ve yargılayan kişi, kendini yargıç konumuna, yani Tanrı’nın yerine koymuş olur. Biz kimiz ki, bunu yapabilelim? Kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten tek varlık Tanrı’dır.

Burada çok kısaca, İsa’nın bu konuda kendi ağzından çıkmış olan sözlerini de hatırlayalım:

Mat 7:1-5 “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. 2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. 3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? 4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? 5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.

Kilise olarak bu konuda çok öğrenme fırsatlarımız oldu. Bugünden sonra da aynı hassasiyetle devam edelim.

Ve ikinci paragrafla devam edelim: (13-17 ayetleri)

13-14 Dinleyin şimdi, “Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacak, para kazanacağız” diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa süre görünen, sonra yitip giden buğu gibisiniz. 15 Bunun yerine, “Rab dilerse yaşayacak, şunu şunu yapacağız” demelisiniz. 16 Ne var ki, şimdi küstahlıklarınızla övünüyorsunuz. Bu tür övünmelerin hepsi kötüdür. 17 Bu nedenle, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur.

Bunlar da günlük hayatlarımızda en sık yaptığımız yanlışlardandır. Birazını farkında olarak, birazını da farkında olmayarak.

Verdiği örnekte ne diyor? “Yarın şuraya gideceğiz, şu kadar kalacağız, şunu yapacağız, şunu kazanacağız.” Güzel plan. Bu planın içinde başlangıç zamanı var, geçirilecek toplam zaman var, gidilecek yerde ne yapılacağı var, ve ne amaçla gidileceği var. Bayağı bir detay var. Ama planda bir şey yok, bir şey eksik: planda hiç Tanrı yok!

Bu yüzden bu plan, bencilce bir plan. Bu konuyla ilgili olarak Kutsal Kitap’tan iki örnek verelim:

İlk olarak, son bir yıl içinde biz Luka 12:13-21 ayetlerinde anlatılan “zengin budala” bölümünden bir vaaz vermiştik. Orada bu konuyu derinlemesine incelemiştik. Adamın birinin toprakları bol ürün vermişti. O kadar çok ürünü vardı ki, onları nereye koyacağını düşünüp duruyordu. Bugün sadece zengin adamın dudaklarından dökülen kelimeleri hatırlayalım. Bölümün anlatıldığı paragrafın içinden, sadece zengin adamın söylediklerini kopyala-yapıştır yaptım ve şu ortaya çıktı:

Ne yapacağım? Ürünlerimi koyacak yerim yok’

Şöyle yapacağım’

Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’

Yakup’un örneğine benziyor değil mi? Güzel plan, ama içinde Tanrı yok. Zengin adam şu gerçeği unuttu: İnsan bir soluğu andırır, günleri geçici bir gölge gibidir. Mezmur 144:4.Ömrümüz bir nefes gibidir, alıp verene kadar bitiverir. Bir gölge gibidir, güneş çıkıp batana kadar bitiverir. Nasıl geçtiğini anlamayız.

Kutsal Kitap’tan bir diğer örnek ise, Yeşaya 14:13-14 ayetlerinde. Orada plan yapan kişi ise tanıdık bir isim: Lusifer. Planına göz atalım: (Yine sadece kendi kelimeleri)

Yeşaya 14:13-14 “Göklere çıkacağım”, “Tahtımı Tanrı’nın yıldızlarından daha yükseğe koyacağım; İlahların toplandığı dağda, Safon’un doruğunda oturacağım. 14 Bulutların üstüne çıkacak, Kendimi Yüceler Yücesi’yle eşit kılacağım.”

Bu da benziyor, değil mi? Net bir plan, ama direkt olarak Tanrı’ya karşı bir plan. Lusifer şu gerçeği hatırlamadı: Yarınla övünme, çünkü ne getireceğini bilemezsin. Özd. 27:1. Yarın ile övünmek yersizdir çünkü gerçekten de, yarının ne getireceğini bilemiyoruz.

16. ayet, “küstahlıklarınızla övünüyorsunuz” diyor. Bu iki kişinin, ve bizlerin yaptığı budur. “Ben şöyle diyeceğim, ben şöyle yapacağım, şuraya gideceğim, şu meseleyi halledeceğim, şu konuyu çözeceğim, şurada şu kadar çalışacağım…” Sonsuz örnek verebiliriz. Ama Tanrı? O bu planların neresinde?

Planlar kuruyoruz, ve onlara o kadar güveniyoruz ki! Onlarla o kadar övünüyoruz ki! Halbuki biz, kendi hayatlarımızı kendimiz kontrol edebiliyor muyuz? Elbette belirli şeyler vardır, elbette plan yapmak iyidir. Ama Tanrı’ya danışmadan, kendi planlarımızı yapmak ve onları uygulamaya çalışmak, ve sanki bizi hedefe ulaştıracak olan şey Tanrı değil de o planlarımızmış gibi yaşamak? Bu kibirdir, küstahlığımızla övünmektir ve bu kötüdür.

Bundan altı ay kadar önce, şu an yaşadığımız kovid-19 salgınının geleceğini ve aylarca kilise binamızda toplanamayacağımızı hangimiz bilebilirdik? Altı ay önce zoom diye bir program olduğunu bile bilmiyordum.

Bu hafta içinde şöyle bir şey yaşadım: sonraki pazartesi günü hastaneye gideceğim için, uzun süredir de motosikletimi kullanmadığım için, salı günü onu yıkamaya karar verdim. Karar verdim! Aklımdaki saat geldiğinde hava kararmaya başladı, ama yağmur yoktu. Yıkayabilirim dedim, hazırlanmayı düşünürken dışarıdan yağmur sesi geldi. Yarın öğleden sonra yıkarım dedim, ama yine yağmur yağdı. Hiç abartısız, perşembe ve cuma günü tam müsait olduğum saatlerde yine yağmur yağdı. Tabii bu çok yetersiz bir örnek ama, bazen biz kendi planlarımızı yapsak da, Tanrı’nın başka planları olabilir!

Bu yüzden planlarımızı bazen değil, ama her zaman Tanrı’ya danışarak yapmalı, ve her zaman “Rab dilerse” ifadesini hatırlamalıyız. İçinde Tanrı olmayan bir plan, kısa vadede kazanç gibi görünse bile, eninde sonunda bereketsizliğe mahkumdur.

Son iki vaazda okuduğumuz “Tanrı’ya bağımlı olun” başlıklı bölüm, şu ayetle bitiyor:

17 Bu nedenle, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur.

Bu ayetin, tüm Yakup mektubunun özet ayeti olduğunu düşünüyorum. Ben de şunu sorayım: Yapılması gereken iyi şey nedir?

Belki durumlara göre spesifik olarak değerlendirilebilir, ama her durumda yapılması gereken iyi bir şey varsa, o da hayatlarımızın kontrolünü Tanrı’ya bırakmaktır. Tanrı’ya bağımlı olun derken, Yakup’un bunu kastettiğini hayal ediyorum. Yani kendine bu kadar güvenme, kendini bu kadar yüceltme, kendini Tanrı’ya bırak, o zaman zaten güvende olursun, o zaman zaten yücelik kazanırsın.

Yukarıda kendi planlarımıza güvenmekten bahsederken, Kutsal Kitap’tan iki örnek vermiştik. İsa’nın benzetmesindeki zengin adamın ve Lusifer’in ağızlarından çıkan sözlere bakmıştık. Bugünün vaazını şöyle bitirelim: Bu iki örnekteki iki kişinin söylediklerini söyledikten hemen sonra o anda ne oldu? Yani dudaklarından dökülen o sözlerden hemen bir sonraki ayet nedir?

Zengin adam konuştuktan bir sonraki ayet:

Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız!’ dedi. ‘Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?’ Luka 12:20

Lusifer konuştuktan bir sonraki ayet:

Ancak ölüler diyarına,
Ölüm çukurunun dibine
İndirilmiş bulunuyorsun.
Yeşaya 14:15

Kendi kendine planını hazırlayan, Tanrı’ya planlarında yüceltmeyen iki kişi, ve onların yıkımı.

Bugün bizim yapmamız gereken, bu iki kişiyi akılsız olarak görmek değil, Tanrı’nın bugün bizden istediği bu değil. Tanrı’nın isteği, kendi hayatlarımızda ve planlarımızda bizlerin de aynı tutumu sergilediğimizi kabul etmek, itiraf ve tövbe etmek, ve bugünden sonra yapacağımız tüm planları Tanrı’ya danışarak yapmak, ve “Rab dilerse” düşüncesini hayatlarımızda gerçekleştirmek.

4. bölümün geneli için düşünürsek, açgözlü olmamak, aramızda çekişmemek, kıskanmamak, Tanrı’dan neden ve nasıl dileyeceğimizi bilmek, kardeşimizi yermemek ve yargılamamak, planlarımızda Tanrı’ya yer vermek.

Tek cümlelik özetle: Hayatlarımızın kontrolünü Tanrı’ya bırakmak, O’nunla yaşamak, O’na güvenmek, O’na bağımlı olmak.

Rab her birimizi ve tüm kilisesini artan ölçüde bereketlesin, bizleri Kutsal Ruh’uyla doldursun ve O’na bağımlı olmak için yanıp tutuşan yürekler versin.

Vaaz 2020.05.24 Yakup 8 Tanrı’ya Bağımlı Olun 1

1 Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? 2 Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz. 3 Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz. 4 Ey vefasızlar, dünyayla dostluğun Tanrı’ya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrı’ya düşman eder. 5 Sizce Kutsal Yazı boş yere mi şöyle diyor: “Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.” 6 Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor:
“Tanrı kibirlilere karşıdır,
Ama alçakgönüllülere lütfeder.”
7 Bunun için Tanrı’ya bağımlı olun. İblis’e karşı direnin, sizden kaçacaktır. 8 Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın. 9 Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün. 10 Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.

Geçtiğimiz hafta “bilge olan kim” ve “nasıl bilge olabilirim” sorularının yanıtı hakkında düşündük. Bulduğumuz cevaplar şunlardı: bilge olan Mesih’tir ve biz Mesih’te, Mesih’le yaşayarak bilge kişiler olabiliriz. Ayrıca, bilge olmak, barış yapıcıları olmamızı gerektiriyor.

Önceki bölümde bunların yer almasının bir sebebi vardı: bizi şimdiki bölüme hazırlamak. Bugün kiliseyi ilgilendiren çok önemli bir konuya değiniyoruz: kilise içindeki problemler, bunların kaynakları ve çözüm yolları.

Nasıl ki tövbe etmeye giden yolda ilk adım günahkar olduğunu kabul etmekse, çözümü bulmaya giden yolda ilk adım da problem olduğunu kabul etmektir. Çünkü günahkar olduğunu kabul etmeyen bir insanın tövbe etme ihtiyacı duymayacağı gibi, problem olduğunu kabul etmeyen insan da çözüm bulma ihtiyacı duymaz.

O zaman ilk başta şunu kabul edelim: kiliselerimizde çeşitli problemler vardır. 2000 yıl önceki kilisede vardı, bugünkü kilisede de var. Aksini iddia edemeyiz, zaten tecrübelerimizle de sabittir. Ama buna rağmen bu konuya Tanrı sayesinde olumlu bakabiliriz çünkü Tanrı bunların sebeplerini, bizlere çözüm yollarıyla beraber anlatıyor.

Okuduğumuz bölümün ilk ayetleri bizlere açıkça şunları söylüyor: kilisemizde kavgalar ve çekişmeler vardır. Bunların kaynağı da tutkularımız, arzularımız, kıskançlıklarımız, bunları tatmin edemediğimiz zamanki agresif (kavga ve çekişme) tavrımız (ki bu duygular gerçekte asla kalıcı olarak tatmin olmaz) ve Tanrı’dan neden ve nasıl dileyeceğimizi bilmiyor oluşumuz.

Bu konuyu biraz açabiliriz. İsa’nın tohum benzetmesinden bir örnek kullanalım. Tohum benzetmesindeki, dikenler arasında ekilen tohumları hatırlıyor musunuz?

Markos 4:18-19 Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller.

Somutlaştıralım: Sözü duyduk, iman ettik, kiliseye geldik ve bedenin bir üyesi olduk. İman hayatımızda bir yolculuk yapıyoruz. O yolculuğun hangi aşamasında olursak olalım. İster yeni imanlı olsun, ister kilise önderi olsun. Fark etmez. İmanda gelişmeye çalışıyoruz. Ama bir yandan zaman geçtikçe yeni bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor.

Ne gibi sıkıntılar? İhtiyaçlarımızın karşılanması konusu var. Hayat boyu. Temel olarak bazı ihtiyaçlarımız var. Örneğin geçinme ihtiyacı, mal mülk sahibi olma ihtiyacı, güç sahibi olma ihtiyacı, saygı görme ihtiyacı ve çeşitli zevklerimizi tatmin etme ihtiyacımız var.

Şimdi kilisedeyim, kardeşlere bakıyorum, bu ihtiyaçlarımı karşılamaya hevesli kimse yok, Tanrı’ya dua ediyorum, O da beni yanıtlamıyor. Başlıyorum kendi sözde bilgeliğimle ihtiyaçlarımı elde etmeye.

Aynı kilisedeyiz. Armağanım öğretmenlik, ama önderlik gözüme daha iyi, daha saygın görünüyor, sırf bu yüzden önderlere daha yakın oluyorum ve kendime rakip gördüğüm diğer kardeşimi yeriyorum, kötülüyorum. Veya kilise olarak başka bir şehre bir müjdeci göndereceğiz, benim armağanım önderlik olmasına rağmen, başka bir şehre gitmeyi çok istiyorum ve önderliğimi kullanarak müjdeci kardeşimi saf dışı bırakıp oraya kendim gidiyorum. Veya kilisede yıllardır hizmet eden birisiyim ama yeni imanlı ve Tanrı’nın armağanlarla bereketlediği bir kardeşimi, benim olduğumdan daha ön planda ve daha saygın olmasın diye, armağanlarını kullamasına izin vermiyorum. Kıskanıyorum. Bencillik yapıyorum. Rekabete, çekişmeye giriyorum.

Ne oluyor bu çekişmelerin sonucunda? İstediğimi alamadıkça daha da agresifleşiyorum. Ayette mecazen “adam öldürüyorsunuz” diyor. Tatmin olamadıkça kavga ve çekişme büyüyor. Kilisede kendim gibi düşünenleri bir araya topluyorum, diğer kardeşleri de bu çekişmelerin içine çekiyorum. Kilise de bölündü.

Ne olmuş oldu? İsa’nın söylediği gibi, dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girdi, sözü boğdu, ürün vermesine engel oldu. Çünkü dünyayla dost oldum. Dünyayla dost olmanın, Tanrı’ya düşman olmak anlamına geldiğini unuttum:

1. Yuhanna 2:15-17 15 Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur. 16 Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Baba’dan değil, dünyadandır. 17 Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.

Bu gerçekleri unuttum. Bunlar hiç abartı değil, kiliselerimizde yaşanan durumlardır.

Şimdi gelelim, ne yapacağımız konusuna. Hamdolsun Tanrı, “sen şöylesin”, “sen böylesin” deyip de çekilen bir Tanrı değil. Tanrı, “böyle yapıyorsun ama Ben bundan hoşnut olmuyorum, bunun yerine böyle yaparsan senden hoşnut olurum, seni seviyorum” diyen bir Tanrı’dır.

Altıncı ayet bu bölümün kırılma noktasıdır: “Yine de bize daha çok lütfeder” diyor. Tanrı’nın sevgisi “için” sevgi değil. “Bunu yaptığın için seni seviyorum. Şunu yaptığın için seni seviyorum” değil. Tanrı’nın sevgisi, “rağmen” sevgidir. “Bunu yapmana rağmen seni seviyorum. Şunu yapmana rağmen seni seviyorum. Ama kendini düzeltmelisin.” Ve Süleyman’ın Özdeyişleri’nden anahtarı bize veriyor: “Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder.”

Yani kibrini bırak, alçakgönüllü ol. Bir gerçeği aklımıza kazımamız lazım: Tanrı kibirden nefret ediyor. Kendimizi alçaltmamız yani her şeyden önce bir problem olduğunu kabul etmemiz, günahkar olduğumuzu kabul etmemiz ve tövbe etmemiz gerek.

Sonra, Tanrı’ya bağımlı olmamız gerek. Bağımlı olmak ne demek? Yani binbir türlü aldatmaca ve hevesle dolu olan, her an ayağımın kayabileceği bu dünyada, ayakta kalmak ve düşmemek için, ve her konuda, kendi aklıma güvenmiyorum, ama sadece Tanrı’ya güveniyorum.

Sadece Tanrı’ya güvenmek ve gerçek bir saygınlık elde etmek istiyorsak, şu ayetleri hayatımızda uygulayabiliriz:

1. Petrus 5:6-9 6 Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı’nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın. 7 Bütün kaygılarınızı O’na yükleyin, çünkü O sizi kayırır. 8 Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor. 9 Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin de aynı acıları çektiğini bilerek imanda sarsılmadan İblis’e karşı direnin.

İşte bu sözleri hayatlarımızda uygularsak, o zaman ne olacak? İblis sizden kaçacaktır diyor. İblis’ten uzak olmanın ve Tanrı’ya yaklaşmanın yolu işte budur.

8. ayette günahkarlara ve kararsızlara bir çağrı var: “Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın.”

Eller eylemlerimizi simgeliyor. Ellerimizi günahtan nasıl temizleriz? Tövbe edip günahlı davranışımızı tekrar yapmayarak. Yüreklerimiz de arzularımızı ve düşüncelerimizi simgeliyor. Yüreklerimizi nasıl paklarız? Yine onlardan tövbe ederek, Tanrı’ya samimi bir şekilde dua ederek.

Tabii bunu Tanrı’nın önünde samimi bir şekilde yapmalıyız. “Kederlenin, ağlayın, yas tutun” derken, “hayattan nefret edin” demek istemiyor. Gerçek bir tövbe, istek, arzu veya eylemlerimizden dolayı gerçekten pişman olursak gerçekleşir. Gerçek tövbe, meyve veren bir tövbe olur, tövbenin meyvesi, değişmektir. Yani şunu diyebilmek: “evet, kardeşimi kıskandım”, “evet, kardeşimi yerdim”, “evet, o gücü kendim için istedim.” Ve: “bundan sonra böyle yapmayacağım.”

Bütün olayın özünde, Tanrı’ya karşı içten olmak yatıyor. 3. ayette Tanrı’dan dilediğimiz şeylere kavuşmamamızın sebebinin, o şeyi kötü amaçla, tutkularımız için kullanmak olduğunu görüyoruz. Yeni tanıştığım insanların en sık sorduğu sorulardan birisi budur: “Tanrı’ya dua ediyorum ama Tanrı neden kabul etmiyor?”

“Tanrı’dan ev istiyorum ama sahip olmadan öleceğim.” “Tanrı’dan araba istiyorum ama vermiyor.” “Tanrı’dan eş istiyorum ama karşıma kimseyi çıkartmıyor.” “Tanrı’dan beni genel müdür yapmasını istiyorum ama yapmıyor.” “Tanrı da bana şöyle bir hava attırmadı yani, arabamın anahtarlarını masanın üzerine koyamadım bir türlü.”

  • Tanrı’dan ev isterken, o evi sana verdiğinde, O’na şükredip, ihtiyacı olanlara o evin kapısını açmayı ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan araba isterken, o arabayı sana verdiğinde, O’na şükredip, pazar günü kilise üyelerini toplayıp kiliseye getirmeyi ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan eş isterken, o eşi sana verdiğinde, O’na şükredip, birlikte tek beden olmayı, karı-koca olarak birlikte tapınmayı, evlenmeyi düşünen çiftlere yardımcı olmayı ve böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?
  • Tanrı’dan genel müdür olmayı isterken, seni genel müdür yaptığında, sana bağlı olan personele, Mesih’in dediği gibi “hizmet edilmek” değil ama “hizmet etmek” mantığıyla hareket etmeyi, “sendeki farklılığın sebebi nedir” diye sorduklarında Mesih’ten bahsetmeyi, böylelikle Tanrı’yı yüceltmeyi hayal ediyor musun?

Tanrı hayallerimizin neresinde? Çünkü Tanrı’nın hayallerimizdeki yüzdesi neyse, o duanın gerçek olma yüzdesi odur.

“Duam neden gerçekleşmiyor” yerine “Tanrı dualarımın neresinde” diye sormak belki daha iyidir. Duamız 1) Tanrı’nın yüceliğine hizmet etmeli 2) Komşumuza hizmet etmeli.

Tabii ki her durum kendine özel değerlendirilmelidir, ama şunu cesaretle söyleyebilirim ki, Tanrı’ya ettiğimiz dualar, bunlardan daha farklı başka motivasyonlara hizmet ediyorsa, büyük ihtimalle kabul olmayacaklar.

Özetle, iman hayatımız bir yolculuktur. Bu yolculuğumuza, gerek bir birey olarak, gerekse bir beden olarak, kendimizle ve bedenin diğer üyeleriyle barış içinde ve Tanrı’nın hoşnut olacağı şekilde devam edebilmek için, şunları yapmamız gerekiyor:

  • Kibrimizi bırakıp kendimizi alçaltacağız.
  • Tanrı’dan doğru amaç için isteyeceğiz.
  • Tanrı’ya bağımlı olacağız.
  • İblis’e karşı direneceğiz.
  • Tanrı’ya yaklaşacağız.
  • Ellerimizi günahtan temizleyeceğiz.
  • Yüreklerimizi paklayacağız.
  • Tüm bunlarda samimi olacağız.
  • Ve yücelmemizin tek yolunun, Tanrı’nın önünde kendimizi alçaltmaktan geçtiğini hiçbir zaman unutmayacağız.

Saygın bir insan olmak ister misiniz? Gerçek bir yücelik ister misiniz?

10 Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.

İsa’nın sözünü de eklemek istedim: Matta 23:12 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.

Göklerin Egemenliği’nde işler dünyaya göre biraz ters şekilde yürüyor.

Rab her birimizi ve tüm kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.05.10 Umutsuz Sorular, Umut Verici Cevaplar

Yeremya 15:10-21 – Umutsuz Sorular, Umut Verici Cevaplar
Şu sözleri hatırlıyor musunuz?
“İnsanlarla yarışa girip yoruldunsa, Atlarla nasıl yarışacaksın?
Güvenli bir ülkede sendelersen, Şeria çalılıklarıyla nasıl başa çıkacaksın?”
O sözler Yeremya’nın 11. bölümünden. O sözlerle Tanrı Yeremya’yı azarladı. Yeremya hayal
kırıklığına uğramıştı, peygamberlik işini bırakmaya hazırdı. Tanrı ise Yeremya’nın çok hızlı bir
şekilde yorulduğunu söyledi, bu kadar kolay yorulmaması gerek diye azarladı.
Bugün Yeremya’nın 15. bölüme beraber bakalım. Yeremya gene hayal kırıklığına uğrayacak. Bu
hayal kırıklığına karşı Tanrı bu sefer nasıl bir tepki verecek? Ayetlere beraber bakalım.

  1. ayet – Yeremya’nın ilk sitemi
    10 Vay başıma!
    Herkesle çekişip davacı olayım diye
    Doğurmuşsun beni, ey annem!
    Ne ödünç aldım, ne de verdim,
    Yine de herkes lanet okuyor bana.
    Bu ayette Yeremya durumunu çok net bir şekilde Tanrı’ya anlatıyor. Yeremya sürekli kavga
    içindeydi. İşin kötüsü, Yeremya kavga başlatacak herhangi bir eylemde bulunmadı. Bazı
    davranışların doğal sonucu çekişmedir. Mesela, sürekli ödünç alan, ödünç veren bir kişi bir yerde
    sıkıntı yaşayacak, çekişme içinde olacak. Yeremya ise öyle bir davranışta hiç bulunmadı. Tek
    yaptığı şey Tanrı’dan gelen sözleri İsrail halkına aktardı. İsrail halkının kavgası varsa Yeremya’yla
    değil Tanrı’yla olmalıydı. Kısacası İsrail halkının tepkisi Yeremya’yı hayal kırıklığına uğrattı,
    Yeremya da o hayal kırıklığını Tanrı’ya açık bir şekilde ifade etti.
    11-14 ayetler – Tanrı’nın ilk cevabı
    11 RAB şöyle dedi:
    “Kuşkun olmasın, iyilik için seni özgür kılacağım,
    Yıkım ve sıkıntı zamanında
    Düşmanlarını sana yalvartacağım.
    12 “Demiri, kuzeyden gelen demiri
    Ya da tuncu kimse kırabilir mi?
    13 Ülkende işlenen günahlar yüzünden
    Servetini de hazinelerini de karşılıksız,
    Çapul malı olarak vereceğim.
    14 Bilmediğin bir ülkede
    Düşmanlarına köle edeceğim seni.
    Çünkü size karşı öfkem
    Ateş gibi tutuşup yanacak.”
    Gördüğümüz gibi bu ayetlerde Tanrı Yeremya’nın şikâyetine cevap veriyor. Tanrı teşvik verici
    sözlerle Yeremya’ya yanıtlıyor. Tanrı diyor ki tam Yeremya’nın peygamberlik ettiği gibi yıkım ve
    sıkıntı gelecek, İsrail halkı da sürgüne gidecekti. Ama Yeremya o sürgüne dâhil olmayacak, tersine
    Tanrı Yeremya’yı özgür kılacaktı. Gün gelecekti ki Yeremya’nın o anda çok güçlü gördüğü
    düşmanlar Yeremya’ya gelip yalvaracaklardı. 12. ayette iki soru soruluyor. Birincisi “Demiri,
    kuzeyden gelen demiri, kimse kırabilir mi?” O demir İsrail’in düşmanlarının savaş arabalarıdır.
    İsrail halkı da onlara karşı tamamen korunmasız kalacaktı. Kimse o demiri kıramayacaktı. Bir soru
    daha var 12. ayette – tuncu kimse kırabilir mi? Bu ayette Tanrı neden tunçtun bahsediyor? Aylar
    önce Yeremya’nın 1. bölümünde Yeremya’nın çağrısını okuduk. O çağrıda Tanrı tunçtan bahsetti:
    Yeremya 1:18 – İşte, bütün ülkeye -Yahuda krallarına, önderlerine, kâhinlerine, ülke halkına- karşı
    bugün seni surlu bir kent, demir bir direk, tunç bir duvar kıldım.
    Tanrı söz vermişti – Yeremya’ya tunç bir duvar kılmıştı. Yeremya o sözü unutabilir ama hamdolsun
    ki Tanrı verdiği sözü hiç unutmaz, çocuklarına verdiği güzel vaatleri yerine getiriyor.
    13., 14. ayetlerde Tanrı İsrail halkına konuşuyor. Tanrı onları halk olarak düşmanlarına teslim
    edecekti. Onlar hak ettikleri cezasını yiyeceklerdi.
    Bu ayetlerdeki sözler büyük ihtimalle Yeremya’yı teşvik etti, değil mi? Tanrı Yeremya’nın Onun
    elinde olduğunu zor zamanda koruyacağını hatırlattı. Aynı zamanda Yeremya’ya karşı gelen,
    ısrarla tövbe etmeyen düşmanları hak ettikleri cezasını yiyeceğini de açıkça söyledi.
    O zaman 15-18 ayetleri okuyalım, Yeremya’nın karşılığını inceleyelim.
    15-18 ayetler – Yeremya’nın ikinci sitemi
    15 Sen bilirsin, ya RAB,
    Beni anımsa, beni kolla.
    Bana eziyet edenlerden öcümü al.
    Sabrınla beni canımdan etme,
    Senin uğruna aşağılandığımı unutma.
    16 Sözlerini bulur bulmaz yuttum,
    Bana neşe, yüreğime sevinç oldu.
    Çünkü seninim ben,
    Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı!
    17 Eğlenenlerin arasında oturmadım,
    Onlarla sevinip coşmadım.
    Elin üzerimde olduğu için
    Tek başıma oturdum,
    Çünkü beni öfkeyle doldurmuştun.
    18 Neden sürekli acı çekiyorum?
    Neden yaram ağır ve umarsız?
    Benim için aldatıcı bir dere,
    Güvenilmez bir pınar mı olacaksın?
  2. ayette Tanrı’ya cevap verirken Yeremya, davasını Tanrı’nın eline bırakıyor. Yeremya’nın isteği
    açık – Tanrı Yeremya’nın öcünü alsın. Bu ayette Yeremya doğru olanı yapıyor, Tanrı’ya güvenip
    durumunu Tanrı’nın ellerine bırakıyor. 16. ve 17. ayetlerde Yeremya ilk hizmete girdiği günler
    hatırlıyor. Tanrı Yeremya’ya zor sözleri verdi, yargı sözlerini ona söyledi. Ama bu zor sözler bile
    Yeremya’ya iyi geldi, Yeremya’ya sevinç getirdi. Çünkü Yeremya için bu sert sözler söylemek
    zordu ama Yeremya bu sözleri söyleyerek Tanrı’nın isteğine yerine getiriyordu, kendisini çok özel
    bir şekilde Her Şeye Egemen Rab’be ait olduğunu hissetmişti. 17. ayette gördüğümüz gibi bu
    sözleri Yeremya İsrail halkından ayırdı. Yeremya Tanrı’nın doğru öfkesiyle dolu olduğu için İsrail
    halkıyla sevinemedi, coşamadı. Kendisi ile halk arasında bir mesafe açıldı.
    Ama 18. ayete geldiğimizde Yeremya dibe vuruyor. İçindeki acı dayanılmaz bir noktaya geldi. Hem
    de bu acı hiç sona ermeyeceğini hissetti. Yeremya’ya göre acısı hem çok ağır hem de sonsuz. O
    zaman Yeremya Tanrı’ya karşı isyan ediyor. 18. ayetteki son soru, “Benim için aldatıcı bir dere,
    Güvenilmez bir pınar mı olacaksın?” gerçekten çok sivri bir soru. Belki Yeremya’nın 2.
    bölümünden şu sözleri hatırlıyorsunuz:
    Yeremya 2:13 – “halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların pınarını bıraktı, Kendilerine sarnıçlar,
    Su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdı.
    O sözlerine göre Tanrı diri suların pınarıdır. İsrail halkı ise Tanrı’ya güvenmeyip o diri sulardan
    almak yerine kendi sarnıçları kazdılar. Ama şimdi İsrail halkı yaptığı gibi Yeremya da Tanrı’yı
    aldatıcı bir dere, güvenilmez pınar olarak suçluyor. Yeremya Tanrı’ya güvenmeyerek etrafına olan
    halka benzedi. Öyle olmaması gerek! Bu düşünceler, bu sözler Tanrı’nın peygamberine yakışmaz.
    Yeremya’yı saran bir kötülük vardı. Yeremya’ya verildiği görev ise o kötülüğe karşı peygamberlik
    etmek. Ama bu ayette Yeremya kötülüğe karşı gelmiyor, o kötülük Yeremya’yı saldırıyor. Yeremya
    da o kötülüğe yenik düşüyor.
    Olmaz, değil mi? Tanrı’nın adamı nasıl kötülüğe yenik düşsün? Tanrı Yeremya’yı tunç duvar
    kılmadı mı? Öyle güçlü bir duvar bu kadar kolay mı düşer? Yoksa dürüst bir cevap verirsek,
    Yeremya’nın yaptıkları bize çok yabancı gelmiyor, değil mi? İsa Mesih’te bize Yeremya’nın
    bilmediği armağanlar veriliyor. Yeremya da İsa’nın sevgisini sadece çok uzaktan gördü. Biz ise o
    sevgiyi çok yakından yaşıyoruz. Gene de Yeremya düştüğü gibi biz de kötülüğe yenik düşebiliriz,
    değil mi?
    Şimdi Tanrı’nın cevabına bakalım. Vaazın başlangıcında Yeremya hızlı bir şekilde yıldığında
    Tanrı’nın azarlayıcı, meydan okuyucu sözlerini okuduk. Şimdi Yeremya gene yılıyor, bu sefer de
    Tanrı’ya karşı daha sert sözler bile söylüyor. Acaba bu sözlere karşı Tanrı nasıl bir cevap verecek.
    19-21 ayetleri okuyalım.
    19-21 ayetler Tanrı’nın ikinci cevabı
    19 Bu yüzden RAB diyor ki,
    “Eğer dönersen seni yine hizmetime alırım;
    İşe yaramaz sözler değil,
    Değerli sözler söylersen,
    Benim sözcüm olursun.
    Bu halk sana dönecek,
    Ama sen onlara dönmemelisin.
    20 Bu halkın karşısında
    Sağlamlaştırılmış tunç bir duvar kılacağım seni;
    Seninle savaşacak ama yenemeyecekler,
    Çünkü yardım etmek, kurtarmak için
    Ben seninleyim” diyor RAB.
    21 “Seni kötünün elinden kurtaracak,
    Acımasızın avucundan kurtaracağım.”
    Tanrı’nın cevabı benim beklediğimden daha yumuşaktı. Tanrı Yeremya’ya merhametle yaklaşıyor.
  3. ayette tövbeye çağrı var: “Eğer dönersen seni yeni hizmete alırım.” Azarlayıcı sözler de var o
    ayette: Tanrı “İşe yaramaz sözler değil, değerli sözler söylersen, Benim sözcüm olursun” diyerek
    Yeremya’nın önceki ayetteki sözlerinin uygun olmadığını belirtiyor. Tanrı da şunu söylüyor 19.
    ayette, “Bu halk sana dönecek, ama sen onlara dönmemelisin.” Demek ki Yeremya dönen değil,
    halkı döndüren olmalı.
    Ama bu azarlayıcı sözlerden sonra, 20. ayette Tanrı Yeremya’yı teşvik edici bir şekilde tekrar
    görevine çağırıyor. Bu ayet Yeremya’nın ilk çağrısına çok benziyor. Biraz önce okuduğumuz gibi o
    çağrıda Tanrı Yeremya’yı tunç bir duvara benzetti. O ilk çağrıda Tanrı da şu sözleri söyledi:
    Yeremya 1:19 – Sana savaş açacaklar, ama seni yenemeyecekler. Çünkü seni kurtarmak için ben
    seninleyim.” Böyle diyor RAB.
    Tanrı da bu ayette o sözlere benzeyen sözler söylüyor: “Çünkü yardım etmek, kurtarmak için Ben
    seninleyim” diyor RAB. Son olarak 21. ayet de kurtuluş sözleriyle dolu. Kötülerin, acımasızın zaferi
    olmayacak diyor Rab. Tersine zafer Rab’bin olacak, O da Yeremya’yı kurtaracak.
    Acaba Tanrı’nın yaklaşımı bu bölümde ile 11. bölümde neden farklı? 11. bölümde Tanrı neden
    Yeremya’ya meydan okudu, bu bölümde ise neden yumuşak bir şekilde ona tövbeye çağırıp çok
    teşvik edici vaatlerle yaklaştı? Bu soruları doğru bir şekilde cevaplamak için Tanrı’nın karakterini
    iyi bilmemiz lazım. Tabii ki Tanrı çocuklarını azarlayabilir. İbraniler 12. bölümden şu ayetleri daha
    önce okumuş olabilirsiniz:
    İbraniler 12:5-6 «Oğlum, Rab’bin terbiye edişini hafife alma, Rab seni azarlayınca cesaretini
    yitirme. Çünkü O, sevdiğini terbiye eder, oğulluğa kabul ettiği herkesi cezalandırır.»
    Yeremya’nın 11. bölümde Tanrı nasıl Yeremya’yı azarladıysa, nasıl ona gaza getirdiyse bizi seven
    gökteki Babamız gerektiğinde bizi de uyarıp azarlayacak.
    Ama iyi bir baba gibi Tanrı çocuklarını ne zaman azarlayacak, ne zaman da teşvik edecek bilir.
    Tanrı çocuklarını hep azarlamaz. 103. Mezmur’da şu teşvik edici sözler var:
    Mezmur 103: 13-14 Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa, RAB de kendisinden
    korkanlara öyle sevecen davranır. Çünkü mayamızı bilir, Toprak olduğumuzu anımsar.
    Bu 15. bölümde Tanrı bu şekilde Yeremya’ya yaklaştı. Tanrı, Yeremya’nın mayasını biliyordu,
    Yeremya’ya karşı sevecen bir şekilde davrandı. Çok yumuşak bir şekilde ona tövbeye çağırdı.
    Rab hem Yeremya’nın ihtiyacı olan sözleri hem de bizim ihtiyacımız olan sözleri biliyor, duruma
    göre de konuşuyor.
    Düşmüş olan, Tanrı’ya karşı isyan etmiş olan Yeremya bu bölümdeki son sözleri dikkatli
    düşünmüş olmalı. Tanrı’nın 19-21 ayetlerdeki sözlerine Yeremya’dan gelen yazılı bir cevap yok.
    Ama Yeremya’nın kitabındaki ilerleyen bölümlerde Yeremya’nın hayatını göreceğiz. Hamdolsun ki
    Yeremya hizmetini devam ettirdi. Ona karşı çok güçlü insanlar gelecek, onlara karşı ayakta
    kalabilmek için Yeremya Tanrı’dan gelen büyük bir güçten yararlanacak. Açık ki Yeremya bu
    sözleri hatırlayıp bu sözlere göre hayatını şekillendirdi.
    Yeremya Tanrı’nın sözlerini dinledi. Ya biz? Bugün Tanrı sana nasıl yaklaştığını bilemiyorum. Belki
    Yeremya’nın 11. bölümünde Tanrı nasıl Yeremya’ya meydan okuduysa bugün Tanrı sana meydan
    okuyucu sözlerle yaklaşıyor. Belki de Tanrı bugünkü okuduğumuz bölümdeki benzeyen daha
    yumuşak sözlerle sana yaklaşıyor. Yeter ki açık bir yürekle Tanrı’ya yaklaşalım, O bize ne
    söylüyorsa hayatlarımıza ona göre şekillendirelim.
    Sanırım bazen biz Tanrı’ya yaklaşmaktan korkuyoruz. Tanrı’nın sesini duymadan Tanrı’nın azarını
    bekliyoruz. Tanrı Yeremya’yı 11. bölümde nasıl Yeremya’yı azarladıysa aynı şekilde bize de
    azarlayacak diye düşünüyoruz. Bazen de haklı olabiliriz. Ama Tanrı hep azarlamaz. Romalılar’dan
    şu sözleri bazen unutuyoruz:
    Romalılar 8:31-34 – Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlu’nu
    bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak
    mı? Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik
    dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.
    Hamdolsun ki Tanrı bizden yana. Mesih İsa da Tanrı’nın sağında ve bizim için aracılık ediyor. O
    zaman bizim kulaklarımız Tanrı’ya açık olsun. Tanrı duruma göre bize konuşmaya hazır. İyi bir
    baba çocuklarına nasıl yaklaşmayı bilirse Tanrı mükemmel bir Baba olarak çocuklarına doğru
    sözleri söyleyecek. Yeter ki yüreğimizin gözleri açık olsun, Onun yaklaşmasına da bize söylediği
    sözlere de hazır olalım.

Vaaz 2020.05.17 Yakup 7 Barış Yapıcıları

BARIŞ YAPICILARI

13Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin. 14Ama yüreğinizde kin, kıskançlık, bencillik varsa övünmeyin, gerçeği yadsımayın. 15Böylesi “bilgelik” gökten inen değil, dünyadan, insan doğasından, cinlerden gelen bilgeliktir. 16Çünkü nerede kıskançlık, bencillik varsa, orada karışıklık ve her tür kötülük vardır. 17Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. 18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Amin!! Şununla başlamak isterim: Bölümün başlığı -bunlar orijinal kitapta yoktur, sonradan eklenmiştir- ama güzel soru: Bilge olan kim? Ve bilgelik nedir?

Bilgelik deyince zihinlerimizde genel olarak oluşan fikir “çok bilgi sahibi olmak”tır. Aslında bu çok da doğru değil… Bir insanın çok bilgisi olup aptal olabileceği gibi, az bilgisi olup ama gerçekten bilge de olabilir. Bilgelik “çok şey bilmek” değil, ama “bildiğin şeyi doğru kullanabilmek”tir. Başka bir deyişle bilgelik, normal sıradan hayatımızı yaşama şeklimizdir, bilgelik, anımızı nasıl kullandığımız, şu anda ne yaptığımız, şu anımızı nasıl geçirdiğimizdir.

Peki ama bilge olan kimdir ve ben nasıl bilge biri olabilirim? 1. Korintliler 1:30 Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsa’dasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu.

Gerçek olan bilgelik Tanrı’dan gelen bilgeliktir, bilgelik, Tanrı’nın beden almış hali olan İsa Mesih’tir. Bilge olan İsa Mesih’tir ve ben, Mesih’te olarak bilge bir kişi olabilirim. Normal ve sıradan hayatımı, içinde bulunduğum şu anı Mesih’le beraber yaşayarak, bilgelik sahibi olabilirim. Çünkü böylece bilge olanın ruhuna sahip oluyorum.

Yakup’un sürekli altını çizdiği gibi, 13. ayette de, bilge ve anlayışlı olduğunu düşünen birisinin, bunu bilgelikten doğan alçakgönüllükle iyi eylemleriyle göstermesi gerekiyor. Çünkü Mesih’te olmak kuru bir tecrübe olmayacak, bizi değişmeye, eyleme itecek.

İsa’nın yorgunlara ve yükü ağır olanlara seslenirken, kendi karakteri hakkında ne söylediğini hatırlayalım:

Matta 11:28-30 28“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. 29 Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. 30Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.”

Gerçek bilge olan İsa Mesih yumuşak huylu ve alçakgönüllüyse, benim O’nda olduğumu gösteren işaretler aksi ve kibirli bir adam olmak olmayacaktır, değil mi?

Ama Yakup’un çizdiği resme ve 14-15 ayetlerine göre, bir tür bilgelik daha var: Dünyadan, insan doğasından ve cinlerden gelen bilgelik. İki resim görüyoruz. İsa Mesih’e değil ama dünyasal bilgeliğe sahip olan bir kişinin yüreğinde kin, kıskançlık ve bencillik vardır. Bunların kaynağı kesinlikle Mesih değil!

Dünyadan, insan doğasından veya cinlerden gelen bilgeliğe sahip, yüreğinde kin, kıskançlık ve bencillik olan birisi, elbette alçakgönüllü olamaz. Bu kişiler her zaman kendi çıkarını düşünür ve ona göre hareket eder. Bir yerlere gelebilmek için kendisinden güçsüz olanları ezmekten hiç çekinmez ve çıkarları sona erince arkadaşını silip atar. Bu tip yöntemler kullanarak dünyasal bir başarı sağladığında ise bilgeliğiyle övünür. Ama bu gerçek bilgelikten, Mesih’ten çok uzaktır değil mi?

Bunu bazen kilisede de görebiliriz. Tanrı’ya hizmet ederken bile bazen kardeşlerimizi kıskanıp kendimizi yüceltmek isteyebiliyoruz. Ön planda olmayı ve takdir almayı kim sevmez ki?

Bazen de bilgelikler birbirine karıştırılıyor. Dünyasal bilgelik bize çekici geliyor. Şimdi izlediğimiz dizilerde veya filmlerde, baş karakter bilge ve karizmatik birisidir. Amacına ulaşmak için azimle mücadele eder ve hedefine giden yolda karşısına çıkan problemlere harika ve yaratıcı çözümler bulur ve milyonların gönlünde taht kurar.

İşte bu şekilde bazen kiliselerde dünyasal bilgeliğe sahip kişiler önder olurlar. Ama sorun şu ki, kilise ruhsal bir kavram. Bu konuda çok dikkatli ve uyanık olmalıyız. Çünkü eğer ruhsal konularda dünyasal bilgeliğe göre hareket edersek, sonuçlarla insanları kısmen etkileyebiliriz ama Tanrı’yı asla!

Çünkü gerçek bilgelik ve dünyasal bilgelik gibi birden fazla bilgelik olduğu gibi, bazen birden fazla çözüm yolu vardır. Saul’un oğlu İş-Boşet’in iki tane akıncı önderi vardı, hatırlıyor musunuz? Davut’un gözüne girmek umuduyla İş-Boşet’i öldürüp Davut’a getirdiler. Bu iki adam için böyle yapmak, görünen bir probleme karşı bir çözümdü ama sonları yıkım oldu. Çünkü o çözüm gerçek bilgelikten gelmiyordu ve Tanrı’yı hoşnut etmiyordu. Amaçları neydi, bunu neden yaptılar? Kendilerine güç sağlamak için, bencillikten.

Çünkü Yakup’un 16. ayette bizlere söylediği gibi, kıskançlık ve bencillik olan bir yerde, karışıklık ve her türlü kötülük vardır. Gerçek bilgelik yerine kendi bilgeliğimizle adımlarımızı atarsak, bu bize sadece karışıklık ve kötülük getirecek. Bu, kilisede ve her yerde böyledir. Kilise bir bedendir. Bedende kıskançlık ve bencillik olursa, o beden düzgün işleyebilir mi? Bir basketbol takımında, herkes kendi istatistiklerini geliştirmek için oynarsa, o takım başarılı olabilir mi? Orada sadece karışıklık ve kötülük olur.

Bir çok olumsuz durumlardan bahsettik. Şimdi biraz da kutsal olanlardan bahsedelim. Tüm anlatılanlardan sonra son iki ayette ruhun ürünlerini görüyoruz. Yani nasıl olması gerektiğini. O iki ayeti tekrar okumak istiyorum:

17Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. 18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Gökten inan bilgeliğin özellikleri: PAK-BARIŞÇIL-YUMUŞAK-UYSAL-MERHAMETLİ-İYİ MEYVELERLE DOLU-KAYIRICILIĞI YOK-İKİYÜZLÜLÜĞÜ YOK.

Pak – her türlü kirden uzak, imanda ve eylemde tertemiz olmak // Barışçıl – her durumda barışı arayan // Yumuşak – kibar ne nazik // Uysal – gerekirse geri adım atabilen // Merhametli – İnsanlara, hayvanlara, doğaya sevgi ve saygı besleyen, yanlışı-eksiği olan insanları eleştiren ve yargılayan değil ama yardım etmeye istekli // İyi meyvelerle dolu – sadece sözde değil ama eylemde de etkin // Kayırıcılığı yok – insanları zengin yoksul, ünlü ünsüz diye ayırmayan // İkiyüzlülüğü yok – samimi, olduğundan farklı görünmeye çalışmayan. İşte Tanrı’nın hayatlarımızda olmasını istediği ruhun meyveleri!

Tanrı’nın bizde görürse hoşnut olacağı meyveler! Şimdi her şeyi bir kenara koyup gerçekten biraz düşünelim. Gerçekten bugün böyle olamaz mıyız? Yani gerçekten çok zor mu? Alçakgönüllü olmak, yanındaki insanı kendin gibi sevmek, yardıma muhtaç durumda olan insanlara yardım etmek, barışçıl olmak, sabırlı olmak, kendimize kötülük yapan birisini affetmek, herkese karşı şefkatli olmak ve iyi davranmak -hatta o kişi bunu hak etmese bile-, ayrımcılık yapmamak… Tanrı’da bir yaşam sürmek ve Tanrı’nın bilgeliğine sahip olmak. Bizleri gerçekten bundan alıkoyan, bugün bizi böyle davranmaktan alıkoyan şey nedir? Neden böyle yapmıyoruz?

Acaba kendimizden ve değerlerimizden ödün vermekten çekiniyor muyuz?

Martin Luther’a ait olan bir öykü var. Bir yerde çok derin bir ırmak var. Üzerinden yürüyerek geçmek imkansız. Bu yüzden ulaşım için üzerine bir köprü yapmışlar. Ama köprüyü yapan kişiler onu çok dar yapmışlar. Ve bir gün, zıt taraflardan gelen iki keçi köprünün ortasında birbirleriyle karşılaşır. Ama köprü o kadar dar ki, birbirlerinin yanından geçemiyorlar. Geri dönmeye de cesaretleri yok, dövüşmeye de. Sorun nasıl çözülecek? Biraz tartışmışlar, sonra bir tanesi yere uzanmayı kabul etmiş, öbürü de onun üzerinden geçmiş. Böylece yollarına devam etmişler. Kimse zarar görmemiş.

18Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Kimse üzerimize basmasın diye, barış yapıcı olmaktan çekiniyor muyuz?

Matta 5:9 Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.

Mezmur 37:37 Yetkin adamı gözle, doğru adama bak, Çünkü yarınlar barışseverindir.

Yetkin ve doğru adam, İsa Mesih, biz Tanrı’yla barışabilelim diye, insanlığın günahının kendi üzerine basmasına razı olmadı mı?

Koloseliler 1:20 20 Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.

Gerçekten bilge olmayı, gerçek bilgeliği yaşamayı, gerçekten şu anımızı ve hayatımızı Mesih ile birlikte geçirmeyi, barış yapıcıları olmayı istemez miyiz? Şu anda bu vaazı dinleyen ve bunu istemeyen hiç kimse yoktur. Şunu söylemek istiyorum: Eğer izin verirsek, bugün Kutsal Ruh bizleri değiştirebilir.

Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın daha fazla kine, kıskançlığa ve bencilliğe hiç ihtiyacı kalmadı. Dünyanın ihtiyacı olan şey, daha fazla tuzlar ve ışıklar.

Yeryüzü Tanrı’nın kiliselerinden çıkan tuzlar ve ışıklarla dolsun.

Kutsal Ruh yüreklerimize dolsun. Mesih’in sevgisi yüreklerimize aksın.

Tanrı’nın ışığı yüreklerimizde hiçbir karanlık nokta bırakmayacak parlaklıkla parlasın ki, sonra biz aynı ışığı dünyaya yansıtabilelim.

Galatyalılar 5:13-26 13 Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin. 14 Bütün Kutsal Yasa tek bir sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” 15 Ama birbirinizi ısırıp yiyorsanız, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz!
16 Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz. 17 Çünkü benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz. 18 Ruh’un yönetimindeyseniz, Yasa’ya bağımlı değilsiniz.
19-21 Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği’ni miras alamayacaklar.
22-23 Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. 24 Mesih İsa’ya ait olanlar, benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. 25 Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh’un izinde yürüyelim. 26 Boş yere övünen, birbirine meydan okuyan, birbirini kıskanan kişiler olmayalım.

Amin! İşte bu şekilde bilge olabiliriz. Dua edelim.

Vaaz 2020.04.26 Yakup 5 İman ve Eylem

YAKUP 2:14-26 İMAN VE EYLEM

Yakup mektubu üzerindeki vaazlarımıza devam ediyoruz. Bugün serinin 5. vaazı, iman ve eylem ile eylemle aklanma konularını ele alıyor. Bu, tarih boyunca hassas bir konu olmuştur. O yüzden vaaz sırasında ara ara yanlış yorumlanabilecek cümleler duyabilirsiniz. Ricam şudur: Böyle bir şey olduğunda konunun sonuna kadar beklemeniz. Yani duyacağınız şeylerden bazıları teolojik olarak yanlış gibi gelebilir ama açıklamanın sonuna kadar beklerseniz metnin vermek istediği mesaj netlik kazanacaktır. Şimdi ayetler üzerinden gidelim:

14 Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi?

Bir iman türüne ait bir resim var. -Böylesi- Nasıl bir iman? Hiçbir iyi eylemim yok, ama ağzımla imanım olduğunu söylüyorum -beyan ediyorum-iddia ediyorum… “İmana sahipse” demiyor, “İmanı olduğunu söylerse…” diyor. Sadece beyan etmek bir işe yaramaz, bizi kurtarmaz. Boştur.

Matta 7:24-27 Sağlam Temel, Çürük Temel

24“İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. 25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 26 Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. 27 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.”

“Benim evim sağlamdır” diye beyan etmek tek başına fayda etmez. En güzel örneği yine Yakup veriyor:

15-16 Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, “Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim” der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar?

Benim her şeyim var ama günlük yiyecekten yoksun bir kardeş görüyorum. Bakıyorum, üzülüyorum ve diyorum ki: “Umarım ki doyarsın.” Doydu mu? Biz kilisede bunu çok yaparız. “Senin için dua ediyorum.” Bu güzel ve doğru bir şeydir. Ama aynı zamanda Tanrı’ya da sormak lazım: “Bu kardeş için gerçekten yapabileceğim bir şey var mı?”

Şunu demek istiyor: Üzülmende samimiysen, yardım edersin. İmanında samimiysen, eylemle onu kanıtlarsın.

1. Yuhanna 3:17-18 Dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatini esirgeyen kişide Tanrı’nın sevgisi olabilir mi? 18 Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.

17 Bunun gibi, tek başına eylemsiz iman da ölüdür.

İmkanımız varken yardım etmiyorsak üzülmemiz boşunadır. Aynı şekilde imkanımız varken eylem yapmıyorsak imanımız da boşunadır. -Yanlış anlaşılmasın- bundan -eylemle kurtuluruz- anlamı çıkmıyor. Tek Kurtarıcı İsa Mesih’tir. Eylemle kurtulsaydık iki kurtarıcı olurdu: İsa ve kendimiz. Ama ne demek istiyor: Sadece sözde kalan, eylemle desteklenmeyen imanla kurtuluş olmuyor, gerçek iman, eylemle desteklenen imandır. Çünkü eylem gerçek imanın göstergesidir.

Reformcu John Calvin şöyle dedi: “Sadece imanla kurtuluruz, ama tek başına olan bir imanla değil.”

18 Ama biri şöyle diyebilir: “Senin imanın var, benimse eylemlerim.” Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim.

İman ve eylemin birbirinden ayrılamayacağını, bir diyalog kullanarak gösteriyor. Burada şunu görüyoruz: İmanı olan ama eylemi olmayan kişinin, imanını kanıtlama şansı var mı? Bir kişi imanı olduğunu iddia edebilir. Ama bunu ortaya koyacak şekilde yaşamıyorsa, bunu nasıl bilebiliriz? Eylemlerim olmadan size imanım olduğunu kanıtlayabilir miyim? Kanıtlayamam, sadece beyan edebilirim. Şuna benzer: “Ben kızım için mükemmel bir babayım.” Ama Sedef’e de bir sormak lazım. Eğer eylemlerimle ona bunu göstermiyorsam, bunu iddia etmem çok saçma olacak. Eylemlerim olmadan imanlı olduğumu iddia ettiğimde de aynısı olacak. Eylemler, imanımızı gösterebilmek için tek yoldur. Sadece sözler yetmez.

Yakup 3:13 Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin.

Yakup bugün baktığımız metinde şöyle devam ediyor:

19-20 Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! 20 Ey akılsız adam, eylem olmadan imanın yararsız olduğuna kanıt mı istiyorsun?

Tanrı’nın olduğuna ve Tek Tanrı olduğuna inanmak önemsiz mi? Hayır çok önemlidir. Ama yeterli midir diye sorarsak, yeterli değildir. Cinler de buna inanıyorlar hatta titriyorlar ama bu onları kurtarıyor mu?

Matta 8:29(Cinler) İsa’ya, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun?”

İsa’yı tanıyor ve Tanrı’nın Oğlu olarak tanıyorlar ama bu onları kurtarmıyor. İsa onları domuzlara gönderdi ve onlar kendilerini göle attılar. Çünkü inanmakla yetiniyorlar, eylem yok, adanma yok. Sadece sözde olan bir inanç var. Herkesin bildiği bir gerçeği dile getirmek sadece onu kafamızda onaylamak demektir. Ama sadece kafamızda onayladığımız ama bizi değiştirmeyen, eyleme götürmeyen iman boş bir imandır. Yine en güzel örneği Yakup veriyor:

21-23 Atamız İbrahim, oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklanmadı mı? 22 Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı. 23 Böylelikle, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. İbrahim’e de Tanrı’nın dostu dendi.

Bu ayetlerde açıkça İbrahim’in oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle aklandığını görüyoruz. Şöyle açıklayabiliriz:

Yaratılış 15:6 Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı.

Avram yani İbrahim Tanrı’ya iman etti ve imanı aracılığıyla aklandı. Sonra Yaratılış kitabında 7 bölüm ilerlediğimizde, İbrahim’in imanının oğluyla denendiğini görüyoruz. O zamanda da eylemle aklandı. İbrahim iman ettiğinde aklandı ve imanını denenme aracılığıyla eyleme dönüştürdü. Yani İbrahim’in oğlunu sunmasını sağlayan şey imanıydı. Bu ikisi birbirinden ayrılamaz. En sevdiği şey olan oğlunu bile Tanrı’ya verebilecek kadar imanı samimiydi. Tanrı’ya olan imanını sadece kafasından onaylamadı, ama oğlunu adama eylemiyle, imanının gerçekliğini kanıtladı.

Gerçek iman ve eylem birbirinden ayrılamaz. İbrahim’in imanı eylem ortaya çıkardı ve eylemi imanını tamamladı. Ve ne diyor: “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu.” Bu iman ve eylemle oldu.

24 Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, eylemle de aklanır.

İnsan eylemle de aklanıyor. Yalnız dikkat edelim şunu demiyor: -İnsanın kurtulması için iman ve eylem şartı vardır- demiyor. Bu ayeti tek başına alırsak, İsa’nın kendi öğretisine karşı bir inanç çıkar. Anlatmak istediği şudur: İman ettiğimizde kurtuluyoruz ve eylemlerimizle de imanımızın gerçekliğini göstermiş oluyoruz. Eylemlerimiz zaten imanımızdan geliyor. Yakup Kutsal Kitap’tan ikinci bir örnek veriyor:

25 Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı?

Kısaca: Rahav, Eriha kentinde yaşayan Kenanlı bir kadındı. O dönemde de Tanrı’nın yönlendirdiği İbranilerin ordusu bu kente doğru yaklaşıyordu. Ülkenin durumunu öğrenmek için önden casuslar gönderdiler. Rahav bir şekilde İbranilerin Tanrısının gerçek Tanrı olduğuna iman etti. Bu yüzden casuslar geldiğinde yakalanmasınlar diye onları sakladı, sonra onları farklı ve güvenli bir yoldan geri gönderdi ve evine de bir işaret bıraktı. Şimdi şunu söyleyebiliriz: Rahav tek başına bu eylemiyle aklanmadı ama bu eylemi, imanının gerçek olduğunu gösterdi. İmanının gerçek olduğunu eylemiyle kanıtladı.

İbraniler 11:31 Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi.

İmanı sayesinde diyor, eylemi sayesinde demiyor. Çünkü bu eylemi ona yaptıran imanıydı.

Ve Yakup sonuca geliyor:

26 Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür.

Aslında konunun en güzel özeti budur: Ruh olmadan beden nasıl ölüyse, eylem olmadan iman da aynı şekilde ölüdür.

Şimdi kısaca birkaç noktaya değinelim:

Bazı insanlar, kurtulmamızda eylemlerin etkin olduğunu kanıtlamaya çalışmak için bu bölümü kullanabilirler. Hatta Martin Luther’in bile bu bölümde çelişki gördüğünü belirten sözleri oldu. Şimdi ben elbette Martin Luther gibi büyük hizmetleri olan adanmış bir adamın yanında hiç kimseyim. Ama izin verirseniz, bir bakış açısını kullanarak, Pavlus’un imanla aklanma ve Yakup’un eylemle aklanma ayetleri arasında bir çelişki olmadığını size kanıtlamak istiyorum.

Eylemle ve iyi işlerle aklanma dediğimizde, iyi işlerden kasıt nedir? Muhtaçlara yardım etmek, yalan söylememek, ibadet etmek vs… Ama bu okuduğumuz metinde, Yakup’un örnek verdiği eylem ve iyi işler nelerdi? İbrahim’in oğlunu Tanrı’ya sunması ve Rahav’ın casuslara yardım etmesi. Şimdi şunu sormak istiyorum: İbrahim’in ve Rahav’ın yaptıkları bu iki eylemden, imanı çıkartın ve o eylemlere imanları olmadan bir daha bakın, ne görüyorsunuz? Ben size söyleyeyim, bir tanesi: öz oğluna cinayet girişimi ve diğeri: vatan hainliği.

Eğer bu bölümden eylemlerimizle kurtuluruz sonucuna varacaksak, kurtulmamız için yapmamız gereken eylemler: öz oğluna cinayet girişimi ve vatan hainliğidir. Ne kadar mantıksız, değil mi? Bu ayetlerden eylemle aklanırız sonucunu çıkarmak da öyle. Çünkü bunlar düz baktığınızda hem günahtır, hem de kanunda ceza gerektiren suçlardır.

Ama imanla baktığınızda, bunlar bu kişilerin Tanrı’ya olan gerçek imanlarının göstergeleridir. Yani başka bir deyişle, eylemleridir. İmanlarının meyveleridir. Tanrı sevgisini hayatlarındaki her şeyden üstün tuttuklarının göstergeleridir.

Pavlus şöyle dedi:

Galatyalılar 5:6 Mesih İsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Şu soruları soralım: İbrahim gibi, hayatımda en değerli gördüğüm şeyi bile Tanrı’ya vermeye hazır mıyım, yani gerçekte en değerli varlığım Tanrı mıdır? Ve Rahav gibi, Tanrı sevgisi uğruna, insanların gözünde hain sayılmayı bile göze alabilecek kadar hayatımda Tanrı’ya değer veriyor muyum? Tanrı benden imanımı eylemle kanıtlamamı istediğinde, buna hazır mıyım?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.

Vaaz 2020.04.19 Yakup 4 Ayrımcılık Yapmayın

Yakup 2:1-13

(1) İlk akla gelen düşünce: Benden uzak olsun! Ben yapmam! Ben ayrımcı değilim! Ben rahatım!

“Kardeşlerim” “Rabbimiz İsa Mesih’e iman edenler olarak” –> İmanlılara hitap ediyor!

Hayatımızda vardır ya da yoktur, ama en azından olabilme ihtimali vardır, çünkü Tanrı uyarmıştır.

“Ben asla yapmam” düşüncesi beraberinde güzel kırmızı kurdeleli bir denenme getirebilir.

Kilisemizde Türk-Amerikan, kadın-erkek, zengin-fakir var. (Sohbet, ilgilenme, çıkar ilişkileri, hor görme).

Bir Hristiyan kimseye bu tip bir ayrımcılıkla yaklaşmamalı. O zaman kimseye ayrıcalıklı davranmayacak mıyız?

Karıştırılmasın: Rom 13:7 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.

Devletimize hakkını, ticarette herkese hakkını, anne babaya ve hak edene saygıyı ve onuru vereceğiz.

Söylemek istediği: Kibir yapmadan, sınıf ayrımı yapmadan, bir kesime dalkavukluk yapmamak ve diğer kesimi hor görmemek. Çünkü Tanrı insan gibi görmüyor, kimin ne olduğunu bilemeyiz.

Örnek: İşay’ın evine giden Samuel. 1. Sa.16:7 Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.

(2-4) Canlı bir örnek. Resim-toplandığımız yer-kilise-zengin ve fakir kişi geldiğindeki davranış farklılığı. Hoşgeldinci. Kiriş.

Zengin kişi, bana faydası olur diye ilgilenmek-fakir kişi, bundan bana fayda gelmez diye ilgilenmemek.

Kulağa abartı gibi gelebilir, ama inanın bu örnek abartı değildir. Kilisede ve toplumda bu düşünce vardır.

Buna karşın Tanrı şöyle diyor: (5-6-7) Tanrı’nın gözünde yoksul olanlar ne kadar değerlidir! Birkaç ayet:

Yeşaya 61:1 Egemen RAB’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti. (İsa kendisi havrada bu ayeti açıp okudu) Luka 4:18

Luka 6:20 İsa, gözlerini öğrencilerine çevirerek şöyle dedi: “Ne mutlu size, ey yoksullar! Çünkü Tanrı’nın Egemenliği sizindir.

1 Ko. 1:26-29 Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. 27 Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. 28 Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. 29 Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin.

Zenginlerin çoğu Tanrı’ya değil, varlıklarına güvenirler. -Varlıkları ambarlara sığmayan adam-

Luka 19:20 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’ 20 “Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız!’ dedi. ‘Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?’

Bölümdeki ilk örnekte kiliseye gelen zengin, bir imanlı gibi. Ama buradakiler sanki değil gibi. Sömüren, mahkemelere sürükleyen, ait olduğumuz Kişi’nin yüce adına küfreden… 2000 yılda çok şey değişmedi, günümüz dünyası da aynıdır. Hepsi için konuşamayız ama varlıklı insanların hayatlarına bir bakın, artık sosyal medya var hepsi gözler önündedir. Zulüm yaparlar. Ambarları olan adam gibi, hep daha fazlasını isterler. Tanrı’yı ve dünyanın geçiciliğini düşünmezler.

Tanrı’ya gelmek onlar için çok fedakarlık ister çünkü yükleri ağırdır.

Ama yoksulluk hafifliktir. Yoksul kişi zenginliğe umut bağlayamayacağını zaten öğrenmiştir. Bu yüzden İsa “Gel” dediğinde gidiverir. Ama İsa zengin adama varlığını sat ve gel dediğinde adam ne yaptı?

Matta 19:22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.

Üzüldü ve gitti. Yapamadı. Bırakmak için çok fazla yükü vardı. Bu yüzden İsa’nın hafif olan yükünü alamadı.

Amacımız zenginleri hor görerek başka bir ayrımcılık yapmak değil. Ama şudur: Tanrı yoksullara ve zayıflara ne kadar daha fazla önem veriyor! O zaman biz nasıl hor görelim?

(8) Neden komşumuzu kendimiz gibi sevmemiz örneğini veriyor çünkü bunu yaparsak ayrım da yapmayız.

“Tanrı’nın yasası” – en büyük buyruktur, bir devrimdir. En büyük buyruk nedir?

Markos 12:30-31 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’ 31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”

Örneğe bağlı kalırsak: kiliseye gelen zengine çıkar umarak yaklaşıyorsam ve fakirden bir çıkarım olmaz diyerek ondan yüzümü çeviriyorsam, komşumu kendim gibi sevmiyorum. “Ama zengine iyi davranıyorum” “Ama sevdiğime iyi davranıyorum” İsa demedi mi:

Matta 5:46 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur?

Eğer komşunu kendin gibi seviyorsan fakire de iyi davran, sevmediğine de iyi davran. Komşu kimdir? İyi Samiriyeli’de görüyoruz, komşum, yardım edebileceğim herkestir.

Kendine öyle davranılsa hoşuna gider mi? Hor görülmek hoşuna gider mi? İsa şunu da dedi:

Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

9-11 İşin içine yasa giriyor. Ayrımcılık günahtır ve günah yasaya karşı gelmektir ve yasanın bir maddesine karşı gelmek, yasanın tümüne karşı gelmek demektir. Zina etmez ama adam öldürürsen yasaya karşı gelmiş olursun. Adam öldürmez ama hırsızlık yaparsan, yine aynı. Tek ihlal=tümden ihlal demektir.

Peki biz yasadan özgür değil miyiz? Rom 6:14 Kutsal Yasa’nın yönetimi altında değil, Tanrı’nın lütfu altındasınız. O zaman yasaya karşı gelsek ne zararı var?

Gerçek: Bizler yasanın değil, Mesih’in yönetimi altındayız. Yasayı değil, Mesih’i izliyoruz. Yasayı ihlal etmenin cezası var, o ceza ölümdür ve Mesih tarafından ödenmiştir. Yasadan özgürüz.

Ama yasanın bazı kuralları bizim için hala bağlayıcıdır. On emirden dokuzu mektuplarda var, sadece Şabat yok.

Yasanın bu emirleri “bunlara uymazsan öleceksin” olarak değil, ama “Bak, ben seni kurtardım, özgür kıldım. Ağır bedel ödendi-filmini bile izleyemiyoruz. Sen de artık Mesih’e benzemen için verdiğim bu buyruklara uy. Kutsal ol.”

Zaten Yakup da diyor. (12) İmanlılar yasanın altında değil, özgürlük yasasının altında. Ama özgürlük nedir? İstediğimiz her şeyi yapmak değil, doğru olanı yapmak.

Rom. 6:1 Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? 2 Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız?

Musa’nın yasası insanları suçlu çıkardı, özgürlük yasası ise bize lütuf ve güç verdi. Kurtulmak için değil, ama kurtulduğumuz için iyi işler yapıyoruz.

Unutmamalıyız: Yargılanacağız. (Ama ben kurtuldum!)=Belki kurtuluşumuz değişmeyecek, ama belki ödüllerimiz değişebilir.

“Konuşup davranın” diyor. Dikkat: Sadece “konuşun” demiyor. Yani sözlerimizin ve davranışlarımızın uyum içinde olması lazım.

(13) Tanrı’yla ilişkisi iyi olan birisinin bol merhamet göstermesi gerekir. Yargılanacağız dedik. Yargı gününde Tanrı’dan merhamet bulmak istiyor muyuz? O zaman merhamet göstereceğiz. Ne zaman? Şimdi. Kime? Komşumuza. Komşumuz kim? Herkes. Başkalarına merhamet edersek, biz de merhamet bulacağız.

Hiç kimseye ayrımcılık yapmayacağız, ama herkese merhametle yaklaşacağız. İsa dedi:

Matta 5:7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.

Sorular:

Kendi ırkıma, başka ırklardan daha fazla,

Gençlere, yaşlılardan daha fazla,

Kadınlara erkeklerden daha fazla,

Ünlü kişilere ünsüzlerden daha fazla,

Zenginlere yoksullardan daha fazla, ya da tam tersinde değer gösteriyor muyum?

İsa’nın sözünü tekrar ederek bitirelim: Luka 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

Vaaz 2020.04.12 İsa Dirildi Ölüm Yenildi

MATTA 28 ve 1. KORİNTLİLER 15

1. Korintliler 15:3-4 Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.

İsa daha çarmıha gerilmeden önce, bunların gerçekleşeceğini söylemişti. Matta 16:21 Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

İsa’nın günahlarımız için ölmesi ve dirilmesi gerekliydi. Günahlı doğamızdan ve Tanrı’nın kutsallığından dolayı ölüm cezasını haketmiştik. Ama İsa ölümün planlarını bozdu. Romalılar 6:23 Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.

Böylece İsa bir Cuma sabahında Golgota denen yerde çarmıha gerildi. Aynı gün öldü. O’nun ölümüyle, günahlarımızın gerektirdiği ölüm cezası ödendi. Matta 27:51 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Perde, tapınakta kutsal yer ile en kutsal yeri birbirinden ayırırdı, normal insan o perdenin ötesine, Tanrı’nın yanına giremezdi. Ama İsa’nın ölümü o perdeyi ikiye böldü, insan artık oraya girebilsin diye. Günah yüzünden asılan perde artık gitti.

Mesih, çarmıhtaki ölümü sayesinde bizi Tanrı’yla barıştırdı. Kolosesiler 1:20 Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.

İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce yaşamış olan Yeşaya peygamberin hakkında bildirmiş olduğu gibi:

Yeşaya 53:5 bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi,
Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.
Esenliğimiz için gerekli olan ceza
Ona verildi.
Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.

Mesih’in sevenleri, O’nun ölümüne üzüldüler. Ertesi gün Yahudilerin şabat günüydü. Daha önceden İsa’ya iman etmiş olan Aramatyalı Yusuf zengindi. Pilatus’a gidip ondan İsa’nın cesedini istedi. Cesedi aldı, temiz keten beze sardı ve kayaya oydurduğu kedine ait mağara mezarına yatırdı.

Başkahinlerle Ferisiler ise hala uyanıklık peşindeydi. İsa’nın üç gün sonra dirileceğini söylediğini hatırladılar. Pilatus’a giderek onu uyardılar, eğer öğrenciler gelip cesedi çalarlar ve halkı İsa’nın dirildiğine inandırırlarsa yanarız diye düşündüler. Pilatus onlara askerler verdi, askerler taşı mühürlediler ve mezarı güvenlik altına aldılar, yani mezar mühürlü ve asker koruması altında oldu.

Sonra olanları Kutsal Yazılardan okuyalım. Matta 28:1-10

İsa DİRİLDİ! Söyledi, ve söylediğini yaptı.

Bu sırada nöbetçiler kente gittiler ve başkahinlere olup biteni anlattılar. Sonra başkahinler ileri gelenlerle toplantı yaptılar. Askerlere yalan konuşmaları için rüşvet verdiler. Öğrencilerin gece geldiği ve nöbetçiler uyurken cesedi çalıp götürdükleri yalanını uydurdular ve halk arasında bu yalan yayıldı. Ne enteresan bir yalan, değil mi? Bir sürü yeni soru çıkıyor. Nöbette neden uyudular? Hepsi birden nasıl aynı anda uykuya daldı? Hepsi o anda uykudaysa, cesedi öğrencilerin çaldığını nereden bildiler? Tabii bu yalan, nöbet tutan askerler için de bir risk taşıyordu ama başkahinler onlara bu konuda da güvence verdi. Güçlerini birçok şekilde kötüye kullandılar.

Ve Celile’deki dağda gerçekleşen buluşmayı Kutsal Yazılardan okuyalım. Matta 28:16-20

İşte İsa orada önlerindeydi. Biraz tapındılar, biraz kuşku duydular. İnsanlardı. Karışık duygular hissettiler. 2 gün önce çarmıha gerildiğini öldüğünü gördükleri adam önlerinde duruyordu. İsa kilisemize de adını veren son buyruklarını verdi. Bu buyruklar neydi? -Gidin -bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin -onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin -size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. Gidin ve herkesi vaftiz edin, dünyayı Hristiyan yapın demedi değil mi? Vaftiz olup Hristiyan olmaktan öte, O’nu takip eden herkesin, O’nun öğrencisi olmasını istedi. Bütün yetkinin kendisine verildiğini ve dünyanın sonuna dek her an öğrencileriyle birlikte olacağını söyledi. Bunlar ölümden dirilen bir adamın ağzından çıkan sözlerdir. Yani dikkate alınması iyi olur.

Şimdi bunun bizim için öneminin ne olduğu konusunda, Kutsal Yazılardan, Pavlus’un kaleminden konunun özeti bir bölümü okumak istiyorum. 1. Korintliler 15:1-8.

Korint’teki bazı kimseler, ölülerin dirilip dirilmeyeceği konusunda tartışıyorlardı. Pavlus, sözlerine şöyle devam etti. 1. Korintliler 15:14-25.

1. Petrus 1:3-4 Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun. Çünkü O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.

Malum dünya olarak bir salgından etkileniyoruz. Ölenler var, yakınlarını kaybedenler var, hastalananlar var… İnsanların genelinde korku var, haklı olarak… Hayatlarımızda birçok şey değişti, birçok şey de değişecek gibi görünüyor. Ama bu değişken ve olumsuz tablo içinde bile Tanrı’nın lütfu var… Bir umudumuz var. Tanrı’nın sözleri, vaatleri, sonsuz yaşam armağanı hala geçerli.İsa dedi ki:

Yuhanna 11:25-26 “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek…’

İSA DİRİLDİ, ÖLÜM YENİLDİ! TANRI’YA ŞÜKÜRLER OLSUN, DİRİLİŞ BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Vaaz 2020.04.05 Yakup 3 Kutsal Ayna

BÖLÜM: YAKUP 1:18-27 (SERİNİN 3. VAAZI)

Kilise toplantılarımız ertelenmeden önceki son iki vaazımız Yakup mektubundandı. Yakup mektubunun ilk vaazının en başında, Tanrı’nın kilisemize Yakup mektubu aracılığıyla konuşmak istediğine inandığımı size iletmiştim. İki hafta sonra koronavirüs salgını başladı ve toplantılarımız iptal edilince, Tanrı bize, daha çok o duruma uygun ve teşvik ile dolu güçlü sözlerini aktaran iki vaaz aracılığıyla konuştu. Son iki hafta böyleydi, çünkü salgından dolayı birçok şey değişti. Ancak Tanrımız asla değişmez! O yüzden Rab dilerse, Yakup mektubuna devam edeceğiz. Rab bereketlesin.

AYET 18: O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.

Tanrı bizi yaşama kavuşturdu. Tanrı, dirilenlerin arasında ilk olan İsa Mesih’e iman aracılığıyla bizleri sonsuz yaşama kavuşturdu. (Elçilerin İşleri 26:23)

Tanrı, bizleri gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu. Gerçek bildiri: Tanrı’nın sözleri, ve Tanrı’nın sözleri: Kutsal Kitap’tır. Kutsal Kitap okuduğumuzda, gerçeğin bildirisini okumuş oluyoruz. Mesih’in gelişinin yüzyıllar önceden bildirilmesini, geldiğinde neler olduğunu, neden geldiğini Kutsal Kitap sayesinde bilebiliyoruz. İşte bu yüzden, Kutsal Kitap okumamız ne kadar önemlidir!

Tanrı bizleri kendi isteği uyarınca yaşama kavuşturdu. Yani Tanrı bizi, bizim yaptığımız ya da yapacağımız iyi işlerimizden ya da hak edişimizden dolayı yaşama kavuşturmadı. Tanrı mecbur değildi, ama bize yaşam vermek için gönüllü oldu, bizi sevdi, bizi o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. (Yuhanna 3:16)

Tanrı, bizleri yarattıklarının ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu. İlk meyveler önemlidir. Onlar, olgunlaşmış olan hasatın ilk ürünleridir. Ayrıca ilk ürünler, bir şükran göstergesi olarak Tanrı’ya sunulur, aynı biz imanlıların, kendimizi Tanrı’ya diri birer kurban olarak sunmamız gerektiği gibi (Romalılar 12:1). Elbette Yakup, ilk imanlılara sesleniyordu. Onlar Mesih’in yeryüzündeki hasadının ilk ürünleriydiler. Ama sadece onlar mı? Bizler de tam olarak aynı olmasa da benzer durumdayız, Tanrı bizleri de aynı amaç için, yarattıklarının ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu.

AYET 19-20: 19 Sevgili kardeşlerim, şunu aklınızda tutun: Herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş, öfkelenmekte de yavaş olsun. 20 Çünkü insanın öfkesi Tanrı’nın istediği doğruluğu sağlamaz.

18. ayette ilk meyveler olmaktan bahseden Yakup, bundan sonra okuyacağımız ayetlerde, bunu nasıl yapabileceğimiz konusunda çok pratik tavsiyeler veriyor. Yani Tanrı bizleri yaşama boş yaşayalım diye değil, ilk meyveleri olmamız için yaşama kavuşturdu ve bunu layıkıyla yapmak bizim sorumluluğumuzdur.

Biz insanlar bu tavsiyelerin genellikle tam tersini yaparız, Tanrı bunu biliyor. Bizler dinlemekte yavaş, konuşmakta hızlı ve öfkelenmekte de hızlıyızdır. Konuşmak ve öfkelenmekteki hızımız, dinlemekteki hızımızı çoğu zaman geçer. Konuşmak ve öfkelenmekte yarış arabası gibi, dinlemekte kaplumbağa gibiyiz.

Dinlemekte çabuk olunabilir mi? Nasıl çabucak dinleyebiliriz? Söylemek istediği şey bellidir. Daha çok dinlemeliyiz. Elbette kardeşlerimizi dinlerken bu tavsiyeyi hatırlayabiliriz, aynı zamanda Tanrı’yı dinlerken de bu tavsiyeyi hatırlayabiliriz. Her zaman Kutsal Ruh’un öğretmesine, azarlamasına ve yola getirmesine hazır, Tanrı tarafından eğitilmeye hazır olmalıyız.

Bizler konuşmayı da çok severiz ve bu konuda çok hızlıyızdır. Ama insan konuşurken çok dikkatli olmalıdır. Tanrı bize neden bir tane ağız ama iki tane kulak verdi? Konuştuğumuzun iki katı kadar dinlemek için.

Ayrıca öfkelenmekte de hızlıyızdır. Bu nettir. Hayat tecrübelerimizle de sabittir. Çabuk öfkelendiğimizde Mesih takipçisi imajına çok büyük bir zarar veriyoruz. (İsa hariç) yeryüzünde yaşamış olan tüm krallardan daha bilge olan bir kral (1. Krallar 10:23) aracılığıyla Tanrı bu konularda bizlere şu öğütleri verdi:

Dilini tutan canını korur, ama boş boğazın sonu yıkımdır. Özd. 13:3

Çok konuşanın günahı eksik olmaz. Özd. 10:19

Sabırlı kişi yiğitten üstündür, kendini denetleyen de kentler fethedenden üstündür. Özd. 16:32

AYET 21: Bunun için, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin.

Yeryüzünde her çeşit pislik vardır ve bu pislikler her tarafa yayılmış durumdadır. Yalnız bir konuyu atlamayalım. Pislik, ruhsal ve bedensel olabilir ve kötülük her çeşit olabilir ama bunlar doğasında günah olan eski benliğimizden geliyor. Yani zannettiğimiz kadar dışarıdan bir etken olmayabilirler. Ya kendimizden kaynaklanıyorsa? Kendimizi sınamak bu yüzden önemli. Ayetteki ifadeyle, bunları üzerimizden sıyırıp atmalı, daha az iyi bir ifadeyle, eski bir elbise misali onları üzerimizden çıkarıp atmalıyız.

İçimize ekilmiş, canlarımızı kurtaracak güçte olan bu söz için hamdolsun! Onu bize veren Tanrı’ya şükürler olsun! Kutsal Kitap, canlarımızı kurtaracak olan Tanrı’nın sözleriyle doludur. Kutsal Kitap aracılığıyla Tanrı bizleri sadece günahın cezasından değil, aynı zamanda günahın gücünden de kurtarıyor. Sadece sonsuz hayattaki esenliğimizi garanti altına almıyor, aynı zamanda daha burada hayattayken de bizlere esenlik kaynağı oluyor. Tanrı’nın kurtarışı iman aracılığıyla yeniden doğumla başlıyor ve sonsuza kadar devam ediyor.

Tabii bir de, içimize ekilmiş, canlarımızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul etmemiz gerekiyor. Eğer alçakgönüllü olmadan, itaatkar bir yüreğimiz olmadan, Tanrı’ya yaklaşma arzumuz olmadan Kutsal Kitap okursak ne olur? Belki bilgimiz artar, ama sadece bilgimiz artar. Değişmeyiz. İmanda gelişmeyiz, Tanrı’yı tanımakta ilerlemeyiz. Ama Tanrı’nın sözlerini alçakgönüllülükle kabul edersek, en basit görünen buyrukları uygulamak bile bizlere en büyük mutluluk duygusunu verecektir, hayatlarınızda bunu çok tecrübe ettiğinize eminim.

AYET 22: Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz.

Yakup mektubu neden çok sevilmiyor? İşte sebeplerinden birisi: değişmeye zorluyor. Diyor ki: sözü kabul ettiniz, tamam, ama yetmez, itaat de etmelisiniz. Yoksa az önce bahsettiğimiz gibi, Kutsal Kitap sadece bir romandır, bir edebi eserdir.

Kutsal Kitap’ın içindeki sözler, hayatlarımız aracılığıyla eyleme dönüşmeli. Kutsal Kitap’taki her söz, yaşamımızı etkilemeli ve değiştirmeli. Neden? Çünkü ancak bu şekilde öğrenebiliriz. Tanrı’nın sözlerinin amacı bizleri değiştirmektir ve bu sadece, biz onları hayatlarımızda uyguluyorsak mümkün olabilir, aksi takdirde, yani itaat yoksa, Tanrı’yı daha yakından tanıma ve isteğinin ne olduğunu bilme arzusu yoksa, Kutsal Kitap bizim için sadece bir edebi eser olarak kalır. O zaman sadece kendimizi aldatmış oluruz. Tanrı’nın isteği bu değildir. Tanrı’nın isteği bizleri sonsuz yaşama kavuşturmak ve imanda sürekli geliştirmektir.

AYET 23-24 23 Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. 24 Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur.

Aynalar günlük hayatlarımızda birçok pratik yönden bizler için faydalıdır. Mesela sabah kalkarız ve aynaya bakarız. Gözler şişmiş, saçlarımız kabarmış, dağılmış, saç sakal birbirine girmiş… (Kesinlikle instagram için uygun değil). Ayna bize şöyle der: Saçını taramalı ve düzeltmelisin, traş olmalısın… Aynanın görevi bizlere yanlışımızı veya yapmamız gerekeni göstermektir. Dağınık saç ve kirli sakal ile işe gider ve toplantıya katılırsak ve işler yolunda gitmezse sorun aynada değildir. Öyle yaparsak aynanın bize bir faydası da olmaz.

Kutsal Kitap’ı da sadece okumak için okursak, ayna gibi, bizden yapmamızı istediği şeyi içinde görür ama yapmazsak, bize nasıl bir faydası olabilir? Sabah işe gitmeden önce bir bölümü öylesine okursak, dışarı çıktığımızda onu hemen unuturuz (aynadaki görüntümüzü hemen unuttuğumuz gibi) ve o zaman ruhsal olarak da ilerleyemeyiz.

AYET 25: Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır.

Bu ayetlerde, önceki ayetlerde anlatılan kişinin tam tersini görüyoruz. Yani: Tanrı’nın sözlerine yakından bakan ve onu uygulayan kişi. Ne diyor? Mükemmel yasa, özgürlük yasası. Bir kez gerçek bizi özgür kıldığında, artık eski benliği üzerimizden atıyoruz, yeni bir yaratık oluyoruz (2. Korintliler 5:17). Dünyanın yükünü bırakıp, Mesih’in hafif olan buyruklarını yükleniyor (Matta 11:30) ve o buyrukları uyguladığımızda, mutlu oluyoruz. Çoğu insan Tanrı’ya inanmayı kölelik sayar ve mutluluğu farklı faklı yerlerde ararlar. Ama gerçek özgürlüğün ve mutluluğun sırrı Mesih’tedir. Yeter ki O’na bağlı olalım ve öyle kalalım.

AYET 26-27: 26 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur. 27 Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır.

Burada iki resim görüyoruz. Boş dindarlık ve gerçek dindarlık. Şimdi biz dilimizi dizginleyemiyorsak (ki dilimiz, bizler için dizginlemesi en zor şeylerden biridir) o zaman dindarlığımız da boştur. Aslında, sadece dilimizi dizginlememek değil, ölçü bu kadar yukarıda olduğu için, Mesih’e yaraşmayacak herhangi bir konu hayatımızda varsa, dindarlığımız boştur. Bu konularda daha önce konuşuyorduk, eylemlerimiz inancımızı yansıtmıyorsa, ikna ediciliğimiz de yoktur.

Gerçek dindarlık ise, Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz olan dindarlıktır. Tanrı’nın ilgilendiği dindarlık, O’nun gözünde uygun ve temiz bir yaşam sürmek ve diğer insanlarla içtenlikle ilgilenmemizdir. Dünyanın lekelemesinden kendimizi korumak çok zor olabilir, ama bunun için gösterdiğimiz gayreti Tanrı destekleyecek ve zayıflıklarımızda bizi güçlendirecek olan da O’dur. O bizimle böylesine ilgilendiğine göre, bizler de öksüz ve dullarla, fakir ve garibanlarla, muhtaç olanlarla ilgilenmeliyiz. Çünkü biz de muhtaçtık ama sevgi ve merhamet Tanrısı Rab bizimle ilgilendi. İşte Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık budur. Yeniden doğmuş olan kişi, diğer insanların da yeniden doğması için gayret gösteren kişidir. Hem onların yaşamında, hem de kendi yaşamında.

Denenme ve ayartılma için kendimizi test edebileceğimiz sorularımız vardı. Şimdi bu konuda da kendimizi test edebilmek için kendimize şu soruları sorabilir ve samimiyetle Tanrı’nın huzurunda cavaplayabiliriz:

Kutsal Yazıları’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 2. Timoteos 3:16

  • Bu ayeti de hatırlayarak, Tanrı’nın, Kutsal Kitap’ı hayatımda bu amaçla kullanmasına izin veriyor muyum, yoksa O’na karşı bu konuda direniyor muyum?
  • Tanrı’nın sözleri bir ayna gibi (Kutsal Ayna) bana ne yapmam ya da neyi değiştirmem gerektiğini söylediğinde onu yapıyor muyum, yoksa önemsemeyip ve hayatıma devam edip onu unutuyor muyum?
  • Dilimi dizginlemek için dua ediyor ve çaba gösteriyor muyum?
  • Muhtaçlara nasıl yardım edebileceğimi Tanrı’ya soruyor muyum?
  • Dünyanın binbir türlü lekelerine karşı Tanrı’nın sözleriyle temiz kalabiliyor muyum? Bunu ne kadar yapabiliyorum ve aslında ne kadar yapabilirim?

Rab her birimizi ve kilisesini bereketlesin.